Quran translation in turkish language translated by Süleyman Ateş

Chapter 1 (Sura 1)
1Rahmân ve Rahim Allâh´ın adıyla
2Âlemlerin Rabbi (sâhibi, yetiştiricisi) Allah´a hamdolsun.
3(O) Rahmân´dır, Rahim´dir.
4Din (cezâ ve mükâfât) gününün sâhibidir.
5(Ya Rabbi) Ancak sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz!
6Bizi doğru yola ilet!
7ni´met verdiğin kimselerin yoluna. Kendilerine gazabedilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil. (ya Rabbi)!
Chapter 2 (Sura 2)
1Elif lâm mim.
2İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.
3Onlar ki gaybde (gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh rızâsı için) harcarlar.
4Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; âhirete de kesinlikle iman ederler.
5İşte onlar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır!
6İnkâr edenlere gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir; inanmazlar.
7Allâh, onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerine de perde inmiştir. Onlar için büyük bir azâb vardır.
8İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde "Allah´a ve âhiret gününe inandık" derler.
9Allâh´ı ve mü´minleri aldatmağa çalışırlar, halbuki yalnız kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar.
10Onların kablerinde hastalık vardır. Allâh da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemelerinden ötürü onlara acı bir azâb vardır.
11Onlara: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın," dendiği zaman: "Biz sadece düzelticileriz," derler.
12İyi bilin ki, onlar bozgunculardır; fakat anlamazlar.
13Onlara: "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" dense, "O beyinsizlerin inandığı gibi inanır mıyız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsizler kendileridir; fakat bilmezler.
14İnanmış olanlara rastladıkları zaman; "İnandık," derler. Fakat şeytânlarıyla yalnız kaldıkları zaman; "Biz sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz," derler.
15Allâh da kendileriyle alay eder ve onları bırakır; taşkınları içinde bocalayıp dururlar.
16İşte onlar o kimselerdir ki, hidâyet karşılığında sapıklığı satın aldılar da ticaretleri kar etmedi, doğru yolu da bulamadılar.
17Onların durumu, tıpkı şuna benzer ki, (aydınlanmak için) bir ateş yakmak istedi. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz, Allâh onların nurunu giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler.
18(Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar (Hakk´a) dönmezler.
19Ya da (onlar), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek (ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuş) gibi(dirler). Yıldırım seslerinden ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar; oysa Allâh, inkârcıları tamamen kuşatmıştır.
20Neredeyse gözlerini kapıverecek olan şimşek önlerini aydınlattı mı o(nun ışığı)nda yürürler, üzerlerine karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allâh dileseydi elbette işitmelerini ve görmelerini de götürürdü. Şüphesiz Allâh´ın her şeyi yapmaya gücü yeter.
21Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, (azaptan) korunasınız.
22O (Rabb) ki yeri, sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile Allah´a eşler koşmayın.
23Eğer kulumuz (Muhammed)e indirdiğimizden şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin. Allah´tan başka bütün şâhid (yardımcı)larınızı da çağırın; eğer doğru iseniz (bunu yapın).
24Yok eğer yapamadınızsa, ki asla yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.
25İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine âit olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıkça: "Bu, daha önce de rızıklandığımız şeydir, (dünyâda iken de bu rızıktan yemiştik)" derler. (Cennetteki bu rızık), onlara, o(dedikleri)ne benzer verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır.
26Allâh, bir sivrisineği hattâ onun da üstünde olan(ondan daha zayıf bir varlığ)ı misal vermekten utanmaz. İnananlar onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise: "Allâh, bu misalle ne demek istedi?" derler. (Allâh), onunla birçoğunu saptırır ve yine onunla birçoğunu yola getirir. Onunla sadece fâsıkları saptırır.
27Onlar ki, söz verip bağlandıktan sonra Allah´a verdikleri sözü bozarlar, Allâh´ın, birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabâlık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; işte ziyana uğrayanlar onlardır.
28Allah´a nasıl nankörlük edersiniz ki, siz ölüler idiniz, O sizi diriltti; yine öldürecek, yine diriltecek; sonra O´na döndürüleceksiniz.
29O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, herşeyi bilir.
30Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yapacağım," demişti. (Melekler): "Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi halife yapacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz?" dediler. (Rabbin): Ben sizin bilmediklerinizi bilirim," dedi.
31Âdem´e isimlerin tümünü öğretti, sonra onları meleklere sunup: "Haydi, doğru iseniz onların isimlerini bana söyleyin," dedi.
32Dediler ki: "Sen yücesin (ya Rab); bizim senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakimsin (her şeyin içyüzünü bilen, her şeyi yerli yerince yapansın.)
33(Allâh) dedi ki: "Ey Âdem, bunlara onların isimlerini haber ver." (Âdem), bunlara onların isimlerini haber verince (Allâh): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı ve içinizde gizlemekte olduğunuz şeyleri bilirim, dememiş miydim? dedi
34Meleklere: "Âdem´e secde edin" demiştik, hemen secde ettiler: Yalnız İblis diretti, böbürlendi, nankörlerden oldu.
35Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz!"
36Derken şeytân onlar(ın ayağın)ı oradan kaydırdı, içinde bulundukları (ni´met yurdu)ndan çıkardı. (Biz de) dedik ki: "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin, yeryüzünde kalıp bir süre yaşamanız lâzımdır."
37Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı (onlarla amel edip Rabbine yalvardı, O da) bunun üzerine onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeyi çok kabul eden (kulunun günâhından geçen) dir, çok esirgeyendir.
38"Hepiniz oradan inin," dedik, "Yalnız (iyi bilin ki) size benden bir hidâyet geldiği zaman, kimler benim hidâyetime uyarsa artık onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
39"İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır."
40Ey İsrâil oğulları, size verdiğim ni´metleri hatırlayın, bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun!
41Sizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğum (Kur´ân)a inanın ve onu ilk inkâr eden, siz olmayın; benim âyetlerimi birkaç paraya satmayın ve benden sakının.
42Bile bile gerçeği bâtılla bulayıp hakkı gizlemeyin.
43Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle (Allâh´ın huzûrunda eğilenlerle) beraber eğilin.
44Siz Kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?
45Sabırla, namazla Allah´tan yardım dileyin, şüphesiz bu, (Allah´a) saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir.
46O(saygılı insa)nlar, Rablerine kavuşacaklarını (gözetir) ve gerçekten O´na döneceklerini bilirler.
47Ey İsrâil oğulları, size verdiğim ni´meti ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
48Ve öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse, kimsenin cezâsını çekmez (borcunu ödemez); kimseden şefâat (aracılık, iltimas) da kabul edilmez; kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz.
49Sizi Fir´avn âilesinden de kurtarmıştık. Hani (onlar), size azâbın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı ve bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
50Sizin için denizi yarmıştık, sizi kurtarmış ve Fir´avn âilesini boğmuştuk; siz de bunu görüyordunuz.
51Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra siz onun ardından buzağıyı (tanrı) edinmiştiniz, (kendinize böylece) zulmediyordunuz.
52Bundan sonra da yine belki şükredersiniz diye sizi affetmiştik.
53Yola gelesiniz diye Mûsâ´ya Kitap ve furkan (gerçekle bâtılı birbirinden ayıran ölçü) vermiştik.
54Mûsâ kavmine demişti ki: "Ey kavmim, sizler, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz; gelin Yaratıcınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. (Bu sûretle O), sizin tevbenizi kabul buyurmuş olur. Çünkü O, öyle bağışlayıcı, öyle merhametlidir.
55Bir zaman da: "Ey Mûsâ, biz Allâh´ı açıkça görmedikçe sana inanmayız," demiştiniz de derhal sizi yıldırım gürültüsü yakalamıştı; siz de bunu görüyordunuz.
56Sonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzün ardından tekrar diriltmiştik.
57bulutu üstünüze gölgelik çektik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik: "Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin," (dedik). Ama onlar bize değil, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
58Demiştik ki: "Şu kente girin, oradan dilediğiniz yerde bol bol yeyin; secde ederek kapıdan girin ve "hitta (ya Rabbi, bizi affet)" deyin ki, biz de sizin hatâlarınızı bağışlayalım, güzel davrananlara daha fazlasını da veririz.
59Derken o zâlimler, onu, kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Biz de yaptıkları kötülüklerden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten bir azâb indirdik.
60Bir zaman da Mûsâ, kavmi için su istemişti; "Asanla taşa vur," demiştik. Bunun üzerine taştan on iki göze fışkırmıştı. Her bölük, kendi içecekleri pınarı bilmişti: "Allâh´ın rızkından yeyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak (başkalarına) saldırmayın." (demiştik.)
61Hani siz demiştiniz ki: "Ey Mûsâ, biz bir yemeğe dayanamayız, bizim için Rabbine du´â et de bize yerin bitirdiği sebzesinden, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın." (Mûsâ): "İyi olanı, daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, orada size istediğiniz var," demişti. Üzerlerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu; Allâh´ın gazabına uğradılar. Öyle oldu, çünkü onlar, Allâh´ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. İsyana daldıkları, sınırı aştıkları için bunu hak ettiler.
62Şüphesiz inananlar; yahûdiler, hıristiyanlar ve sâbiiler(den) Allah´a ve âhiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükâfât vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
63Bir zaman da sizin sözünüzü almış, üzerinize dağı kaldırmıştık: "Size verdiğimizi kuvvetle tutun, içinde olanı hatırlayın ki (azâbımızdan) korunasınız," (demiştik).
64Ardından yine dönmüştünüz; eğer Allâh´ın size iyiliği ve merhameti olmasaydı, elbette ziyana uğrayanlardan olurdunuz.
65İçinizden, Cumartesi günü (avlanma yasağı)nı çiğneyenleri elbette bilmişsinizdir; işte onlara: "Aşağılık maymunlar olun!" dedik.
66Ve bunu, önündekilere ve ardından geleceklere ibret bir cezâ, (Allâh´ın azâbından) korunanlara da bir öğüt yaptık.
67Mûsâ, kavmine: "Allâh size bir inek kesmenizi emrediyor." demişti. "Bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. "câhillerden olmaktan Allah´a sığınırım!" dedi.
68"Bizim için Rabbine du´â et, onun ne olduğunu bize açıklasın." dediler. Dedi ki: "O diyor ki: O (inek) ne yaşlı, ne körpe, ikisinin ortasında (bir inek)tir! Haydi, size emredileni yapın."
69Dediler ki: "Bizim için Rabbine du´â et, renginin nasıl olduğunu açıklasın." Dedi: "O diyor ki: "Rengi parlak, sarı bir inektir, bakanlara sevinç verir."
70"Bizim için Rabbine du´â et, onun nasıl bir şey olduğunu bize açıklasın. Zira o inek bize (başka ineklere) benzer geldi. Ama Allâh dilerse mutlaka (emredileni yapmağa) yol buluruz." dediler.
71Dedi: "O şöyle diyor: O, henüz boyundurluk altına alınmamış bir inektir. Yeri sürmez, ekin sulamaz. Salma, (çifte koşulmamış) hiç alacası yok." "İşte şimdi gerçeği getirdin" deyip ineği boğazladılar; az daha yapmayacaklardı.
72Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun (katili) hakkında birbirinizle atışmıştınız; oysa Allâh, gizlediğinizi ortaya çıkaracaktı.
73Onun için "(ineğin) bir parçasıyla o (öldürülene) vurun." demiştik. İşte Allâh böylece ölüleri diriltir, size âyetlerini gösterir ki düşünesiniz.
74Sonra bunun ardından yine kalbleriniz katılaştı; şimdi onlar, taş gibi, hattâ daha da katıdır. Çünkü öyle taş var ki, içinden ırmaklar fışkırır; öylesi var ki, çatlar da bağrından su kaynar, öylesi de var ki, Allâh korkusundan aşağı düşer. Allâh, yaptıklarınızı bilmez değildir.
75Şimdi (ey mü´minler) siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Oysa bunlardan bir grup vardı ki, Allâh´ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu değiştirirlerdi.
76İnananlara rastladıkları zaman: "İnandık" derler; birbirleriyle yalnız kaldıkları zaman: "Allâh´ın size açtığını onlara söylüyorsunuz ki, onu Rabbiniz katında sizin aleyhinizde delil olarak mı kullansınlar? Aklınızı kullanmıyor musunuz?" derler.
77Bilmiyorlar mı ki, Allâh onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını biliyor?
78Onların içinde bir de ümmiler var ki, Kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntular(yahut kulaktan dolma şeyler)dir; onlar sadece zannediyorlar.
79Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, "Bu Allâh katındandır," derler! Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!
80Bir de dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacaktır." De ki: "Allah´tan (bu hususta) bir söz mü aldınız. şâyet öyle ise Allâh verdiği sözden dönmez-yoksa Allâh hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?
81Evet kim bir günâh kazanır da suçu kendisini kuşatmış olursa işte onlar, ateş halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.
82İnanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar da cennet halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.
83Biz İsrâil oğullarından şöyle söz almıştık: "Allah´tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anaya-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin!" Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz; hâlâ da yüz çevirip duruyorsunuz.
84"Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz,birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız?" diye sizden kesin söz almıştık; göre göre bunu kabul etmiştiniz.
85Ama siz yine birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz; onlara karşı günâh ve düşmanlık yapmakta birleşiyorsunuz, onları çıkarmak size yasaklanmış iken (çıkarıyorsunuz, sonra da) esir olarak geldiklerinde fidyelerini veriyor (kurtarıyor)sunuz. Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezâsı, dünyâ hayâtında rezil olmaktan başka nedir? Kıyâmet gününde de (onlar) azâbın en şiddetlisine itilirler. Allâh yaptıklarınızı bilmez değildir.
86İşte onlar, âhireti verip dünyâ hayâtını satın alan kimselerdir. Onlardan azâb hiç hafifletilmez ve onlara hiç yardım edilmez.
87Andolsun, Mûsâ´ya Kitabı verdik, arkasından peygamberler gönderdik. Meryem oğlu Îsâ´ya da açık deliller verdik ve onu Ruh´ül-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik. Ne zaman ki, bir peygamber, size canınızın istemediği bir şey getirdiyse büyüklük taslamadınız mı? Kimini yalanladınız, kimini de öldürüyordunuz?
88"Kalblerimiz, perdelidir," dediler. Hayır, ama inkârlarından dolayı Allâh onları la´netlemiştir, artık çok az inanırlar.
89Ne zaman ki, onlara Allâh katından, yanlarında bulunan (Tevrat)ı doğrulayıcı bir Kitap (Kur´ân) geldi, daha önce inkâr edenlere karşı yardım isteyip dururlarken o bildikleri (Kur´ân) kendilerine gelince onu inkâr ettiler; artık Allâh´ın la´neti, inkârcıların üzerine olsun!
90Allâh´ın, kullarından dilediğine lutfuyla (vahiy) indirmesini çekemeyerek, Allâh´ın indirdiğini inkâr etmek için kendilerini ne alçak şeye sattılar da gazab üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenler için alçaltıcı bir azâb vardır.
91Onlara: "Allâh´ın indirdiğine inanın!" denilse, "Bize indirilene inanırız." derler, ötesini kabul etmezler. Halbuki o, kendi yanlarında bulunanı doğrulayıcı bir gerçektir. De ki: "Gerçekten inanıyor idiyseniz neden daha önce Allâh´ın peygamberlerini öldürüyordunuz?"
92"Andolsun Mûsâ, size açık deliller getirmişti, sonra onun ardından tuttunuz buzağıya taptınız; siz öyle zâlimlersiniz işte!"
93Bir zaman üzerinize Tur(dağın)ı kaldırıp sizden kesin söz almıştık: "Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun, dinleyin!" (demiştik). "Dinledik ve isyân ettik." dediler. İnkârlarıyla kalblerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: "Eğer inanan kimseler iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor."
94De ki: "Eğer (dilediğiniz gibi) gerçekten Allâh katında âhiret yurdu kimsenin değil, yalnız sizin ise, sözünüzde doğru iseniz, haydi ölümü temenni edin!"
95Fakat ellerinin yapıp öne sürdüğü işlerden dolayı ölümü asla istemezler, Allâh zâlimleri bilir.
96Onları, insanların hayâta en düşkünü, ortak koşanlardan daha tutkunu bulursun; her biri, bin yıl yaşatılmasını ister. Oysa yaşatılması, onu azâbdan uzaklaştıracak değildir. Allâh ne yaptıklarını görüyor.
97De ki: "Allâh´ın izniyle Kur´ân´ı kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak senin kalbine indirdiği için, kim Cebrâil´e düşman olursa,
98"(Evet) kim Allah´a, meleklerine, elçilere, Cebrâil´e ve Mikâil´e düşman olursa bilsin ki, Allâh da inkâr edenlerin düşmanıdır.
99Andolsun, sana apaçık âyetler indirdik, onları yoldan çıkmışlardan başkası inkâr etmez.
100Ne zaman bir ahit (andlaşma) yaptılarsa, onlardan bir grup o ahdi bozup atmadı mı? Zaten çokları inanmazlar.
101Allâh tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı doğrulayıcı bir elçi gelince, Kitap verilmiş olanlardan bir grup, Allâh´ın Kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi, sırtlarının arkasına attılar.
102Süleymân´ın hükümdarlığı hakkında onlar, şeytânların uydurdukları sözlere uydular (Süleymân´ın, büyü yaparak saltanatını kazandığını söyleyen şeytân ruhlu insanlara uyup, Süleymân´ın büyücü olduğuna inandılar). Oysa Süleymân (büyü yaparak) küfre gitmemişti. Fakat o şeytânlar küfre gittiler: İnsanlara büyü ve Bâbil´de Hârût ve Mârût adlı melekler(den ilham alan iki kişiy)e indirileni öğretiyorlar. Halbuki onlar: "Biz bir fitneyiz (sizin için bir sınavız), sakın, küfre gitme(yin)!" demedikçe kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat bunlar, onlardan, erkekle karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Ama, onlar, Allâh´ın izni olmadan onunla hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine yarar vereni değil, zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun, onu sat(ıp onunla çıkar sağlay)anın, âhirette bir nasibi olmadığını gâyet iyi biliyorlardı. Vicdanlarını sattıkları şey ne kötüdür, keşke (bunu) bilselerdi!
103Eğer onlar inanıp (Allâh´ın azâbından) korunmuş olsalardı, elbette Allâh katından (verilecek) sevâp, (kendileri için) daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!
104Ey inananlar, "Râ´inâ (bizi gözet, yahut: kaba söz)" demeyin, "unzurna (bize bak)" deyin ve dinleyin. Kâfirler için acı bir azâb vardır.
105Nankör olan bazı Kitap ehli kimseler de, müşrikler de size Rabbinizden bir hayır indirilmesini istemezler. Oysa Allâh, rahmetini dilediğine tahsis eder, Allâh, büyük lutuf sâhibidir.
106Biz bir âyeti siler veya unutturursak ondan daha iyisini, ya da benzerini getiririz. Allâh´ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmedin mi?
107Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız Allâh´ındır. Sizin için Allah´tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı yoktur.
108Yoksa siz de Elçinizden, daha önce Mûsâ´dan istendiği gibi bir takım isteklerde bulunmak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfürle değiştirirse, şüphesiz (o), dümdüz yolu sapıtmıştır.
109Kitap sâhiplerinden çoğu, gerçek kendilerine besbelli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Allâh emrini getirinceye kadar affedin, hoş görün. Şüphesiz Allâh, her şeye gücü yetendir.
110Namazı kılın, zekâtı verin; kendiniz için yapıp gönderdiğiniz her hayrı, Allâh´ın yanında bulursunuz, Allâh yaptıklarınızı görür.
111"Yahûdi yahut hıristiyan olandan başkası cennete girmeyecek," dediler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: "Doğru iseniz, delilinizi getirin."
112Hayır, kim işini güzel yaparak özünü Allah´a teslim ederse, onun mükâfâtı, Rabbinin yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
113Yahûdiler: "Hıristiyanlar, bir temel üzerinde değiller," dediler. Hıristiyanlar da: "Yahûdiler bir temel üzerinde değiller," dediler. Oysa hepsi de Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı onların dedikleri gibi demişlerdi. Artık Allâh, ayrılığa düştükleri şey hakkında, kıyâmet günü aralarında hüküm verecektir.
114Allâh´ın mescidlerinde, Allâh´ın adının anılmasına engel olan ve onların harâbolmasına çalışandan daha zâlim kim vardır? Bunların, oralara korka korka girmeleri gerekir (başka türlü girmeğe hakları yoktur). Bunlar için dünyâda rezillik, âhirette de büyük azâb vardır.
115Doğu da, batı da Allâh´ındır. Nereye dönerseniz Allâh´ın yüzü (zâtı) oradadır. Şüphesiz Allâh´(ın rahmeti ve ni´meti) boldur. O (her şeyi) bilendir.
116"Allâh, çocuk edindi," dediler. Hâşâ, O, yücedir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O´nundur, hepsi O´na boyun eğmiştir.
117(O), göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir şeyi yaratmak istedi mi, ona sadece "ol" der, o da hemen oluverir.
118Bilmeyenler dediler ki: "Allâh bizimle konuşmalı, ya da bize bir âyet (mu´cize) gelmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de onların dedikleri gibi demişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri açıkladık.
119Doğrusu biz seni, gerçekle, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Cehennem halkından sen sorumlu değilsin.
120Sen onların, kendi dinlerine uymadıkça ne yahûdiler, ne de hıristiyanlar senden râzı olmazlar. "Asıl doğru yol, Allâh´ın yoludur" de. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan, andolsun ki, Allah´tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olmaz.
121Kendilerine verdiğimiz Kitabı, gereğince okuyanlar var ya, işte onlar, ona inanırlar. Onu inkâr edenler ise ziyana uğrarlar.
122Ey İsrâil oğulları, size verdiğim ni´meti ve sizi âlemlere üstün kılmış olduğumu hatırlayın.
123Ve şu günden sakının ki, kimse kimsenin cezâsını çekmez (borcunu ödemez), kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefâat (aracılık, iltimas) fayda vermez, bir taraftan yardım da görmezler.
124Bir zaman Rabbi İbrâhim´i birtakım kelimelerle sınamış, o da onları tamamlayınca: "Ben seni insanlara önder yapacağım" demişti. "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" dedi. (Rabbi): "zâlimlere ahdim ermez (onlar için söz vermem!)" buyurdu.
125Biz Beyt´i (Ka´be´yi) insanlara sevâp kazanılacak bir toplantı ve güven yeri yaptık. Siz de İbrâhim´in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrâhim ve İsmâ´il´e: "Tavaf edenler, ibâdete kapananlar, rükû ve secde edenler için Ev´imi temizleyin!" diye emretmiştik.
126İbrâhim demişti ki: "Rabbim, bu şehri güvenli bir şehir yap, halkından Allah´a ve âhiret gününe inananları çeşitli ürünlerle besle!" (Rabbi) buyurdu: "İnkâr edeni dahi az bir süre geçindirir, sonra onu cehennem azâbına (girmeğe) zorlarım, ne kötü varılacak yerdir orası!"
127İbrâhim, İsmâ´il´le beraber Ev´in temellerini yükseltiyor: "Rabbi´imiz, bizden kabul buyur, kuşkusuz sen işitensin, bilensin."
128"Rabbimiz, bizi sana teslim olanlar yap, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar; bize ibâdet yerlerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Sen!"
129"Rabbimiz, onlara kendi içlerinden, senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir elçi gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin, sen!"
130Nefsini aşağılık yapan (beyinsiz)den başka, kim İbrâhim dininden yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyâda beğenip seçmiştik, âhirette de, o iyilerdendir.
131Rabbi ona: "İslâm ol!" demişti, "Âlemlerin Rabbine teslim oldum." dedi.
132İbrâhim de bunu kendi oğullarına vasiyyet etti, Ya´kub da: "Oğullarım, Allâh, sizin için o dini seçti, bundan dolayı sadece müslümanlar olarak ölünüz." (dedi).
133Yoksa siz, Ya´kub´a ölüm (hali) geldiği zaman orada mı idiniz? O zaman (Ya´kub), oğullarına: "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" demişti. "Senin tanrın ve ataların İbrâhim, İsmâ´il ve İshak´ın tanrısı olan tek Tanrı´ya kulluk edeceğiz, biz O´na teslim olanlarız." dediler.
134Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size âittir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.
135"Yahûdi veya hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız." dediler. De ki: "Hayır, biz dosdoğru İbrâhim dinine (uyarız). O, (Allah´a) ortak koşanlardan değildi."
136"Allah´a, bize indirilene, İbrâhim´e, İsmâ´il´e, İshak´a, Ya´kub´a ve sıbt(torun kabile)lere indirilene, Mûsâ ve Îsâ´ya verilene ve (diğer) peygamberlere Rabbleri tarafından verilene inandık, onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz Allah´a teslim olanlarız." deyin.
137Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; ama dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşerler. Onlara karşı Allâh sana yeter. O, işitendir, bilendir.
138Allâh´ın boyası (ile boyan). Allâh´ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak O´na kulluk ederiz.
139Söyle (onlara): "Allâh, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, O´nun hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size âittir. Biz O´na gönülden bağlananlarız."
140"Yoksa siz, İbrâhim, İsmâ´il, İshak, Ya´kub ve sıbt(torun kabile)lerin, yahûdi, yahut hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?" De ki: "Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allâh mı?" Allâh tarafından bildiği bir (gerçeğin) tanıklığını gizleyenden daha zâlim kim olabilir? Allâh yaptıklarınızdan gâfil değildir.
141Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.
142İnsanlardan bazı beyinsizler: "Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da batı da Allâh´ındır. O, dilediğini doğru yola iletir."
143Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şâhid olasınız. Elçi de size şâhid olsun. Biz, Elçi´ye uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Ka´be´yi kıble yaptık. Bu, Allâh´ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allâh sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allâh, insanlara şefkatli, merhametlidir.
144(Ey Muhammed), biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu (gökten haber beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Nerede olursanız, yüzlerinizi o yöne çevirin. Kitap verilenler, bunun Rableri tarafından bir gerçek olduğunu bilirler. Allâh onların yaptıklarından habersiz değildir.
145Sen Kitap verilenlere her türlü âyeti getirsen yine onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, o takdirde sen, mutlaka zâlimlerden olursun.
146Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.
147Gerçek, Rabbinden gelendir, artık kuşkulananlardan olma.
148Her ümmetin yöneldiği bir yönü vardır. O halde hayır işlerine koşun; nerede olsanız, Allâh sizi bir araya getirir, kuşkusuz Allâh, her şeyi yapabilir.
149Nereden (yola) çıkarsan, yüzünü Mescid-i Harâm´a doğru çevir. Bu elbette Rabbinden gelen gerçektir. Allâh, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
150Nereden (yola) çıkarsan yüzünü Mescid-i Harâm´a doğru çevir, nerede olursanız, yüzünüzü o yana çevirin ki, haksızlardan başka hiç kimsenin, aleyhinizde bir delili olmasın. Onlardan da çekinmeyin, benden çekinin ve (o yana dönün ki) size olan ni´metimi tamamlayayım, böylece yolu bulmuş olasınız.
151Nitekim kendi içinizden, size âyetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitabı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Elçi gönderdik.
152Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin.
153Ey inananlar, sabır ve namazla (Allah´tan) yardım isteyin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
154Allâh yolunda öldürülenlere, "ölüler" demeyin; hayır, onlar diridirler, ama siz farkında olmazsınız.
155Andolsun, sizi korku, açlık, mallar(ınız)dan canlar(ınız)dan ve ürünler(iniz)den eksiltmek gibi şeylerle deneriz; sabredenleri müjdele.
156Ki onlara bir belâ eriştiği zaman: "Biz Allâh içiniz ve biz O´na döneceğiz," derler.
157İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
158Safâ ile Merve Allâh´ın nişanlarındandır. Kim Ev´i hacceder, ya da umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günâh yoktur. Kim kendiliğinden bir iyilik yaparsa bilsin ki, Allâh karşılığını verir, (yaptığını) bilir.
159İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allâh la´net eder, hem bütün la´net edebilenler la´net eder.
160Ancak tevbe edip uslananlar ve (gerçeği) açıklayanlar başka. Onları bağışlarım. Çünkü ben tevbeyi çok kabul edenim, çok esirgeyenim.
161Ama âyetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüş olanlar, işte Allâh´ın, meleklerin ve tüm insanların la´neti onların üstünedir.
162Ebedi la´net içinde kalırlar. Ne kendilerinden azâb hafifletilir, ne de onlara fırsat verilir.
163Tanrınız bir tek Tanrı´dır, O´ndan başka tanrı yoktur, O Rahmân´dır, Rahim´dir.
164Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyıp giden gemilerde, Allâh´ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allâh´ın varlığına ve birliğine) deliller vardır.
165İnsanlardan kimi, Allah´tan başka eşler tutar, Allâh´ı sever gibi onları severler. İnananlar ise en çok Allâh´ı severler. Zulmedenler, azâbı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah´a âid olduğunu ve Allâh´ın azâbının çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi!
166İşte uyulanlar, uyanlardan uzak durdular; azâbı gördüler, aralarındaki bağlar kesildi.
167Uyanlar, şöyle dediler; "Âh keşke bir daha dünyâya gitmemiz mümkün olsaydı da şimdi onların bizden uzak durdukları gibi biz de onlardan uzak dursaydık!" Böylece Allâh, onlara işledikleri bütün fiilleri hasretler (pişmanlık kaynağı olarak) gösterir. Ve onlar, ateşten çıkamazlar.
168Ey insanlar, yeryüzünde bulunan helâl ve temiz şeylerden yeyin, şeytânın adımlarını izlemeyin; çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.
169O size dâimâ kötülük ve çirkin iş (yapmanızı), Allâh hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi emreder.
170Onlara: "Allâh´ın indirdiğine uyun!" dense, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz(yol)a uyarız!" derler. Peki ama, ataları bir şey düşünmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (atalarının yoluna uyacaklar)?
171O inkâr edenler(i Hakk´a çağıran)ın durumu, tıpkı bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen (işittiği sesin mânâsını anlamayan hayvanlar)a haykıran kimsenin durumu gibidir. (Onlar), sağır, dilsiz ve kördürler, onun için düşünmezler.
172Ey inananlar, size verdiğimiz rızıkların iyilerinden yeyin, Allah´a tapıyorsanız, O´na şükredin.
173Allâh size leş, kan, domuz eti ve Allah´tan başkası adına kesileni harâm kıldı. Ama kim mecbur kalırsa, (başkasına) saldırmadan ve sınırı aşmadan (bunlardan) yemesinde bir günâh yoktur. Muhakkak ki Allâh çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
174Allâh´ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyip, onu birkaç paraya satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Kıyâmet günü Allâh ne onlara konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar için acı bir azâb vardır.
175Onlar hidâyet karşılığında sapıklık, mağfiret karşılığında azâb satın almışlardır. Onlar ateşe, karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)
176(Onlara) böyle(azâb edilecek)dir. Çünkü Allâh, Kitabı gerçekle indirmiştir. Kitapta ayrılığa düşenler, elbette derin bir anlaşmazlık içindedirler.
177Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah´a, âhiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekâtı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allâh´ın azâbından) korunanlar da onlardır.
178Ey inananlar, öldürmelerde kısâs size farz kılındı. (Kâtilin de öldürülmesi gerekir). Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Kardeşi tarafından kısmen affedilen kimse, örfe uyup o(affeden kardeşi)ne güzelce (diyeti) ödemelidir! Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve acımadır. Kim bundan sonra da saldırıya kalkarsa artık onun için acı bir azâb vardır.
179Ey akıl sâhipleri, kısâsta sizin için hayât vardır, böylece korunursunuz.
180Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyyet etmek, korunanlar üzerine bir borçtur.
181Kim işittikten sonra vasiyyeti değiştirirse, günâhı, onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allâh işitendir, bilendir.
182Kim de vasiyyet edenin bir hatâ veya günâh işlemesinden korkar da (tarafların) aralarını düzeltirse, ona günâh yoktur, Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
183Ey inananlar, sizden öncekilere yazıldığı gibi (günâhlardan) korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı;
184Sayılı günler olarak. Sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar). Oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lâzımdır. Bununla beraber gönül isteğiyle kim bir iyilik yapar(oruç tutar)sa o, kendisi için iyidir. Bilirseniz oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır.
185Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidâyeti, doğruyu ve yanlışı ayırdedip açıklayan Kur´ân´ın indirildiği aydır. İçinizden kim o aya yetişir(ayı görür)se oruç tutsun. Kim hasta olur, yahut seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allâh sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allâh´ı tekbir etmenizi ister. Şükredesiniz diye (size bu kolaylığı gösterir).
186Kullarım, sana benden sorar(lar)sa (söyle): Ben (onlara) yakınım. du´â eden, bana du´â ettiği zaman onun du´âsına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık versin(benim çağrıma uysun)lar, bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olalar.
187Oruç gecesi, kadınlarınıza yaklaşmak, size helâl kılındı. Onlar sizin elbisenizdir, siz de onların elbisesisiniz. Allâh, sizin kendinize yazık etmekte olduğunuzu bildi de tevbenizi kabul edip sizi affetti. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allâh´ın sizin için yaz(ıp takdir etmiş ol)duğunu arayın; şafağın beyaz ipliği siyah iplikten ayırdelinceye kadar yeyin, için; sonra tâ gece oluncaya dek orucu tamamlayın; mescidlerde ibâdete çekilmiş iken kadınlara yaklaşmayın. Bunlar, Allâh´ın (yasak) sınırlarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allâh, insanlara âyetlerini böyle açıklar ki korunup sakınsınlar.
188Mallarınızı, aranızda bâtıl (sebepler) ile yemeyin; bile bile insanların mallarından bir kısmını günâh bir biçimde yemeniz için onları hakimler(in önün)e atmayın (hakimlere götürmeyin veya onlara rüşvet vermeyin).
189Sana doğan aylardan soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir." Evlere arkalarından girmek iyilik değildir. İyilik, Allah´tan korkanın iyiliğidir. Evlere kapılarından girin ve Allah´tan korkun ki, başarıya eresiniz, umduğunuzu bulasınız.
190Sizinle savaşanlarla Allâh yolunda savaşın; fakat haksız yere saldırmayın, çünkü Allâh, saldırganları sevmez.
191Onları nerede yakalarsanız öldürün, onların sizi çıkardıkları yer(Mekke)den siz de onları çıkarın! Fitne (baskı yapmak), adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Harâm´da onlarla savaşmayın ki, onlar da sizinle orada savaşmasınlar. Fakat onlar sizinle savaşırlarsa, hemen onları öldürün; kâfirlerin cezâsı böyledir.
192Eğer onlar (saldırılarına) son verirlerse, Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
193Onlarla savaşın ki, fitne (baskı) ortadan kalksın, din yalnız Allâh´ın dini olsun. (Yalnız O´na tapılsın) Eğer (saldırılarına) son verirlerse artık zâlimlerden başkasına düşmanlık olmaz.
194Harâm ayı, harâm aya karşılıktır. Hürmetler, karşılıklıdır. Kim size saldırırsa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın; Allah´tan korkun, bilin ki Allâh (günâhlardan) korunanlarla beraberdir.
195(Mallarınızı) Allâh yolunda harcayın, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın, iyilik edin, doğrusu Allâh iyilik edenleri sever.
196Allâh için haccı ve ömreyi tamamlayın. Eğer (engellenmiş olursanız kolayınıza gelen kurbanı (gönderin); kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan, ya da başından bir rahatsızlığı bulunan (bundan ötürü tıraş olmak zorunda kalan) kimse, oruçtan, sadakadan veya kurbandan (biriyle) fidye (versin). Güvene kavuştuğunuzda, hac (zamanın)a kadar ömre ile faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. (Kurban) Bulamayan kimse üç gün hacda, yedi gün de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu, âilesi Mescid-i Harâm (civarın)da oturmayanlar içindir. Allah´tan korkun ve Allâh´ın cezâsının çetin olduğunu bilin.
197Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda (ihrâma girerek) haccı (kendisine) gerekli kılarsa bilsin ki, hacda kadına yaklaşmak, günâha sapmak, kavga etmek yoktur. Allah, yaptığınız her iyiliği bilir. Yanınıza azık alın (da açlıktan korunun), azığın en iyisi korunmadır. Ey akıl sâhipleri benden korunun!
198Rabbinizin lutuf ve keremini aramanızda sizin için bir günâh yoktur. Arafat(taki duruş)tan ayrılıp (Müzdelife´ye) akın edince Meş´ar-i harâm´da Allâh´ı anın, O´nun size gösterdiği biçimde O´nu anın. O´nun yol göstermesinden önce siz, sapıklardan idiniz.
199Sonra insanların akın akın döndüğü yerden siz de akın edin ve Allah´tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
200Hac ibâdetlerinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi hattâ, daha kuvvetli bir anışla Allâh´ı anın. İnsanlardan kimi "Rabbimiz bize dünyâda ver!" der; onun âhirette bir payı yoktur.
201Onlardan kimi de: "Rabbimiz, bize dünyâda da güzellik ver, âhirette de güzellik ver, bizi ateş azâbından koru!" der.
202İşte onlara, kazandıklarından bir pay vardır. Allâh, hesabı çabuk görendir.
203Sayılı günlerde Allâh´ı anın (tekbir alın). Kim hemen iki gün içinde (Mina´dan Mekke´ye) dönerse ona günâh yoktur. Kim geri kalırsa korunduğu takdirde ona da günâh yoktur. Allah´tan korkun ve O´nun huzûruna toplanacağınızı bilin.
204İnsanlardan öylesi var ki, dünyâ hayâtına dair sözü, senin hoşuna gider. Kalbinde olan (samimi düşüncelerini söylediğin)e Allâh´ı şâhid tutar. Oysa o, hasımların en yamanıdır.
205Dönüp gitti mi (veya iş başına geçti mi) yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır; Allâh da bozgunculuğu sevmez.
206Ona: "Allah´tan kork!" dense gururu, kendisini günâha sürükler. Artık ona cehennem yetişir; ne kötü bir yataktır o!..
207İnsanlardan öylesi var ki, kendisini Allâh´ın rızâsın(ı kazanmay)a satar. Allâh da kullar(ın)a çok şefkatlidir.
208Ey inananlar, hepiniz birlikte islâma (veya barışa) girin, şeytânın adımlarını izlemeyin, çünkü o size apaçık düşmandır.
209Size açık açık deliller geldikten sonra yine (hak yoldan) kayarsanız, bilin ki Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
210Onlar, ille buluttan gölgeler içinde Allâh´ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Halbuki bütün işler tekrar Allah´a döndürülüp götürülecektir.
211İsrâil oğullarına sor; onlara nice açık âyetler verdik. Kim, Allâh´ın kendisine gelen ni´metini değiştirirse bilsin ki, Allâh´ın cezâsı çetindir.
212İnkâr edenlere dünyâ hayâtı süslü gösterildi; (onlar) inananlarla alay ederler. Oysa korunanlar, kıyâmet gününde onlardan üstündürler. Allâh, dilediğine hesapsız rızık verir.
213İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allâh, peygamberleri, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi; onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetmek üzere, içinde gerçekleri taşıyan Kitabı indirdi. Kendilerine Kitap verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü o(Kitap hakkı)nda anlaşmazlığa düştü(ler). Bunun üzerine Allâh, kendi izniyle inananları, onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allâh, dilediğini doğru yola iletir.
214Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihâyet peygamber ve onunla birlikte inananlar: "Allâh´ın yardımı ne zaman?" diyecek olmuşlardı. İyi bilin ki, Allâh´ın yardımı yakındır.
215Sana (Allâh yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Verdiğiniz hayır (mal), ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) içindir. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allâh bilir.
216Hoşunuza gitmese de size savaş yazıldı (farz kılındı). Bazen hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allâh bilir, siz bilmezsiniz.
217Sana harâm ayında savaşmaktan soruyorlar. De ki: "Onda savaş, büyük bir günâhtır. Fakat Allâh yoluna engel olmak, Allah´a ve Mescid-i Harâm´a karşı nankörlük etmek, halkını ondan (Mekke´den) sürüp çıkarmak, Allâh yanında daha büyük bir günâhtır. Fitne (baskı yapmak, adam) öldürmekten daha büyük(bir günâh)tır". Onlar yapabilseler sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların bütün yaptıkları dünyâda da, âhirette de boşa çıkmıştır ve onlar, ateş halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.
218Onlar ki inandılar, göç ettiler, Allâh yolunda savaştılar; işte onlar, Allâh´ın rahmetini umarlar. Allâh, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
219Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki; "O ikisinde büyük günâh ve insanlara bazı yararlar vardır. Fakat onların günâhı yararından büyüktür." Ve sana Allâh yolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki; "Af (yani ihtiyaçlarınızdan fazlasını veya helâl ve güzel olan şeyleri verin!)" Allâh size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
220Dünyâ ve âhiret hakkında(ki işleri düşünesiniz). Ve sana öksüzlerden soruyarlar. De ki: "Onları(n durumlarını) düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışır(onlarla bir arada yaşar)sanız (onlar) sizin kardeşlerinizdir. Allâh, bozanı düzeltenden ayırır. Allâh dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
221Allah´a ortak koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar, evlenmeyin. (Allah´a ortak koşan hür kadın), hoşunuza gitse dahi, inanan bir cariye, ortak koşan (hür) kadından iyidir. Ortak koşan erkekler de inanıncaya kadar, onları (kadınlarınızla) evlendirmeyin. (Allah´a ortak koşan hür erkek) hoşunuza gitse dahi, inanan bir köle, ortak koşan (hür) adamdan iyidir. (Zira) onlar ateşe çağırıyorlar. Allâh ise izniyle cennete ve mağfirete çağırıyor. İnsanlara âyetlerini açıklıyor ki öğüt alsınlar.
222Sana âdet görmeden soruyorlar. De ki: "O eziyettir." Âdet halinde kadınlardan çekilin, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allâh´ın emrettiği yerden onlara varın. Allâh tevbe edenleri sever, temizlenenleri sever.
223Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için ileriye hazırlık yapın ve mutlaka Allah´a kavuşacağınızı bilin. İnananları müjdele.
224Allâh´ı,yemin(ettiğiniz iş)lerinize (yani) iyilik etmenize, (kötülüklerden) korunmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel yapmayın. Allâh, işitendir, bilendir.
225Allâh sizi, yaptığınız kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz; fakat kalblerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allâh bağışlayandır, halimdir.
226Kadınlarına yaklaşmamağa yemin edenler için ancak dört ay bekleme (hakkı) vardır. Eğer (o süre) içinde dönerlerse Allâh bağışlayan, merhamet edendir.
227Eğer boşamağa kesin karar verirlerse, şüphesiz Allâh işitendir, bilendir.
228Boşanmış kadınlar, üç kur´(üç âdet veya üç temizlik süresi bekleyip) kendilerini gözetlerler (hâmile olup olmadıklarına bakarlar). Eğer Allah´a ve âhiret gününe inanıyorlarsa, Allâh´ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri (karınlardında çocuk bulunduğunu saklamaları) kendilerine helâl olmaz. Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin, kadınlar üzerinde(ki hakları), bir derece fazladır. Allâh azizdir, hakimdir.
229Boşama iki defadır. (Bundan sonra kadını) ya iyilikle tutmak, ya da güzelce salıvermek (lâzım)dır. Onlara verdiklerinizden bir şey geri almanız, size helâl değildir. Şâyet erkek ve kadın, Allâh´ın sınırlarında duramayacaklarından korkarlarsa başka. Eğer erkek ve kadının, Allâh´ın sınırlarında duramayacaklarından korkarsanız, o zaman kadının (ayrılmak için) verdiği fidye(hakkından vazgeçmesin)de ikisine de bir günâh yoktur. İşte bunlar Allâh´ın sınırlarıdır, sakın bunları aşmayın. Kim(ler) Allâh´ın sınırlarını aşarsa işte onlar zâlimlerdir.
230Erkek yine boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir kocaya varmadan kendisine helâl olmaz. O (vardığı adam) da bunu boşarsa, Allâh´ın sınırları içinde duracaklarına inandıkları takdirde (eski karı kocanın) tekrar birbirlerine dönmelerinde kendilerine bir günâh yoktur. İşte bunlar Allâh´ın sınırlarıdır. (Allâh) bunları, bilen bir toplum için açıklamaktadır.
231Kadınları boşadığınız zaman, bekleme sürelerini bitirdiler mi, ya onları iyilikle tutun, ya da iyilikle bırakın; haklarına tecâvüz edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim bunu yaparsa kendine yazık etmiş olur. Allâh´ın âyetlerini eğlence yerine koymayın; Allâh´ın size olan ni´metini ve size öğüt vermek için Kitap ve Hikmet´ten size indirdiklerini düşünün, Allah´tan korkun ve bilin ki, Allâh her şeyi bilir.
232Kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini bitirdiler mi, kendi aralarında güzelce anlaştıkları takdirde, (eski) kocalarıyle evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah´a ve âhiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu, sizin için daha iyi ve daha temizdir. Allâh bilir, siz bilmezsiniz.
233Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için- tam iki yıl emzirirler. Onların uygun biçimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir. Herkes ancak gücü ölçüsünde bir şeyle yükümlü tutulur. Ne anne çocuğu yüzünden, ne de çocuğun aidolduğu baba, çocuğu yüzünden zarara sokulmasın. Mirasçının da aynı şeyi yapması gerekir. Eğer (ana-baba), anlaşıp danışarak (çocuğu) sütten kesmek isterlerse, kendilerine günâh yoktur. Çocuklarınızı (sütannesi tutup) emzirtmek isterseniz, verdiğiniz(ücret)i güzelce verdikten sonra yine üzerinize bir günâh yoktur. Allah´tan korkun ve bilin ki, Allâh, yaptığınız her şeyi görmektedir.
234İçinizden ölenlerin, geriye bıraktıkları eşleri, dört ay on gün (bekleyip) kendilerini gözetlerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için uygun olanı yapmalarında size bir günâh yoktur. Allâh yaptıklarınızı haber alır.
235Böyle (iddetini bekleyen) kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde bildirmenizden, yahut içinizde tutmanızdan dolayı size bir günâh yoktur. (Çünkü) Allâh, sizin onları anacağınızı bilmektedir. Sakın (kapalı evlenme teklifi sırasında), iyi söz söylemeniz dışında, onlarla bir gizli(buluşma)ya sözleşmeyin ve farz olan bekleme süresi dolmadan nikâh bağını bağlamağa kalkmayın ve bilin ki, Allâh içinizden geçeni bilir. O´ndan sakının ve yine bilin ki, Allâh bağışlayandır, halimdir (cezâ vermekte aceleci değildir).
236Henüz dokunmadan, ya da mehir kesmeden kadınları boşarsanız size bir günâh yoktur. Ancak onları faydalandırın (bir miktar bir şey verin). Eli geniş olan, kendi gücü nisbetinde, eli dar olan da kendi kaderince güzel bir şekilde faydalandırmalı (herkes gücü ölçüsünde bir şey vermeli) dir. Bu, iyilik edenlerin üzerine bir borçtur.
237Bir mehir kestiğiniz takdirde, henüz dokunmadan onları boşamışsanız, kestiğinizin yarısını (verin). Ancak kadınlar vazgeçer, yahut nikâh bağı elinde bulunan (erkek) vazgeçerse başka. (Erkekler,) Sizin affetmeniz (müsâmaha gösterip mehrin tümünü vermeniz) takvâya daha yakındır. Aranızda birbirinize iyilik etmeyi unutmayın. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınızı görür.
238Namazları ve orta namazı koruyun, gönülden bağlılık ve saygı ile Allâh´ın huzûruna durun.
239Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, yaya, yahut binmiş olarak kılın; güvene kavuştuğunuz zaman, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allâh´ı anın.
240İçinizden ölüp geriye eşler bırakan(erkek)ler eşlerinin, (evlerinden) çıkarılmadan bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyyet etsinler. Şâyet kendileri çıkarlarsa, onların, kendileri hakkında uygun olanı yapmalarında sizin için bir günâh yoktur. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
241Boşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak, (Allâh´ın azâbından) korunanlar üzerine bir borçtur.
242Düşünesiniz diye Allâh size âyetlerini böyle açıklamaktadır.
243Şu, binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allâh onlara, "Ölün!" demişti de sonra kendilerini diriltmişti. Şüphesiz Allâh, insanlara karşı ikram sâhibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
244Allâh yolunda savaşın ve bilin ki Allâh, işitendir, bilendir.
245Kimdir o adam ki, Allah´a güzel bir borç versin de, Allâh da ona kat kat fazlasıyla (verdiğini) ödesin! Allâh (rızkı) kısar da, açar da. Hep O´na döndürüleceksiniz.
246Mûsâ´dan sonra İsrâil oğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder, (onun önderliğinde) Allâh yolunda savaşalım." demişlerdi. "Ya size savaş yazılınca savaşmazsanız?" dedi. Dediler: "Bizler neden Allâh yolunda savaşmayalım ki; oysa biz yurtlarımızdan ve oğullarımızın arasından çıkarılıp sürüldük?" Fakat kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allâh zâlimleri bilir.
247Peygamberleri onlara dedi ki: "Allâh Talût´u size hükümdar gönderdi." Dediler ki: "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyıkız, ona bol mal da verilmemiştir." Dedi: "Allâh onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allâh mülkünü dilediğine verir. Allâh(ın lutfu) geniştir, (O, herşeyi) bilendir.
248Ve peygamberleri onlara dedi ki; "Onun hükümdarlığının alâmeti, içinde Rabbinizden bir huzûr ve Mûsâ âilesinin, Hârûn âilesinin geriye bıraktığından bir kalıntı bulunan, meleklerin taşıdığı (Allâh´ın Ahid sandığı) Tâbut´un size gelmesidir. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için (Tâlût´un hükümdarlığına) kesin bir alâmet vardır."
249Tâlût, askerleri(ni) yürütüp (ordugâhtan) çıkarınca dedi ki: "Allâh sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Ondan (kana kana) tadmayıp sadece eliyle bir avuç alan bendendir." İçlerinden pek azı hariç, hepsi ondan içtiler. Nihâyet Tâlût ve kendisiyle beraber inananlar, ırmağı geçince: "Bugün Câlût´a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok." dediler. Allah´a kavuşacaklarına kanâat getirenler ise: "Nice az bir topluluk var ki, Allâh´ın izniyle çok topluluğa gâlib gelmiştir. Allâh, sabredenlerle beraberdir." dediler.
250(Tâlût´un askerleri) Câlût ve askerlerinin karşısına çıktıklarında şöyle dediler: "Rabbimiz, üzerimize sabır dök! ayaklarımızı sağlam tut ve o kâfir millete karşı bize yardım et!"
251Derken, Allâh´ın izniyle onları bozdular, Dâvûd Câlût´u öldürdü; Allâh ona (Dâvûd´a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allâh, insanların bir kısmıyle diğerlerini savmasaydı, dünyâ bozulurdu. Fakat Allâh, bütün âlemlere karşı lutuf sâhibidir.
252Bunlar, Allâh´ın âyetleridir; bunları sana gerçek ile okuyoruz (bunlarla sana gerçekleri açıklıyoruz). Elbette sen gönderilen elçilerdensin.
253İşte o elçilerden kimini kiminden üstün kıldık. Allâh onlardan kimine konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu Îsâ´ya da açık deliller verdik ve onu Ruh´ül-Kudüs ile destekledik. Allâh dileseydi onların arkasından gelen milletler, kendilerine açık deliller gelmiş olduktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler, onlardan kimi inandı, kimi de inkâr etti. Allâh dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allâh dilediğini yapar.
254Ey inananlar, ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefâatin olmadığı gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allâh için) harcayın. Kâfirler, zâlimlerin tâ kendileridir.
255Allâh, ki O´ndan başka tanrı yoktur, dâimâ diri ve yaratıklarını koruyup yöneticidir. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O´nundur. O´nun izni olmadan kendisinin katında kim şefâat edebilir? Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O´nun ilminden, ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O´nun Kürsüsü, gökleri ve yeri kaplamıştır (O yüce padişah, göklere, yere, bütün kâinâta hükmetmektedir). Onları koru(yup gözet)mek, kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
256Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tâğût (şeytân)ı inkâr edip Allah´a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir.
257Allâh, inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. kâfirlerin dostları da tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.
258Allâh, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımararak) Rabbi hakkında İbrâhim´le tartışanı görmedin mi? İbrâhim: "Benim Rabbim O´dur ki yaşatır, öldürür" demişti. "Ben de yaşatır, öldürürüm" dedi. İbrâhim: "Allâh, güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir!" deyince inkâr eden o adam şaşırıp kaldı. Allâh, zâlim toplumu doğru yola iletmez.
259Yahut şu kimse gibisini (görmedin mi) ki, duvarları, çatıları üstüne yığılmış (alt üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramıştı; "Allâh, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek?" demişti. Allâh da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. "Bir gün, ya da bir günün birazı kadar kaldım" dedi. (Allâh) "Hayır, dedi, yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak, seni insanlar için bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Kemiklere bak, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz!" Bu işler ona açıkça belli olunca: "Allâh´ın herşeye kâdir olduğunu biliyorum." dedi.
260İbrâhim de bir zaman: "Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. (Allâh); "İnanmadın mı?" dedi, (İbrâhim): "Hayır (inandım), fakat kalbim kuvvet bulsun diye (görmek istiyorum) dedi. "O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine çek (kendine alıştır), sonra her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra onları kendine çağır; koşarak sana gelecekler. Bil ki, Allâh dâimâ üstün, hüküm ve hikmet sâhibidir" dedi.
261Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dâne olmak üzere yedi başak veren bir dânenin durumu gibidir. Allâh dilediğine kat kat verir. Allâh(ın lutfu) geniştir, (O) bilendir.
262Mallarını Allâh yolunda verip de sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin, Rableri katında ödülleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
263Güzel bir söz (söylemek) ve affetmek, peşinden eziyet gelen sadakadan iyidir. Allâh, zengindir, halimdir.
264Ey inananlar, insanlara gösteriş için malını verip Allah´a ve âhiret gününe inanmayan adam gibi, başa kakmak ve eziyet etmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Öylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan şu kayaya benzer ki, bir sağnak indi de (üstündeki toprağı silip süpürerek) onu sert bir taş halinde bıraktı. (Böyleleri), kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allâh, kâfir toplumu doğru yola iletmez.
265Allâh´ın rızâsını kazanmak ve ruhlarındaki(imâ)nı kökleştirmek için mallarını harcayanların durumu da tepe üzerinde bulunan bir bahçeye benzer ki, bol yağmur değince ürününü iki kat verdi. Yağmur değmeseydi bile çisinti olurdu. Allâh yaptıklarınızı görmektedir.
266Biriniz ister mi ki, kendisinin altından ırmaklar akan, içinde her çeşit meyvası bulunan, hurmalardan ve üzümlerden oluşmuş bir bahçesi olsun; kendisinin üstüne tam ihtiyarlığın çöktüğü, âciz çocuklarının da bulunduğu bir sırada birden ateşli bir kasırga gelsin de bahçeyi yakıp kül etsin? Allâh, düşünesiniz diye size âyetleri böyle açıklıyor.
267Ey inananlar, kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardığımız ni´metlerin iyilerinden (Allâh için) verin, kendiniz (utandığınızdan ve iğrendiğinizden dolayı) göz yummadan alamayacağınız kötü şeyleri sadaka vermeye kalkmayın. Bilin ki Allâh zengindir, övülmüştür.
268Şeytân sizi fakirlikle korkutur, (fakir düşeceğinizi söyleyerek sadaka vermekten geri kalmanızı ister) ve size çirkin şeyleri yapmayı emreder. Allâh ise size kendi tarafından bağışlama ve lutuf va´adediyor. Şüphesiz Allâh(ın lutfu) geniştir, (O) bilendir.
269Hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak sağduyu sâhipleri düşünüp anlar(lar).
270(Allâh için) yaptığınız her harcamayı yahut adadığınız her adağı Allâh bilir. Zâlimlerin yardımcısı yoktur.
271Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Eğer onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha iyidir ve sizin günâhlarınızdan bir kısmını kapatır. Allâh yaptıklarınızı duyar.
272(Ey Muhammed) Onları yola iletmek sana düşmez, dilediğini doğru yola ileten Allah´tır. Verdiğiniz her hayır, kendiniz içindir. Çünkü yalnız Allâh´ın rızâsını kazanmak için veriyorsunuz. Verdiğiniz her hayır, size tastamam verilir ve hiç hakkınız yenmez.
273(Sadakalar) şu fakirlere mahsustur ki, Allâh yolunda kapanıp kalmışlardır. Yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Bilmeyen, utangaçlıklarından dolayı onları zengin sanır. Onları simâlarından (yüzlerinden) tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allâh bilir.
274Mallarını gece gündüz, gizli ve açık Allâh yolunda verenlerin ödülü Rableri yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
275Ribâ yiyenler, ancak şeytânın dokunup çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların: "Alışveriş de ribâ gibidir." demelerinden ötürüdür. Oysa Allâh, alış-verişi helâl, ribâyı harâm kılmıştır. Kime Rabbi´nden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak ribâdan) vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve işi de Allah´a kalmıştır. (Allâh onu affeder). Kim tekrar (ribâya) dönerse onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.
276Allâh, ribâyı mahveder, sadakaları artırır. Allâh, hiçbir günâhkâr nankörü sevmez.
277Onlar ki, inandılar, güzel işler yaptılar, namazı kıldılar, zekâtı verdiler; işte onların ödülleri, Rableri yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
278Ey inananlar, Allah´tan korkun, eğer inanıyorsanız ribâdan (henüz alınmayıp) geri kalan kısmı bırakın (almayın).
279Eğer böyle yapmazsanız, Allâh ve Elçisiyle savaşa girdiğinizi bilin. Tevbe ederseniz, ana malınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğratılırsınız.
280Eğer (borçlu) darlık içinde ise, bir kolaylığa çıkıncaya kadar beklemek (lâzımdır). Eğer bilirseniz (verdiğiniz borcu, eli darda olan borçluya) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
281Şu günden sakının ki, o gün Allah´a döndürüleceksiniz, sonra herkese kazandığı tastamam verilecek ve onlara haksızlık edilmeyecektir.
282Ey inananlar, belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı, adâletle yazsın. Yazıcı, Allâh´ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın; borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah´tan korksun, borcundan hiçbir şeyi eksik etmesin. Eğer borçlu olan kimse aklı ermez, yahut zayıf, ya da kendisi yazdıramayacak durumda ise velisi onu adâletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şâhid tutun. Eğer iki erkek yoksa râzı olduğunuz şâhidlerden bir erkek, iki kadın (şâhidlik etsin). Tâ ki kadınlardan biri şaşırırsa diğeri ona hatırlatsın. Şâhidler çağrıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, onu süresine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allâh katında daha adâletli, şâhidlik için daha sağlam, kuşkulanmamanız için daha elverişlidir. Yalnız aranızda hemen alıp vereceğiniz peşin ticaret olursa onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günâh yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şâhid tutun. Yazana da, şâhide de asla zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız demektir. Allah´tan korkun. Allah size gerekli olanı öğretiyor. Allah her şeyi bilmektedir.
283Ve eğer seferde olur da yazacak birini bulamazsanız, alınan rehinler (yeter). Birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emânetini ödesin, Rabbi olan Allah´tan korksun. Şâhidliği gizlemeyin, onu gizleyenin kalbi günâhkârdır. Allâh, yaptıklarınızı bilir.
284Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allâh´ındır. İçlerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allâh sizi onunla hesaba çeker; dilediğini bağışlar, dilediğine azâbeder. Allâh, herşeye kâdirdir.
285Elçi, Rabbinden, kendisine indirilene inandı, mü´minler de. Hepsi Allah´a, meleklerine, Kitaplarına ve peygamberlerine inandı. "O´nun elçilerinden hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz" (dediler). Ve dediler ki: "İşittik, itâ´at ettik! Rabbimiz, (bizi) bağışlamanı dileriz. Dönüş(ümüz) sanadır!"
286Allâh, kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez. Herkesin kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. "Rabbimiz, unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim mevlâmız(sâhibimiz, efendimiz)sin! kâfirler toplumuna karşı bize yardım eyle!"
Chapter 3 (Sura 3)
1Elif lam mim.
2Allâh ki, O´ndan başka tanrı yoktur, dâimâ diri ve (yaratıklarını) koruyup yöneticidir.
3Sana Kitabı gerçek ile ve kendinden öncekini doğrulayıcı olarak indirdi, Tevrât ve İncil´i de indirmişti.
4Daha önce, insanlara yol gösterici olarak, Furkan(doğruyu ve eğriyi birbirinden ayırdeden Kitap)ı da indirdi, Muhakkak ki Allâh´ın âyetlerini tanımayanlar için çetin bir azâb vardır. Allâh dâimâ üstündür ve öc alandır.
5Ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah´a gizli kalmaz.
6Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O´dur. O´ndan başka tanrı yoktur. O azizdir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
7Kitabı sana O indirdi. Onun bazı âyetleri muhkemdir (ki) onlar Kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşâbih(birbirine benzeyen, sonucu tam bilinmeyen)dir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğra(yıp belâlarını bul)mak için onun müteşâbih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun te´vili(uyardığı sonucun ne zaman gerçekleşeceği)ni Allah´tan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. Sağduyu sâhiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.
8(Onlar derler ki): "Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi eğriltme, bize katından bir rahmet ver, kuşkusuz sen çok bağış yapansın."
9"Rabbimiz, sen mutlaka insanları, asla şüphe olmayan bir günde toplayacaksın." Allâh sözünden dönmez.
10İnkâr edenler var ya, ne malları, ne de çocukları onlara, Allah´a karşı hiçbir yarar sağlamaz. Onlar ateşin yakıtıdırlar;
11Fir´avn âilesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar da âyetlerimizi yalanladılar. Allâh da onları günâhlarıyla yakaladı. Allâh´ın cezâsı çetindir.
12İnkâr edenlere söyle: "Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir döşektir!"
13Karşılaşan şu iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allâh yolunda çarpışıyordu, öteki de nankördü, onları, gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allâh dilediğini yardımıyle destekler. Elbette (bunda) gözleri olanlar için bir ibret vardı.
14Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılmış altın ve gümüşten, salma atlardan, davarlardan ve ekinlerden gelen zevklere aşırı düşkünlük, insanlara süslü (câzip) gösterildi. Bunlar, sadece dünyâ hayâtının geçimidir. Asıl varılacak güzel yer, Allâh´ın yanındadır.
15De ki: "Bunlardan daha iyisini size söyleyeyim mi? Korunanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allâh´ın rızâsı vardır." Allâh, kulları görür:
16"Rabbimiz, biz inandık, bizim günâhlarımızı bağışla, bizi ateş azâbından koru!" diyenleri,
17Sabredenleri, doğru olanları, huzûrunda gönülden boyun büküp divan duranları, Allâh için (mal) harcayanları ve seherlerde istiğfar edenleri (Allah´tan bağışlanmalarını dileyenleri Allâh) görmektedir.
18Allâh, kendisinden başka tanrı olmadığına şâhiddir. Melekler ve ilim sâhipleri de adâletle şâhiddir (ki O´ndan başka tanrı yoktur. O), azizdir, hakimdir.
19Allâh katında din, İslâmdır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allâh´ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allâh, hesabı çabuk görendir.
20Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: "Ben de özümü Allah´a teslim ettim bana uyanlar da." Kendilerine Kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Siz de İslâm oldunuz mu?" Eğer İslâm olurlarsa doğru yolu bulmuşlardır. Yok eğer dönerlerse, sana düşen, sadece duyurmaktır. Allâh kulları(nın yaptıklarını) görmektedir.
21Allâh´ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar arasında adâleti emredenleri öldürenler (var ya), onlara, acı bir azâbı müjdele!
22Onların yaptıkları, dünyâda da, âhirette de boşa çıkmıştır ve onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
23Baksana Kitaptan kendilerine bir pay verilmiş olanlar, aralarında hüküm versin diye Allâh´ın Kitabına çağırılıyorlar da sonra onlardan bir topluluk yüz çevirerek dönüyorlar.
24Bu hareketleri, onların: "Bize, ateş sayılı birkaç günden başka dokunmayacak." demelerinden ileri gelmektedir. Uydurdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır...
25Peki, ya kendilerini, hiç şüphe olmayan bir gün için topladığımız ve herkesin kazandığı, kendisine tastamam verilip hiç kimseye haksızlık edilmediği zaman (durumları) nasıl (olacak)?
26De ki: "Allâh´ım, (ey) mülkün sâhibi, sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü alırsın; dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. Hayır (mal), senin elindedir. Sen her şeye kâdirsin!"
27"Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın, dilediğini hesapsız rızıklandırırsın!"
28Mü´minler, inananları bırakıp, kâfirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allâh ile bir dostluğu kalmaz. Ancak onlardan (gelebilecek tehlikeden) korunmanız başka. (Şerlerinden korunmak için dost gözükebilirsiniz). Allâh sizi kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den sakındırır. (Sakın hükümlerine aykırı davranarak, düşmanlarını dost tutarak O´nun gazabına uğramayın. Çünkü) dönüş Allah´adır.
29De ki: "Göğüslerinizde olanı gizleseniz de, açığa vursanız da Allâh onu bilir; göklerde ve yerde olanları da bilir. Allâh her şeye kâdirdir.
30O gün her nefis, yaptığı her hayrı hazır bulacaktır; işlediği her kötülüğü de. O kötülükle kendisi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Allâh sizi kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den sakındırıyor. Allâh, kulllarına şefkatlidir.
31De ki: "Eğer Allâh´ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir."
32De ki: "Allah´a ve Elçiye itâ´at edin!" Eğer dönerlerse muhakkak ki Allâh, kâfirleri sevmez.
33Allâh Âdem´i, Nûh´u, İbrâhim âilesini ve İmrân âilesini seçip âlemlere üstün kıldı.
34(Bunlar) Birbirinden türeyen nesil(ler)dir. Allâh işitendir, bilendir.
35İmrân´ın karısı demişti ki: "Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin."
36Onu doğurunca Allâh onun ne doğurduğunu bilirken yine şöyle söyledi: "Rabbim, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytânın şerrinden sana ısmarlıyorum."
37Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyyâ da onun bakımını üstlendi. Zekeriyyâ, onun yanına, mihrâba her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. (O da) "Bu, Allâh katından" derdi. "Allâh, dilediğine hesapsız rızık verir."
38Orada Zekeriyyâ, Rabbine du´â etmiş: "Rabbim, demişti, bana katından temiz bir nesil ver. Sen du´âyı işitensin!"
39Zekeriyyâ, mabedde durmuş namaz kılarken, melekler ona: "Allâh sana, Allah´tan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olacak Yahya´yı müjdeler," diye ünlediler.
40Dedi ki: "Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısırken benim nasıl oğlum olur?" (Allâh): "Öyle (ama) Allâh, dilediğini yapar." dedi.
41"Rabbim, o halde bana (oğlum olacağına dair) bir alâmet ver!" dedi. (Allâh) buyurdu ki: "Senin alâmetin üç gün insanlarla işâretten başka türlü konuşamamandır; Rabbini çok an, akşam sabah (O´nu) tesbih et!"
42Melekler demişti ki: "Ey Meryem, Allâh seni seçti, temizledi ve seni dünyâların kadınlarına üstün kıldı."
43"Ey Meryem, Rabbine divân dur, secde et ve (O´nun huzûrunda) eğilenlerle beraber eğil!"
44(Ey Muhammed) Bunlar sana vahyettiğimiz, görünmez âlemin haberlerindendir. Meryem´e hangisi kefil olacak diye (kur´a) oklarını atarlarken sen onların yanında değildin; birbirleriyle çekiştikleri zaman da sen yanlarında değildin.
45Melekler demişti ki: "Ey Meryem, Allâh seni, kendisinden bir kelime ile müjdeliyor: Adı Meryem oğlu Îsâ Mesih´dir; dünyâda da, âhirette de gözde (şerefli) ve (Allah´a) yakın olanlardandır."
46"Beşikte ve yetişkinlikte insanlara konuşacak ve iyilerden olacaktır."
47Dedi ki: "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" "Allâh, böylece dilediğini yaratır, dedi, bir şey(in olmasını) istedi mi ona ´ol´ der, o da oluverir."
48"Ona Kitabı, Hikmeti, Tevrât´ı ve İncil´i öğretecek."
49"Onu İsrâil oğullarına (şöyle diyen) bir elçi yapacak: "Ben size Rabbinizden bir mu´cize getirdim: Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratır, ona üflerim, Allâh´ın izniyle hemen kuş oluverir; körü ve alacalıyı iyileştiririm; Allâh´ın izniyle ölüleri diriltirim; evlerinizde ne yeyip, ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanıcı iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır."
50"(Ben), Benden önce gelen Tevrât´ı doğrulayıcı olarak ve size harâm kılınan bazı şeyleri size helâl yapayım diye gönderildim. Size Rabbinizden bir mu´cize getirdim, Allah´tan korkun, bana itâ´at edin!"
51"Allâh benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O´na kulluk edin, doğru yol budur."
52Îsâ onlardan inkârı sezince: "Allâh yolunda kimler bana yardımcı olacak?" dedi. Havariler: "Biz, Allâh(yolun)un yardımcılarıyız; Allah´a inandık, şâhid ol, biz müslümanlarız." dediler.
53"Rabbimiz, senin indirdiğine inandık, elçiye uyduk; bizi şâhidlerle beraber yaz!"
54Tuzak kurdular, Allâh da onların tuzaklarına karşılık verdi; çünkü Allâh, en iyi tuzak kurandır.
55Allâh demişti ki: "Ey Îsâ, ben senin canını alacağım, seni bana yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyâmet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz bana olacaktır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim."
56"İnkâr edenlere gelince, onlara dünyâda da, âhirette de şiddetle azâbedeceğim, onların yardımcıları da olmayacaktır."
57İnanıp iyi şeyler yapanlara da (Allâh) mükâfâtlarını tam olarak verecektir. Allâh zâlimleri sevmez.
58İşte bu sana okuduğumuz, o âyetlerden ve o hikmetli Zikir(Kitap)dandır.
59Allah´a göre Îsâ´nın durumu, Âdem´in durumu gibidir: Onu, topraktan yarattı, sonra ona "Ol!" dedi, artık olur...
60(Bu,) Rabbinden gelen gerçektir. Öyle ise kuşkulananlardan olma.
61Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: "Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra gönülden la´netle du´â edelim de, Allâh´ın la´netini yalancıların üstüne atalım!"
62İşte (Îsâ hakkındaki) gerçek kıssa (öykü) budur. Allah´tan başka tanrı yoktur. Allâh, elbette aziz (kesin gâlib), hüküm ve hikmet sâhibidir.
63Eğer dönerlerse, muhakkak ki Allâh, bozguncuları bilir.
64De ki: "Ey Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: "Yalnız Allah´a tapalım. O´na hiçbirşeyi ortak koşmayalım; birbirimizi Allah´tan başka tanrılar edinmeyelim." Eğer yüz çevirirlerse; "Şâhid olun, biz müslümanlarız!" deyin.
65Ey Kitap ehli, neden İbrâhim hakkında tartışıyorsunuz? Oysa Tevrât da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Düşünmüyor musunuz?
66Haydi siz, biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Allâh bilir, siz bilmezsiniz.
67İbrâhim ne yahûdi, ne de hıristiyandı; dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi.
68Doğrusu, insanların İbrâhim´e en yakın olanı, ona uyanlar, bu peygamber ve mü´minlerdir. Allâh da mü´minlerin dostudur.
69Kitap ehlinden bir grup istedi ki sizi saptırsınlar. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar; fakat farkında değiller.
70Ey Kitap ehli, (gerçeği) gördüğünüz halde, niçin Allâh´ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
71Ey Kitap ehli, niçin hakkı bâtıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
72Kitap ehlinden bir grup dedi ki: "İnananlara indirilmiş olana, günün önünde inanın, sonunda inkâr edin; belki (size bakarak onlar da) dönerler;"
73"Sizin dininize uyandan başkasına güvenmeyin!" (dediler.) De ki: "Hidâyet Allâh´ın hidâyetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzûrunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?, De ki: "Lutuf Allâh´ın elindedir, onu dilediğine verir, Allâh(ın lutfu) geniştir, (O her şeyi) bilendir.
74Rahmetini dilediğine has kılar. Allâh, büyük lutuf ve ikram sâhibidir.
75Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emânet bıraksan, onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez. Onlar "Ümmilere karşı bize bir sorumluluk yoktur." dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah´a karşı bile bile yalan söylüyorlar.
76Hayır, kim sözünü yerine getirir ve (günâhtan) korunursa, şüphesiz Allâh da korunanları sever.
77Fakat Allah´a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların âhirette bir payı yoktur; Allâh kıyâmet günü onlara konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları yüceltmeyecektir. Onlar için acı bir azâb vardır.
78Onlardan bir grup var ki, Kitapta olmayan bir şeyi, siz Kitaptan sanasınız diye dillerini Kitapla eğip büker(sözlerini, Kitabın sözü imiş gibi göstermek için kelimeleri dillerinde bükerek okur, onları, Kitabın sözlerine benzetmeğe çalışır)lar ve: "O, Allâh katındandır." derler. Oysa o, Allâh katından değildir. Bile bile Allah´a karşı yalan söylerler.
79Hiçbir insana yakışmaz ki, Allâh ona Kitap, hüküm (hikmet) ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: "Allâh´ı bırakıp bana kullar olun", desin; fakat: "Öğrettiğiniz Kitap ve okuduğunuz şeyler gereğince Rabba halis kullar olun!" der.
80Ve size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin!" diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size inkârı emreder mi?
81Allâh, peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Bakın, size Kitap ve hikmet verdim; imdi yanınızda bulunan(Kitap)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. "Kabul ettik!" dediler. "O halde tanık olun, ben de sizinle beraber tanık olanlardanım." dedi.
82Artık kim bundan sonra dönerse, işte onlar fâsıklardır.
83Allâh´ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez, O´na teslim olmuştur ve O´na döndürüleceklerdir.
84De ki: "Allah´a, bize indirilene, İbrâhim´e, İsmâ´il´e, İshak´a, Ya´kûb´a ve sıbtlara (Ya´kûb oğullarından türeyen kabilelere) indirilene; Mûsâ´ya, Îsâ´ya ve peygamberlere Rableri tarafından verilene inandık; onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz O´na teslim olanlarız."
85Kim İslâm´dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette kaybedenlerden olacaktır.
86İman ettikten, Resul´ün hak olduğunu gördükten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâr eden bir topluma Allâh nasıl yol gösterir? Allâh, zâlim toplumu doğru yola iletmez.
87İşte onların cezâsı: Allâh´ın, meleklerin ve bütün insanların la´neti onların üzerinedir!
88O(la´net)in içinde ebedi kalacaklardır. Onlardan azâb hafifletilmeyecek ve onlara asla fırsat verilmeyecektir.
89Ancak ondan sonra, tevbe edip uslananlar başka. Çünkü Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
90Onlar ki, inandıktan sonra inkâr ettiler, sonra inkârları arttı; onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. Onlar sapıkların tâ kendileridir.
91İnkâr edip kâfir olarak ölenler, dünyâ dolusu altın fidye vermiş olsa dahi hiçbirinden kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azâb vardır ve onların hiçbir yardımcıları yoktur!
92Sevdiğiniz şeylerden (Allâh için) harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz. Ne harcarsanız Allâh onu bilir.
93Tevrât indirilmeden önce, İsrâil´in kendisine harâm kıldığı şeyler dışında, İsrâil oğullarına bütün yiyecekler helâldi. De ki: "Doğru iseniz, Tevrât´ı getirip okuyun."
94Artık bundan sonra da kim Allah´a yalan uydurursa, işte onlar zâlimlerdir.
95De ki: "Allâh doğru söyledi, öyle ise dosdoğru, Allâh´ı birleyici olarak İbrâhim dinine uyun. O, ortak koşanlardan değildi."
96Doğrusu insanlara (ma´bed olarak) ilk kurulan ev, Mekke´de olandır. Âlemlere uğur, bereket ve hidâyet kaynağı olarak kurulmuştur.
97Onda açık açık deliller, İbrâhim´in Makâmı vardır. Ona giren, güvene erer. Yoluna gücü yeten herkesin, o Ev´e gi(dip haccet)mesi, insanlar üzerinde Allâh´ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse şüphesiz Allâh, bütün âlemlerden zengindir.
98De ki: "Ey Kitap ehli, Allâh yaptıklarınıza tanık iken neden Allâh´ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?"
99De ki: "Ey Kitap ehli, gerçeğe tanık olduğunuz halde, niçin Allâh´ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek, inanmak isteyenleri Allâh yolundan çevirmeğe çalışıyorsunuz? Allâh yaptıklarınızdan habersiz değildir."
100Ey inananlar, Kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra, (onlar) sizi döndürüp kâfir yaparlar.
101Size Allâh´ın âyetleri okunmakta ve O´nun Elçisi de aranızda iken nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah´a sarılırsa muhakkak ki o, doğru yola iletilmiştir.
102Ey inananlar, Allah´tan, O´na yaraşır biçimde korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün.
103Ve topluca Allâh´ın ipine yapışın, ayrılmayın; Allâh´ın size olan ni´metini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allâh) kalblerinizi uzlaştırdı. O´nun ni´metiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, (Allâh) sizi ondan kurtardı. Allâh size âyetlerini böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz.
104İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men´eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
105Kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünüp ihtilâf edenler gibi olmayın. İşte onlar (evet) onlar için büyük bir azâb vardır.
106O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkâr ettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azâbı tadın!" (denilir).
107Yüzleri ağaranlar ise Allâh´ın rahmeti içindedirler, orada sürekli kalacaklardır.
108İşte onlar Allâh´ın âyetleridir. Onları sana gerçek ile okuyoruz. Allâh, âlemlere zulmetmek istemez.
109Göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh´ındır. Bütün işler Allah´a döndürülür.
110Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz ve Allah´a inanırsınız. Eğer Kitap ehli, inanmış olsaydı, elbette kendileri için iyi olurdu. Onlardan inananlar da var, ama çokları yoldan çıkmışlardır.
111Size eziyetten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşsalar bile, size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.
112Nerede olsalar, onlara alçaklık (damgası) vurulmuştur (ezilmeğe mahkûmdurlar). Meğer ki Allâh´ın ahdine ve (inanan) insanların ahdine sığınmış olsunlar. Allâh´ın gazabına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu (yoksulluk içinde ezildiler). Böyle oldu, çünkü onlar Allâh´ın âyetlerini inkâr ediyorlar, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı ve çünkü isyân etmişlerdi, haddi aşıyorlardı.
113Ama hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece sâatlerinde ayakta durup Allâh´ın âyetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır.
114Onlar, Allah´a ve âhiret gününe inanırlar, iyiliği emreder, kötülükten men ederler; hayır işlerine koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.
115Yapacakları hiçbir iyilik inkâr edilmeyecektir. Şüphesiz Allâh, (günâhlardan) korunanları bilmektedir.
116Nankörlere gelince, ne malları, ne de evlâdları onlara, Allah´a karşı hiçbir yarar sağlamayacaktır. Onlar ateş halkıdır; onlar orada sürekli kalacaklardır.
117Onların bu dünyâ hayâtında harcadıkları malların durumu, nefislerine zulmeden bir topluluğun ekinine vurup onu mahveden dondurucu bir rüzgâr(ın tahribatın)a benzer. Allâh onlara zulmetmedi; fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
118Ey inananlar, kendinizden başkasını kendinize dost edinmeyin; onlar sizi bozmaktan geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isterler. Onların ağızlarından öfke taşmaktadır. Göğüslerinde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Düşünürseniz, size âyetleri açıkladık.
119İşte, siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler. Kitabın hepsine inanırsınız. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman "İnandık" derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı öfkeden parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün! Şüphesiz Allâh, göğüslerin özünü bilir."
120Size bir iyilik dokunsa (bu,) onları tasalandırır; size bir kötülük dokunsa, ona sevinirler. Eğer sabreder, korunursanız, onların tuzağı size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allâh, onların yaptıklarını kuşatmıştır.
121Hani sen, erkenden âilenden ayrılmıştın, (Uhud´da) mü´minleri savaş üslerine yerleştiriyordun. Allâh da işitendi, bilendi.
122Sizden iki takım, korkup bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allâh, kendilerinin dostu idi. İnananlar, Allah´a dayansınlar.
123(Allâh mü´minlere yardım eder). Nitekim Allâh, zayıf durumda bulunduğunuz Bedir´de de size yardım etmişti. O halde Allah´tan korkun ki, şükredesiniz.
124O zaman sen mü´minlere: "Rabbinizin, size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi, size yetmez mi?" diyordun.
125Evet, sabreder, korunursanız; onlar hemen şu dakikada üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı beşbin melekle yardım eder.
126Allâh bu(yardım va´di)ni sırf size müjde olsun ve kalbleriniz bununla güven bulsun diye yaptı. Yardım, yalnız, dâimâ gâlib, hüküm ve hikmet sâhibi Allâh katındandır.
127İnkâr edenlerden bir kısmını kessin ve perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye (size yardım eder).
128O konuda senin yapacağın bir şey yoktur. Allâh, ya tevbelerini kabul edip onları affeder, ya da zâlim olduklarından dolayı onlara azâb eder.
129Göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh´ındır. (O), dilediğini bağışlar, dilediğine azâbeder, Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
130Ey inananlar, kat kat ribâ yemeyin, Allah´tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
131Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının!
132Allah´a ve Elçiye itâ´at edin ki, size merhamet edilsin.
133Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, korunanlar için hazırlanmış cennete koşun!
134O(koruna)nlar bollukta ve darlıkta Allâh için harcarlar, öfke(lerin)i yutkunurlar, insanları affederler. Allâh da güzel davrananları sever.
135Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allâh´ı hatırlayarak hemen günâhlarının bağışlanmasını dilerler; günâhları da Allah´tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, hatâlarında bile bile, ısrar etmezler.
136İşte onların mükâfâtı Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetlerdir. Çalışanların ücreti ne güzeldir!
137Sizden önce de yasalar uygulanmıştır. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonunun nasıl olduğunu görün.
138Bu, insanlara bir açıklama, korunanlara yol gösterme ve öğüttür.
139Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız, mutlaka siz üstün geleceksiniz.
140Eğer size bir yara dokunduysa, o topluluğa da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler... onları biz insanlar arasında çevirip dururuz (kâh bir kavme, kâh ötekine gâlibiyet veririz; bazen bir topluma iyi veya kötü günler gösteririz, bazan ötekine). Allâh inananları ortaya çıkarmak, sizden şehidler edinmek için (zamanı kâh lehinize, kâh aleyhinize çevirmektedir). Allâh, zâlimleri sevmez.
141Ve inananları iyice özleştirmek, kâfirleri de mahvetmek için (günleri insanlar arasında böyle çevirmektedir).
142Yoksa siz, Allâh, içinizden cihâd edenleri (sınayıp) bilmeden, sabredenleri (sınayıp) bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
143Andolsun ki, siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
144Muhammed, sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah´a hiçbir ziyan veremez. Allâh, şükredenleri mükâfâtlandıracaktır.
145Allâh´ın izni olmadan hiçbir kişi ölmez. (Ölüm) Belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünyâ sevâbını (menfaatini) isterse, kendisine ondan veririz; kim âhiret sevâbını isterse, kendisine ondan veririz, şükredenleri mükâfâtlandıracağız.
146Nice peygamber var ki, kendileriyle beraber birçok erenler çarpıştılar; Allâh yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zayıflık göstermediler, boyun eğmediler. Allâh sabredenleri sever.
147Sadece şöyle diyorlardı: "Rabbimiz, bizim günâhlarımızı ve işimizde taşkınlığımızı bağışla, ayaklarımızı (yolunda) sağlam tut, kâfir topluma karşı bize yardım eyle!"
148Allâh da onlara hem dünyâ karşılığını, hem âhiret karşılığının en güzelini verdi. Çünkü Allâh, güzel davrananları sever.
149Ey inananlar, eğer inkâr edenlere itâ´at ederseniz, sizi arkanıza (küfre) çevirirler, o zaman büsbütün kaybedersiniz.
150Hayır, Mevlânız Allah´a (itâ´at edin), yardımcıların en iyisi O´dur.
151Allâh´ın, kendilerine hiçbir güç (vermediği, haklarında hiçbir delil) indirmediği şeyleri, Allah´a ortak koştuklarından dolayı inkâr edenlerin kalblerine korku salacağız; gidecekleri yer de cehennemdir! Zâlimlerin varacağı yer, ne kötüdür!
152Kendi izniyle onları öldürdüğünüz sürece Allâh, size (yardım) va´dini doğruladı: Nihâyet siz korktunuz, Allâh size sevdiğiniz(gâlibiyet)i gösterdikten sonra (verilen) emir hakkında (birbirinizle) çekişip isyân ettiniz: Kiminiz dünyâyı istiyordu, kiminiz âhireti istiyordu. Sonra Allâh sizi denemek için onlardan geri çevirdi (yenilgiye uğrattı. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allâh mü´minlere karşı çok lutufkârdır.
153Elçi, aranızdan sizi çağırırken siz, boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allâh, size gam üstüne gam verdi ki ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allâh, yaptıklarınızı duymaktadır.
154Sonra o üzüntünün ardından (Allâh) size bir güven, bir kısmınızı bürüyen bir uyku indirdi; bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah´a karşı câhiliyye zannı gibi haksız bir zanda bulunuyorlar: "Bu işten bize bir şey var mı?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş, Allah´a aittir." Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. Diyorlar ki: "Bu işten bize bir fayda olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, yine üzerine öldürülme(si) yazılmış olanlar, mutlaka (vurulup) yatacakları yeri boylardı. Allâh göğüslerinizdekini denemek, kalblerinizdekini açığa çıkarmak için (bunları başınıza getirdi)". Allâh göğüslerin özünü bilir.
155İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenleri, yaptıkları bazı işlerden dolayı şeytân, (yoldan) kaydırmak istemişti. Ama yine de Allâh, onları affetti. Şüphesiz Allâh, çok bağışlayandır, halimdir.
156Ey inananlar, siz inkâr edenler ve yeryüzünde sefere, ya da savaşa çıkan gazi kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve vurulmazlardı." diyenler gibi olmayın. Allâh, onların bu düşünce ve sözlerini, kalblerinde dert yapar. Yaşatan da, öldüren de Allahtır. Allâh, yaptıklarınızı görmektedir.
157Eğer Allâh yolunda öldürülür, ya da ölürseniz, Allâh´ın bağışlaması ve rahmeti, onların topladıkları(dünyâ malı)ndan daha hayırlıdır.
158Ölür veya öldürülürseniz, elbette Allah´a götürüleceksiniz!
159Allâh´ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurların)dan geç, onlar için mağfiret dile. İşini onlara danış, karar verince de Allah´a dayan; çünkü Allâh kendine dayanıp güvenenleri sever.
160Eğer Allâh size yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yüz üstü bırakırsa, O´ndan sonra size kim yardım edebilir? Mü´minler, Allah´a dayansınlar.
161Bir peygamberin aşırması, hiyanet etmesi, olur şey değildir. Kim (emânete hıyanet eder), aşırırsa kıyâmet günü aşırdığını boynuna yüklenip getirir. Sonra herkese kazandığı tastamam verilir, hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.
162Hiç Allâh´ın rızâsına uyan kimse; Allâh´ın hışmına uğrayan, yeri de cehennem olan adam gibi olur mu? Ne kötü sonuçtur orası!
163O(insa)nlar, Allâh katında derece derecedirler. Allâh, onların yaptıklarını görmektedir.
164Andolsun ki, Allâh, mü´minlere büyük lutufta bulundu: Zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allâh´ın âyetlerini okuyan, kendilerini yücelten ve kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi.
165Başınıza bir belâ gelince -siz, onun iki katını onların başlarına getirmiş olduğunuz halde yine- Bu nereden başımıza geldi?" dediniz. De ki: "O (belâ), kendinizdendir." Allâh, herşeye kâdirdir.
166İki topluluğun karşılaştığı gün, sizin başınıza gelen, ancak Allâh´ın izniyle olmuştur ki (O), inananları bilsin (deneyip ortaya çıkarsın).
167Ve iki yüzlülük edenleri bilsin (ortaya çıkarsın). Onlara: "Gelin, Allâh yolunda savaşın, ya da savunun." dendiği halde: "Eğer savaş (olacağını) bilseydik, sizinle gelirdik." dediler. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlar. Halbuki Allâh, içlerinde sakladıkları şeyi çok iyi bilmektedir.
168(Savaştan geri kalıp) Oturarak, kardeşleri için "Bizim sözümüzü tutsalardı, öldürülmezlerdi." diyenlere söyle: "Eğer doğru iseniz, kendinizden ölümü savınız!"
169Allâh yolunda öldürülenleri ölüler sanma; hayır, (onlar) diridirler, Rableri katında rızıklanmaktadırlar.
170Allâh´ın, keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarından henüz kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığına, onların da üzüntüye uğramayacaklarına sevinirler.
171Allâh´ın ni´metine, lutfuna ve Allâh´ın mü´minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
172O(mü´mi)nler ki yaralandıkları halde yine Allâh´ın ve Elçinin çağrısına uydular; onlardan güzel davrananlar ve (günâhlardan) korunanlar için pek büyük ecir vardır.
173Onlar ki, halk kendilerine: "(Düşman) İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!" deyince, (bu söz,) onların imanını artırdı. Ve: "Allâh bize yeter, O, ne güzel vekildir." dediler.
174Bundan dolayı Allah´tan bir ni´met ve bollukla geri döndüler, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadı. Ve Allâh´ın rızâsına uydular. Allâh büyük lutuf sâhibidir.
175O şeytân sizi kendi dostlarından korkutuyor, eğer inanmış iseniz, onlardan korkmayın, benden korkun!
176İnkâra koşanlar seni üzmesin, onlar Allah´a hiçbir zarar veremezler. Allâh onlara âhirette hiçbir nasip koymamak istiyor. Onlar için büyük bir azâb vardır.
177İman karşılığında inkârı satın alanlar, Allah´a hiçbir zarar vermezler. Onlar için acı bir azâb vardır.
178İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine süre vermemiz, kendileri için hayırlıdır. Biz onlara süre veriyoruz ki günâhı artırsınlar. Onlar için alçaltıcı bir azâb vardır.
179Allâh mü´minleri, (şu) üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Ve Allâh sizi gaybe vakıf kılacak değildir. Fakat Allâh, elçilerinden dilediğini seçer (onu gaybe vakıf kılar). O halde Allah´a ve elçilerine inanın; eğer inanır ve (günâhlardan) korunursanız sizin için büyük mükâfât vardır.
180Allâh´ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hayır, o, kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirâsı Allâh´ındır (bütün mülk O´na aittir ve O´na kalacaktır). Allâh yaptıklarınızı haber alandır.
181Allâh: "Allâh fakirdir, biz zenginiz." diyenlerin sözünü işitti. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve: "Yangın azâbını tadın!" diyeceğiz.
182"Bu, sizin ellerinizin yapıp öne sürdürdüğünün karşılığıdır." Allâh, kullara asla zulmedici değildir.
183Onlar: "Allâh bize, and verdi ki, bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmayalım." dediler. De ki: "Size benden önce açık deliller ve bu dediğinizi de getiren elçiler gelmişti. Eğer doğru idiyseniz niçin onları öldürdünüz?"
184Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sahifeler ve aydınlatıcı Kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
185Her can ölümü tadacaktır. Kıyâmet günü ecirleriniz size eksiksiz verilecektir. Kim ki hemen ateşin elinden çekilip kurtarılır da cennete sokulursa, işte o, kurtuluşa ermiştir. Dünyâ hayâtı, aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.
186Mallarınız ve canlarınız hususunda deneneceksiniz; sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden ve ortak koşanlardan çok incitici (sözler) duyacaksınız. Ama sabreder, korunursanız; işte bunlar, yapmağa değer işlerdendir.
187Allâh, kendilerine Kitap verilenlerden: "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz!" diye söz almıştı. Fakat onlar, verdikleri sözü sırtlarının ardına attılar ve karşılığında birkaç para aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar.
188O ettiklerine sevinen, yapmadıkları şeylerle övülmeyi sevenlerin, azâbdan kurtulacaklarını sanma. Onlar için acı bir azâb vardır.
189Göklerin ve yerin mülkü Allâh´ındır. Allâh herşeye kâdirdir.
190Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sâhipleri için ibretler vardır.
191Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allâh´ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: "Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azâbından koru!"
192"Rabbimiz, sen birini ateşe soktun mu, onu perişan etmişsindir. zâlimlerin yardımcıları yoktur."
193"Rabbimiz, biz, ´Rabbinize inanın´ diye imânâ çağıran bir davetçi işittik, hemen inandık. Rabbimiz, bizim günâhlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı iyilerle beraber al (bizi ma´nada onlarla beraber eyle)!"
194"Rabbimiz bize, elçilerine va´dettiğini ver, kıyâmet günü bizi rezil, perişan etme. Zira sen verdiğin sözden caymazsın!"
195Rableri onlara karşılık verdi: "Ben, sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler, vuruşanlar ve öldürülenler... Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Yaptıklarına), Allâh katından bir karşılık olarak (onlara bu ni´metleri vereceğim). Karşılıkların en güzeli Allâh katındadır."
196İnkâr edenlerin, öyle şehirlerde gezip dolaşması seni aldatmasın.
197Bu, az bir geçimdir. Sonra gidecekleri yer, cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!
198Fakat Rablerinden korkanlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler var. Orada ebedi kalacaklar, Allâh tarafından ağırlanacaklardır. İyiler için Allâh yanında bulunan ödüller ise (dünyâ varlığından) daha hayırlıdır.
199Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah´a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene inanırlar; Allah´a karşı saygılıdırlar; Allâh´ın âyetlerini birkaç paraya satmazlar. Onların da Rableri katında ödülleri vardır! Şüphesiz Allâh, hesabı çabuk görendir.
200Ey inananlar, sabredin, direnin. Savaşa hazırlıklı, uyanık bulunun ve Allah´tan korkun ki, başarıya eresiniz.
Chapter 4 (Sura 4)
1Ey insanlar, sizi bir tek nefisten (nefes alan candan) yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah´tan ve akrabâlık(bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allâh, sizin üzerinizde gözetleyicidir.
2Öksüzlere mallarını verin, temizi pis olanla değiştirmeyin, onların mallarını sizin mallarınıza katarak (helâl, temiz malınızı kirletip) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günâhtır.
3Şâyet öksüz(kızlarla evlendiğiniz takdirde on)lar hakkında adâleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, size helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. O(kadı)nlar arasında da adâlet yapamayacağınızdan korkarsanız bir tane alın; yahut ellerinizin altında bulunan(câriye)lerle yetinin. Cevr (ve haksızlık) etmemeniz için en uygun olan budur.
4Kadınlara mehirlerini bir hak olarak (gönül hoşluğuyla) verin; eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da âfiyetle yeyin.
5Allâh´ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
6Nikâh çağına varıncaya kadar öksüzleri deneyin, eğer onlarda bir olgunluk görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüsünler diye alıkoyup israf ile tez elden onların mallarını yemeğe kalkmayın. Zengin olan, çekinsin; yoksul olan da (malın muhafazası için gösterdiği çabaya ve ihtiyacına) uygun şekilde yesin. Onlara mallarını geri verdiğiniz zaman da yanlarında şâhid bulundurun. Hesapçı olarak da Allâh yeter (O, her yaptığınızı hesâbetmektedir).
7Ana babanın ve akrabânın geriye bıraktıklarından erkeklere pay vardır; ana babanın ve akrabânın geriye bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Gerek azından gerek çoğundan (hem erkeğe, hem de kadına) bir hisse ayrılmıştır.
8(Mirâs düşmeyen) Akrabâlar, öksüzler, yoksullar da (mirâs) taksim(in)de hazır bulunursa bir şeyler vererek onları da ondan rızıklandırın (gönüllerini hoş edin) ve onlara güzel söz söyleyin.
9Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde onların durumundan endişe edecek olanlar, (öksüzlerin hakkına dokunmaktan) çekinsinler. Allah´tan korksunlar ve doğru söz söylesinler.
10Zulüm ile öksüzlerin mallarını yiyenler, karınlarına sadece ateş koymaktadırlar ve çılgın bir ateşe gireceklerdir.
11Allâh size, çocuklarınız(ın alacağı mirâs) hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer (çocuk) yalnız bir kadınsa (mirâsın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, bıraktığı mirâsta ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı altıda birdir. (Bu hükümler, ölenin) Yapacağı vasiyyetten, ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar, Allâh´ın koyduğu haklardır. Şüphesiz Allâh bilendir, hikmet sâhibidir.
12Eğer çocukları yoksa, eşlerinizin yapacakları vasiyyetten ve borçtan sonra bıraktıkları mirâsın yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin de çocuğunuz yoksa, yapacağınız vasiyyet ve borçtan sonra bıraktığınızın dörtte biri, onlarındır; çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer mirâs bırakan erkek veya kadının evlâdı ve ana babası olmayıp bir erkek veya bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler, üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) Zarar verici olmayan vasiyyet ve borçtan sonra (uygulanır). Bunlar, Allah´tan (size) vasiyyettir. Allâh bilendir, halimdir.
13Bunlar Allâh´ın sınırlarıdır. Kim Allah´a ve Elçisine itâ´at ederse Allâh onu, altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük başarı budur.
14Kim de Allah´a ve Elçisi´ne karşı gelir, O´nun sınırlarını aşarsa, Allâh onu, sürekli kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azâb vardır.
15Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şâhid getirin; eğer onlar şâhidlik ederlerse, o kadınları ölüm alıncaya, ya da Allâh onların yararına bir yol gösterinceye kadar evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).
16İçinizden iki kişi, fuhuş yaparsa, onlara eziyet edin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlardan vazgeçin. Çünkü Allâh, tevbeleri çok kabul edendir, çok esirgeyendir.
17Allah´a göre, şu kimselerin tevbesi makbuldür ki, câhillikle bir kötülük yapıp hemen ardından dönerler. İşte Allâh onların tevbesini kabul eder. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
18Yoksa kötülükler yapıp yapıp da nihâyet kendilerine ölüm gelip çatınca: "Ben şimdi tevbe ettim" diyenlere ve kâfir olarak ölenlere tevbe (af) yoktur. Onlar için acı bir azâb hazırlamışızdır!
19Ey inananlar, kadınları mirâs yoluyla zorla almanız size helâl değildir. Onlara verdiklerinizin bir kısmını alıp götürmek için onları sıkıştırmayın. Şâyet açık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allâh çok hayır koymuş olabilir.
20Bir eşin yerine başka bir eş almak istediğiniz takdirde, onlardan birine (evvelki eşinize) kantarlarca mal vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günâha girerek verdiğinizi alacak mısınız?
21Nasıl alırsınız ki, birbirinize geçmiş (içli dışlı olmuş) idiniz ve onlar, sizden sağlam te´minât almışlardı.
22Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu, edepsizliktir, (Allâh´ın) hışm(ı)dır ve iğrenç bir yoldur.
23Size (şunlarla evlenmeniz) harâm kılındı: Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız -eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günâh yoktur-kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kızkardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hariç. Şüphesiz Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
24(Savaşta tutsak olarak) ellerinize geçen(câriye)ler dışında, evli kadınlar(la evlenmeniz) de harâmdır. (İşte bunlar) size Allâh´ın yazdığı yasaklardır. Bunlardan ötesini, iffetli yaşamak, zinâ etmemek şartıyle mallarınızla istemeniz (evlenmeniz), size helâl kılındı. O halde onlardan yararlanmanıza karşılık, kesilen ücretlerini bir hak olarak onlara verin. Hakkın kesiminden sonra karşılıklı anlaşma(k sûretiyle kesilenden az veya çok vermeniz)de üzerinize bir günâh yoktur. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
25İçinizden inanmış hür kadınlarla evlenmeğe gücü yetmeyen kimse, elleriniz altında bulunan inanmış genç kızlarınız(olan câriyeleriniz)den alsın. Allâh sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz (hepiniz aynı kökten gelmekte, aynı toplumun bireylerisiniz; insanlık bakımından aranızda bir fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zinâ etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartıyle, sâhiplerinin izniyle onlarla evlenin, ücretlerini (mehirlerini) de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara yapılan işkencenin yarısı uygulanır. Bu (câriye ile evlenme), içinizden sakıntıya düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha iyidir. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
26Allâh size (helâl ve harâm olanı) açıklamak ve sizi, sizden öncekilerin yasalarına iletmek ve günâhlarınızı bağışlamak istiyor. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
27Allâh, sizin tevbenizi kabul etmek istiyor; şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.
28Allâh sizden (ağır teklifleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
29Ey inananlar, mallarınızı aranızda bâtılla (doğru olmayan yollarla, haksız yere) yemeyin. Kendi rızânızla yaptığınız ticaret olursa başka. Canlarınızı da öldürmeyin. Doğrusu Allâh, size karşı çok merhametlidir.
30Kim düşmanlık ve zulüm ile bunu yaparsa (bilsin ki) onu cehenneme sokacağız. Bu, Allah´a kolaydır.
31Eğer size yasaklanan büyük günâhlardan kaçınırsanz, sizin küçük günâhlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere sokarız.
32Allâh´ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeylere göz dikmeyin. Erkeklere de kazandıklarından bir pay var, kadınlara da kazandıklarından bir pay var. Allah´tan, O´nun lutfunu isteyin. Kuşkusuz Allâh, her şeyi bilendir.
33Ana babanın ve akrabânın bıraktıklarından her birine vârisler kıldık. yeminlerinizin bağladığı kimselere de hisselerini verin. Allâh herşeyi görmektedir.
34Allâh, insanları birbirinden üstün kıldığı ve mallarından harca(yıp kadınların geçmini sağla)dıkları için erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Bundan dolayı iyi kadınlar itâ´atkâr olup, Allâh´ın kendilerini korumasına karşılık (Allâh´ın verdiği başarı ile) gizliyi korurlar (kocalarına aslâ ihânet etmezler). Hırçınlık, etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onlara sokulmayın, onları dövün. Eğer size itâ´at ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allâh yücedir, büyüktür.
35Eğer (karı-kocanın) aralarının açılmasından endişe duyarsanız, erkeğin âilesinden bir hakem ve kadının âilesinden bir hakem gönderin. Bunlar uzlaştırmak isterlerse, Allâh onların arasını bulur. Çünkü Allâh (herşeyi) bilendir, haber alandır.
36Allah´a kulluk edin, O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya, akrabâya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yan(ınız)daki arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Allâh, kurumlu, böbürlenen insanları sevmez.
37Bunlar öyle insanlardır ki, cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği emrederler, Allâh´ın bol hazinesinden kendilerine verdiğini gizlerler. (Biz de) o nankörlere alçaltıcı bir azâb hazırlamışızdır.
38Bunlar mallarını insanlara gösteriş için verirler, Allah´a, ve âhiret gününe inanmazlar. Kimin arkadaşı şeytân ise, o(nun) ne kötü bir arkadaş(ı var)dır!
39Onlara ne olurdu sanki Allah´a ve âhiret gününe inansalardı ve Allâh´ın kendilerine verdiği rızıktan Allâh yolunda harcasalardı! Allâh onları biliyordu.
40Allâh zerre kadar haksızlık etmez, zerre miktarı bir iyilik olsa onu kat kat yapar ve kendi katından da büyük bir mükâfât verir.
41Her ümmetten (inanç ve davranışlarının doğru olup olmadığına tanıklık edecek) bir şâhid, seni de bunlara şâhid getirdiğimiz zaman (halleri) nice olur?
42Nankörlük edip, (Allâh´ın) Elçi(sin)e karşı gelenler, o gün yerin dibine geçirilmeyi isterler ve Allah´tan hiçbir söz gizleyemezler.
43Ey inananlar, sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz. Yoldan geçici olmanız dışında, cünüp iken de yıkanıncaya kadar (namaza yaklaşmayın). Eğer hasta, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (bu durumlarda) su bulamadığınız takdirde temiz toprağa teyemmüm edin: (Toprağı) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allâh, çok affeden, çok bağışlayandır.
44Şu kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? (Baksana onlar,) sapıklığı satın alıyorlar, istiyorlar ki, siz de yolu sapıtasınız.
45Allâh sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak Allâh yeter, yardımcı olarak da Allâh yeter.
46Yahûdilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Dillerini eğip bükerek ve dini taşlayarak: "İşittik ve isyân ettik", "dinle, dinlemez olası" ve: "râ´inâ" diyorlar. Eğer onlar: "İşittik ve itâ´at ettik", "Dinle ve bize bak!" deselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Fakat Allâh, inkârlarından dolayı onları la´netlemiştir, pek az inanırlar.
47Ey Kitap verilenler, biz bazı yüzleri, silip arkalarına döndürmeden, ya da Cumartesi adamlarını la´netlediğimiz gibi onları da la´netlemeden önce, yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğimiz(Kur´ân)a inanın. Allâh´ın buyruğu yapılır.
48Allâh, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah´a ortak koşan da gerçekten büyük bir günâh işlemiştir.
49Şu kendilerini övüp yüceltenleri görmedin mi? Hayır, ancak Allâh dilediğini yüceltir, onlara kıl kadar zulmedilmez.
50Bak nasıl Allah´a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günâh olarak bu (onlara) yeter.
51Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? (Baksana onlar) cibt ve tâğût´a inanıyorlar ve inkâr edenler için: "Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadır" diyorlar.
52İşte onlar, Allâh´ın la´netlediği insanlardır. Allâh, kimi la´netlerse artık onun için hiçbir yardımcı bulamazsın.
53Yoksa onların mülkten bir payı mı var? Öyle olsaydı insanlara bir çekirdek zerresi bile vermezlerdi.
54Yoksa Allâh´ın, lutfundan insanlara verdiği (vahiyler) yüzünden onları kıskanıyorlar mı? Oysa biz İbrâhim soyuna da Kitabı ve hikmeti vermiş ve onlara büyük bir mülk vermiştik.
55Onlardan kimi O(Hak Kitabı)na inandı, kimi de ondan yüz çevirdi. Öylesine de çılgın alevli cehennem yetti.
56O âyetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe sokacağız, derileri piştikçe azâbı tadsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz! Şüphesiz Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
57İnanıp iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada sürekli kalacaklardır. Orada kendilerine tertemiz eşler de vardır ve onları (hiç güneş sızmayan) eşsiz bir gölgeye sokacağız.
58Allâh, size emânetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allâh size böylece ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu, Allâh işiten, görendir.
59Ey inananlar, Allah´a itâ´at edin, Elçiye ve sizden olan buyruk sâhibine itâ´at edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -Allah´a ve âhiret gününe inanıyorsanız -onu Allah´a ve Elçiye götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
60Şunları görmedin mi, kendilerinin, sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını sanıyorlar da hakem olarak tâğûta (o azgın şeytâna) başvurmak istiyorlar! Oysa kendilerine onu inkâr etmeleri emredilmişti. Şeytân da onları iyice saptırmak istiyor.
61Kendilerine: "Allâh´ın indirdiğine ve Elçiye gelin!" denince, o ikiyüzlülerin, senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
62Ya nasıl, elleriyle yaptıkları (kötülükler) yüzünden başlarına bir felâket gelince, hemen sana gelirler: "Biz sadece iyilik etmek ve uzlaştırmak istedik." diye Allah´a yemin ederler?
63Allâh onların kalblerinde olanı bilir. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine işleyecek güzel söz seyle!
64Biz hiçbir elçiyi, Allâh´ın izniyle itâ´at edilmekten başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah´tan, günâhlarını bağışlamasını isteseler ve Elçi de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allâh´ı affedici, merhametli bulurlardı.
65Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme, içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyle teslim olmadıkça inanmış olmazlar.
66Eğer onlara: "Kendinizi öldürün, ya da yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette kendileri için daha iyi ve daha sağlam olurdu.
67O zaman kendilerine katımızdan büyük mükâfât verirdik.
68Ve onları doğru bir yola iletirdik.
69Kim Allah´a ve Elçi´ye itâ´at ederse işte onlar, Allâh´ın ni´met verdiği peygamberler, sıddiklar, şehidler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel arkadaştır!
70Bu ni´met, Allah´tandır. Bilen olarak Allâh yeter.
71Ey inananlar, (uyanık bulunup) korunma(tedbirleri)nizi alın, bölük bölük, ya da hep birlikte savaşa gidin.
72İçinizden bir kısmı var ki, pek ağır davranır. Eğer size bir felâket erişirse: "Allâh bana lutfetti de onlarla beraber bulunmadım." der.
73Eğer Allah´tan size bir ni´met erişirse, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım!" der.
74Dünyâ hayâtını âhiret hayâtı karşılığında satanlar, Allâh yolunda savaşsınlar. Kim Allâh yolunda savaşır da öldürülür veya gâlib gelirse, biz ona yakında büyük bir mükâfât vereceğiz.
75Size ne oldu ki Allâh yolunda ve "Rabbimiz bizi şu, halkı zâlim kentten çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver!" diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?
76İnananlar Allâh yolunda savaşırlar, inkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O halde şeytânın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytânın hilesi zayıftır.
77Kendilerine: "Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekâtı verin!" denilenleri görmedin mi? Kendilerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir grup, insanlardan, Allah´tan korkar gibi hattâ daha fazla korkmaya başladılar: "Rabbimiz, niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (savaş emrini bir süre geciktirsen) olmaz mıydı?" dediler. De ki: "dünyâ geçimi azdır, korunan için âhiret daha iyidir. Size kıl kadar haksızlık edilmez."
78Nerede olsanız, sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine ölüm sizi bulur. Onlara bir iyilik erişirse: "Bu, Allâh tarafındandır" derler. Onlara bir kötülük erişirse: "Bu, senin yüzündendir" derler. De ki: "Hepsi Allâh tarafındandır". Bu topluma ne oluyor ki hemen hiç söz anlamıyorlar?
79Sana gelen her iyilik Allah´tandır, sana gelen her kötülük de kendi(günâhın yüzü)ndendir. Seni insanlara elçi gönderdik. (Buna) şâhid olarak Allâh yeter.
80Kim Elçi´ye itâ´at ederse Allah´a itâ´at etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bil ki), biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
81"Peki", derler, ama yanından çıkınca içlerinden birtakımı senin söylemiş olduğunun tersini kurar. Allâh, onların geceleyin ne düşünüp kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma, Allah´a dayan. (Sana) vekil olarak Allâh yeter.
82Kur´ân´ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah´tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı.
83Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Elçi´ye ve aralarında buyruk sâhiplerine götürselerdi, işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin taşıdığı anlamı) bilirlerdi. Eğer size Allâh´ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, birçok işinizde şeytâna uyardınız.
84(Ey Muhammed), Allâh yolunda savaş; sen yalnız kendinden sorumlusun! İnananları da (savaşa) teşvik et. Umulur ki Allâh, kâfirlerin gücünü kırar. Allâh´ın baskını daha güçlü, cezâsı daha çetindir.
85Kim güzel bir (işe) destek olursa, onun da o işten bir payı olur. Kim kötü bir (işe) destek olursa, onun da o işten bir payı olur. Allâh her şeyi gözetip karşılığını verendir.
86Bir selâm ile selâmlandığınız zaman siz de ondan daha güzeliyle selâm verin; yahut verilen selâmı aynen iâde edin. Şüphesiz Allâh, her şeyi hesaplayandır.
87Allâh -ki O´ndan başka tanrı yoktur- sizi, vukuunda asla şüphe olmayan kıyâmet (duruşma) gününde bir araya toplayacaktır. Allah´tan daha doğru sözlü kim olabilir?
88Size ne oldu ki, münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Oysa yaptıkları işlerden dolayı Allâh onları baş aşağı etmiştir. Allâh´ın saptırdığını doğru yola iletmek mi istiyorsunuz? Allâh birini saptırırsa artık onun için bir yol bulamazsınız!
89Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki, onlarla bir olasınız. O halde onlar Allâh yolunda göç edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, nerede bulursanız öldürün ve onlardan ne dost, ne de yardımcı tutmayın!
90Ancak sizinle kendileri arasında andlaşma bulunan bir topluma sığınanlar, yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyle savaşmak(istemedikleri)nden yürekleri sıkılarak size gelenler hariç. Allâh dileseydi, onları sizin üstünüze salardı, sizinle savaşırlardı. O halde onlar, sizden uzak dururlar, sizinle savaşmazlar ve sizinle barış içinde yaşamak isterlerse, Allâh size, onlara saldırmak için bir yol vermemiştir.
91Başka birtakım insanlar da bulacaksınız ki, hem sizden, hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Ama ne zaman fitneye götürülseler, fitnenin içine başaşağı atılırlar. Eğer onlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini (saldırıdan) çekmezlerse onları yakalayın ve nerede bulursanız öldürün! İşte öylelerine karşı size açık bir yetki verdik.
92Yanlışlık dışında bir mü´min, bir mü´mini öldüremez: Yanlışlıkla bir mü´mini öldüren kimsenin, mü´min bir köle âzâdetmesi ve ölenin âilesine de bir diyet vermesi gerekir. Eğer (ölenin âilesi), bağışlar(diyetten vazgeçer)lerse başka. (Öldürülen) mü´min, düşmanınız olan bir topluluktan ise mü´min bir köle âzâdetmek gerekir. Ve eğer sizinle kendileri arasında andlaşma bulunan bir topluluktan ise âilesine verilecek bir diyet ve mü´min bir köle âzâdetmek lâzımdır. Bunları bulamayan kimsenin, Allâh tarafından tevbesinin kabulü için iki ay ardı ardına oruç tutması gerekir. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
93Her kim bir mü´mini kasden öldürürse -onun cezâsı-, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Allâh ona gazabetmiş, la´net etmiş ve onun için büyük bir azâb hazırlamıştır!
94Ey inananlar, Allâh yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayın, dinleyin, size selâm verene, dünyâ hayâtının geçici menfaatini gözeterek: "Sen mü´min değilsin!" demeyin. Çünkü Allâh´ın yanında çok ganimetler vardır. Önceden siz de öyle idiniz, Allâh size lutfetti (imânâ geldiniz). O halde iyice anlayın (dinleyin, peşin hüküm vermeyin). Çünkü Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.
95İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mallariyle canlariyle Allâh yolunda cihâdedenler bir olmaz. Allâh, mallariyle canlariyle cihâdedenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allâh hepsine de güzellik va´detmiştir ama mücâhidleri oturanlardan çok daha büyük ecirle üstün kılmıştır:
96Kendi katından yüksek dereceler, bağış ve rahmet. Allâh, bağışlayandır, esirgeyendir.
97Nefislerine yazık eden kimselere, canlarını alırken melekler: "Ne işte idiniz (dininiz için ne yapıyordunuz)?" dediler. (Bunlar): "Biz yeryüzünde âciz düşürülmüştük." diye cevap verdiler. Melekler dediler ki: "Allâh´ın yeri geniş değil miydi ki onda göç ed(ip gönlünüzce yaşayabileceğiniz bir yere gid)eydiniz?" İşte onların durağı cehennemdir, ne kötü bir gidiş yeridir orası!
98Yalnız hiçbir çareye gücü yetmeyen ve göç için yol bulamayan, gerçekten zayıf erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç.
99Çünkü Allâh´ın onları affetmesi umulur. Allâh, çok affeden, çok bağışlayandır.
100Allâh yolunda göç eden kimse, yeryüzünde gidecek çok yer ve bolluk bulur. Kim Allâh ve Elçisi için göç etmek amacıyle evinden çıkar da kendisine ölüm yetişirse, onun mükâfâtı Allah´a düşer. Allâh, bağışlayandır, esirgeyendir.
101Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman inkâr edenlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günâh yoktur. Muhakkak ki kâfirler, sizin açık düşmanınızdır.
102Sen de içlerinde bulunup onlara namazı başlattığın zaman onlardan bir bölük seninle beraber namaza dursun ve silâhlarını da yanlarına alsınlar. (Namazda olanlar), secde edince arkanıza geçsinler; bu kez namaz kılmayan öteki bölük gelsin, seninle beraber namaz kılsınlar, korunma(tedbir)lerini ve silâhlarını da alsınlar. İnkâr edenler istediler ki siz silâhlarınızdan ve eşyanızdan gaflet etseniz de birden üzerinize bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir günâh yoktur. Ama korunma tedbirinizi alın (uyanık bulunun). Allâh, kâfirlere alçaltıcı bir azâb hazırlamıştır.
103Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allâh´ı anın; güvene kavuştunuz mu namazı (tam) kılın. Çünkü namaz, mü´minlere vakitli olarak farz kılınmıştır.
104O topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz Allah´tan, onların ummayacakları şeyleri, ummaktasınız. Alah bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
105Biz sana Kitabı gerçek ile indirdik ki, insanlar arasında Allâh´ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin; hâinlerin savunucusu olma!
106Allah´tan mağfiret dile. Kuşkusuz Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
107Kendilerine hâinlik edenleri savunma; zira Allâh, hâinlik yapıp günâh işleyen insanı sevmez!
108(Günâh işlerken) İnsanlardan gizleniyorlar da Allah´tan gizlenmiyorlar. Oysa geceleyin O´nun istemediği sözü söyle(yip plan kura)rlarken O, onlarla beraberdir. Allâh, onların yaptıkları herşeyi kuşatmıştır (hiçbir şeyi O´ndan gizleyemezler).
109Haydi siz, dünyâ hayâtında onları savundunuz; ya kıyâmet günü onları Allah´a karşı kim savunacak, ya da kim onlara vekil olacak?
110Kim bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de sonra Allah´tan mağfiret dilerse, Allâh´ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.
111Kim bir günâh işlerse onu kendi aleyhine kazanır. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
112Kim bir hatâ, ya da günâh işler de sonra onu bir suçsuzun üstüne atarsa, muhakkak ki büyük bir iftirâ ve açık bir günâh yüklenmiş olur.
113Allâh´ın sana lutfu ve acıması olmasaydı, onlardan bir grup, seni saptırmağa yeltenmişti. Onlar sadece kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allâh, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allâh´ın sana lutfu, cidden büyüktür.
114Onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hayır yoktur. Yalnız sadaka, yahut iyilik, ya da insanların arasını düzeltmeyi emreden(in konuşması) hariç. Kim Allâh´ın rızâsını kazanmak amacıyle bunu yaparsa, yakında ona büyük bir mükâfât vereceğiz.
115Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Elçi´ye karşı gelir ve mü´minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yola yöneltiriz ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir gidiş yeridir orası!
116Allâh, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bundan başka herşeyi dilediğine bağışlar. Allah´a ortak koşan da uzak bir sapıklığa düşmüştür.
117O(Allah´a ortak koşa)nlar, O´nu bırakıp birtakım dişilerden başkasına çağırmıyorlar ve onlar, (hayırsız) âsi şeytândan başkasına yalvarmıyorlar.
118(O şeytân) Ki Allâh ona la´net etti ve o da, "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım" dedi.
119"Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim: hayvanların kulaklarını yaracaklar; onlara emredeceğim: Allâh´ın yaratışını değiştirecekler!" kim Allâh´ın yerine şeytânı dost tutarsa, muhakkak ki açık bir ziyana uğramıştır.
120(Şeytân) Onlara söz verir, umut verir, fakat şeytânın onlara sözü, aldatmadan başka bir şey değildir.
121İşte onların varacağı yer cehennemdir. Asla ondan kaçmak (imkânı) bulamazlar.
122İnanıp iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız, orada ebedi kalacaklardır. Bu, Allâh´ın gerçek va´didir. Allah´tan daha doğru sözlü kim olabilir?
123(İş) Ne sizin kuruntularınızla, ne Kitap ehlinin kuruntularıyla olmaz. Kötülük yapan, onunla cezâlandırılır ve kendisine Allah´tan başka ne dost, ne de yardımcı bulamaz (Allâh´ın vereceği cezâyı hiç kimse ondan savamaz).
124Erkek veya kadından her kim inanarak güzel işler yaparsa, işte öyle kimseler cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
125Hangi insan, din yönünden, iyilik edici olarak yüzünü Allah´a teslim edip dosdoğru İbrâhim dinine tâbi olandan daha güzel olabilir? Allâh, İbrâhim´i dost edinmişti.
126Göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh´ındır. Allâh(ın bilgisi), herşeyi kuşatmıştır.
127Senden, kadınlar hakkında fetvâ istiyorlar. De ki: "Allâh, size onlar hakkında hükmünü açıklıyor: Kendilerine yazılmış olan(mirâs hakların)ı vermeyip kendileriyle evlenmek istediğiniz öksüz kadınlar, zavallı çocuklar ve öksüzlere karşı adâleti yerine getirmeniz hakkında Kitapta size okunan(âyet)ler (de Allâh´ın hükmünü açıklamaktadır)". Yapacağınız her hayrı muhakkak ki Allâh bilir.
128Ve eğer bir kadın, kocasının huysuzluğundan, yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, anlaşma ile aralarını düzeltmelerinde ikisine de günâh yoktur. Barış dâimâ iyidir. Zaten nefisler cimriliğe hazır duruma getirilmiştir (insanın mayasında cimrilik vardır). Eğer güzel geçinir, (kötülükten) sakınırsanız, Allâh yaptıklarınızı haber alır (yaptığınız güzel işler boşa gitmez).
129Ne kadar isteseniz de kadınlar arasında (tam) adâlet yapamazsınız. Öyle ise (birine) tamamen yönelip ötekini askıda (kocasızmış) gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, sakınırsanız, Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
130Eğer (eşler) ayrılırlarsa, Allâh bol ni´metiyle onların her birini zengin eder (diğerine muhtâceylemez). Allâh(ın ni´meti) geniştir, (O) hüküm ve hikmet sâhibidir.
131Göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh´ındır. Sizden önce Kitap verilenlere de, size de "Allah´tan korkun!" diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, (bilin ki) göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh´ındır. Allâh, zengindir, övgüye lâyıktır.
132Göklerde ve yerde olanların hepsi Allâh´ındır. Vekil olarak Allâh yeter.
133Ey insanlar, (Allâh) dilerse sizi götürür ve başkalarını getirir. Allâh, bunu yapabilir.
134Kim dünyâ sevâbını isterse (bilsin ki) dünyâ ve âhiret sevâbı Allâh katındadır. Allâh işitendir, görendir.
135Ey inananlar, adâleti tam yerine getirerek Allâh için şâhidlik edenler olun, kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhinde bile olsa, (şâhidlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adâletten ayrılmayın). Çünkü Allâh, ikisine de daha yakındır (onları sizden çok kayırır). Öyle ise keyfinize uyarak doğruluktan sapmayın. Eğer (şâhidlik ederken dilinizi) eğip bükerseniz, ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allâh yaptıklarınızı bilir.
136Ey inananlar, Allah´a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allâh´ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, uzak bir sapıklığa düşmüştür.
137Onlar ki inandılar, sonra inkâr ettiler; daha sonra yine inandılar, yine inkâr ettiler, sonra inkârları arttı; işte Allâh onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola iletecektir.
138Münâfıklara, acı bir azâbın kendilerinin olacağını müjdele!
139Onlar mü´minleri bırakıp kâfirleri dost tutuyorlar. Onların yanında şeref mi arıyorlar? Bütün şeref, tamamen Allaha aittir.
140(Allâh) Size Kitapta indirmişti ki: Allâh´ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar (bu sözü bırakıp) başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allâh, bütün iki yüzlüleri ve kâfirleri cehennemde toplayacaktır.
141Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer size Allah´tan bir fetih nasibolursa: "Biz de sizinle beraber değil miydik?" derler. Ve eğer savaşta kâfirlerin bir payı olur(savaşı düşmanlarınız kazanır)sa, (bu kez onlara): "Biz size üstünlük sağlayıp, sizi mü´minlerden korumadık mı?" derler. Artık kıyâmet gününde Allâh, aranızda hükmedecek ve mü´minlere karşı kâfirlere asla yol vermeyecektir.
142İki yüzlüler, Allâh´ı (gûyâ) aldatmağa çalışırlar. Oysa, O, onları aldatır. Namaza kalktıkları zaman da üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allâh´ı pek az anarlar.
143Arada yalpalayıp dururlar. Ne bunlara (bağlanırlar), ne de onlara. Allâh´ın şaşırttığı kimseye bir (çıkar) yol bulamazsın!
144Ey inananlar, mü´minleri bırakıp kâfirleri dost tutmayın! Allah´a, aleyhinizde olacak açık bir delil vermek mi istiyorsunuz?
145Doğrusu iki yüzlüler, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Onlar için hiçbir yardımcı bulamazsın.
146Ancak tevbe edenler, uslananlar, Allah´a yapışanlar ve dinlerini sırf Allâh için yapanlar (yalnız O´na tapanlar), işte onlar mü´minlerle beraberdir; Allâh da yakında mü´minlere büyük bir mükâfât verecektir.
147Siz şükreder, inanırsanız Allâh size azâbetmeyi ne yapacak? Allâh şükrün karşılığını veren, (herşeyi) bilendir.
148Allâh, kendisine haksızlık edilen dışında (hiç kimse tarafından) açıkça kötü söz söylenmesini sevmez. Doğrusu Allâh, işitendir, bilendir.
149Bir iyiliği, açığa vurur veya onu gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki) Allâh da affedicidir, güçlüdür.
150Onlar ki Allâh´ı ve elçilerini inkâr ederler, Allâh ile elçilerinin arasını ayırmak isterler, "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz!" derler; bu ikisinin (inanmakla inkârın) arasında bir yol tutmak isterler.
151İşte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azâb hazırlamışızdır!
152Ve onlar ki, Allah´a ve elçilerine inandılar, onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmadılar; işte (Allâh), pek yakında onların da mükâfâtlarını verecektir. Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
153Kitâp ehli, senden, kendilerine gökten bir Kitâp indirmeni istiyorlar. Mûsâ´dan bundan daha büyüğünü istemişler: "Allâh´ı bize açıkça göster!" demişlerdi. Haksızlıklarından dolayı derhal onları yıldırım gürültüsü yakalamıştı. Sonra kendilerine açık deliller gelmişken buzağıyı (tanrı) tutmuşlardı. Bundan da vazgeçtik ve Mûsâ´ya açık bir yetki verdik.
154Söz vermeleri için Tûr´u üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Secde ederek kapıdan girin!" dedik. Ve onlara: "Cumartesi(yasakları)nı çiğnemeyin!" dedik. Ve onlardan sağlam bir söz aldık.
155Sözlerini bozmalarından, Allâh´ın âyetlerini inkâr etmelerinden, haksız yere peygamberleri öldürmelerinden ve "Kalblerimiz kılıflı" demelerinden ötürü (başlarına belâlar getirdik). Hayır, fakat inkârlarından ötürü Allâh o kalblerin üzerini mühürlemiştir. Artık pek az inanırlar.
156Küfürlerinden ve Meryem´e büyük bir iftirâ atmalarından;
157"Biz Allâh´ın elçisi, Meryem oğlu Îsâ Mesih´i öldürdük!" demelerinden ötürü (belâlara uğradılar). Oysa onu öldürmediler ve asmadılar; fakat (bu iş) kendilerine, benzer gösterildi. Onun hakkında ayrılığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta kesin bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu yakinen öldürmediler (onu öldürdüklerini kesin biçimde bilemediler).
158Hayır, Allâh onu kendisine yükseltti. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
159Andolsun, kitâp ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce ona inanacak olmasın. Kıyâmet günü de O, (Îsâ) onların aleyhine şâhid olacaktır.
160Yahûdilerin yaptıkları zulümlerden, çok kimseyi Allâh yolundan çevirmelerinden dolayı kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara yasakladık.
161Menedildikleri halde ribâ almalarından ve haksız yere insanların mallarını yemelerinden ötürü (böyle yaptık). İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azâb hazırladık.
162Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve mü´minler, sana indiriline ve senden önce indirilene inanırlar. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah´a ve âhiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfât vereceğiz!
163Biz, Nûh´a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrâhim´e, İsmâ´il´e, İshak´a, Ya´kûb´a, sıbtlara, Îsâ´ya, Eyyûb´a, Yûnus´a, Hârûn´a, Süleyman´a da vahyetmiş ve Dâvûd´a da Zebur´u vermiştik.
164Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyetmiştik). Ve Allâh Mûsâ´ya da konuşmuştu.
165(Bunları) Müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak (gönderdik) ki, elçiler geldikten sonra insanların Allah´a karşı bahaneleri kalmasın. Allâh üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
166Allâh, sana indirdiğini kendi bilgisiyle indirmiş olduğuna şâhidlik eder. Melekler de (buna) şâhidlik ederler. Allâh´ın şâhidliği de (bir şeyin gerçekliği için) kâfidir.
167(Sana gelenleri) İnkâr edip Allâh yolundan menedenler, hakikaten uzak bir sapıklığa düşmüşlerdir.
168O inkâr edip zulmedenler var ya, Allâh onları ne bağışlayacak, ne de yola iletecektir.
169Sadece cehennemin yoluna (iletecek ve) orada sürekli kalacaklardır. Bu da Allah´a çok kolaydır.
170Ey İnsanlar, Elçi size, Rabbinizden gerçeği getirdi. Kendi yararınıza olarak (ona) inanın. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanlar Allâh´ındır. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
171Ey Kitap ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allâh hakkında gerçek olmayan şeyleri söylemeyin! Meryem oğlu Îsâ Mesih, sadece Allâh´ın elçisi, O´nun Meryem´e attığı kelimesi ve O´ndan bir ruhtur. Allah´a ve elçilerine inanın, (Allâh) "Üçtür" demeyin. Kendi yararınıza olarak buna son verin. Çünkü Allâh, yalnız bir tek tanrıdır. Hâşâ O, çocuk sâhibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O´nundur. Vekil olarak Allâh yeter.
172Ne Mesih, Allah´a kul olmaktan çekinir, ne de (Allah´a) yaklaştırılmış melekler. Kim O´na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki O, onların hepsini kendi huzûruna toplayacaktır.
173İnanıp iyi işler yapanların mükâfâtlarını eksiksiz ödeyecek ve lutfundan onlara daha fazlasını da verecektir. (Kulluktan) çekinip büyüklük taslayanlara da acı bir şekilde azâbedecek ve onlar kendilerine Allah´tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulacaklardır.
174Ey insanlar, size Rabbinizden delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
175Alah´a inanıp O´na yapışanları (Allâh), kendinden bir rahmetin ve lutfun içine sokacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.
176Senden fetvâ istiyorlar. De ki: Allâh size ana-babasız ve çocuksuz kişinin mirâsı hakkında hükmünü şöyle açıklıyor: Ölen kişinin çocuğu yok, bir kızkardeşi varsa, bıraktığı malın yarısı o(kızkardeşi)nindir. Fakat kendisi, (ölen) kızkardeşinin çocuğu yoksa, onun mirâsını (tamamen) alır. Eğer (ölenin) iki kızkardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Ve eğer (vârisler) erkek kadın birçok kardeşler olursa, erkeğe, iki kadının payı kadar (pay) verilir. Şaşırırsınız diye Allâh size (hükmünü) açıklıyor. Allâh, herşeyi bilir.
Chapter 5 (Sura 5)
1Ey inananlar, akitleri(zi) yerine getirin. Size oku(nup açıkla)nacak olanların dışında kalan hayvanlar sizin için helâl kılındı. Yalnız ihrâmda iken avı helâl saymamak şartiyle. Allâh, istediği hükmü verir.
2Ey inananlar, ne Allâh´ın işâretlerine, ne harâm aya, ne kurbana, ne gerdanlık(lı kurban)lara ve ne de Rablerinin lutuf ve rızâsını arzu ederek Beyt-i harâm´a doğru gelenlere saygısızlık etmeyin. İhrâmdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i harâm´dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı beslediğiniz kin, sizi suç işlemeğe itmesin. İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın, günâh ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın, Allah´tan korkun. Çünkü Allâh´ın azâbı çetindir.
3Leş, kan, domuz eti, Allah´tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (tahta veya taşla) vurul(arak öldürül)müş, yukarıdan düşmüş, boynuzlanmış ve canavar parçalayarak ölmüş olan havyanlar -henüz canları çıkmadan kestikleriniz hariç- dikili taşlar (putlar) adına boğazlanan hayvanlar ve fal oklariyle kısmet (şans) aramanız size harâm kılındı. Bunlar fısktır (insanı yoldan çıkaran kötü şeylerdir). Bugün artık inkâr edenler, sizin dininiz(i yok etmek)den umudu kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi olgunlaştırdım, size ni´metimi tamamladım ve size din olarak İslâm´a râzı oldum. Kim açlıktan daralır, günâha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa ona günâh yoktur. Doğrusu, Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
4Sana, kendilerine neyin helâl kılındığını soruyarlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Allâh´ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarını yeyin ve üzerine Allâh´ın adını anın, Allah´tan korkun. Çünkü Allâh, hesabı çabuk görendir.
5Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. İnanan, namuslu, hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar -zinâ etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir biçimde (evlenmek üzere) mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helâldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o, âhirette kaybedenlerdendir.
6Ey inananlar, namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yıkayın: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerizi; meshedin: başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı. Eğer cünüp iseniz tam temizlenin. Hasta, yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm edin; ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allâh size güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve size olan ni´metini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.
7Allâh´ın size olan ni´metini ve O´na verdiğiniz sözü hatırlayın: Hani "İşittik ve itâ´at ettik!" demiştiniz. Allah´tan korkun; çünkü Allâh, göğüslerin özünü bilir.
8Ey inananlar, Allâh için adâletle şâhidlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adâletten saptırmasın. Âdil davranın, takvâya yakışan budur. Allah´tan korkun, kuşkusuz Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.
9Allâh, inanıp iyi işler yapanlara va´detmiştir: Bağışlama ve büyük mükâfât onlarındır.
10İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin halkıdır.
11Ey inananlar, Allâh´ın size olan ni´metini hatırlayın: Hani bir topluluk size ellerini uzatmağa (saldırmaya) yeltenmişti de (Allâh) Onların ellerini sizden çekmişti. Alah´tan korkun. Mü´minler Allah´a dayansınlar.
12Allâh, İsrâil oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. Allâh demişti ki: "Ben sizinle beraberim, eğer namazı kılar, zekâtı verirseniz; elçilerime inanır, onlara yardım eder ve Allah´a güzel borç verirseniz, elbette sizin günâhlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim nankörlük ederse, düz yoldan sapmış olur.
13Sözlerini bozdukları için onları la´netledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, dâimâ onlardan hâinlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma, çünkü Allâh güzel davrananları sever.
14"Biz hıristiyanız" diyenlerin de sözünü almıştık, ama kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden kıyâmet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allâh, onlara, ne yaptıklarını haber verecektir.
15Ey Kitap ehli, elçimiz size geldi, Kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah´tan bir nur ve açık bir Kitap gelmiştir.
16Allâh, onunla rızâsına uyanları esenlik yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir.
17"Allâh, Meryem oğlu Mesih´tir." diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: "Öyle ise Allâh, Meryem oğlu Mesih´i, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helâk etmek istese, Allah´a karşı kimin elinde bir şey var?" Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşey O´nundur. O, dilediğini yaratır, Allâh, herşeyi yapabilendir.
18Yahûdiler ve hıristiyanlar; "Biz Allâh´ın oğulları ve sevgilileriyiz." dediler. De ki: "O halde niçin günâhlarınızdan ötürü (Allâh) size azâbediyor?" Hayır, siz de O´nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azâbeder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allâh´ındır. Dönüş de O´nadır.
19Ey Kitap ehli, elçilerin arasının kesildiği sırada size Elçimiz geldi, size gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyâmette); "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allâh, herşeyi yapabilendir.
20Mûsâ, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, Allâh´ın size olan ni´metini hatırlayın; zira (O), aranızda peygamberler var etti, sizi krallar yaptı ve size dünyâlarda hiç kimseye vermediğini verdi."
21"Ey kavmim, Allâh´ın size yaz(ıp nasibet)diği Kutsal Toprağa girin, arkanıza dönmeyin, yoksa kaybedersiniz!"
22Dediler ki: "Ey Mûsâ, orada zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyiz. Eğer çıkarlarsa, o zaman oraya gireriz."
23(Allah´tan) korkanlardan Allâh´ın ni´met verdiği iki adam dedi ki; "Onların üzerine kapıdan girin, eğer kapıdan girerseniz, muhakkak ki siz gâlib gelirsiniz. Haydi eğer inanıyorsanız Allah´a dayanın!"
24Dediler ki: "Ey Mûsâ, onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabbin, gidin, savaşın, biz burada oturuyoruz!"
25(Mûsâ), "Ya Rabbi, dedi, ben kendimden ve kardeşimden başkasına mâlik değilim. Bizimle, o yoldan çıkmış toplumun arasını ayır."
26(Allâh) buyurdu ki: "Orası onlara kırk yıl yasaklandı. O yerde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış o toplum için üzülme."
27Onlara iki Âdem oğlunun haberini gerçek olarak oku: Hani her biri birer kurban sunmuşlardı, (kurban) birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, kabul edilene): "Seni öldüreceğim" demişti. (O da); "Allâh, sadece korunanlardan kabul eder" dedi.
28"Andolsun, eğer sen beni öldürmek için bana elini uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbinden korkarım!"
29"Ben isterim ki sen, benim günâhımı da, senin günâhını da yüklenip ateş halkından olasın! zâlimlerin cezâsı budur."
30Nefsi, onu kardeşini öldürmeye çağırdı, (o da nefsine uyarak) onu öldürdü, ziyana uğrayanlardan oldu.
31Derken Allâh, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Karganın yaptığını görünce); "Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyin (ben?)" dedi ve pişman olanlardan oldu!
32Bundan dolayı İsrâil oğullarına şöyle yazdık: Kim, bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir canı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu(n hayâtını kurtarmak sûretiyle) yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur. Andolsun elçilerimiz onlara açık deliller getirdiler, ama bundan sonra da onlardan çoğu, yine yeryüzünde israf etmekte(aşırı gitmekte)dirler.
33Allâh ve elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmağa çalışanların cezâsı: (ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyâda çekecekleri rezilliktir. Âhirette ise onlara büyük bir azâb vardır.
34Ancak sizin onları (yenip) ele geçirmenizden önce tevbe edenler olursa bilin ki Allâh, bağışlayandır, esirgeyendir (tevbe edenleri affeder).
35Ey inananlar, Allah´tan korkun, O´na (yaklaşmağa) yol arayın ve O´nun yolunda cihâdedin ki, kurtuluşa eresiniz.
36O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onun bir katı daha kendilerinin olsa da, kıyâmet gününün azâbından kurtulmak için (bunları) fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acı bir azâb vardır.
37Ateşten çıkmak isterler ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azâb vardır.
38Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah´tan bir cezâ olarak ellerini kesin! Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
39Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder, uslanırsa, şüphesiz Allâh, onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allâh bağışlayan, acıyandır.
40Göklerin ve yerin mülkünün Allah´a âidolduğunu bilmedin mi? (O), dilediğine azâbeder, dilediğini bağışlar. Allâh herşeye kâdirdir.
41Ey Elçi, ağızlariyle "inandık" dedikleri halde kalbleri inanmamış olanlar arasında küfürde yarış edenler seni üzmesin. yahûdiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırırlar: "Eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının!" derler. Allâh birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah´a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allâh´ın, kalblerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyâda rezillik var ve yine onlar için âhirette de büyük bir azâb vardır.
42Yalana kulak verirler, harâm yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir; eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adâletle hüküm ver. Çünkü Allâh, adâlet yapanları sever.
43İçinde Allâh´ın hükmü bulunan Tevrât yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar, ondan sonra da (verdiğin hükümden) dönüyorlar. Onlar inanıcı değillerdir.
44Gerçekten Tevrât´ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır. İslâm olmuş peygamberler, onunla yahûdilere hüküm verirlerdi, kendilerini Tanrıya vermiş zâhidler ve âlimler de "Allâh´ın Kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla (hüküm verirlerdi) ve onu gözetip kollarlardı. (Ey hakimler), insanlardan korkmayın, benden korkun ve benim âyetlerimi az bir paraya satmayın! Kim Allâh´ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler onlardır!
45O(Hak Kitabı)nda onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısâs (ödeşme) yazdık. Kim bunu bağışlar(kısâs hakkından vazgeçer)se o, kendisi için keffâret olur. Ve kim Allâh´ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte zâlimler onlardır.
46Onların ardından, yanlarındaki Tevrât´ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu Îsâ´yı gönderdik ve ona, içinde yol gösterme ve nur bulunan, önündeki Tevrât´ı doğrulayan, korunanlar için yol gösterici ve öğüt olan İncil´i verdik.
47İncil sâhipleri, Allâh´ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allâh´ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır.
48Sana da kendinden önceki Kitabı doğrulayıcı ve onu kollayıp koruyucu olarak Kitabı gerçekle indirdik. Artık onların aralarında Allâh´ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp onların keyiflerine uyma! Sizden her biriniz için bir şeri´at ve bir yol belirledik. Allâh isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdiğ(i ni´met)ler(i) içinde sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır işlerine koşun, hepinizin dönüşü Allah´adır. O size ayrılığa düştüğünüz şeyler(in hakikatin)i haber verecektir.
49Aralarında Allâh´ın indirdiğiyle hükmet, onların keyiflerine uyma ve onların, Allâh´ın indirdiği şeylerin bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın! Eğer dönerlerse bil ki Allâh, bazı günâhları yüzünden onları felâkete uğratmak istiyordur. Zaten insanlardan çoğu, yoldan çıkmışlardır.
50Yoksa câhiliyye hükmünü mü arıyorlar? İyi bilen bir toplum için Allah´tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
51Ey inananlar, yahûdileri ve hıristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allâh, zâlim toplumu doğru yola iletmez.
52Kalblerinde hastalık bulunanların: "Bize bir felâket gelmesinden korkuyoruz!" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allâh fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
53(O zaman) inananlar, "Bunlar mı o, bütün güçleriyle sizinle beraber olduklarına yemin edenler?" derler. Bütün çabaları boşa çıkmış, kaybedenlerden olmuşlardır.
54Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allâh, yakında öyle bir toplum getirecek ki (O) onları sever, onlar da O´nu severler. Mü´minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allâh yolunda cihâd ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allâh´ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. Allâh´(ın lutfu) geniştir, (O), bilendir.
55Sizin veliniz, ancak Allâh, Elçisi ve namazlarını kılan, zekâtlarını veren, rükû´a varan mü´minlerdir.
56Kim Allâh´ı, Elçisini ve mü´minleri dost tutarsa (bilsin ki) gâlib gelecek olanlar, yalnız Allâh´ın taraftarlarıdır.
57Ey inananlar, sizden önce Kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden dininizi eğlence ve oyun yerine koyanları dost tutmayın; inanıyorsanız Allah´tan korkun.
58Namaza çağırıldığınız zaman onu eğlence ve oyun yerine koydular. Düşüncesiz bir topluluk oldukları için böyle yaptılar.
59De ki: "Ey Kitap ehli, Allah´a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa sizin çoğunuz yoldan çıkmıştır."
60De ki: "Allâh katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allâh kim(ler)e la´net ve gazab etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytâna tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır.
61(Onlar) size geldiklerinde "inandık" derler. Oysa küfürle (yanınıza) girmişler, yine onunla (yanınızdan) çıkmışlardır. Allâh onların (içlerinde) gizlediklerini daha iyi bilir.
62Onlardan çoğunun günâh, düşmanlık ve harâm yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kötüdür!
63Rabbânilerin ve hahamların, onları günâh söz söylemekten, harâm yemekten menetmeleri gerekmezmiydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!
64Yahûdiler "Allâh´ın eli bağlıdır (Allâh cimridir)". dediler. Kendi elleri bağlandı ve söyledikleri sözden ötürü la´netlendiler. Hayır, Allâh´ın iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz onların aralarına tâ kıyâmet gününe kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allâh onu söndürmüştür. (Onlar) yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allâh da bozguncuları sevmez.
65Eğer Kitap ehli inanıp (Allâh´ın azâbından) korunsalardı, onların kötülüklerinden geçerdik ve onları ni´meti bol cennetlere sokardık.
66Eğer onlar Tevrât´ı, İncil´i ve Rablerinden kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, muhakkak ki üstlerinde(ki ağaçların meyvelerinde)n ve ayaklarının altın(daki ürünler)den yerlerdi. İçlerinde tutumlu (ılımlı) bir ümmet var, ama onlardan çoğu, ne kötü işler yapıyorlar?
67Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O´nun mesajını duyurmamış olursun. Allâh seni insanlardan korur. Doğrusu Allâh, kâfirler toplumunu yola iletmez.
68De ki: Ey Kitap ehli, siz Tevrât´ı, İncil´i ve Rabbi´nizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. (Ey Muhammed), Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve inkârını artıracaktır. Sen o kâfirler toplumu için üzülme!
69İnananlar, yahûdiler, sâbiiler ve hıristiyanlar(dan) Allah´a ve âhiret gününe inanan ve iyi işler yapanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
70Andolsun, biz İsrâil oğullarından söz almış ve onlara elçiler göndermiştik. Ne zaman bir elçi onlara canlarının istemediği bir şey getirdiyse (gelen elçilerin) bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürüyorlardı.
71Bir fitne kopmayacak sandılar, kör oldular, sağır kesildiler. Sonra Allâh onların tevbesini kabul etti. Sonra yine çokları kör, sağır kesildiler. Allâh yaptıklarını görüyor.
72Andolsun, "Allâh, ancak Meryem oğlu Mesih´tir." diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih demişti ki: "Ey İsrâil oğulları, benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah´a kulluk edin. Zira kim Allah´a ortak koşarsa muhakkak ki, Allâh ona cenneti harâm etmiştir ve onun varacağı yer ateştir; zâlimlerin yardımcıları yoktur!"
73"Allâh, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa yalnız bir tek tanrı vardır, başka tanrı yoktur. Bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azâb dokunacaktır.
74Hâlâ Allah´a tevbe edip O´ndan af dilemiyorlar mı? Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
75Meryem oğlu Mesih, bir elçiden başka bir şey değildir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğruydu. İkisi de yemek yerlerdi. (Yaşamak için yemeğe muhtaç olan nasıl tanrı olabilir?) Bak, onlara nasıl âyetleri açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) çevriliyorlar!?
76De ki: "Allâh´ı bırakıp size ne zarar, ne de yarar vermeğe gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allâh, işiten, bilendir (O´na tapmanız gerekmez mi?)."
77De ki: "Ey Kitap ehli, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve önceden sapmış, birçoğunu da saptırmış, düz yoldan şaşmış bir milletin keyiflerine uymayın!"
78İsrâil oğullarının nankörlerine, Dâvûd ve Meryem oğlu Îsâ diliyle la´net edilmiştir. Çünkü (onlar) isyân etmişlerdi ve saldırıyorlardı.
79Yaptıkları kötülükten vazgeçmiyorlardı. Ne kötü işler yapıyorlardı!
80Onlardan çoğunun, inkâr edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Gerçekten nefislerinin, kendileri için yapıp gönderdiği ne kötüdür (ki o yüzden) Allâh onlara gazabetmiştir ve azâbda sürekli kalacaklardır.
81Eğer Allah´a, Peygambere ve ona indirilene inansalardı, o(inkâr ede)nleri veli yapmazlardı. Ama onlardan çoğu yoldan çıkmış insanlardır.
82İnsanlar içerisinde, inananlara en yaman düşman olarak yahûdileri ve (Allah´a) ortak koşanları bulursun. İnananlara sevgice en yakınları da "Biz hıristiyanlarız." diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.
83Elçi´ye indirilen(Kur´ân)ı dinledikleri zaman, tanıdıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz, inandık, bizi şâhidlerle beraber yaz!"
84"Biz, Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umarken neden Allah´a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?"
85Bu sözlerinden dolayı Allâh onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler verdi. Güzel davrananların mükâfâtı işte budur!
86İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar da cehennem halkıdır.
87Ey inananlar, Allâh´ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri harâm etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allâh, sınırı aşanları sevmez.
88Allâh´ın size verdiği rızıklardan helâl ve temiz olarak yeyin ve inandığınız Allah´tan korkun!
89Allâh sizi, yeminlerinizdeki lağv(kasıtsız olarak yaptığınız yeminler)den ötürü sorumlu tutmaz. Fakat bilerek yaptığınız yeminlerden ötürü sizi sorumlu tutar. Bu(geleceğe bağlı yemini bozma)nın keffâreti: âilenize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri yedir(ip doyur)mak, yahut onları giydirmek, ya da bir boyun(köley)i hürriyete kavuşturmaktır. Bunu bulamayan kimse, üç gün oruç tutsun. İşte yemin ettiğiniz zaman, yeminleriniz(i bozman)ın keffâreti budur. yeminlerinizi koruyun. Allâh, âyetlerini size böyle açıklıyor ki, şükredesiniz.
90Ey inananlar, şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytân işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
91Şeytân, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allâh´ı anmaktan ve namazdan alakoymak istiyor. Artık (bunlardan) vazgeçecek misiniz?
92Allah´a itâ´at edin, Elçi´ye itâ´at edin, (kötü şeylerden) sakının! Eğer (kabul etmez) dönerseniz, bilin ki elçimize düşen, açıkça duyurmaktır.
93İnanıp iyi işler yapanlara -bundan böyle (kötülüklerden) korunup inandıkları ve iyi işler yaptıkları, sonra (yasaklardan) korunup (onların yasaklığına) inandıkları ve yine korunup iyilik ettikleri takdirde- (daha önce) yediklerinden ötürü bir günâh yoktur. Allâh güzel davrananları sever.
94Ey inananlar, Allâh sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla dener ki, gizlide kendisinden kimin korktuğunu bilsin (görmeden Alah´a inanıp O´ndan korkanlar ortaya çıksın, bilinsin). Kim bundan sonra saldırıda bulunursa onun için acı bir azâb vardır.
95Ey inananlar, ihrâmda iken av öldürmeyin. Sizden kim kasden onu öldürürse, öldürdüğünün dengi olan bir hayvan cezâsı vardır ki (bu, öldürülene denk olduğuna) içinizden iki âdil kişinin karar vereceği, Ka´be´ye varacak bir kurban; yahut yoksullara yedirme şeklinde keffâret; ya da buna denk oruçtur. Tâ ki böylece (o insan), yaptığı işin vebâlini tadsın. Allâh, geçmişi affetmiştir. Kim düşmanlık ederse Allâh ondan öc alır. Allâh, dâimâ gâliptir, öc alandır.
96Hem kendinize, hem de yolculara bir geçimlik olmak üzere deniz avı ve yiyeceği, size helâl kılındı. İhrâmda olduğunuz sürece size kara avı yasaklandı. Huzûruna toplanacağınız Allah´tan korkun!
97Allâh Ka´be´yi, o saygıdeğer evi, insanlar için (hayât ve güven) durağı yaptı. O saygıdeğer ayı, kurbanı, tasmalı kurbanlıkları da (böyle yaptı) ki Allâh´ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allâh´ın herşeyi bilici olduğunu anlayasınız.
98İyi bilin ki Allâh´ın cezâsı çetindir ve Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
99Elçi´ye düşen, sadece duyurmaktır. Allâh, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilir.
100De ki:"Murdarla temiz bir olmaz. Murdarın çokluğu hoşuna gitse de. O halde ey sağduyu sâhipleri, Allah´tan korkun ki kurtuluşa eresiniz!"
101Ey inananlar, açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur´ân indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Halbuki Allâh onlardan geçmiştir. Allâh bağışlayandır, halimdir.
102Sizden önce gelen bir toplum da onları sormuştu da sonra onları tanımaz olmuşlardı.
103Allâh, bahire, sâibe, vasile ve hâm diye bir şey yapmamıştır. Fakat inkâr edenler, Allah´a yalan uyduruyorlar ve çokları da akıl erdiremiyorlar.
104Onlara: "Allâh´ın indirdiğine ve Elçi´ye gelin!" dense, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter!" derler. Babaları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?
105Ey inananlar, siz kendinize bakın, siz doğru yolda olduğunuz takdirde sapan kimse size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah´adır. O size ne yaptığınızı haber verecektir.
106Ey inananlar, birinize ölüm gelince vasiyyet sırasında içinizden iki âdil kişi, aranızda şâhidlik etsin. Ya da yeryüzünde yolculuk ederken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan iki kişi (şâhidlik etsin). Kuşkulanırsanız, namazdan sonra onları tutar(yemin ettirir)siniz: "Akrabâ da olsa yeminimizi hiçbir paraya satmayacağız, Allâh´ın (üzerimizde bir borç olarak bulunan) şâhidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa biz, elbette günâhkârlardan oluruz,"diye Allah´a yemin ederler.
107Eğer onların bir günâh işledikleri (yalan söyleyip hakkı gizledikleri) anlaşılırsa; (o iki şâhidin), haklarına tecâvüz etmek istediği kimselerden (mirâsçılardan, ölüye yakınlıklarından ve durumu daha iyi bildiklerinden dolayı şâhidliğe) daha lâyık olan iki kişi, onların yerine geçer. Allah´a (şöyle) yemin ederler: "Mutlaka bizim şâhidliğimiz, onların şâhidliğinden daha doğrudur, biz (hakka) tecâvüz etmedik, yoksa biz elbette zâlimlerden oluruz" (derler).
108Şâhidliği gereği gibi yapmalarına, yâhut yemin(etme)lerinden sonra yeminlerin(in) reddedilmesinden korkmalarına en uygun olan budur. Allah´tan korkun ve iyi dinleyin: Allâh, yoldan çıkan topluluğu doğru yola iletmez.
109Allâh, Elçileri toplayacağı gün: "Size ne cevap verildi?" der. "Bizim bilgimiz yok, derler, gizlileri bilen yalnız sensin, sen!"
110Allâh demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ, sana ve annene olan ni´metimi hatırla, hani seni Ruhu´l-Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitabı, hikmeti, Tevrât´ı ve İncil´i öğrettim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun, benim iznimle kuş oluyordu; anadan doğma körü ve alacalıyı benim iznimle iyileştiriyordun; benim iznimle ölüleri (diriltip kabirlerden) çıkarıyordun ve İsrâil oğullarını da senden savmıştım; hani sen onlara açık deliller getirdiğin zaman, içlerinden inkâr edenler: "Bu açık bir büyüden başka bir şey değil!" demişti.
111Havârilere: "Bana ve elçime inanın!" diye vahyetmiştim (kalblerine bu düşünceyi atmıştım); "İnandık, bizim müslümanlar olduğumuza şâhidol!" demişlerdi.
112Havâriler demişlerdi ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? (Îsâ): "İnanıyorsanız Allah´tan korkun!" dedi.
113"İstiyoruz ki, ondan yiyelim, kalblerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve buna bizzat tanık olalım." dediler.
114Meryem oğlu Îsâ da: "Allâh´ım, Rabbimiz, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için (o gün) bir bayram olsun ve (o olay) Senden de bir mu´cize olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!" dedi.
115Allâh buyurdu ki: "Ben onu sizin üzerinize indireceğim, ama ondan sonra sizden kim inkâr ederse ben ona dünyâlarda hiç kimseye yapmayacağım azâbı yaparım!"
116Ve yine Allâh demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ sen mi insanlara ´Beni ve annemi, Allah´tan başka iki tanrı edinin´ dedin?". Hâşâ, dedi, Sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir! Eğer demiş olsaydım, sen bunu bilirdin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gizlileri bilen yalnız sensin, sen!"
117"Ben onlara: Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah´a kulluk edin, diye senin bana emretmiş olduğundan başka bir şey söylemedim. Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen (yalnız) Sen oldun. Sen herşeyi görensin.
118"Eğer onlara azâbedersen, onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın); eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen dâimâ üstünsün, hüküm ve hikmet sâhibisin!"
119Allâh buyurdu: "Bu, sâdıklara, doğruluklarının fayda sağlayacağı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır." Allâh onlardan râzı olmuştur, onlar da O´ndan râzı olmuşlardır. İşte büyük başarı budur!
120Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan herşeyin mülkü Allâh´ındır. O, herşeye kâdirdir!
Chapter 6 (Sura 6)
1Hamdolsun o Allah´a ki, gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve aydınlığı var etti. Yine de inkârcılar, Rablerine eşler tutuyorlar.
2O, sizi çamurdan yaratıp, sonra (da hayâtınıza) bir süre koymuştur. (Kâfirlerin cezâlandırılması için) Belirli bir süre de kendi katındadır. Böyle iken, siz hâlâ kuşkulanıyorsunuz.
3O, göklerde de, yerde de (tek) Allah´tır. Sizin gizlinizi, açığınızı ve ne kazandığınızı bilir.
4Onlara Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
5İşte, kendilerine gelen hakkı da yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecek(uyarıldıkları azâb onları kuşatacak)tır.
6Görmediler mi, onlardan önce nice nesiller yok ettik; hem onlara, yeryüzünde size vermediğimiz imkânları vermiştik ve göğü de üzerlerine bol bol boşaltmıştık ve ırmakları ayaklarının altından akar kılmıştık. Fakat günâhlarından ötürü onları helâk ettik ve onların ardından başka bir nesil yarattık.
7Eğer sana kâğıt üzerine yazılı bir Kitap indirmiş olsaydık da onu elleriyle tutsalardı, yine inkâr edenler, "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir!" derlerdi.
8"O´na bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, artık kendilerine hiç göz açtırılmazdı.
9Eğer O(Hak Elçisi)ni melek yapsaydık, yine bir adam (şeklinde) yapardık ve onları yine düştükleri kuşkuya düşürürdük.
10Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Fakat onlarla alay edenleri, alay ettikleri gerçek kuşatıverdi.
11De ki: "Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görün!"
12De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" "Allâh´ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üstüne yazmış(acımayı kendisine prensip edinmiş)tir. Sizi elbette varlığında şüphe olmayan kıyâmet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini ziyana sokanlar, inanmazlar.
13Gece ve gündüzde barınan her şey O´nundur. O, işitendir, bilendir.
14De ki: "Gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat kendisi beslenmeyen Allah´tan başka dost mu tutayım?" "Bana, İslâm olanların ilki olmam emredildi de!" ve sakın ortak koşanlardan olma!
15De ki: "Eğer Rabbime isyân edersem, büyük bir günün azâbından korkarım!"
16(O öyle bir gündür ki) o gün kimden azâb çevrilip savılırsa gerçekten (Allâh) ona acımıştır. İşte apaçık başarı budur.
17Allâh sana bir zarar dokundursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O, herşeyi yapabilendir.
18O, kullarının üstünde tam hâkimdir (onları istediği gibi yönetir), O herşeyi yerli yerince yapan, (herşeyi) haber alandır.
19De ki: "Şâhidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Benimle sizin aranızda Allâh şâhiddir. Bu Kur´ân bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allâh ile beraber başka tanrılar olduğuna şâhidlik ediyor musunuz?", "Ben şâhidlik etmem!" de: "O, ancak tek bir Tanrıdır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım" de.
20Kendilerine Kitap verdiklerimiz, oğullarını tanıdıkları gibi onu tanırlar (onun Allâh tarafından vahyedildiğini bilirler), ama kendilerini ziyana sokanlar inanmazlar.
21Allah´a yalan uyduran, ya da O´nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? zâlimler de kurtuluş yüzü görmezler.
22Hepsini topladığımız, sonra ortak koşanlara; "Hani (Allah´a) ortak sandığınız şeyler nerede?" dediğimiz gün;
23Sonra onların: "Rabbimiz Allah´a andolsun ki biz ortak koşanlar değildik." demelerinden başka çareleri kalmadığı (gün);
24Bak ki, nasıl kendilerine karşı yalan söylediler ve uydurdukları şeyler kendilerinden sapıp gitti.
25İçlerinden seni dinleyenler vardır; fakat biz onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne kılıflar, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. (Onlar) her mu´cizeyi görseler de yine ona inanmazlar. Hattâ sana geldiklerinde seninle tartışırlar; o kâfirler: "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
26Onlar hem (insanları) ondan menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvediyorlar ama farkında değiller!
27Onların, ateşin başında durdurulmuş iken: "Âh ne olurdu keşke biz (dünyâya) geri döndürülseydik de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasaydık, inananlardan olsaydık!" dediklerini bir görsen!
28Hayır, daha önce gizlemekte oldukları, onlara göründü. Geri gönderilselerdi yine men´olundukları şeyi yapmağa dönerlerdi, çünkü onlar yalancılardır.
29Dediler ki: "dünyâ hayâtımızdan başka bir hayât yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
30Onları Rablerinin huzûrunda durdurulmuş iken bir görsen: (Allâh) "Bu gerçek değil miymiş?" dedi. Dediler ki, "Evet Rabbimiz hakkı için gerçektir!" "Öyle ise inkâr ettiğinizden dolayı azâbı tadın!" dedi.
31Allâh´ın huzûruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten ziyana uğradı(lar). Nihâyet kendilerine ansızın o sâ´at gelip çatınca, günâhlarını sırtlarına yüklenmiş olarak: "Hayâtta (iyi işler yapmaktan) geri kalıp günâh işlememizden ötürü vah bize!" dediler. Bakın, ne kötü şeyler yüklenip taşıyorlar!
32Dünyâ hayâtı sadece bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Korunanlar için elbette âhiret yurdu daha iyidir. Düşünmüyor musunuz?
33Biliyoruz, onların dedikleri seni üzüyor, gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zâlimler bile bile Allâh´ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
34Senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler, nihâyet onlara yardımımız yetişti. Allâh´ın kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur. Sana da elçilerin haberinden bir parça gelmiştir.
35Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi (yapabilirsen) yerin içine (inebileceğin) bir delik, ya da göğe (çıkabileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mu´cize getiresin! Allâh, dileseydi, elbette onları hidâyet üzerinde toplardı, o halde câhillerden olma!
36Ancak işitenler (çağrıya) gelir, ölülere gelince Allâh onları diriltir, sonra O´na döndürülürler.
37Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mu´cize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Şüphesiz Allâh, bir mu´cize indirmeğe kâdirdir, fakat çokları bilmezler."
38Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadiyle uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra (onlar), Rableri(nin huzûru)na toplanacaklardır.
39Bizim âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allâh dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar.
40De ki: "Düşündünüz mü kendinizi hiç? Size Allâh´ın azâbı gelse, ya da o (Duruşma) sâ´at(i) gelse, Allah´tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru (sözlü) iseniz (söyleyin).
41"Hayır, yalnız O´na yalvarırsınız; O da dilerse (kaldırmasını) istediğiniz belâyı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz."
42Senden önce de ümmetlere elçiler gönderdik. (İnkârlarından dönüp bize) yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezâlandırmıştık.
43Hiç olmazsa kendilerine böyle baskınımız geldiği zaman yalvarsalardı! Fakat kalbleri katılaştı ve şeytân da onlara yaptıklarını süslü gösterdi.
44Kendileri yapılan uyarıları unutunca, üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik; kendilerine verilenle sevince daldıkları sırada da ansızın onları yakaladık, birden bire bütün umutlarını yitirdiler.
45Böylece haksızlık eden milletin ardı kesildi. Âlemlerin Rabbi Allah´a hamdolsun!
46De ki: "Söyleyin bana, eğer Allâh işitme(duyu)nuzu ve gözlerinizi alsa, kalblerinizin üstüne de mühür vursa, Allah´tan başka bun(lar)ı size getir(ip ver)ecek tanrı kimdir?" Bak, nasıl âyetleri döndürüp türlü türlü açıklıyoruz, sonra yine onlar yüz çeviriyorlar?
47De ki: "Düşündünüz mü kendinizi hiç? Size Allâh´ın azâbı ansızın, ya da açıkça gelse, zâlim toplumdan başkası mı helâk edilir?"
48Biz elçileri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
49Âyetlerimizi yalanlayanlara da yaptıkları fenalık yüzünden azâb dokunacaktır.
50De ki: "Ben size, Allâh´ın hazineleri yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size ´Ben meleğim´ de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Körle, gören bir olur mu? Düşünmüyor musunuz?"
51Rablerin(in huzûru)na toplanacakların(a inanıp bu durum)dan korkanları onunla uyar ki; kendilerinin, O´ndan başka ne dostları, ne de destekçileri yoktur. (Onları uyar), belki korunurlar.
52Sabah akşam Rablerinin rızâsını isteyerek, O´na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yok ki, onları kovup da zâlimlerden olasın!
53Böylece biz onların kimini kimi ile denedik ki: "Allâh, aramızdan şunlara mı lutfu lâyık gördü?" desinler. Allâh, şükredenleri daha iyi bilmez mi?
54Âyetlerimize inananlar, sana geldikleri zaman: "Size selâm olsun, de, Rabbiniz, kendi üzerine rahmeti yazmış(yaratıklarına acımayı prensip edinmiş)tir. Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar da sonra ardından tevbe eder, uslanırsa muhakkak ki O, bağışlayandır, esirgeyendir."
55Böylece âyetleri (döne, döne) açıklıyoruz ki, suçluların yolu belli olsun.
56De ki: "Ben, Allah´tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan men´olundum." De ki: "Ben sizin keyiflerinize uymam, çünkü o takdirde sapıtmış ve yola gelenlerden olmamış olurum."
57De ki: "Ben, Rabbimden (gelen) açık bir delil üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız. Acele istediğiniz (azâb) da benim yanımda değildir. Hüküm vermek, yalnız Allah´a âittir. (O) gerçeği anlatır ve O, (dâvâyı çözüp) ayırdedenlerin en iyisidir."
58De ki: "Eğer acele istediğiniz şey benim yanımda olsaydı, elbette benimle sizin aranızda iş, şimdi (çoktan) bitirilmişti." Allâh zâlimleri daha iyi bilir.
59Gayb´ın (görünmez bilginin) anahtarları, O´nun yanındadır, onları O´ndan başkası bilmez. (O) karada ve denizde olan herşeyi bilir. Düşen bir yaprak, ki mutlaka onu bilir, yerin karanlıkları içinde gömülen dâne, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitapta olmasın.
60O´dur ki, geceleyin sizi öldürür (gibi uyutur), gündüzün ne işlediğinizi bilir; sonra belirlenmiş süre geçirilip tamamlansın diye gündüzün sizi diriltir. Sonra dönüşünüz O´nadır; sonra (O, dünyâda) yaptıklarınızı size haber verecektir.
61O, kulların üstünde tek hâkimdir. Size koruyucu(melek)ler gönderir, nihâyet birinize ölüm gelince elçilerimiz onun canını alırlar, onlar (bu hususta) hiç geri kalmazlar.
62Sonra o(ca)nlar, gerçek Tanrıları olan Allah´a döndü(rülüp götü)rülürler. Doğrusu hüküm, yalnız O´nundur; O hesap görenlerin en çabuğudur.
63De ki: "Gizli ve açık olarak: ´Bizi bundan kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız!´ diye O´na yalvarıp yakardığınız zaman, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?"
64De ki: "Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allâh kurtarıyor, sonra siz yine O´na ortak koşuyorsunuz!?"
65De ki: "O, sizin üzerinize üstünüzden, yahut ayaklarınızın altından bir azâb göndermeğe, ya da sizi parti parti birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını taddırmağa kâdirdir." Bak, anlasınlar diye âyetleri nasıl açıklıyoruz?!
66O, gerçek iken kavmin onu yalanladı. De ki: "Ben size vekil değilim!"
67Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında bilirsiniz.
68Âyetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir; eğer şeytân sana (bunu) unutturursa hatırladıktan sonra (hemen kalk), o zâlimler topluluğuyla beraber oturma!
69Korunanlara, o(inanmaya)nların hesabından bir sorumluluk yoktur, ama belki (inanıp) korunurlar diye bir hatırlatmak lâzımdır.
70Bırak o dinlerini oyun, eğlence yerine koyan ve dünyâ hayâtının aldattığı kimseleri de, sen o (Kur´ân) ile (şunu) hatırlat ki, bir kişi, yaptığı işin eline teslim edilmeye görsün, (yoksa) Allah´tan başka onun ne bir dostu, ne de bir yardımcısı olmaz. (Amelinin elinden kurtulmak için) her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte onlar, kazandıklarının eline teslim edilmişlerdir. Onlar için kaynar sudan bir içki ve inkârlarından dolayı da acı bir azâb vardır!
71De ki: "Allah´tan başka, bize ne yarar, ne zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Ve Allâh bizi doğru yola ilettikten sonra, ökçelerimiz üzerinde (eski durumumuza) döndürülüp; şeytânların ayartarak şaşkın bir halde çölde bıraktıkları; arkadaşlarının ise "Bize gel!" diye doğru yola çağırdıkları kimse gibi (şaşkın bir duruma) mı düşelim?" De ki: "Yol gösterme, ancak Allâh´ın yol göstermesidir. Bize, âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir."
72"Namazı kılın ve O´ndan korkun (diye emredilmiştir)!" Varıp huzûruna toplanacağınız O´dur.
73Gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratan O´dur. "Ol!" dediği gün, oluverir. Sözü haktır. Sûr´a üfleneceği gün de, mülk O´nundur. Gizliyi ve açığı bilendir. O, hükümdardır, herşeyi haber alandır.
74İbrâhim, babası Âzer´e demişti ki: "Sen putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum."
75Böylece biz İbrâhim´e göklerin ve yerin melekûtunu (büyük ve hârikulâde muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.
76Üzerine gece basınca (İbrâhim) bir yıldız gördü; "Budur Rabbim" dedi. Yıldız batınca: "Batanları sevmem", dedi.
77Ay´ı doğarken görünce: "Budur Rabbim" dedi. O da batınca: "Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapan topluluktan olurdum." dedi.
78Güneşi doğarken görünce: "Budur Rabbim, bu daha büyük!" dedi. (O da) batınca dedi ki: "Ey kavmim, ben sizin (Allah´a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım."
79"Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben O(na) ortak koşanlardan değilim!"
80Kavmi onunla tartışmaya girişti. (O onlara) dedi ki: "Beni doğru yola iletmiş iken Allâh hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben, sizin O´na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak Rabbimin dilediği olur! Rabbim, bilgice herşeyi kuşatmıştr. Hâlâ öğüt almıyor musunuz?
81Hem siz, Allâh´ın size, (tanrı oldukları) hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri, O´na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben nasıl sizin (O´na) ortak koştuğunuz şeylerden korkarım? Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki topluluktan hangisi (tek Allah´a inananlar mı, yoksa Allah´a ortak koşanlar mı) güvende olmağa daha lâyıktır?
82İnananlar ve imanlarını bir haksızlıkla bulamayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
83İşte bunlar, kavmine karşı İbrâhim´e verdiğimiz hüccet(kanıt)lerimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir.
84Biz ona İshak´ı ve (İshâk´ın oğlu) Ya´kûb´u da hediye ettik; hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh´a ve onun soyundan Dâvûd´a, Süleyman´a, Eyyûb´a, Yûsuf´a, Mûsâ´ya ve Hârûn´a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
85Zekeriyyâ´ya, Yahyâ´ya, Îsâ ve İlyâs´a da (yol göstermiştik). Hepsi iyilerden idi.
86İsmâ´il´e, el-Yesa´a, Yûnus´a ve Lût´a da (yol gösterdik), hepsini âlemlere üstün kıldık.
87Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da... Onları seçtik ve onları doğru yola ilettik.
88İşte bu, Allâh´ın hidâyetidir, kullarından dilediğini bununla doğru yola iletir. Eğer (onlar Allah´a) ortak koşsalardı, yaptıkları (güzel) şeyler hiç olur, giderdi.
89İşte onlar, kendilerine Kitap, hüküm ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Şimdi şunlar, (yani Kureyş kavmi), bunları inkâr ederse, (bilsinler ki) biz, bunları inkâr etmeyecek (koruyacak) bir toplumu, bunlara vekil bırakmışızdır.
90İşte onlar, Allâh´ın hidâyet ettiği kimselerdir. Onların yoluna uy ve de ki: "Ben ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece âlemlere bir öğüttür."
91Allâh´ı şânına yaraşır biçimde tanıyamadılar, zira "Allâh, insana bir şey indirmedi" dediler. De ki: "Öyleyse Mûsâ´nın, insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği, -ki siz onu parça parça kâğıtlar haline getirip gösteriyorsunuz, çoğunu da gizliyorsunuz- ve ne sizin, ne de babalarınızın bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitabı kim indirdi?" "Alah" de, sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar.
92Bu da Anakent(Mekke´y)i ve çevresindeki(kasaba)ları uyarman için sana indirdiğimiz feyz kaynağı ve kendinden önceki (Tanrı Kitabı)nı doğrulayıcı bir Kitaptır. Âhirete inananlar, buna inanırlar ve onlar, namazlarına devam ederler.
93Allah´a karşı yalan uydurandan, ya da kendisine bir şey vahyedilmemiş iken "Bana vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allâh´ın indirdiği gibi indireceğim!" diyenden daha zâlim kim olabilir? O zâlimler ölüm dalgaları içinde, melekler ellerini uzatmış: "Haydi canlarınızı çıkarın, Allah´a gerçek olmayanı söylemenizden ve O´nun âyetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü, bugün alçaklık azâbıyla cezâlandırılacaksınız!" (derken) onların halini bir görsen!
94"Andolsun, sizi ilk kez yarattığımız gibi, yine tek olarak bize geldiniz ve (dünyâda) sizi hayâline daldırdığımız şeyleri arkanızda bıraktınız. Hani, siz(in yaratılışınızda ve ibâdetleriniz)de (bize) ortak olduklarını sandığınız şefâatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bağlar kesilmiş ve (şefâ´atçi) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir!"
95Dâneyi ve çekirdeği yaran, şüphesiz Allah´tır. (O), ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır. İşte Allâh budur. O halde nasıl (yalnız O´na tapmaktan) çevriliyorsunuz?
96Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran O´dur. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı (vakitlerin bilinmesi için) birer hesap (ölçüsü) yapmıştır. Bu, o üstün ve bilen(Allâh)ın takdiridir.
97O´dur ki size, karanın ve denizin karanlıklarında, yıldızlardan yararlanıp yol bulma imkânı verdi. Gerçekten biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.
98Odur ki sizi bir tek nefisten inşâ etti. Sizin için bir kalış ve bir emânet olarak konuluş yeri ve süresi vardır. Gerçekten biz, anlayan bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık.
99O´dur ki, size gökten su indirdi. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir filiz çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş dâneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Her birinin meyvesine bakın: Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman. Şüphesiz bu size gösterilenlerde, inananlar toplumu için elbette çok ibret vardır.
100(Tuttular) cinleri Allah´a ortak yaptılar. Halbuki onları O yaratmıştır. Bilmeden O´na oğullar ve kızlar icâdettiler. Hâşâ O, onların ileri sürdüğü niteliklerden münezzehtir!
101(O) gökleri ve yeri yoktan var edendir. O´nun nasıl çocuğu olabilir ki? Kendisinin bir eşi yoktur, herşeyi O yaratmıştır ve O, herşeyi bilendir.
102Rabbiniz Allâh, işte budur. O´ndan başka tanrı yoktur. (O), herşeyin yaratıcısıdır. O´na kulluk edin, O herşeye vekildir.
103Gözler O´nu görmez, O gözleri görür; O latif (gözle görülmez veya lutuf sâhibi), herşeyi haber alandır.
104Doğrusu size Rabbinizden basiretler geldi. Artık kim (gerçeği) görürse yararı kendisine, kim de (gerçeğe karşı) kör olursa zararı kendisinedir. Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
105İşte böylece âyetleri döne döne açıklıyoruz ki (onlar sana): "Sen ders almışsın (bunları bir yerden okumuş, öğrenmişsin)" desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice açıklayalım.
106Rabbinden sana vahyolunana uy; O´ndan başka tanrı yoktur. (O´na) ortak koşanlara da aldırma!
107Allâh isteseydi, ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!
108(Onların) Allah´tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek taşkınlıkla Allah´a sövmesinler! Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik; sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verecektir.
109Eğer kendilerine bir mu´cize gelirse ona mutlaka inanacaklarına olanca güçleriyle Allah´a yemin ettiler. De ki: "Mu´cizeler ancak Allâh´ın yanındadır." Hem bilir misiniz o (mu´cize) gelmiş olsa da onlar yine inanmazlar?
110Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilkin ona inanmadıkları gibi (mu´cizeyi gördükten sonra da inanmazlar) ve bırakırız onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.
111Biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendilerine konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allâh dilemedikten sonra yine inanmazlardı; fakat çokları câhillik eder(kaprislerine uyar)lar.
112Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytânlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak.
113Ki âhirete inanmayanların kalbleri o(nların yaldızlı sözleri)ne kansın, ondan hoşlansınlar ve onlar, işledikleri suçları işlemeğe devam etsinler.
114Allâh, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O´ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O(Kur´a)nın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma.
115Rabbinin sözü hem doğruluk, hem de adâlet bakımından tamamlanmıştır. O´nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.
116Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uysan, seni Allâh´ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.
117Rabbin, (evet) O, yolundan sapan(lar)ı çok iyi bilir ve O, yolda olan(lar)ı çok iyi bilir.
118O halde Allâh´ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O´nun adı anılan(hayvan)lardan yeyiniz.
119Üzerine Allâh´ın adı anılmış olanlardan niçin yemeyesiniz? Çaresiz yemek zorunda kaldıklarınız dışında, size harâm kıldığı şeyleri (Allâh) size açıklamıştır. Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Muhakkak ki Rabbin, (evet) O, sınırı aşanları çok iyi bilir.
120Günâhın açığını da, gizlisini de bırakın! Günâh kazananlar, yaptıklarının cezâsını çekeceklerdir.
121(Kesilirken) üzerine Allâh´ın adı anılmayan(hayvan)lardan yemeyiniz! Çünkü o(nu yemek), yoldan çıkmadır. Şeytânlar, dostlarına, sizinle mücâdele etmelerini fısıldarlar. Eğer onlara uyarsanız, şüphesiz siz de ortak koşanlar(gibi olur)sunuz.
122Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere, yaptıkları (işler), öyle süslü gösterilmiştir.
123Böylece her kentin büyüklerini, oranın suçluları yaptık ki, orada tuzak kursunlar (her kentin ileri gelenlerine, tuzak kurmaları için fırsat verdik). Onlar kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller.
124Onlara bir âyet gelince: "Allâh´ın elçilerine verilenin aynı bize de verilmedikçe kat´iyyen inanmayız!" dediler. Allâh, mesajını koyacağı yeri (elçilik görevini kime vereceğini) bilir. Suç işleyenlere Allâh katında bir aşağılık ve yaptıkları hileye karşı çetin bir azâb erişecektir.
125Allâh kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm´a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allâh, inanmayanların üstüne işte böyle pislik (sıkıntı) çökertir.
126İşte Rabbinin doğru yolu budur. Biz, öğüt alanlar için âyetleri geniş geniş açıkladık.
127Rableri katında esenlik yurdu onlarındır. Yaptıkları (güzel) işlerden dolayı O, onların dostudur.
128Hepsini bir araya toplayacağı gün: "Ey cin(şeytân)lar topluluğu, (der), siz insanlarla çok uğraştınız." Onların, insan dostları derler ki: "Rabbimiz, birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık." (Allâh da) buyurur ki "Durağınız ateştir. Allâh´ın, dile(yip affet)mesi hariç, orada ebedi kalacaksınız." Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir.
129İşte kazandıkları(günâhları)ndan ötürü zâlimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine böyle takarız.
130"Ey cin ve insan topluluğu, içinizden, size âyetlerimi anlatan ve bugününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" "Kendi aleyhimize şâhidiz." dediler. Dünyâ hayâtı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şâhidlik ettiler.
131Bu böyledir, çünkü Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helâk edici değildir.
132Her birinin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin, onların yaptıklarından habersiz değildir.
133Rabbin zengin, rahmet sâhibidir. Dilerse sizi götürür, sizi nasıl başka bir topluluğun soyundan yarattı ise, sizden sonra da dilediğini (yaratıp) sizin yerinize getirir.
134Size söylenen uyarı, muhakkak gelecektir, siz onu engelleyemezsiniz.
135De ki: "Ey kavmim, gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapacağımı yapıyorum. Yakında (dünyâ) yurdu(nu)n sonunun kime âidolacağını bileceksiniz. Zâlimler, asla onmazlar!
136Allâh´ın yarattığı, ekin(ler)den ve hayvanlardan Allah´a pay ayırdılar. Zanlarınca: "Bu Allah´a, bu da ortaklarımıza" dediler. Ortakları için ayrılan Allah´a ulaşmıyor, fakat Allâh için ayrılan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar!
137Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlâdlarını öldürmeyi süslü gösterdiler ki (böylece) hem onları mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allâh dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse onları, uydurduklarıyle baş başa bırak!
138Zanlarınca dediler ki: "Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtı(na binilmesi) yasaklanmış hayvanlar." Bir kısım hayvanları da üzerlerine Allâh´ın adını anmaz(dan boğazlar)lar. (Bütün bunları) Allah´a iftirâ ederek (ortaya çıkardılar. Allâh) Onları iftirâlarıyle cezâlandıracaktır.
139Dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olanlar, yalnız erkeklerimize âittir, kadınlarımıza harâmdır". Eğer (hayvanın karnındaki yavru) ölü doğarsa, o zaman hepsi onda ortaktır. Bu nitelendirmelerinden dolayı Allâh onların cezâsını verecektir. Çünkü O, hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir.
140Bilgisizlik yüzünden beyinsizce, çocuklarını öldürenler ve Allâh´ın kendilerine verdiği rızkı, Allah´a iftirâ ederek harâm kılanlar muhakkak ki ziyana uğradılar, saptılar, yola gelici de değiller!
141Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurma(ları), ekin(ler)i, zeytinleri, narları -birbirine benzer, benzemez biçimde- yaratan hep O´dur. Her biri meyva verdiği zaman meyvasından yeyin, hasat günü hakkını (sadakasını) verin; fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!
142Hayvanlardan da (çeşit çeşit yarattı,) Kimi yük taşır, kiminin tüyünden sergi yapılır. Allâh´ın size verdiği rızıktan yeyin, şeytânın adımlarını izlemeyin (onun peşinden gitmeyin). Zira o, sizin için apaçık bir düşmandır.
143Sekiz çift (hayvan): Koyundan iki, keçiden iki. De ki: "(Allâh), iki erkeği mi harâm etti, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin Rahimlerinde bulunan(yavru)ları mı? Eğer doğru iseniz bana bilgi ile haber verin."
144Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: "İki erkeği mi harâm etti, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin Rahimlerinde bulunan(yavru)ları mı? Yoksa Allâh´ın size böyle vasiyyet ettiğine şâhidler mi oldunuz?" (Allâh, böyle tavsiye ederken siz O´nun yanında mıydınız?) Öyle bilmeden insanları saptırmak için Allah´a karşı yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir? Allâh o zâlim topluluğu doğru yola iletmez.
145De ki: Bana vahyolunanda, (bu harâm dediklerinizi) yiyen kimse için harâm edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, yahut akıtılmış kan, yahut domuz eti -ki pistir- ya da Alah´tan başkası adına boğazlanmış bir fısk (murdar olmuş hayvan) olursa başka (bunlar harâmdır). Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) saldırmamak ve (zorunluluk) sınırı(nı) aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir). Çünkü Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir.
146yahûdilere bütün tırnaklı(hayvan)ları harâm ettik. Sığır ve koyunun da, yağlarını onlara harâm kıldık, yalnız (hayvanların) sırtlarının, yahut bağırsaklarının taşıdığı, ya da kemiğe karışan yağlarını harâm etmedik. Aşırılıkları yüzünden onları böyle cezâlandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.
147Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz bol rahmet sâhibidir. Fakat O´nun azâbı da suçlu toplumdan geri çevrilmez (gazabı suçluların üzerine bir indi mi, onu kimse geri çeviremez)."
148(Allah´a) Ortak koşanlar diyecekler ki: "Allâh isteseydi ne biz ne de babalarımız ortak koşmazdık, hiçbir şeyi de harâm yapmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da öyle demişlerdi de nihâyet azâbımızı tadmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıka(rıp gösterece)ğiniz bir bilgi (yazılı belge) var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz."
149De ki: "Üstün delil, Allâh´ındır. Allâh dileseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi."
150De ki: "Haydi Allâh´ın bunu yasakladığına şâhidlik edecek tanrılarınızı getirin." Eğer (onlar) şâhidlik ederlerse sen onlarla beraber şâhidlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve âhirete inanmayanların keyiflerine uyma. (Nasıl uyarsın ki) onlar, Rablerine eş tutmaktadırlar.
151De ki: "Gelin, Rabbinizin size harâm kıldığı şeyleri okuyayım: O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Fuhuşların açığına da, kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allâh´ın yasakladığı cana kıymayın! Düşünesiniz diye Allâh size bunları tavsiye etti.
152Yetimin malına yaklaşmayın: yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (onun malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir, onu uygun tarzda sarfedebilirsiniz); ölçü ve tartıyı tam adâletle (dengeli) yapın. Biz, kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da akrabânız da olsa adâlet yapın ve Allah´a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye (Allâh) size bunları tavsiye etti.
153İşte benim doğru yolum budur, ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi O´nun yolundan ayırmasın! Korunmanız için (Allâh) size böyle tavsiye etti.
154Sonra iyilik edenlere (ni´metimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve yola iletici ve rahmet olmak üzere Mûsâ´ya Kitabı verdik ki, Rablerinin huzûruna varacaklarına inansınlar.
155İşte bu (Kur´ân) da indirdiğimiz mübârek Kitaptır. O´na uyun ve korunun ki size rahmet edilsin!
156(Onu size indirdik ki) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahûdilere, hıristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitâpları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.
157Yahut: "Eğer bize Kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk." demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidâyet ve rahmet geldi. Allâh´ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, azâbın en kötüsüyle cezâlandıracağız.
158(İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün, daha önce inanmamış, ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye, artık inanması, fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de beklemekteyiz."
159Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah´a kalmıştır, sonra (Allâh) onlara yaptıklarını haber verecektir.
160Kim iyilik getirirse, ona o(getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezâlandırılır, onlar haksızlığa uğratılmazlar.
161De ki: "Rabbim beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allâh´ı birleyen İbrâhim´in dinine. O, ortak koşanlardan değildi."
162De ki: "Benim namazım, ibâdetim, hayâtım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allâh içindir."
163"O´nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim."
164De ki: "Allâh, herşeyin Rabbi iken ben O´ndan başka Rab mı arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine âittir. Kendi (günâh) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günâh) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir; (O) ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir."
165Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O´dur. Doğrusu Rabbin, cezâsı çabuk olandır ve O, bağışlayandır, esirgeyendir.
Chapter 7 (Sura 7)
1Elif lâm mim sâd.
2(Bu,) Sana indirilen bir Kitaptır. Onunla (insanları) uyarman ve insanlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın (hiç kuşkulanma, tasalanma, bu tamamen Allâh tarafındandır. Sen hemen insanları uyar).
3(Ey insanlar), Rabbinizden size indirilene uyun ve O´ndan başka velilere uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4Nice kent(ler)i helâk ettik; gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azâbımız onlara geliverdi.
5Azâbımız onlara geldiğinde "Biz gerçekten zâlimlermişiz!" demelerinden başka yalvarıları kalmadı.
6Hem kendilerine elçi gönderilmiş olanlara soracağız, hem de gönderilen elçilere soracağız.
7Ve elbette onlara, olan biten herşeyi bilgi ile anlatacağız, zira biz onlardan uzak değiliz.
8O gün tartı tam doğrudur. Kimin (sevâp) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır.
9Kimin (sevâp) tartıları hafif gelirse, işte onlar da âyetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.
10Doğrusu biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem´e secde edin!" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis etmedi, o secde edenlerden olmadı.
12(Allâh) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
13(Allâh) buyurdu: "Öyle ise oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın!"
14(İblis) dedi: "(Bari) bana (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar süre ver."
15(Allâh) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."
16"Öyle ise, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."
17"Sonra (onların) önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!"
18(Allâh) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki onlardan sana kim uyarsa (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım (azdıran sizler de, size uyup yoldan çıkan insanlar da cehenneme gireceksiniz)!"
19(Sonra Allâh, Âdem´e hitâbetti): "Ey Âdem, sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz."
20Derken şeytân, onların, kendilerinden gizlenmiş olan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek, ya da ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men´etti" dedi.
21Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti.
22Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı, (önceki mevkilerinden indirdi). Ağac(ın meyvasın)ı tadınca çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerine örtmeğe başladılar. Rableri onlara ünledi: "Ben sizi o ağaçtan men´etmedim mi ve şeytân size apaçık düşmandır, demedim mi?"
23Dediler: "Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz!"
24(Allâh) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
25"Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız!" dedi.
26Ey Âdem oğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Korunma giysisi, en iyisidir. İşte bu(nlar), Allâh´ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
27Ey Âdem oğulları, şeytân, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belâya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytânları, inanmayanların dostları yaptık.
28Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allâh emretti." dediler. "Allâh kötülüğü emretmez, de, Allah´a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?"
29De ki: "Rabbim adâleti emretti. Her mescidde yüzlerinizi O´na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O´na yalvarın (Allah´a hiçbir benzer, eş, ortak koşmadan, gönlünüze başka tanrılar getirmeden sırf Allah´a yönelerek O´na kulluk edin). İlkin sizi yarattığı gibi yine O´na döneceksiniz."
30(O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytânları Allah´tan başka dostlar tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
31Ey Âdem oğulları, her mesci(de gidişiniz)de süs(lü, güzel giysiler)inizi alın; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez.
32De ki: "Allâh´ın, kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim harâm etti?" De ki: "O, dünyâ hayâtında inananlarındır, kıyâmet günü de yalnız onlarındır." İşte biz, bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.
33De ki: "Rabbim, fuhuşları, gerek açığını, gerek kapalısını; günâhı ve haksız yere saldırmayı; hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah´a ortak koşmayı ve Allâh hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi kesinlikle harâm etmiştir."
34Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince (onlar), ne bir an geri kalırlar, ne de öne geçerler, (tam vaktinde batıp giderler).
35Ey Âdem oğulları, size kendi içinizden elçiler gelip size âyetlerimi anlattıkarı zaman korunup uslananlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
36Âyetlerimizi yalanlayıp onları kabule tenezzül etmeyenlere gelince, onlar da ateş halkıdır; onlar orada sürekli kalacaklardır.
37Allah´a yalan uyduran, ya da O´nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Onlara Kitaptan nasipleri erişir (ezelde kendileri için ne rızık takdir edilmişse onu alır ve kendilerine yazılmış süre kadar yaşarlar); nihâyet (ömürleri tükendiği zaman) melek elçilerimiz gelip canlarını alırken: "Hani Alah´tan başka yalvardıklarınız nerede?" dediklerinde: "Bizden sapıp, kayboldular" dediler ve kendi aleyhlerine, kendilerinin kâfir olduklarına şâhidlik ettiler.
38(Allâh) buyurdu: "Sizden önce geçen cin ve insan topluluklariyle beraber ateşin içine girin!" Her ümmet girdikçe yoldaşına la´net etti. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler, öncekiler için dediler ki: "Rabbimiz, bunlar bizi saptırdılar. Bunlara ateşten bir kat daha azâb ver!" (Allâh): "Hepsi için bir kat fazla (azâb) vardır, ama siz bilmezsiniz." dedi.
39Öncekiler de sonrakilere dediler ki: "Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de kazandıklarınıza karşılık azâbı tadın!"
40Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmağa tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve deve, iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir! İşte suçluları böyle cezâlandırırız.
41Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinde de (yine ateşten) örtüler vardır. İşte zâlimleri böyle cezâlandırırız!
42İnanıp iyi işler yapanlar, -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemeyiz- İşte onlar cennet halkıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır.
43Göğüslerinden kinden (tasadan) ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır. Altlarından ırmaklar akmaktadır. "lutfedip bizi buraya getiren Allah´a hamdolsun, Allâh bizi getirmeseydi, biz bunu bulamazdık! Rabbimizin elçileri, gerçeği getirmişler (söyledikleri doğruymuş)." dediler. Onlara: "İşte size cennet; yaptıklarınıza karşılık o size mirâs verildi" diye seslenildi.
44Cennet halkı, ateş halkına seslendi: "Rabbimizin bize va´dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size va´dettiğini gerçek buldunuz mu?" (Onlar da): "Evet", dediler ve aralarından bir ünleyici: "Allâh´ın la´neti zâlimlerin üzerine olsun!" diye ünledi.
45Onlar ki Allâh´ın yolundan menedip, onu eğriltmek isterler, âhireti de inkâr ederlerdi.
46İki taraf arasında bir perde ve A´raf üzerinde de hepsini (hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri, yüzlerindeki) işâretleriyle tanıyan erkekler vardır. (Bunlar), henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen, cennet halkına: "selâm size!" diye seslendiler.
47Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiği zaman da; "Rabbimiz, bizi şu zâlim toplulukla beraber bulundurma!" dediler.
48A´raf halkı, yüzlerindeki işâretleriyle tanıdıkları birtakım adamlara da ünleyerek dediler ki: "Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiçbir yarar sağlamadı."
49"Allâh onları hiçbir rahmete erdirmeyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Cennetliklere dönerek): "Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz!" dediler.
50Ateş halkı, cennet halkına: "Suyunuzdan veya Allâh´ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın (ne olur)!" diye seslendiler. (Onlar da) dediler ki; "Allâh, bu ikisini kâfirlere harâm etmiştir."
51Onlar ki dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünyâ hayâtı, kendilerini aldattı. Onlar, bu günleriyle karşılaşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi bile bile nasıl inkâr ediyor idilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz!.
52Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir kitap getirdik.
53İlle onun te´vilini mi gözetiyorlar? Onun te´vili geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefâ´atçilerimiz var mı ki bize şefâ´at etsinler, yahut tekrar geri döndürül(üp dünyâya gönderil)memiz mümkün mü ki, (orada eski) yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Onlar, kendilerini ziyana soktular ve uydurdukları şeyler, kendilerinden saptı (kaybolup gitti).
54Rabbiniz o Allah´tır ki; gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arşa istivâ etti (tahta kuruldu. O), geceyi, durmadan onu kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette (yaratan O´dur). İyi bilin ki, yaratma ve emir O´nundur. Âlemlerin Rabbi Allâh, ne uludur!
55Rabbinize yalvararak ve gizlice du´â edin, çünkü O, haddi aşanları sevmez.
56Yeryüzü düzeltildikten sonra onda bozgunculuk yapmayın, korkarak ve umarak O´na du´â edin. Muhakkak ki Allâh´ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
57O ki rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci gönderir. Nihâyet onlar, ağır ağır bulutları yüklenince, onu ölü bir ülkeye yollarız; onunla su indirir ve türlü türlü meyvalar çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Herhalde bundan ibret alırsınız.
58Güzel olan ülkenin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir toplum için âyetleri böyle döndürüp (tekrar tekrar) açıklarız.
59Andolsun Nûh´u kavmine gönderdik: "Ey kavmim, dedi, Allah´a kulluk edin, sizin O´ndan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, size büyük bir günün azâbın(ın inmesin)den korkuyorum."
60Kavminden ileri gelenler dediler ki: "Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz!"
61Dedi ki: "Ey kavmim, bende bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim."
62"Size Rabbimin mesajlarını duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allâh tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
63"Korunup da merhamete uğramanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam aracılığı ile bir Zikir (sizi ikaz eden bir Kitap, size şan ve şeref verecek bir kanun) gelmesine şaştınız mı?"
64O´nu yalanladılar, biz de O´nunla berebar gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler.
65Âd(kavmin)e de kardeşleri Hûd´u (gönderdik): "Ey kavmim, Allah´a kulluk edin, sizin O´dan başka tanrınız yoktur. (O´na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" dedi.
66Kavminden ileri gelen inkârcılar dediler ki: "Biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz!"
67"Ey kavmim, bende beyinsizlik yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim." dedi.
68"Size Rabbimin mesajlarını duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
69"Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir Zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allâh) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı. Üstelik, yaratılışta, size irilik verdi (sizi daha iri yapılı yarattı). Allâh´ın ni´metlerini hatırlayın ki başarıya eresiniz."
70Dediler ki; "Ya, demek sen, tek Allah´a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdid ettiğin(o azâb)ı bize getir!"
71Dedi ki: "Artık size Rabbinizden bir rics (pislik) ve gazab inmiştir. Allâh´ın, kendileri için hiçbir delil indirmediği (ve hiçbir güç vermediği), sadece sizin ve atalarınızın taktığı (boş) isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin öyle ise, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!"
72O´nu ve O´nunla beraber olanları, bizden bir rahmetle kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanların ve inanmayacak olanların ardını kestik.
73Semûd(kavmin)e de kardeşleri Sâlih´i (gönderdik): "Ey kavmim dedi, Allah´a kulluk edin, sizin O´ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık delil geldi. İşte şu, Allâh´ın devesi, size bir mu´cizedir; bırakın onu Allâh´ın arzından yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azâb yakalar."
74"Düşünün ki (Allâh), Âd´dan sonra sizi hükümdarlar yaptı ve yeryüzünde sizi yerleştirdi: Onun düzlüklerinde saraylar ediniyorsunuz, dağlarını yontup evler yapıyorsunuz, artık Allâh´ın ni´metlerini hatırlayın da yeryüzünde bozgunculuk yapıp karışıklık çıkarmayın.
75Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görülen inananlara: "Siz, dediler, Sâlih´in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" (Onlar da): "(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!" dediler.
76Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin inandığınızı inkâr edenleriz!" dediler.
77Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğu dışına çıktılar; "Ey Sâlih, eğer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdid ettiğin (azâb)ı bize getir!" dediler.
78Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
79(Sâlih), onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim, ben size Rabbimin mesajlarını duyurdum ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz!" dedi.
80Lût´u da (gönderdik). Kavmine dedi ki: "Siz, sizden önce dünyâlarda hiç kimsenin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz?"
81"Siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere gidiyorsunuz ha! Doğrusu siz, israfçı (aşırı) bir kavimsiniz!"
82Kavminin cevabı: "Onları (şu Lût taraftarlarını) kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış!" demelerinden başka olmadı.
83Biz de onu ve âilesini kurtardık, yalnız karısı geride kalanlardan oldu.
84Ve üzerlerine bir (taş) yağmur(u) yağdırdık; bak, işte suçluların sonu nasıl oldu!
85Medyen´e de kardeşleri Şuayb´i (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah´a kulluk edin, sizin O´ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inananlar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!"
86"Ve her yolun başına oturup da tehdid ederek inananları Allâh yolundan çevirmeğe ve o(Hak yolu)nu eğriltmeğe çalışmayın; düşünün siz az idiniz, O sizi çoğalttı ve bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!"
87"Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, Allâh aramızda hükmedinceye kadar sabredin; O, hükmedenlerin en iyisidir!"
88Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: "Ey Şu´ayb, mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki: "İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz)?
89Allâh, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer tekrar ona dönersek, Allâh´ın üzerine yalan atmış oluruz. Rabbimiz Allâh, dilemedikten sonra o(sizin dediğiniz di)ne dönmemiz, bizim için olur şey değildir. Rabbimiz, bilgice her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah´a dayanmışız. (Ey) Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasın(daki iş)i gerçekle aç(ığa çıkar). Muhakkak ki sen (gerçekleri) aç(ığa çıkar)anlanın en iyisisin!"
90Kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: "Eğer Şu´ayb´e uyarsanız muhakkak siz ziyana uğrarsınız!"
91Derken o müthiş sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
92Şu´ayb´i yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şu´ayb´i yalanlayanlar... işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.
93(Şu´ayb), onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim dedi, ben size Rabbimin mesajlarını duyurdum ve size öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırım?"
94Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını -yalvarıp yakarsınlar diye- mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
95Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik de (insanlar) çoğaldılar ve: "Atalarımıza da darlık ve sevinç dokunmuştu (onlar da üzüntülü ve sevinçli günler geçirmişlerdi)." dediler (de olaylardan ibret alıp şükretmediler). Biz de onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.
96(O) ülkelerin halkı inanıp (kötülüklerden) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyle yakaladık.
97Peki (o) ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken azâbımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?
98Ya da (o) ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azâbımızın onlara gelmeyeceğinden emin midirler?
99Allâh´ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allâh´ın tuzağın(a yakalanmayacağın)dan emin olamaz.
100(Geçmiştekilerin başlarına gelenler), sâhiplerinden sonra şu toprağa vâris olanları yola getirmedi mi (hâlâ anlamadılar mı) ki biz dilesek, kendilerini de günâhlarıyle cezâlandırırız ve kalblerini mühürleriz, artık hiç işitmezler.
101İşte o ülkeler; sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz. Andolsun, elçileri onlara açık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarından ötürü, inanmak istemediler. İşte Allâh, kâfirlerin kalblerini böyle mühürler.
102Onların çoklarını yoldan çıkmış bulduk ama, çoklarında sözde durma diye bir şey bulmadık.
103Onlardan sonra Mûsâ´yı âyetlerimizle Fir´avn´a ve onun ileri gelen adamlarına gönderdik, âyetlerimize haksızlık ettiler; fakat bak, bozguncuların sonu nasıl oldu!
104Mûsâ dedi ki: "Ey Fir´avn, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim."
105"Allah´a karşı gerçekten başkasını söylememek, benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim, artık İsrâil oğullarını benimle gönder!"
106(Fir´avn) dedi. "Eğer bir âyet (mu´cize) getirmiş isen, hakikaten doğru söylüyorsan göster onu bakalım!"
107Bunun üzerine (Mûsâ), asâsını attı, birden o, açıkça bir ejderha (oluverdi).
108Ve elini (böğründen) çıkardı, birden o, bakanlar için, bembeyaz parlayan bir şey oldu.
109Fir´avn kavminden ileri gelen bir topluluk dediler ki: "Bu, çok bilgili bir büyücüdür!"
110"Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz?"
111"Onu da kardeşini de beklet, dediler, şehirlere toplayıcılar yolla."
112"Bütün bilgili büyücüleri (toplayıp) sana getirsinler."
113Büyücüler Fir´avn´a gelip: "Eğer üstün gelen biz olursak, elbet bize bir mükâfât var, değil mi?" dediler.
114(Fir´avn): "Evet, dedi, hem de siz (benim) yakınlar(ım)dan(olacak)sınız!"
115Dediler ki "Ey Mûsâ, sen mi (önce hünerini ortaya) atacaksın, yoksa (önce) atanlar biz mi olalım?"
116"Siz atın" dedi. (Hünerlerini ortaya) atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları ürküttüler ve büyük bir büyü (ortaya) getirdiler.
117Biz de Mûsâ´ya: "Asânı at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. (Mûsâ´nın ejderha olan değneği, büyücülerin büyülerini yutup yok etmişti).
118Gerçek ortaya çıktı ve onların bütün yaptıkları bâtıl oldu.
119Orada yenildiler, küçük düştüler.
120Ve büyücüler secdeye kapandılar:
121"Âlemlerin Rabbine inandık!" dediler.
122"Mûsâ ve Hârûn´un Rabbine!"
123Fir´avn: "Ben size izin vermeden ona inandınız mı?" dedi. "Bu, bir tuzaktır, şehirde bu tuzağı kurdunuz ki, halkını oradan çıkarasınız, ama yakında (başınıza gelecekleri) bileceksiniz!"
124"Elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi (hurma dallarına) asacağım!"
125Dediler ki: "Biz zaten Rabbimize döneceğiz!"
126"Rabbimizin, bize gelmiş olan âyetlerine inandığımız için bizden öc alıyorsun. (Ey) Rabbimiz, üzerimize sabır boşalt ve bizi müslümanlar olarak öldür!"
127Fir´avn kavminden ileri gelen bir topluluk dedi ki: "Mûsâ´yı ve kavmini bırakıyorsun ki, seni ve tanrılarını terk edip yeryüzünde bozgunculuk mu yapsınlar?" (Fir´avn): "Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz dâimâ onların üstünde eziciler olacağız!" dedi.
128Mûsâ, kavmine; "Allah´tan yardım isteyin, sabredin!" dedi; yeryüzü Allâh´ındır, onu kullarından dilediğine verir. Sonuç, korunanlarındır!"
129"(Ey Mûsâ), sen bize gelmezden önce de, sen bize geldikten sonra da bize işkence edildi." dediler. (Mûsâ) dedi: "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı yok eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hâkim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar."
130Andolsun biz, Fir´avn âilesini tuttuk, öğüt alsınlar diye yıllarca kıtlıkla ve ürünleri azaltmakla sıktık.
131Onlara bir iyilik geldiği zaman: "Bu, bizimdir (kendi becerimizle bunu elde ettik)" derler; kendilerine bir kötülük ulaşırsa, Mûsâ ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlar(onların yüzünden belâya uğradıklarını sanırlar)dı. İyi bilinki, onların uğursuzluğu Allâh katındadır, fakat çokları bilmezler.
132Ve dediler ki: "bizi büyülemek için ne kadar mu´cize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz!"
133Biz de onların üzerine ayrı ayrı mu´cizeler olarak tûfân, çekirge, kımıl (haşerât), kurbağalar ve kan gönderdik; ama yine büyüklük tasladılar ve suçlu bir topluluk oldular.
134Üzerlerine azâb çökünce: "Ey Mûsâ, dediler, sana verdiği söz uyarınca bizim için Rabbine du´â et; eğer bizden azâbı kaldırırsan, muhakkak sana inanacağız ve mutlaka İsrâil oğullarını seninle beraber göndereceğiz!"
135Biz onlardan, geçirecekleri bir süreye kadar azâbı kaldırınca, hemen yeminlerini bozmağa başladılar.
136Biz de onlardan öc aldık, onları yemm(su)da boğduk! Çünkü onlar, âyetlerimizi yalanlamışlardı ve onları umursamaz olmuşlardı.
137Hor görülüp ezilmekte olan milleti de içini bereketlerle donattığımız yerin, doğularına ve batılarına mirâsçı kıldık. Rabbinin İsrâil oğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden tam yerine geldi. Fir´avn´ın ve kavminin yapageldiği şeyleri ve yükseltmekte oldukları sarayları (ve bahçeleri) de yıktık.
138İsrâil oğullarını denizden geçirdik, kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar: "Ey Mûsâ, dediler, (bak) bunların nasıl tanrıları var, bize de öyle bir tanrı yap!" (Mûsâ) dedi: "Siz, gerçekten câhil bir toplumsunuz."
139"Şunların içinde bulundukları (din) yıkılmıştır ve yaptıkları şeyler boşa çıkmıştır."
140"Allâh, sizi âlemlere üstün yapmış iken size Allah´tan başka bir tanrı mı arayayım?" dedi.
141(Ey İsrâiloğulları), hatırlayın o zamanı ki biz sizi Fir´avn âilesinden kurtarmıştık. Onlar size azâbın en kötüsünü yapıyorlardı: "Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
142Mûsâ ile otuz gece (bana ibâdet etmesi için) sözleştik ve buna on gece daha kattık. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit, kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn´a dedi ki: "Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma."
143Mûsâ, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmağa gelip de Rabbi ona konuşunca: "Rabbim, bana görün, sana bakayım!" dedi. (Rabbi) buyurdu ki: "Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin!" Rabbi dağa görününce onu darmadağın etti ve Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca: "Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim!" dedi.
144(Allâh) buyurdu ki: "Ey Mûsâ, Ben mesajlarımla ve konuşmamla seni insanların başına seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!"
145Öğüte ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Mûsâ için levhalara yazdık: "Bunları kuvvetle tut, kavmine de emret, bunların en güzelini tutsunlar (bu en güzel buyruklar gereğince amel etsinler); size, yoldan çıkmışların yurdunu (nasıl târumâr ettiğimi) göstereceğim!"
146Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri âyetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her âyeti görseler de yine ona inanmazlar. Doğru yolu görseler, onu yol edinmezler, ama azgınlık yolunu görseler, onu yol edinirler. Çünkü onlar, âyetlerimizi yalanladılar ve onları umursamaz oldular.
147Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanların eylemleri boşa çıkmıştır. Onlar, yalnız yaptıklarıyle cezâlanmıyorlar mı?
148Mûsâ kavmi, kendisin(in, Rabbi ile mülâkâta gitmesin)den sonra kendilerinin zinet takımlarından yapılmış, böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tanrı diye) benimsediler. Görmediler mi ki o, ne kendilerine söz söylüyor, ne de onlara yol gösteriyor? Onu benimsediler ve zâlimler(den) oldular.
149Ne zaman ki (pişmanlıklarından ötürü) başları elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını gör(üp anla)dılar, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz!"
150Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): "Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zâlim kavimle beraber tutma!"
151(Mûsâ): "Rabbim, dedi, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine sok, merhametlilerin en merhametlisi sensin!"
152Buzağıyı (tanrı diye) benimseyenlere, muhakkak Rablerinden bir öfke ve dünyâ hayâtında bir alçaklık erişecektir! İşte biz iftirâcıları böyle cezâlandırırız.
153Ama kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip inananlar(a karşı), muhakkak ki Rabbin, o(tevbe ve imâ)ndan sonra, elbette bağışlayandır, esirgeyendir.
154Öfkesi dinince Mûsâ, levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için yol gösterme ve rahmet vardı.
155(Allâh, Mûsâ´ya kırk gece ibâdetten sonra buluşma va´detmiş ve kavminden yetmiş kişiyi de seçip o huzûra getirmesini emretmişti). Mûsâ, bizimle buluşma vakti için kavminden yetmiş adam seçti (huzûra getirdi. Gelenler, Mûsâ ile Allâh arasındaki o yüce konuşmayı işitmekle yetinmeyip Allâh´ı açıkça görmedikçe inanmayacaklarını söylediler. Bunun üzerine) onları sarsıntı yakalayınca (Mûsâ) dedi ki: "Rabbim, dileseydin bunları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden bazı beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helâk mı edeceksin? Bu (iş), senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini şaşırtırsın, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim velimizsin, bizi bağışla, bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin!"
156"Bize bu dünyâda da iyilik yaz, âhirette de. Biz sana yöneldik." (Alah) buyurdu ki: "Azâbıma, dilediğimi uğratırım; rahmetim ise her şeyi kaplamıştır. Onu, korunanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım."
157Onlar ki yanlarındaki Tevrât ve İncil´de yazılı buldukları o Elçi´ye, o ümmi Peygamber´e uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri harâm kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O´na inanan, destekleyerek O´na saygı gösteren, O´na yardım eden ve O´nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felâha erenler onlardır.
158De ki: "Ey insanlar, ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sâhibi olan, kendisinden başka tanrı bulunmayan, yaşatan, öldüren Allâh´ın Elçisiyim. Gelin Allah´a ve O´nun ümmi peygamberi olan Elçisine inanın -ki o (peygamber) de Allah´a ve O´nun sözlerine inanmaktadır- O´na uyun ki doğru yolu bulasınız!"
159Mûsâ kavmi içinde doğrulukla hakka götüren ve hak ile adâlet yapan bir topluluk da vardır.
160Biz onları (Ya´kûb´un oniki oğlundan gelen) oniki torun kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Mûsâ´ya: "Asânla taşa vur!" diye vahyettik. Taştan oniki göze fışkırdı. Her kabile içeceği yeri bildi. (Ayrıca) üzerlerine bulutla gölge yaptık ve onlara kudret helvasıyle bıldırcın eti indirdik: "Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin!" (dedik). Ama onlar (saptılar, haksızlık ettiler. Böylece onlar) bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.
161Onlara: "Şu kentte oturun. Orada dilediğiniz yerden yeyin, (Allah´a niyaz edip bizi) affet deyin ve secde ederek kapıdan girin ki hatâlarınızı bağışlayalım; biz iyilik edenlere daha fazlasını da vereceğiz." denildi.
162İçlerinden zulmedenler, (söylediğimiz) sözü, kendilerine söylenmeyen bir sözle değiştirdiler. Biz de haksızlık ettiklerinden dolayı üzerlerine gökten bir azâb gönderdik.
163Onlara, deniz kıyısında bulunan kent(halkın)ın durumunu sor. Hani onlar Cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi (tatil) yaptıkları gün, balıkları onlara akın akın gelirdi. Cumartesi (tatil) yapmadıkları gün balıkları gelmezlerdi. Biz onları yoldan çıkmalarından ötürü böyle sınıyorduk.
164İçlerinden bir topluluk: "Allâh´ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azâbedeceği bir kavme artık ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi. Dediler ki: "Rabbinize ma´zeret (beyan edebilmek) için, bir de belki korunurlar diye (öğüt veriyoruz)."
165Ne zaman ki onlar, kendilerine hatırlatılanı unuttular, biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de, yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azâb ile yakaladık.
166Kibirlerinden dolayı kendilerine yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince onlara: "Aşağılık maymunlar olun!" dedik.
167Rabbin, "Elbette tâ kıyâmet gününe kadar onlara azâbın en kötüsünü yapacak kimseler gönderecektir!" diye ilân etmişti. Doğrusu, Rabbin çabuk cezâ verendir ve O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
168Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan kimi iyi kişilerdi, kimi de alçak! Belki dönerler diye onları iyiliklerle de, kötülüklerle de sınadık.
169Onların ardından, yerlerine geçip Kitaba vâris olan birtakım insanlar geldi ki, onlar, şu alçak(dünyân)ın menfaatini alıyorlar: "Biz nasıl olsa bağışlanacağız!" diyorlar. Kendilerine, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki "Allâh hakkında, gerçekten başkasını, söylememeleri hususunda kendilerinden Kitap misâkı alınmamış mıydı? Ve onun içindekini okuyup öğrenmediler mi? Âhiret yurdu, korunanlar için daha hayırlıdır. Düşünmüyor musunuz?
170O(koruna)nlar ki Kitaba sımsıkı sarılırlar ve namazı kılarlar; elbette biz, iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz.
171Bir zaman da üzerlerine dağı, bir gölge gibi kaldırmıştık, üstlerine düşecek sanmışlardı: "Size verdiğim(Kitap)ı kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlay(ıp yap)ın ki (azâbımızdan) korunasınız!" (demiştik).
172Rabbin, Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye onları kendilerine şâhid tutmuştu. "Evet, (buna) şâhidiz!" dediler. kıyâmet günü "Biz bundan habersizdik!" demeyesiniz.
173Yahut: "(Ne yapalım) daha önce babalarımız (Allah´a) ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesil old(uğumuz için öyle yapt)ık. (Gerçekleri) iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helâk mı ediyorsun?" demeyesiniz diye (sizin Rabbiniz olduğum hakkında sizleri şâhid tutmuştuk).
174İşte biz, âyetleri böyle açıklıyoruz, artık herhalde döner(yola gelir)ler.
175Onlara şu adamın haberini de oku: Kendisine âyetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytân onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu.
176Dileseydik elbette onu o âyetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünür(öğüt alır)lar.
177Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine de zulmeden topluluğun durumu ne kötüdür!
178Allâh kime yol gösterirse, işte yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa, işte ziyana uğrayanlar onlardır.
179Andolsun, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık ki kalbleri var, fakat onlarla anlamazlar; gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hattâ daha da sapık... Ve işte gâfiller onlardır!
180En güzel isimler Allâh´ındır. O halde O´na o (güzel isim)lerle du´â edin ve O´nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın; onlar yaptıklarının cezâsını çekeceklerdir.
181Yarattıklarımız içinde, doğrulukla hakka götüren ve hak ile adâlet yapan bir ümmet de vardır.
182Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız.
183Onlara mühlet veriyorum, çünkü benim tuzağım sağlamdır.
184Düşünmediler mi ki arkadaşlarında hiçbir delilik yoktur, o apaçık bir uyarıcıdır?
185Göklerin, yerin melekûtuna ve Allâh´ın yarattığı şeylere ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bak(ıp ibret al)madılar mı? Peki bun(a inanmadık)dan sonra hangi söze inanacaklar?
186Allâh kimi saptırırsa, artık onun için yol gösteren olmaz. Ve bırakır onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.
187Sana (Duruşma) sâ´at(in)den soruyorlar: Gelip çatması ne zaman diye. De ki: "Onun bilgisi, ancak Rabbimin yanındadır. Onu tam zamanında açığa çıkaracak olan, yalnız O´dur. O, göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir." Sanki sen, onu biliyormuşsun gibi, sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi, Allâh´ın yanındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler."
188De ki: "Ben kendime, Allâh´ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sâhip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbete çok hayır (mal ve mülk) elde ederdim. Bana kötülük dokunmamış (beni cin çarpmamış)tır. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
189O´dur ki sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini var eti; eşini sarıp örtünce (eşiyle birleşince) eşi, hafif bir yük yüklendi, onu gezdirdi. (Yükü) ağırlaşınca ikisi beraber Rableri Allah´a du´â ettiler: "Eğer bize iyi, güzel bir çocuk verirsen elbette şükredenlerden oluruz!" (dediler).
190Fakat (Allâh) onlara iyi, güzel bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde Allah´a ortaklar koşmağa başladılar. Allâh ise onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
191Hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan şeyleri (Allah´a) ortak mı koşuyorlar?
192(O putlar), ne onlara bir yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım ederler?
193Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Ha onları çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, sizin için birdir.
194Allah´tan başka yalvardıklarınız da sizler gibi kullardır, (onların tanrı olduğu hakkındaki iddiânızda) doğru iseniz, çağırın onları da size cevap versinler.
195Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var, yoksa görecekleri gözleri mi var, yahut işitecekleri kulaklarımı var? De ki: "(Allah´a) ortak(koştuk)larınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun, haydi (elinizden geliyorsa) hiç göz açtırmayın bana!"
196Benim velim, Kitabı indiren Allah´tır. O, iyileri yönetir (korur).
197O´ndan başka yalvardıklarınız ise, ne size yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım ederler.
198Onları hidâyete çağırırsanız, işitmezler. Onların sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler.
199Affı al, iyiliği emret, câhillere aldırış etme.
200Ne zaman şeytândan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah´a sığın; çünkü O, işitendir, bilendir.
201Allah´tan korkanlar, kendilerine şeytândan gelen bir vesvese dokunduğu zaman düşünür, (gerçeği) görürler.
202Kardeşleri ise onları, azgınlığa çekerler, hiç yakalarını bırakmazlar.
203Onlara bir âyet getirmediğin zaman: "Bunu da derleseydin ya!" derler. De ki: "Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyuyorum. Bu (Kur´ân), Rabbinizden gelen basiretler(gönül gözlerini açan nurlar, gerçeğe ileten kanıtlar)dır ve inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmettir!"
204Kur´ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.
205Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gâfillerden olma!
206Rabbinin yanında olanlar, büyüklük taslayıp O´na kulluktan geri kalmazlar, (dâimâ) O´nu tesbih ederler ve O´na secde ederler.
Chapter 8 (Sura 8)
1Sana ganimetlerden sorarlar; de ki: "Ganimetler, Allâh´ın ve Elçi(si)nindir. Siz, (gerçekten) inananlar iseniz, Allah´tan korkun, aranızı düzeltin, Allah´a ve Elçisine itâ´at edin!"
2Mü´minler o kimselerdir ki, Allâh anıldığı zaman yürekleri ürperir, O´nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler.
3Namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh için) harcarlar.
4İşte gerçek mü´minler onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler, bağışlanma ve tükenmez rızık var.
5(Ganimetlerin bölüştürülmesinde bazı kimselerin hoşnutsuzluk göstermesi, daha önce, Bedir Savaşı´na çıkmanı hoş görmeyenlerin durumuna benzer). Nitekim hak uğruna (savaşa gitmek için) Rabbin seni, evinden çıkardığı zaman, mü´minlerden birtakımı, bundan hoşlanmıyordu.
6Hak ortaya çıkmış iken sanki gözleri göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı.
7Allâh size, iki topluluktan birinin sizin olduğunu va´dediyordu; siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allâh, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (kuvvetli olan takımı yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
8Ki suçlular istemese de hakkı gerçekleştirsin, bâtılı da ortadan kaldırsın.
9Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: "Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim," diye duânızı kabul buyurmuştu.
10Allâh bunu ancak müjde olsun (sevinesiniz) ve kalbiniz bununla yatışsın (güvene ve huzûra kavuşsun) diye yapmıştı. Yardım, yalnız Allâh katındandır. Allâh dâimâ üstün, hüküm ve hikmet sâhibidir.
11O zaman sizi, Allah´tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu, üzerinize sizi temizlemek, şeytânın pisliğini (içinize attığı kötü düşünceleri) sizden gidermek, kalblerinizi (birbirine) bağlamak ve ayakları(nızı) pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu.
12Rabbin meleklere vahyediyordu ki: "Ben sizinle beraberim, siz inananları pekiştirin; ben inkâr edenlerin yüreklerine korku salacağım; vurun (onların) boyunların(ın) üstüne, vurun onların her parmağına!"
13Böyle (olacak), çünkü, onlar Allah´a ve Elçisine karşı geldiler. Kim Allah´a ve Elçisine karşı gelirse muhakkak ki, Allâh´ın cezâsı çetin olur.
14"İşte siz şimdi tadın onu; (ayrıca) kâfirler için ateş azâbı da vardır!"
15Ey inananlar, inkâr edenlerle toplu halde karşılaşırsanız, onlara arkalar(ınız)ı döndür(üp kaç)mayın.
16Kim o gün savaşmak için bir tarafa çekilmek, ya da başka bir birliğe katılmak dışında arkasını döner(kaçar)sa o, Allah´tan bir gazaba uğrar, onun yeri cehennemdir, o ne kötü varılacak bir yerdir!
17(O gün) Onları siz öldürmediniz, fakat onları Allâh öldürdü; (ey Muhammed), attığın zaman sen atmadın, fakat Allâh attı. Mü´minleri güzel bir imtihanla sınamak için (bunu yaptı). Doğrusu Allâh işitendir, bilendir.
18İşte size böyle yaptı. Çünkü Allâh, kâfirlerin tuzağını zayıflatır.
19Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz, bu sizin için iyidir. Ama yine (eski yaptıklarınıza) dönerseniz, biz de döneriz (size yardım etmekten vazgeçeriz). O zaman topluluğunuz çok da olsa, size hiçbir yarar sağlayamaz. Allâh, inananlarla beraberdir.
20Ey inananlar, Allah´a ve Elçisine itâ´at edin, işittiğiniz halde ondan dönmeyin.
21İşitmedikleri halde "İşittik" diyenler gibi olmayın.
22Allâh katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
23Allâh onlarda bir iyilik olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi, onlara işittirseydi de yine aldırmayarak dönerlerdi.
24Ey inananlar (elçi), sizi yaşatacak şeylere çağırdığı zaman Allâh´ın ve Elçisinin çağrısına koşun ve bilin ki, Allâh, kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz, O´nun huzûruna toplanacaksınız.
25(Öyle) Bir fitneden sakının ki, aranızdan yalnız haksızlık edenlere erişmekle kalmaz (hepinize erişir). Bilinki Allâh´ın azâbı çetindir.
26Düşünün ki bir zaman siz az idiniz, yeryüzünde hırpalanıyordunuz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Allâh, sizi barındırdı, sizi yardımıyle destekledi, sizi güzel şeylerle besledi ki, şükredesiniz.
27Ey inananlar, bile bile emânetlerinize hiyânet etmek sûretiyle Allah´a ve Elçisine hiyânet etmeyin.
28Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız birer fitne(sınav)dır. Allah´a gelince büyük mükâfât, o´nun yanındadır.
29Ey inananlar, Allah´tan korkarsanız O size iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allâh büyük lutuf sâhibidir.
30İnkâr edenler seni tutup bağlamaları, öldürmeleri, ya da sürmeleri için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allâh da tuzak kuruyordu. Allâh tuzak kuranların en iyisidir. (O, kendisine karşı tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçirir).
31Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman "İşittik" dediler, "İstesek, biz de bunun gibisini söyleriz. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir!"
32Ve: "Allâh´ım, eğer bu, senin yanından gelmiş gerçekse başımıza gökten taş yağdır, yahut bize acı bir azâb getir!" demişlerdi.
33Oysa sen onların içinde bulundukça Allâh, onlara azâb edecek değildi ve onlar istiğfar ederlerken (içlerinde istiğfar edenler var iken) de Allâh, onlara azâb edecek değildi.
34Onlar, (inananları) Mescid-i harâmdan geri çevirdikleri ve onun velisi, (bakıcısı, koruyucusu) olmadıkları halde neden Allâh onlara azâbetmesin? Onun velileri, (bakıcıları, koruyucuları) sadece (günâhlardan) korunanlardır. Fakat çokları bilmezler.
35Onların Beyt(ullah) yanındaki namazları da, ıslık çalmadan ve el çırpmadan ibarettir. "O halde inkârınızdan dolayı azâbı tadın!"
36İnkâr edenler, Allâh yoluna engel olmak için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra bu, kendilerine dert olacak, nihâyet yenilecekler ve inkâr edenler cehenneme sürüleceklerdir.
37(Sürüleceklerdir) Ki, Allâh, murdarı temizden ayıklasın ve bütün murdarları birbiri üzerine koyup yığsın da hepsini cehenneme atsın. İşte ziyana uğrayanlar onlardır.
38İnkâr edenlere söyle: "Eğer vazgeçerlerse, geçmişteki (günâhları) kendilerine bağışlanır; yok yine (eski hallerine) dönerlerse, öncekilerin (başlarına gelen Allâh) kanunu geçmiştir (bunların da başına gelecektir. Onu beklesinler).
39Fitne (baskı) kalmayıncaya ve din tamamen Allâh´ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer (baskıya) son verirlerse muhakkak ki Allâh, ne yaptıklarını görmektedir.
40Eğer dönerlerse, bilin ki Allâh sizin sâhibinizdir. O, ne güzel sâhip, ne güzel yardımcıdır!
41Eğer Allah´a ve (hak ile bâtılın) ayrılma gününde, o iki topluluğun karşılaştığı (Bedir) gün(ün)de kulumuz(Muhammed)e indirdiğimiz(âyetler)e inanmışsanız bilin ki aldığınız ganimetlerin beşte biri, Allah´a, Elçisine ve (Allâh´ın Elçisi ile) akrabâlığı bulunan(lar)a, yetimlere, yoksullara ve yolcu(lar)a âittir. Allâh her şeye kâdirdir.
42O gün siz, vâdinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız. Fakat Allâh, yapılması gereken bir işi yerine getirmek için (sizi böyle buluşturdu) ki helâk olan, açık delille helâk olsun; yaşayan da açık delille yaşasın. Çünkü Allâh, işitendir, bilendir.
43Allâh, sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi, çekinirdiniz ve (savaş) iş(in)de çekişirdiniz. Fakat Allâh, (sizi bundan) kurtardı. Doğrusu O, göğüslerin özünü bilir.
44Karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki yapılması gereken bir işi yerine getirsin. İşler, hep Allah´a döndürülecektir.
45Ey inananlar, bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allâh´ı çok anın ki, başarıya erişesiniz.
46Allah´a ve Elçisine itâ´at edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, devletiniz gider. Sabredin, çünkü Allâh sabredenlerle beraberdir.
47Yurtlarından çalım satarak, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allâh yolundan men´edenler gibi olmayın. Allâh, onların bütün yaptıklarını kuşatmıştır.
48O zaman şeytân onlara yaptıkları işi süslemiş: "Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur, (korkmayın), ben sizin yanınızdayım!" demişti. Fakat iki topluluk birbirini görünce iki ökçesi üzerine (geriye) dönüp: "Ben sizden uzağım, ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah´tan korkarım, zira Allâh´ın cezâsı çetindir!" demişti.
49Münâfıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar (sizin için): "Bunları dinleri aldatmış, (baksana başa çıkamayacakları bir kuvvetle savaşmağa kalkıyorlar)." diyorlardı. Oysa, kim Allah´a dayanırsa şüphesiz Allâh, dâimâ gâlib, hüküm ve hikmet sâhibidir.
50Görseydin o inkâr edenleri: Melekler, onların canlarını alırken yüzlerine ve kıçlarına vuruyorlar: "Haydi, yangın azâbını tadın!" (diyorlardı).
51"İşte bu, ellerinizin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir. Yoksa Allâh, kullara zulmedici değildir."
52(Bunlar da) tıpkı Fir´avn âilesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi(davrandılar. Onlar da): Allâh´ın âyetlerini inkâr etmişlerdi; Allâh da onları, günâhlarıyla yakalamıştı. Şüphesiz Allâh güçlüdür, O´nun cezâsı çetindir.
53Bu böyledir, çünkü bir millet kendilerinde bulunan(güzel meziyet)i değiştirmedikçe Allâh onlara verdiği ni´meti değiştirmez. Allâh işitendir, bilendir.
54(Evet) Fir´avn âilesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi: Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı; biz de onları günâhlarıyle mahvetmiştik ve Fir´avn âilesini boğmuştuk. Hepsi de zulmedicilerdi.
55Allah´a göre canlıların en kötüsü, kâfirlerdir; artık onlar inanmazlar.
56Sen kendileriyle andlaşma yaptığın halde onlar, hiç çekinmeden, her defa andlaşmalarını bozarlar.
57Savaşta onları yakalarsan, onlar(a vereceğin cezâ) ile arkalarında bulunan kimseleri de dağıt ki ibret alsınlar.
58Bir kavmin, (andlaşmaya) hiyânet etmesinden korkarsan, sen de (onlarla yaptığın andlaşmayı) aynı şekilde onlara at; çünkü Allâh; hâinleri sevmez.
59İnkâr edenler (bizim elimizden kurtulup) geçtiklerini sanmasınlar. Onlar (bizi) âciz bırakamazlar.
60Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihâd için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Bununla Allâh´ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allâh´ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allâh yolunda ne harcarsanız tam olarak size ödenir, hiç haksızlığa uğratılmazsınız.
61Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah´a dayan, çünkü O, işitendir, bilendir.
62Eğer sana hile yapmak isterlerse (korkma) Allâh sana yeter. O ki, yardımıyle seni ve mü´minleri destekledi.
63Ve onların kalblerinin arasını uzlaştırdı. Sen yeryüzünde bulunan herşeyi verseydin, yine onların kalblerinin arasını uzlaştıramazdın; fakat Allâh, onların arasını uzlaştırdı. Çünkü O, dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
64Ey peygamber, Allâh sana ve sana tâbi olan mü´minlere yeter.
65Ey peygamber, mü´minleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabreden yirmi kişi olursa, iki yüz(kâfir)i yenerler. Sizden yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi yenerler. Çünkü kâfirler, anlamaz bir topluluktur.
66Şimdi Allâh sizden hafifletti, sizde zayıflık bulunduğunu bildi. Bundan böyle sizden sabreden yüz kişi olsa, iki yüz(kâfir)i yenerler. Ve eğer sizden bin kişi olsa Allâh´ın izniyle iki bin(kâfir)i yenerler. Allâh, sabredenlerle beraberdir.
67Yeryüzünde ağır bas(ıp küfrün belini iyice kır)ıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sâhibi olmak yakışmaz. Siz, geçici dünyâ malını istiyorsunuz, Allâh ise (sizin için) âhireti istiyor. Allâh dâimâ üstün, hüküm ve hikmet sâhibidir.
68Eğer Allah´tan, (yanılma ile verilen hükümlerden ötürü azâbetmemek hakkında) bir yazı geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azâb dokunurdu.
69Artık aldığınız ganimetten helâl ve temiz olarak yeyin ve Allah´tan korkun. Şüphesiz Allâh, bağışlayandır, esirgeyendir.
70Ey peygamber, ellerinizde bulunan esirlere söyle: "Eğer Allâh, sizin kalblerinizde bir hayır olduğunu bilirse, size, sizden alınan(fidye)den daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
71Eğer sana hâinlik yapmak isterlerse, daha önce Allah´a da hâinlik yapmışlardı. Bu yüzden (Allâh) onlara karşı (sana) imkân verdi. Allâh (herşeyi) bilendir, yerli yerince yapandır.
72Onlar ki inandılar, hicret ettiler, Allâh yolunda mallariyle, canlariyle savaştılar ve onlar ki (yurtlarına göçenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar, birbirlerinin velisi(dostu, koruyucusu)durlar. İnanıp da hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar, onların velâyetinden size bir şey yoktur (onları korumakla yükümlü değilsiniz). Fakat dinde yardım isterlerse (onlara) yardım etmeniz gerekir. Yalnız, aranızda andlaşma bulunan bir topluma karşı (yardım etmeniz) olmaz. Allâh, yaptıklarınızı görmektedir.
73İnkâr edenler, birbirlerinin velisidirler. Eğer bunu yapmazsanız (mü´minleri bırakıp kâfirleri dost tutarsanız), yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa olur.
74Onlar ki, inandılar, hicret ettiler, Allâh yolunda savaştılar ve onlar ki, (göçmenleri) barındırdılar ve (onlara) yardım ettiler, işte gerçek mü´minler onlardır. Onlar için bağış ve bol rızık vardır.
75Onlar ki sonradan inandılar, hicret ettiler, sizinle beraber savaştılar, işte onlar da sizdendir. Rahim sâhipleri (kan akrabâsı), Allâh´ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allâh herşeyi bilir.
Chapter 9 (Sura 9)
1Allâh ve Elçisinden, andlaşma yaptığınız müşriklere ihtârdır.
2Dört ay daha yeryüzünde dolaşın, bilin ki siz, Allâh´ı âciz bırakamazsınız ve Allâh, kâfirleri rezil, perişan edecektir!
3En büyük Hac günü, Allâh ve Elçisinden insanlara duyurudur: Allâh ve Elçisi puta tapanlardan uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha iyidir. Ve eğer dönerseniz bilin ki siz Allâh´ı âciz bırakacak değilsiniz! (Ey Muhammed) kâfirlere acı bir azâbı müjdele.
4Ancak andlaşma yaptığınız müşriklerden, (andlaşma şartlarından) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve size karşı hiç kimseye arka çıkmayanların andlaşmalarını, kendilerine tanıdığınız süreye kadar tamamlayın. Çünkü Allâh korunanları sever.
5Harâm aylar çıkınca (Allah´a) ortak koşanları nerede bulursanız öldürün; onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde otur(up) onları bekleyin. Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse yollarını serbest bırakın. Çünkü Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
6Ve eğer ortak koşanlardan biri güvence dileyip yanına gelmek isterse, onu yanına al ki, Allâh´ın sözünü işitsin; sonra onu güven içinde bulunacağı yere ulaştır. Böyle (yap), çünkü onlar, bilmez bir topluluktur.
7Ortak koşanların, Allâh´ın yanında ve Elçisinin yanında nasıl andlaşması olabilir? Ancak Mescid-i harâm´da andlaştıklarınız hariç. Onlar size dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın, çünkü Allâh, korunanları sever.
8Evet (Allâh ve Elçisi yanında onların) nasıl (ahdi olabilir)? Eğer onlar size gâlib gelselerdi, sizin hakkınızda ne and ne de andlaşma gözetmezlerdi. Ağızlarıyla sizi râzı ederler, fakat kalbleri (sizi) istemez. Çokları da yoldan çıkmışlardır.
9Allâh´ın âyetlerini az bir paraya sattılar da O´nun yoluna engel oldular. Onların yaptıkları, gerçekten ne kötüdür!
10Bir mü´mine karşı ne and, ne de andlaşma gözetmezler. İşte saldırganlar onlardır.
11Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdirler. Biz, bilen bir kavme âyetleri böyle uzun uzun açıklıyoruz.
12Eğer andlaşma yaptıktan sonra andlarını bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür önderleriyle savaşın. Çünkü onların andları yoktur; belki (böylece küfürden) vazgeçerler.
13Andlarını bozan, Elçiyi (Mekke´den) çıkarmağa yeltenen ve ilk önce kendileri siz(inle savaş)a başlamış olan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer gerçekten inanan insanlar iseniz, kendisinden korkmanıza en lâyık olan Allah´tır.
14Onlarla savaşın ki Allâh, sizin ellerinizle onlara azâbetsin, onları rezil etsin, sizi onlara üstün getirsin ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa versin;
15Yüreklerinin öfkesini gidersin. Allâh, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
16Yoksa siz, Allâh içinizden cihâd eden ve Allah´tan, Elçisinden ve mü´minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri bilmeden, bırakılacağınızı mı sandınız? Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.
17(Allah´a) Ortak koşanlar nefislerinin küfrünü göre göre Allâh´ın mescidlerini şenlendiremezler. Onların yaptıkları işler, boşa çıkmıştır. Ve onlar, ateşte sürekli kalacaklardır.
18Allâh´ın mescidlerini, ancak Allah´a ve âhiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah´tan başka kimseden korkmayanlar şenlendirirler. Onların, doğru yolu bulanlardan olacakları umulur.
19(Ey müşrikler siz), hacılara su verme ve Mescid-i harâm´ı şenlendirmeyi; Allah´a, âhiret gününe inanan ve Allâh yolunda cihâd eden(in eylemiy)le bir mi tuttunuz? Bunlar, Allâh katında bir olmazlar. Allâh, zâlimler topluluğuna yol göstermez.
20İnanan, hicret eden ve Allâh yolunda mallarıyle, canlarıyle savaşanların, Allâh katında dereceleri daha büyüktür. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
21Rableri onlara, kendisinden bir rahmet, rızâ ve içinde sürekli kalacakları ni´meti bol cennetleri müjdeler.
22Orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz büyük mükâfât Allâh katındandır!
23Ey inananlar, eğer imânâ karşı küfrü seviyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli tanır(dost tutar)sa işte zâlimler onlardır.
24De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabânız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret(iniz), hoşlandığınız konutlar, size Allah´tan, Elçisinden ve O´nun yolunda cihâdetmekten daha sevgili ise o halde Allâh emrini getirinceye kadar gözetleyin (başınıza gelecekleri göreceksiniz)! Allâh, yoldan çıkmış topluluğu (doğru) yola iletmez.
25Andolsun Allâh size birçok yerlerde, Huneyn gününde de yardım etmişti. Hani (o gün) çokluğunuz sizi böbürlendirmişti. Fakat size hiçbir yarar da sağlamamıştı. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü başınıza dar gelmişti, nihâyet bozularak arkanızı dönmüş(kaçmağa başlamış)tınız.
26Sonra Allâh, Elçisinin ve mü´minlerin üzerine sekinetini (güven veren rahmetini) indirdi, sizin görmediğiniz askerler indirdi ve kâfirlere azâb etti (onları bozguna uğrattı). İşte kâfirlerin cezâsı budur!
27Sonra Allâh, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
28Ey inananlar, (Allah´a) ortak koşanlar pisliktir, artık bu yıllarından sonra Mescid-i Harâm´a yaklaşmasınlar. Eğer (onların hacca gelmemeleri sonucu ekonominiz bozulup) yoksulluğa düşmekten korkarsanız; biliniz ki Allâh dilerse yakında sizi kendi lutfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allâh, bilendir, hikmet sâhibidir.
29Kendilerine Kitap verilenlerden Allah´a ve âhiret gününe inanmayan, Allâh´ın ve Elçisinin harâm kıldığını harâm saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kimselerle, küçül(üp boyun eğ)erek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.
30Yahûdiler: "Uzeyr, Allâh´ın oğludur." dediler. Hıristiyanlar da: "Mesih Allâh´ın oğludur." dediler. Bu, onların ağızlariyle geveledikleri sözleridir. (Sözlerini), önceden inkâr etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allâh onları kahretsin, nasıl da (haktan bâtıla) çevriliyorlar!?
31Hahamlarını ve rahiplerini Allah´tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih´i de öyle. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah´a ibâdet etmeleri emredilmişti. O´ndan başka tanrı yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
32Allâh´ın nurunu ağızlariyle söndürmek istiyorlar. Halbuki, kâfirler hoşlanmasa da Allâh, mutlaka nurunu tamamlamak ister, (bundan başka bir şeye râzı olmaz).
33O, Elçisini hidâyetle ve hak dinle gönderdi ki (Allah´a) ortak koşanlar hoşlanmasa da o (hak di)ni, bütün din(ler)in üstüne çıkarsın.
34Ey inananlar, hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve (insanları) Allâh yolundan çevirirler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allâh yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara acı bir azâbı müjdele!
35O gün cehennem ateşinde bunların üzeri ısıtılı(p pullanı)r; bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır: "İşte nefisleriniz için yığdıklarınız, yığdıklarınızı tadın!" (denilir).
36Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allâh´ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü harâm(ay)lardır. İşte doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve (Allah´a) ortak koşanlar nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın ve bilin ki Allâh korunanlarla beraberdir.
37(Harâm ayını) ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkâr edenler, onunla saptırılır. O(harâm ayı)nı bir yıl helâl sayarlar, bir yıl harâm sayarlar ki, Allâh´ın harâm kıldığının sayısını denk getirip, Allâh´ın harâm kıldığını helâl yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü, kendilerine süslü gösterildi. Allâh, kâfirler toplumuna yol göstermez.
38Ey inananlar, size ne oldu ki: "Allâh yolunda topluca savaşa çıkın!" dendiği zaman yere çakılıp kaldınız? âhirettense dünyâ hayâtına mı râzı oldunuz? Ama dünyâ hayâtının geçimi, âhiretin yanında pek azdır.
39Eğer topluca (savaşa) çıkmazsanız, (Allâh) size acı (bir şekilde) azâbeder ve yerinize sizden başka bir topluluk getirir, O´na hiçbir zarar veremezsiniz, Allâh herşeyi yapabilendir.
40Eğer siz o(Hak elçisi)ne yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allâh ona yardım etmişti: Hani yalnız iki kişiden biri olduğu halde, inkâr edenler kendisini (Mekke´den) çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına "Üzülme, Allâh bizimle beraberdir!" diyordu. (İşte o zaman) Allâh (ona yardım etti) onun üzerine sekine(huzûr ve güven duygu)sunu indirdi ve onu, sizin görmediğiniz askerlerle destekledi; inanmayanların sözünü alçattı. Yüce olan, yalnız Allâh´ın sözüdür. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
41Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allâh yolunda cihâd edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
42Yakın bir dünyâ menfaati ve orta bir yolculuk olsaydı (savaşa katılmayan o münafıklar), elbette sana tâbi olurlardı. Fakat güç aşılacak mesafe, kendilerine uzak geldi. Bir de "Gücümüz yetseydi, sizinle beraber çıkardık!"diye Allah´a yemin edecekler. Boşuna kendilerini mahvediyorlar. Allâh, onların yalancı olduklarını biliyor.
43Allâh seni affetsin; doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalan söyleyenleri bilmezden önce niçin onlara izin verdin?
44Allah´a ve âhiret gününe inananlar; mallariyle, canlariyle, cihâd etmek(ten geri kalmaları) için senden izin istemezler. Allâh, korunanları bilir.
45Ancak Allah´a ve âhiret gününe inanmayan, kalbleri kuşkuya düşmüş ve şüpheleri içinde bocalayıp duranlar, (geri kalmak için) senden izin isterler.
46Eğer (cihâda) çıkmak isteselerdi, onun için bir hazırlık yaparladı. Fakat Allâh, onların davranışlarından hoşlanmadığı için onları durdurdu: "Oturan(kadın ve çocuk)larla beraber oturun!" denildi.
47Sizin içinizde (sefere) çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı. Sizi birbirinize düşürmek için hemen aranıza sokulurlardı, içinizde de onlara kulak verenler vardı. Allâh zâlimleri bilir.
48(Onlar) önceden de fitne çıkarmak istediler ve sana nice işleri ters çevirdiler. Nihâyet hak geldi, onlar istemedikleri halde Allâh´ın emri galebe çaldı.
49İçlerinden öylesi var ki: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" der. İyi bilin ki, onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehennem de kâfirleri kuşatacaktır.
50Sana bir iyilik ulaşsa (bu,) onların hoşuna gitmez ve eğer sana bir kötülük ulaşsa: "Biz önceden (sefere katılmamakla) başımızın çaresine bakmışız" derler, sevinerek döner(gider)ler.
51De ki: "Allâh, bizim için ne yazmış (ne takdir etmiş) ise ancak o, bize ulaşır, bizim sâhibimiz O´dur. İnananlar Allah´a dayansınlar."
52De ki: "Bize yalnız iki iyilikten (ya gâzilik veya şehidlikten) birini gözetmiyor musunuz? Ama biz, Allâh´ın size ya kendi tarafından veya bizim ellerimizle bir azâb ulaştırmasını gözetiyoruz. Haydi gözetin, biz de sizinle beraber gözetenleriz."
53De ki: "İster gönüllü, ister gönülsüz sadaka verin: sizden kabul edilmeyecektir. Çünkü siz yoldan çıkan bir kavimsiniz!"
54Sadakalarının kabul edilmesine engel olan sadece şudur: Onlar Allah´a ve elçisine karşı nankörlük ettiler; namaza da üşene üşene gelirler ve istemeye istemeye sadaka verirler.
55Onların ne malları, ne de evlâdları seni imrendirmesin. Allâh bunlarla onlara dünyâ hayâtında azâbetmeyi ve kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.
56Sizden olduklarına Allah´a yemin ediyorlar. Oysa onlar sizden değiller, fakat onlar korkak bir topluluktur.
57Eğer (sizden korunmak için) sığınacak bir yer, yahut (barınacak) mağaralar, ya da sokulacak bir delik bulsalardı, hemen oraya doğru koşarlardı.
58Onlardan kimi de sadakalar(ın bölüştürülmesi hususun)da sana dil uzatır. Eğer o sadakalardan kendilerine pay verilse hoşlanırlar, onlardan kendilerine pay verilmezse hemen kızarlar.
59(Ne olur) onlar, Allâh´ın ve Elçisinin kendilerine verdiğine râzı olup: "Allâh bize yeter, yakında Allâh da bize bol lutfundan verecek, Elçisi de; biz sadece Allah´a rağbet ederiz (yalnız O´ndan umarız)." deselerdi!
60Sadakalar, (zekâtlar) Allah´tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan (zekât toplayan) memurlara, kalbleri (İslâm´a) ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allâh yoluna ve yolcuya mahsustur (toplanan zekât, ancak bu sayılanlara verilir). Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
61İçlerinden bazıları da Peygamberi incitirler: "O, (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır." derler. De ki: "(O), sizin için hayır kulağıdır. Allah´a inanır, mü´minlere inanır. Sizden inananlar için de (O), bir rahmettir, Allâh´ın Elçisini incitenlere acı bir azâb vardır."
62Gönlünüzü hoş etmek için size (gelip) Allah´a yemin ederler. Halbuki inanmış olsalardı, Allâh´ı ve Resulünü hoşnud etmeleri daha uygundu.
63Bilmediler mi ki kim Allah´a ve Elçisine karşı koymağa kalkarsa onun için sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte, büyük rezillik budur.
64Münafıklar, kendileri hakkında, kalblerinde bulunanı kendilerine haber verecek bir sûrenin indirileceğinden çekiniyorlar. De ki; "Siz alay edin, Allâh çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.
65Eğer onlara sorsan: "Biz sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk!" derler. De ki: "Allâh ile, O´nun âyetleriyle ve O´nun Elçisi ile mi alay ediyordunuz?"
66Hiç özür dilemeyin, siz inandıktan sonra inkâr ettiniz. Sizden bir kısmını affetsek bile suç işlediklerinden dolayı bir kısmına da azâb edeceğiz.
67Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emrederler, iyilikten meneder ve ellerini sıkı tutarlar. Allâh´ı unuttular, O da onları unuttu. Münafıklar; işte yoldan çıkanlar onlardır.
68Allâh münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini va´detmiştir. O, onlara yeter. Allâh, onları la´netlemiştir. Onlar için sürekli bir azâb vardır.
69(Siz de), sizden öncekiler gibi (yaptınız). Onlar kuvvetçe sizden daha yaman, mal ve evlâdça sizden daha çok idiler. Onlar, (dünyâ malından) kendi paylarına düşenle zevklerine baktılar, sizden öncekilerin, (dünyâdan) kendi paylarına düşenle zevklerine baktıkları gibi, siz de kendi payınıza düşenle zevkinize baktınız ve (bâtıla) dalanlar gibi siz de(bâtıla) daldınız. Onlar, eylemleri, dünyâ ve âhirette boşa gitmiş kimselerdir ve ziyana uğrayanlar da onlardır.
70Onlara kendilerinden öncekilerin, Nûh, Âd, Semûd kavminin, İbrâhim kavminin, Medyen halkının ve başları üstüne ters dönen şehirlerin haberi gelmedi mi? Elçileri, onlara açık deliller getirmişti (Ama inanmadılar, bundan dolayı Allâh´ın gazabına uğradılar). Allâh onlara zulmediyor değildi, onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
71İnanan erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin velisidirler. İyiliği emrederler, kötülükten men´ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah´a ve Elçisine itâ´at ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
72Allâh inanan erkeklere ve inanan kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va´detmiştir. Allâh´ın (onlardan) râzı olması ise hepsinden büyüktür. İşte büyük başarı budur.
73Ey peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cihâd et, onlara sert davran; onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir gidiş yeridir o!
74(Senin aleyhinde söyledikleri yakışıksız sözleri) söylemediklerine Allah´a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler, İslâm olduktan sonra inkâr ettiler, başaramadıkları bir şeye yeltendiler. Sırf Allâh ve Elçisi, Allâh´ın lutfiyle kendilerini zengin etti diye (şimdi) öc almağa kalktılar. (Allâh ve Elçisinin iyiliğine karşı böyle nankörlük ettiler.) Eğer tevbe ederlerse kendileri için daha iyi olur. Yok eğer (inkâr yoluna) dönerlerse Allâh onlara dünyâda da, âhirette de acı bir biçimde azâbedecektir. Yeryüzünde onların ne velisi, ne de yardımcısı vardır.
75Kimileri de: "Eğer Allâh, lutfundan bize verirse elbette sadaka vereceğiz ve yararlı insanlardan olacağız!" diye Allah´a and içtiler.
76Ne zaman ki Allâh lutfundan onlara verdi, O´n(un verdiğin)e cimrilik ettiler ve yüz çevirerek (sözlerinden) döndüler.
77Kendisine verdikleri sözden döndüklerinden ve yalan söylediklerinden dolayı Allâh, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar onların kalblerine iki yüzlülük sokmuştur.
78Bilmediler mi ki Allâh, onların sırlarını ve gizli konuşmalarını bilir ve Allâh, gizlileri bilendir?
79Sadakalar hususunda gönülden veren mü´minleri çekiştiren ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler yok mu, Allâh onlarla alay etmiştir. Onlar için acı bir azâb vardır.
80Onlar için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş defa af dilesen, yine Allâh onları affetmez. Böyledir, çünkü onlar Allâh´ı ve Elçisini tanımadılar; Allâh, yoldan çıkan kavmi yola iletmez.
81Allâh´ın Elçisinin arkasından oturmakla sevindiler, mallarıyle ve canlarıyle cihâdetmekten hoşlanmadılar: "Sıcakta sefere çıkmayın." dediler. De ki: "Cehennemin ateşi daha sıcaktır!" Keşke anlasalardı!
82Artık kazandıkları işlere karşılık az gülsünler, çok ağlasınlar!
83Eğer Allâh, seni onlardan bir topluluğun yanına döndürür de (onlar savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse "Asla benimle çıkmayacaksınız, benimle beraber düşmanla savaşmayacaksınız. Siz ilk önce oturmağa râzı olmuştunuz. Öyle ise geri kalanlarla beraber oturun!"de.
84Ve Onlardan ölen birinin üzerine asla namaz kılma, onun kabri başında durma. Çünkü onlar Allâh´ı ve Elçisini tanımadılar ve yoldan çıkmış olarak öldüler.
85Onların malları ve evlâdları seni imrendirmesin; Allâh onlara dünyâda, bunlarla azâbetmeyi ve kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.
86"Allah´a inanın, Elçisiyle beraber cihâdedin!" diye bir sûre indirildiği zaman içlerinden servet sâhibi olanlar, senden izin istediler: "Bizi bırak, oturanlarla beraber oturalım." dediler.
87Geride kalan kadınlarla beraber olmağa râzı oldular, kalbleri mühürlendi, artık onlar anlamazlar.
88Fakat Elçi ve onunla beraber inananlar, mallariyle, canlariyle cihâdettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve işte başarıya erenler onlardır.
89Allâh, onlar için altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük başarı budur.
90Özür bahane eden bedevi Araplar, kendilerin(in savaşa katılmamasın)a izin verilmesi için geldiler; Allah´a ve Elçisine yalan söyleyenler oturdular. Onlardan inkâr edenlere, acı bir azâb erişecektir.
91Zayıflara, hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara, Allâh ve Elçisi için öğüt verdikleri takdirde (sefere katılmamalarından ötürü) bir günâh yoktur. İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur (onlar kınanmazlar). Allâh, bağışlayandır, esirgeyendir.
92Kendilerini (binek sağlayıp) bindirmen için sana geldikleri zaman, sen: "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" deyince harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözlerinden yaş akarak dönen kimselerin aleyhine de (yol yoktur, Onlar da kınanmazlar).
93Ancak şu kimselerin kınanmasına yol vardır ki, zengin oldukları halde (geri kalmak için) senden izin isterler. Geri kalan kadınlarla beraber olmağa râzı oldular. Allâh da onların kalblerini mühürledi; artık onlar bilmezler.
94(Seferden) geri dönüp onların yanına geldiğiniz zaman sizden özür dilerler. De ki: "Hiç özür dilemeyin, size inanmayız! Allâh bize sizin haberlerinizden (bize karşı çevirdiğiniz entrikalardan) bazılarını bildirdi. Yaptığınızı Allâh da görecek, Elçisi de. Sonra görülmeyeni ve görüleni bilenin huzûruna döndürüleceksiniz, O size yaptıklarınızı haber verecek."
95Siz yanlarına geldiğiniz zaman kendilerinden vazgeçesiniz diye Allah´a yemin edecekler. Onlardan vazgeçin, çünkü onlar murdardır. Kazandıkları işlerin cezâsı olarak varacakları yer de cehennemdir.
96Size yemin ediyorlar ki kendilerinden râzı olasınız. Siz onlardan râzı olsanız bile Allâh, yoldan çıkan topluluktan râzı olmaz.
97Bedevi Araplar, küfür ve iki yüzlülükçe daha yaman ve Allâh´ın, Elçisine indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamağa daha müsâittirler. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
98Bedevi Araplardan kimi var ki, verdiğini angarya sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini gözetler. Kötü belâ onların başına gelsin. Allâh işitendir, bilendir.
99Bedevi Araplardan kimi de var ki Allah´a ve âhiret gününe inanır, verdiğini Allah´a yakın dereceler kazanmağa ve Elçinin du´âlarını almağa vesile sayar. Gerçekten o (verdikleri) kendileri için yakın dereceler(e vesile)dir. Allâh onları rahmetinin içine sokacaktır. Muhakkak ki Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
100Muhâcirlerden ve Ensârdan (İslâm´a girmekte) ilk öne geçenler ile bunlara güzelce tabi olanlar... Allâh onlardan râzı olmuştur, onlar da O´ndan râzı olmuşlardır. (Allâh) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.
101Çevrenizdeki bedevi Araplardan ve Medine halkından iki yüzlülüğe iyice alışmış münâfıklar vardır. Sen onları bilmezsin, onları biz biliriz. Onlara iki kere azâb edeceğiz, sonra da onlar, büyük azâba itileceklerdir.
102Başka bir kısmı da günâhlarını itiraf ettiler, iyi işle kötü işi birbirine karıştırdılar. Belki Allâh, onların tevbesini kabul eder. Çünkü Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
103Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin bir sadaka al ve onlara du´â et; çünkü senin du´ân, onlara huzûr verir. Allâh işitendir, bilendir.
104Bilmediler mi ki, kullarından tevbeyi kabul eden, sadakaları alan Allah´tır. Ve Allâh, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
105De ki: "Yapın (yapacağınızı); yaptığınız işleri Allâh da görecek Elçisi de, mü´minler de. Sonra görülmeyeni ve görüleni bilen(Allâh)a döndürüleceksiniz. O size yaptıklarınızı bir bir haber verecek.
106Başka bir takımları da var ki Allâh´ın emrine bırakılmışlardır. (Allâh) ya onlara azâbeder, ya da onları affeder. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
107(Seferden geri kalanlar arasında) Zarar vermek, nankörlük etmek, mü´minlerin arasını açmak ve önceden Allâh ve Elçisiyle savaşmış olan(adamın gelmesin)i gözetlemek için bir mescid yapanlar da var. "İyilikten başka bir niyetimiz yoktu" diye de yemin edecekler. Oysa Allâh onların yalan söylediklerine şâhittir.
108Orada asla namaza durma, tâ ilk günden takvâ üzere kurulan mescid, elbette içinde namaza durmana daha uygundur. Onda temizlenmeyi seven erkekler vardır. Allâh da temizlenenleri sever.
109Yapısını, Allah´tan korku ve rızâ üzerine kuran mı hayırlıdır, yoksa yapısını bir yarın kenarına kurup onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allâh zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.
110Yaptıkları bina, kalbleri parçalanıncaya dek yüreklerinde bir kuşku olarak kalacaktır. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
111Allâh, mü´minlerden canlarını ve mallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Allâh yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allâh´ın, Tevrât´ta, İncil´de ve Kur´ân´da üstlendiği gerçek bir sözdür! Kim Allah´tan daha çok sözünde durabilir? O halde O´nunla yaptığınız bu alışverişinizden ötürü sevinin. Gerçekten bu, büyük başarıdır.
112Tevbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten men´edenler ve Allâh´ın sınırlarını koruyanlar... İşte o mü´minleri müjdele (ne mutlu onlara)!
113Akrabâ bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra (Allah´a) ortak koşanlar için mağfiret dilemek; ne peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir.
114İbrâhim´in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Fakat onun, bir Allâh düşmanı olduğu, kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Gerçekten İbrâhim, çok içli ve yumuşak huylu idi.
115Allâh, bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allâh herşeyi bilendir.
116Göklerin ve yerin mülkü Allâh´ındır. Yaşatan, öldüren O´dur. Sizin Allah´tan başka bir dost ve yardımcınız yoktur.
117Andolsun Allâh, Peygamberi ve o güçlük sâ´atinde ona uyan Muhâcirleri ve Ensârı affetti. O zaman içlerinden bir kısmının kalbleri kaymağa yüz tutmuş iken yine de onların tevbesini kabul buyurdu. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
118Ve (seferden) geri bırakılan o üç kişinin de tevbesini kabul buyurdu. Bütün genişliğiyle beraber dünyâ başlarına dar gelmiş ve canları sıkıldıkça sıkılmış ve Allah´tan, yine kendisine sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allâh onların tevbesini kabul buyurdu ki tevbe etsinler. Çünkü Allâh, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
119Ey inananlar, Allah´tan korkun ve doğrularla beraber olun.
120Ne Medine halkının, ne de onların çevresinde bulunan bedevi Arapların, Allâh´ın Elçisinden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri, onlara yakışmaz. Böyledir, çünkü Allâh yolunda uğrayacakları hiçbir susuzluk, yorgunluk, açlık; kâfirleri öfkelendirecek bir yeri çiğne(yip zaptet)meleri ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları yoktur ki mutlaka bunlarla kendilerine iyi bir amel yazılmış olmasın. Allâh güzel davrananların ecrini zayi etmez.
121Küçük, büyük bir masraf yapmaları, bir vâdiyi geçmeleri, mutlaka onların lehine yazılır ki Allâh onları, yaptıklarının en güzeliyle mükâfâtlandırsın.
122İnsanların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemâatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?
123Ey inananlar, yakınınızda bulunan kâfirlerle savaşın, (onlar), sizde bir katılık bulsunlar. Bilin ki Allâh, korunanlarla beraberdir.
124Ne zaman bir sûre indirilse onlardan kimi: "Bu, hanginizin imanını artırdı?" der. Bu, inananların imanını artırır, onlar sevinirler.
125Fakat yüreklerinde hastalık olanlara gelince (bu), onların pisliklerine pislik katar. Ve onlar kâfir olarak ölürler.
126Kendilerinin her yıl bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe etmiyor, öğüt almıyorlar.
127Bir sûre indirildiği zaman: "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirine bakar, sonra sıvışırlar. Anlamaz bir topluluk oldukları için Allah onların kalblerini çevirmiştir.
128Andolsun, içinizden size öyle bir Elçi geldi ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, mü´minlere şefkatli, merhametlidir.
129Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allâh bana yeter! O´ndan başka tanrı yoktur. O´na dayandım, O büyük Arş´ın sâhibidir!"
Chapter 10 (Sura 10)
1Elif lâm râ. İşte şunlar, o hikmetli Kitâb´ın âyetleridir.
2İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında kendileri için bir doğruluk kademesi bulunduğunu müjdele!" diye vahyettiğimiz, insanlara tuhaf mı geldi? kâfirler: "Bu, apaçık bir büyücüdür." dediler.
3Rabbiniz O Allah´tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş´a istivâ etti (kuruldu). Emri tebdir (buyruğunu) icra eder (yaratıklarını yönetir). O´nun izni olmadan hiç kimse şefâ´at edemez. İşte Rabbiniz Allâh budur. O´na kulluk edin, düşünmüyor musunuz?
4Hepinizin dönüşü, O´nadır. Bu, Allâh´ın gerçek olarak verdiği sözdür. O, yaratmağa başlar, sonra inanıp iyi işler yapanlara adâletle karşılık vermek için yeniden yaratır. İnkâr edenlere gelince, küfürlerinden dolayı onlara kaynar sudan bir içki ve acı bir azâb vardır.
5Güneşi ziya, ay´ı nur yapan; yılların sayısını ve (vakitlerin) hesabı(nı) bilmeniz için aya (dolaşma) konaklar(ı) düzenleyen O´dur. Allâh, bunları (boş yere değil), gerçek ile (hikmeti uyarınca) yaratmıştır. Bilen bir kavim için âyetleri açıklamaktadır.
6Gece ve gündüzün değişmesinde ve Allâh´ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, korunan bir topluluk için nice ibretler vardır.
7Bizimle buluşmayı ummayan, dünyâ hayâtına râzı olup onunla rahat edenler ve bizim âyetlerimizden gaflet edenler...
8İşte kazandıkları işlerden ötürü onların varacakları yer, ateştir!
9İnanıp iyi işler yapanlara gelince imanlarından dolayı Rableri, onları altlarından ırmaklar akan ni´met cennetlerine iletir.
10Onların orada du´âsı: "Allâh´ım Sen her türlü eksiklikten uzaksın!", birbirlerine sağlık dilekleri: "Selâm", du´âlarının sonu da: "Âlemlerin Rabbi Allah´a hamdolsun!" sözleridir.
11İnsanların, hayrı acele istemeleri gibi, Allâh da onlara şerri acele verseydi, süreleri hemen bitirilmiş olurdu. Ama biz, bizimle buluşmayı ummayanları bırakırız, azgınlıkları içinde bocalar, dururlar.
12İnsana bir darlık dokunduğu zaman, yanı üzere yatarken, yahut otururken ya da ayakta bize yalvarır; ama biz onun darlığını aç(ıp kaldır)ınca sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere, yaptıkları iş böylesine süslü gösterilmiştir.
13Sizden önce, zulmettikleri ve peygamberleri kendilerine açık kanıtlar getirdikleri halde inanmadıkları için nice nesilleri helâk etmişizdir. İşte suç işleyen kavmi böyle cezâlandırırız.
14Sonra onların ardından, bu dünyâda onların yerine sizi geçirdik ki, sizin de nasıl davranacağınızı görelim.
15Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman, bizimle buluşmayı ummayanlar: "Bundan başka bir Kur´ân getir veya bunu değiştir." derler. De ki: "Onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben sadece bana vahyolunana uyarım. Şâyet ben Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azâbından korkarım."
16De ki: "Eğer Allâh dileseydi, onu size okumazdım ve onu size hiç bildirmezdi. Ben ondan önce aranızda bir ömür boyu kalmıştım (böyle bir şey yapmamıştım), düşünmüyor musunuz?"
17Uydurduğu yalanı Allâh´ın üzerine atan, yahut O´nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Şüphesiz suçlular asla onmazlar.
18Allâh´ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere tapıyorlar ve: "Bunlar Allâh katında bizim şefâ´atçilerimizdir!" diyorlar. De ki: "Allâh´ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah´a haber veriyorsunuz?" O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.
19İnsanlar bir tek milletten başka bir şey değildi, ama ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilir(işleri bitirilir)di.
20"Ona Rabbinden bir mu´cize indirilmeli değil mi?" diyorlar. De ki: "Gayb Allâh´ındır (görülmeyeni bilen O´dur). Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
21Kendilerine dokunan bir darlıktan sonra insanlara bir rahmet (sağlık ve bolluk zevkini) taddırdığımız zaman bakarsın ki, yine onların, âyetlerimiz hakkında bir tuzakları vardır. De ki: "Allâh daha çabuk tuzak kurar!" Elçilerimiz, sizin kurduğunuz tuzakları yazıyorlar.
22Sizi karada ve denizde yürüten O´dur. Gemide olduğunuz zaman(ı düşünün): Gemiler, içinde bulunanları hoş bir rüzgârla alıp götürdüğü, ve (yolcular) bununla sevindikleri sırada, birden gemiye, şiddetli bir kasırga gelip de, her yerden gelen dalgalar onları sardığı ve artık kendilerinin tamamen kuşatıldıklarını (bir daha kurtulamayacaklarını) sandıkları zaman, dini, yalnız Allah´a hâlis kılarak O´na şöyle yalvarmağa başlarlar: "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, şükredenlerden olacağız."
23Ama (Allâh) onları kurtarınca hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlık yaparlar. Ey insanlar, taşkınlığınız kendi aleyhinizedir. Sadece şu yakın (geçici) hayâtın zevkinden ibârettir. Sonra dönüşünüz bizedir; size bütün yaptıklarınızı haber veririz.
24Şu yakın hayât, tıpkı gökten indirdiğimiz bir suya benzer: İnsanların ve hayvanların yediği arz bitkisi o su ile karıştı: nihâyet yer zinetini takınıp süslendiği ve halkı da on(un ürününü devşirmeğ)e kâdir olduklarını zannettikleri sırada birden buyruğumuz ona gece veya gündüz geldi; sanki dün o hiç (bitkisiyle süslenip) şenlenmemiş gibi, onu biçilmiş yaptık (süsünü, zenginliğini biçtik, yok ettik). İşte biz, düşünen bir toplum için âyetleri böyle geniş geniş açıklarız.
25Allâh; esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru bir yola iletir.
26Güzel davrananlara daha güzel karşılık ve fazlası var. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de horluk. İşte onlar cennet halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.
27Kötü işler yapanlara da (yaptıkları) kötülüğün aynen cezâsı verilir. Ve onların yüzlerini bir horluk kaplar. Onları Allah´tan kurtaracak hiç kimse yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalara bürünmüştür. İşte onlar da ateş halkıdır, hep orada kalacaklardır.
28O gün onları hep bir araya toplarız, sonra ortak koşanlara; "Haydi siz ve koştuğunuz ortaklar yerlerinize!" deriz. Artık (tanrılariyle) aralarını açmışızdır (dünyâdaki gibi aralarında bir bağ kalmamıştır). Koştukları ortaklar: "Siz bize tapmıyordunuz?" demektedirler.
29"Şimdi bizimle sizin aranızda Allâh´ın şâhid olması yeter; doğrusu biz sizin (bize) tapmanızdan tamamen habersizdik!"
30İşte orada her can, geçmişte yaptıklarını dener (yaptıklarının yararını ve zararını görür). Gerçek sâhipleri olan Allah´a döndürülürler ve uydurdukları şeyler, kendilerinden kaybolup gider.
31De ki: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da o kulak(lar)ın ve gözlerin sâhibi kimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? Kim buyruğu(nu) yürütüyor (kâinâtı yönetiyor)?" "Allâh." diyecekler. "O halde, korunmuyor musunuz?" de.
32İşte sizin gerçek Rabbiniz Allâh budur. Gerçekten sonra sapıklıktan başka ne var? Öyleyse nasıl (hak´tan sapıklığa) çevriliyorsunuz?
33Böylece Rabbinin, yoldan çıkanlar için söylediği: "Onlar inanmazlar." sözü, gerçekleşti.
34De ki: "Sizin koştuğunuz ortaklardan ilk defa yaratacak, sonra onu çevirip yeniden yaratacak olan var mı?" De ki: "Allâh ilk defa yaratır, sonra onu çevirip yeniden yaratır. Öyleyse nasıl (doğru yoldan) çevriliyorsunuz?"
35De ki: "Sizin ortaklarınızdan hakka götürecek var mı?" De ki: "Allâh, hakka götürür. Hakka götüren mi uyulmağa daha lâyıktır, yoksa (tutulup) yola götürülmedikçe kendisi doğru yolu bulamayan mı? O halde neyiniz var? Nasıl hükmediyorsunuz?"
36Onların çoğu, zandan başka bir şeye uymuyorlar. Zan ise gerçekten hiçbir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allâh, onların ne yaptıklarını bilir.
37Bu Kur´ân, Allah´tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir. Ancak kendinden öncekinin doğrulaması ve Kitabın açıklamasıdır. Onda asla şüphe yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından(indirilmiş)dir.
38Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru iseniz haydi onun benzeri bir sûre getirin ve Allah´tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın!"
39Hayır, bilgisini kavrayamadıkları, sonucu henüz başlarına gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak, o zâlimlerin sonu nice oldu?
40Onlardan kimi, ona inanır, kimi de inanmaz. Rabbin bozguncuları çok iyi bilir.
41Eğer onlar seni yalanladılarsa de ki: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım!"
42İçlerinden sana kulak verip dinleyenler de vardır. Fakat sağırlara sen mi duyuracaksın? Hele akıllarını da kullanmıyorlarsa!
43İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat körleri sen mi yola götüreceksin? Hele sezgileriyle de görmüyorlarsa?
44Allâh insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
45Onları bir araya toplayacağı gün, sanki onlar sadece gündüzün, görüşüp, tanıştıkları bir sâ´ati kadar dünyâda kalmış olurlar. Allâh´ın huzûruna çıkmayı yalanlayıp, yola gelmemiş olanlar, en büyük ziyana uğramışlardır.
46Ya onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteririz. Ya da (bundan önce) seni vefat ettiririz (farketmez). Nasıl olsa dönüşleri bizedir. Sonra Allâh onların yaptıklarına da şâhiddir.
47Her ümmetin bir elçisi vardır. Elçileri gel(ip de bunlar onu yalanlay)ınca aralarında adâletle hükmolunur, onlara hiç haksızlık edilmez.
48"Doğru iseniz bu bizi tehdid(ettiğiniz) azâb ne zaman?" diyorlar.
49De ki: "Ben kendime dahi, Allâh´ın dilediğinden başka, ne zarar, ne de yarar verme gücüne sâhip değilim. Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne de ileri giderler."
50De ki: "Bakın, eğer O´nun azâbı size geceleyin, ya da gündüzün gelirse... Suçlular bun(lar)dan hangisini acele istiyor?"
51(Azâb) başınıza geldikten sonra mı ona inanacaksınız? Şimdi mi (inandınız)? Hani ya siz onu çabuk isteyip duruyordunuz (nasılmış)?
52Sonra zulmedenlere: "Sürekli azâbı tadın!" denilecek, "Yalnız kazandığınız şeylerle cezâlandırılmıyor musunuz?"
53"Sahiden o gerçek midir?" diye senden soruyorlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir. Siz (onu) önleyemezsiniz!"
54(O zaman), kendisine zulmeden her kişi, yeryüzünde ne varsa hepsi kendisinin olsaydı (azâbdan kurtulmak için) onu fidye verirdi. Azâbı gördükleri zaman, içlerinde pişmanlık duyarlar, aralarında adâletle hükmedilir, asla haksızlığa uğratılmazlar.
55İyi bil ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allâh´ındır. İyi bil ki Allâh´ın va´di gerçektir, fakat çokları bilmiyorlar.
56O, yaşatır, öldürür ve siz O´na döndürülüp götürüleceksiniz.
57Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerde olan(sıkıntılar)a şifa ve inananlara bir yol gösterici ve rahmet gelmiştir.
58De ki: "Allâh´ın lutfiyle, rahmetiyle (evet) ancak onunla ferahlansınlar. O onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır."
59De ki: "Gördünüz mü, Allâh´ın size rızık olarak indirdiği şeylerin bir kısmını harâm ve bir kısmını helâl yaptınız." De ki: "Allâh mı size böyle izin verdi, yoksa siz Allah´a iftirâ mı ediyorsunuz?"
60Allah´a yalan uyduranların kıyâmet günü hakkındaki zanları nedir? Muhakkak ki Allâh, insanlara karşı lutuf sâhibidir, ama çokları şükretmiyorlar.
61Ne işte bulunsan, Kur´ân´dan ne okusan ve siz ne iş yapsanız mutlaka biz, içine daldığınız an üzerinizde şâhidiz (her yaptığınızı görürüz). Ne yerde, ne de gökte zerre ağırlığınca bir şey, Rabbin(in bilgisin)den kaçmaz. Ne bundan küçük, ne de büyük hiçbir şey yoktur ki, hepsi apaçık bir Kitapta olmasın.
62İyi bil ki, Allâh´ın velilerine (sevdiklerine) korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
63Onlar ki, inandılar ve korunurlardı.
64Dünyâ hayâtında da, âhirette de müjde onlara! Allâh´ın kelimeleri değişmez (O´nun verdiği söz, mutlaka yerine getirilir). İşte bu, büyük kurtuluştur.
65Onların sözü seni üzmesin, üstünlük tamamen Allâh´ındır. İşiten ve bilen O´dur.
66İyi bilki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allâh´ındır. Allah´tan başkasına yalvaranlar (gerçekte koştukları) ortaklara uymuyorlar, onlar sadece zanna uyuyorlar, (hayallerine kapılıyorlar) ve onlar sadece saçmalıyorlar.
67Geceyi sizin istirahat etmenize elverişli, gündüzü de (geçiminizi sağlamanız için) aydınlık yapan O´dur. Şüphesiz, bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
68"Allâh, çocuk edindi," dediler. Hâşâ, Allâh bundan uzaktır, O zengindir (hiçbir şeye muhtaç değildir). Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O´nundur. Bu hususta hiçbir deliliniz yok. Allâh hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?
69De ki: "Allâh hakkında yalan uyduranlar, iflâh olmazlar!"
70Dünyâda biraz geçinir, sonra bize dönerler. Sonra da biz, inkârlarından dolayı onlara şiddetli azâbı taddırırız.
71Onlara Nûh´un haberini oku. Kavmine: "Ey kavmim demişti, eğer benim kalkıp size Allâh´ın âyetlerini hatırlatmam, size ağır geldiyse, o halde ben Allah´a dayandım, siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınız işi kararlaştırın da işiniz başınıza dert olmasın. Sonra hükmünüzü bana uygulayın, bana hiç fırsat da vermeyin!"
72"Eğer yüz çevirdiyseniz (neden?), ben sizden bir ücret istemedim ki! Benim ücretim, ancak Allâh´ın üzerinedir. Bana müslümanlardan olmam emredilmiştir."
73Yine de onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık, onları egemen yaptık ve âyetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak işte uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin sonu nice oldu!
74Sonra onun ardından bir çok elçileri kavimlerine gönderdik; onlara; belgeler getirdiler. (Fakat onlar) önce yalanlamış oldukları şeye bir türlü inanmıyorlardı. İşte haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz.
75Sonra onların ardından Mûsâ ve Hârûn´u âyetlerimizle birlikte Fir´avn´a ve adamlarına gönderdik; böbürlendiler ve suç işleyen bir topluluk oldular.
76Onlara katımızdan gerçek gelince: "Bu, apaçık bir büyüdür." dediler.
77Mûsâ: "Size gelen gerçek için böyle mi diyorsunuz? Büyü müdür bu? Halbuki büyücüler, iflah olmazlar!" dedi.
78Dediler ki: "Sen bizi, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden çeviresin de yeryüzünde büyüklük yalnız ikinize kalsın diye mi geldin? Biz size inanacak değiliz!"
79Fir´avn: "Bana bütün bilgili büyücüleri getirin." dedi.
80Büyücüler gelince Mûsâ onlara: "Atacağınızı atın (hünerinizi gösterin)." dedi.
81Onlar (iplerini ve değneklerini atınca) Mûsâ; "Sizin getirdiğiniz şey, büyüdür, dedi. Allâh, onu mutlaka boşa çıkaracaktır. Çünkü Allâh bozguncuların işini düzeltmez!"
82"Ve suçlular istemese de Allâh, sözleriyle gerçeği ortaya çıkaracaktır!"
83Fir´avn´ın ve adamlarının, kendilerine kötülük yapmasından korktukları için kavminin içinde Mûsâ´ya, yalnız genç bir kuşaktan başkası inanmadı. Çünkü Fir´avn, yeryüzünde çok ululanan ve çok aşırı gidenlerden idi.
84Mûsâ dedi ki: "Ey kavmim, eğer Allâh´a inandıysanız, gerçekten müslüman insanlar iseniz o´na dayanın."
85Dediler ki: "Allâh´a dayandık, Rabbimiz bizi o zulmeden kavme fitne yapma (bizi onların işkencesiyle deneme)!
86"Acımanla bizi o inkârcı toplumdan kurtar."
87Mûsâ´ya ve kardeşine "İkiniz kavminiz için Mısır´da evler hazırlayın (ey İsrâil oğulları) evlerinizi karşı karşıya kurun, namaz kılın ve (ey Mûsâ) mü´minleri müjdele" diye vahyettik.
88Mûsâ: "Rabbimiz dedi, sen Fir´avn´a ve adamlarına yakın hayâtta süs ve nice mallar verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz, onların mallarını yok et, kalblerini sık ki, acı azâbı görünceye kadar inanmasınlar!"
89(Allâh): "ikinizin du´âsı kabul olundu," dedi, "doğru olun, bilmezlerin yoluna uymayın."
90İsrâil oğullarını denizden geçirdik, Fir´avn ve askerleri de zulmetmek ve saldırmak için onların arkalarına düştü. Nihâyet boğulma kendisini yakalayınca (Fir´avn): "Gerçekten İsrâil oğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım!" dedi.
91"Şimdi mi? Oysa daha önce isyân etmiş, bozgunculardan olmuştun?" (denildi).
92"Bugün senin (canından ayırdığımız) bedenini, (denizin dibinden) kurtarıp (sahilde) bir tepeye atacağız ki senden sonra gelenlere ibret olasın. Ama insanlardan çoğu bizim âyetlerimizden gâfildirler."
93Andolsun biz, İsrâil oğullarını iyi bir yere yerleştirdik ve onlara güzel rızıklar verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler (de bilgi geldikten sonra ayrılığa düştüler). Şüphesiz Rabbin, kıyâmet günü, anlaşmazlığa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm verecektir.
94Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitabı okuyanlara sor. Andolsun, sana Rabbinden hak geldi, sakın kuşkulananlardan olma!
95Ve sakın Allâh´ın âyetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa ziyana uğrayanlardan olursun.
96Üzerlerine Rabbinin (azâb) kelimesi hak olanlar inanmazlar.
97Onlara bütün âyetler gelmiş olsa bile, acı azâbı görünceye kadar (inanmazlar).
98Keşke bir kasaba olsaydı da inansaydı ve inanması kendisine fayda verseydi! Yalnız Yûnus´un kavmi, inanınca, dünyâ hayatında onlardan rezillik azâbını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık.
99Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?
100Allâh´ın izni olmadan hiç kimse inanmaz ve (Allâh) pisliği (huzursuzluğu, azâbı), akıllarını kullanmayanların üzerine kor.
101"Göklerde ve yerde olanlara bakın!" de; ama o âyetler ve uyarılar, inanmayacak bir kavme yarar sağlamaz.
102Onlar sadece kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen günler gibisini bekliyorlar öyle mi? De ki: "O halde bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!"
103Sonunda elçilerimizi ve inananları kurtarırız. İşte böyle, üzerimize bir borç olarak mü´minleri kurtarırız.
104De ki: "Ey insanlar, benim dinimden kuşkuda iseniz, ben sizin, Allah´tan başka taptıklarınıza tapmam; fakat sizi öldürecek olan Allah´a taparım. Bana mü´minlerden olmam emredilmiştir."
105Ve: "Yüzünü hanif (Allâh´ı birleyici) olarak dine çevir; sakın (Allah´a) ortak koşanlardan olma!"
106"Allah´tan başka; sana ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan şeylere yalvarma! Eğer böyle yaparsan, o takdirde sen muhakkak zâlimlerden olursun." (diye emredilmiştir).
107Eğer Allâh sana bir zarar dokundursa onu, yine O´ndan başka kaldıracak yoktur ve eğer sana bir hayır dilese, O´nun keremini de geri çevirecek yoktur. Hayrını, kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, esirgeyendir.
108De ki: "Ey insanlar, işte size Rabbinizden gerçek geldi. Artık yola gelen, kendisi için gelir; sapan da kendi zararına sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim!"
109Sana vahyolunana uy ve Allâh hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.
Chapter 11 (Sura 11)
1Elif lâm râ. (Bu,) bir Kitaptır ki, hikmet sâhibi, herşeyden haberi olan (Allâh) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış ve güzelce açıklanmıştır.
2Tâ ki Allah´tan başkasına tapmayasınız. Ben de, O´ndan size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
3Ve Rabbinizden mağfiret dileyesiniz, sonra O´na tevbe edesiniz ki, sizi belirtilmiş bir süreye kadar güzelce yaşatsın ve her lutuf sâhibine lutfetsin. Ve eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azâbından korkarım.
4Dönüşünüz Allaha´dır. O, herşeyi yapacak güçtedir.
5İyi bilin ki, onlar O´ndan gizlenmek için göğüslerini bükerler. Yine iyi bilin ki onlar, örtülerine büründükleri zaman dahi (Allâh onların) içlerinde gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü bilendir.
6Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah´a âit olmasın. (Allâh) onun durduğu ve emânet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.
7Gökleri ve yeri altı günde yaradan O´dur. O zaman Arş´ı su üzerinde idi. (Bu kâinâtı yarattı) Ki, hanginizin daha güzel iş yaptığınızı denesin. Böyle iken yine sen: "Öldükten sonra diriltileceksiniz" desen, inkâr edenler, mutlaka: "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." derler.
8Andolsun onlardan azâbı sayılı bir ümmete (belli bir süreye) ertelesek, "Onu tut(up bize gelmesine engel ol)an nedir?" derler. İyi bilin ki, o (azâb) başlarına geldiği gün, bir daha onlardan geri çevrilmez ve alay ettikleri şey, kendilerini kuşatmış olur.
9Eğer biz insana, bizden bir rahmet taddırsak da sonra onu kendisinden çekip alsak, hemen o, umutsuzluğa düşer, nankör olur.
10Ve eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir ni´met taddırsak, mutlaka: "Kötülükler benden gitti" der, sevinir, övünür.
11Ancak sabredip iyi işler yapanlar böyle değildir. İşte onlar için mağfiret ve büyük mükâfât vardır.
12Herhalde sen: "Ona bir hazine indirilmeli veya beraberinde bir melek gelmeli değil miydi?" demelerinden ötürü, sana vahyolunanın bir kısmını bırakacaksın ve bununla göğsün sıkılacak; ama sen sadece bir uyarıcısın (böyle sözlere aldırma), her şeye vekil olan Allah´tır.
13Yoksa, "O´nu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Öyleyse siz de onun benzeri on uydurulmuş sûre getirin; eğer doğru iseniz Allah´tan başka, çağırabildiklerinizi de (yardıma) çağırın (da bunu yapın)!"
14Eğer size cevap veremedilerse bilin ki (o) Allâh´ın bilgisiyle indirilmiştir ve O´ndan başka tanrı yoktur. Nasıl, artık müslüman oldunuz mu?
15Kimler dünyâ hayâtını ve süsünü isterse onlara oradaki amellerin(in karşılığın)ı tam veririz ve onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar.
16Ama onlar öyle kimselerdir ki âhirette onlar için ateşten başka bir şey yoktur ve yaptıklarının hepsi orada boşa çıkmıştır, amelleri hep bâtıl olmuştur!
17Hiç böyleleri, şu kimse gibi olur mu ki, o Rabbinden bir delil üzerinde bulunur, ayrıca O´ndan bir şâhid de onu takib eder. O(Hak şâhidi Kur´a)n´dan önce de bir önder ve rahmet olarak Mûsâ´nın Kitabı var. İşte onlar O(Kur´â)n´a inanırlar. Topluluklardan kim onu inkâr ederse, onun yeri ateştir! O(Kur´â)n´dan hiç kuşkun olmasın. Muhakkak o, Rabbinden gelen gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
18Allah´a yalan uyduranlardan daha zâlim kim olabilir? Onlar Rablerine sunulacaklar. Şâhidler de: "İşte Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır!" diyecekler. İyi bilin ki Allâh´ın la´neti zâlimlerin üzerinedir.
19Onlar ki Allâh´ın yoluna engel olurlar ve onu eğriltmek isterler ve onlar, (evet) onlar, âhireti de tanımazlar.
20Onlar dünyâda Allâh´ı âciz bırakacak değillerdir. Ve onların Allah´tan başka dostları da yoktur. Onlar için azâb kat kat yapılır. Çünkü (gerçeği) işitmeğe tahammül edemezlerdi ve (onu) görmezlerdi.
21İşte onlar canlarını ziyana sokan kimselerdir. Ve uydurdukları şeyler, kendilerinden kaybolup gitmiştir.
22Elbette âhirette en çok ziyana uğrayanlar onlardır.
23İnanıp iyi işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince; işte onlar da cennet halkıdır, onlar orada ebedi kalacaklardır.
24Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Bunlar bir olur mu hiç? Hâlâ ibret almaz mısınız?
25Andolsun biz Nûh´u da kavmine gönderdik: "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
26"Allah´tan başkasına tapmayın. Gerçekten ben, sizin, acı bir günün azâbına uğramanızdan korkuyorum." (dedi).
27Kavminden ileri gelen inkârcı grup dedi ki: "Biz seni de bizim gibi insan görüyoruz ve sana bizim basit görüşlü ayak takımlarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz; tersine sizi yalancı sanıyoruz!"
28Dedi ki: "Ey kavmim, bakın, ya ben Rabbimden bir delil üzerinde isem ve (O), kendi katından bana bir rahmet vermiş de, o (rahmet) sizin gözlerinizden gizli bırakılmış ise? Şimdi siz onu istemezken, biz sizi o(Tanrı rahmeti)ne zorla mı sokacağız?"
29"Ey kavmim, buna karşı ben sizden bir mal istemiyorum, benim ücretim Allah´a âittir. Ve (siz istemiyor, hor görüyorsunuz diye) ben, inananları (yanımdan) kovacak değilim. Çünkü onlar Rablerinin huzûruna gidecek(yaptıklarının hesabını verecek)lerdir. (Herkes kendi amelinden sorumludur. Onları niçin kovayım?) Fakat ben sizi, câhillik eden bir kavim görüyorum."
30"Ey kavmim, ben onları kovarsam, Allah´a karşı beni kim savunur? Düşünmüyor musunuz?"
31Ben size: "Allâh´ın hazineleri benim yanımdadır." demiyorum. Gaybı da bilmem. "Ben meleğim," de demiyorum. Sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için "Allâh onlara bir hayır vermeyecek" de demem. Allâh, onların içlerinde olanı daha iyi bilir. Böyle bir şey yaptığım takdirde ben, mutlaka zâlimlerden olurum."
32Dediler ki: "Ey Nûh, bizimle mücâdele ettin. Hem bizimle mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen haydi bizi tehdit ettiğin şeyi bize getir!"
33Dedi: "Onu, ancak Allâh dilerse size getirir; siz engel olamazsınız!"
34"Eğer Allâh, sizi azdırmak diliyorsa, ben size öğüt de etmek istesem, öğütüm size yarar sağlamaz. Rabbiniz O´dur ve siz O´na döndürüleceksiniz."
35Yoksa "O(Kur´â)n´ı uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer O´nu uydurmuşsam, suçum banadır. Ama ben sizin işlediğiniz suçlardan uzağım."
36Nûh´a vahyolundu ki: "Kavminden, inanmış olanlardan başka kimse inanmayacak, onların yaptıklarından dolayı üzülme!"
37"Gözlerimizin önünde ve vahyimiz gereğince gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana hitâbetme (onların kurtuluşu için bana yalvarma); onlar mutlaka boğulacaklardır!"
38Nûh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. "Siz bizimle alay ederseniz, sizin alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz?" dedi.
39"Yakında bileceksiniz: İnsanı rezil eden azâb kime geliyor, sürekli azâb kimin başına konuyor?"
40Nihâyet emrimiz gelip de tandır kaynayınca (iş ciddileşip sular kaynamağa başlayınca, Nûh´a) dedik ki: "Her şeyden ikişer çifti ve aleyhlerinde hüküm verdiklerimiz hâric olmak üzere âileni ve inananları gemiye yükle!" Zaten onunla beraber inanan pek azdı.
41"Haydi, gemiye binin, dedi. Onun akıp gitmesi de durması da Allâh´ın adıyledir. Rabbim, elbette bağışlayandır, esirgeyendir!"
42Gemi, onları dağlar gibi dalga(lar) arasından geçirirken Nûh, bir kenarda duran oğluna. "Yavrum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma!" diye seslendi.
43(Oğlu): "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım," dedi. (Nûh): "Bugün, Allâh´ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur, ancak O´nun acıdığı (kurtulur)." dedi. Ve aralarına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu.
44"Ey yer, suyunu yut ve ey gök tut!" denildi. Su azaldı, iş bitirildi. (Gemi) Cudi´ye oturdu. "Haksızlık yapan kavim yok olsun!" denildi.
45Nûh Rabbine seslendi: "Rabbim, dedi, oğlum benim âilemdendir. Senin sözün elbette haktır ve sen hâkimlerin hâkimisin!"
46(Rabbi): "Ey Nûh, dedi, o senin âilenden değildir. O, yaramaz iş yaptı. Bilmediğin bir şeyi benden isteme. Sana câhillerden olmamanı öğütlerim!"
47(Nûh) dedi ki: "Rabbim, bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz, bana acımazsan ziyana uğrayanlardan olurum!"
48"Ey Nûh, denildi, sana ve seninle beraber bulunan ümmetlerden bir bölüme bizden selâmet ve bolluklarla (gemiden) in. Ama öyle ümmetler de var ki, onları bir süre yaşatacağız, sonra onlara bizden acı bir azâb dokunacaktır!"
49(Ey Muhammed), bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Ne sen, ne de kavmin, daha önce bunları bilmiyordunuz. O halde sabret, sonuç korunanlarındır.
50Âd(kavmin)e de kardeşleri Hûd´u (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah´a kulluk edin, O´ndan başka tanrınız yoktur. Siz sadece uyduruyorsunuz!"
51"Ey kavmim, ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratana düşer. Aklınızı kullanmıyor musunuz?"
52"Ey kavmim, Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O´na tevbe edin (O´na yönelin) ki gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Suç işleyerek (Allah´tan) yüz çevirmeyin!"
53Dediler ki: "Ey Hûd, bize bir mu´cize getirmedin. Biz senin sözünle tanrılarımızı terk edecek değiliz ve biz sana inanacak değiliz!"
54"(Senin hakkında)" seni tanrılarımızdan biri fena çarpmış!" demekten başka bir söz bulamıyoruz" Dedi ki: "Ben Allâh´ı şâhid tutuyorum, siz de şâhid olun ki, ben sizin (Allah´a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım."
55O(Allâh)´dan başka (taptığınız tanrılardan). Haydi hepiniz bana tuzak kurun, sonra bana hiç göz açtırmayın (elinizden ne gelirse yapın)!"
56"Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah´a dayandım. Hiçbir canlı yoktur ki O, onun perçeminden tutmuş olmasın (onu dilediği gibi yönetmesin). Gerçekten Rabbim, doğru bir yol üzerindedir (O âdildir, yanında kimse zulme uğramaz)."
57"Eğer yüz çevirirseniz, artık ben size sunmakla görevlendirildiğim mesajı size duyurdum. Rabbim, sizin yerinize başka bir kavim de getirebilir. Siz O´na hiçbir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, herşeyi koruy(up gözet)endir."
58Emrimiz gelince Hûd´u ve onunla beraber inanmış olanları bizden bir rahmetle kurtardık; onları katı bir azâbdan kurtardık.
59İşte Âd (kavmi), Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler, peygamberlerine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular.
60Böylece hem bu dünyâda, hem de kıyâmet gününde peşlerine la´net takıldı. İyi bilin, ´Âd (kavmi) Rablerini inkâr ettiler; iyi bilin Hûd´un kavmi ´Âd, (Allâh´ın rahmetinden) uzak olsun (yok olup gitsin)!
61Semûd(kavmin)e de kardeşleri Sâlih´i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah´a kulluk edin, O´ndan başka tanrınız yoktur! Sizi yerden inşâ eden ve orada yaşatan O´dur; O´ndan mağfiret dileyin, sonra O´na tevbe edin! Çünkü Rabbim yakındır, (du´âları) kabul edendir."
62Dediler ki: "Ey Sâlih, sen bundan önce bizim aramızda ümit beslenen kişi idin. Şimdi atalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi men mi ediyorsun? Biz senin bizi çağırdığın şeyden şüphe içindeyiz, kuşkulanıyoruz!"
63"Ey kavmim, dedi, bakın ya ben Rabbimden bir kanıt üzerinde isem ve O, bana kendinden bir rahmet vermişse? Peki bu durumda O´na karşı gelirsem beni Allah´tan kim kurtarır? Sizin bana, ziyanımı artırmaktan başka bir katkınız olamaz!"
64"Ey kavmim, işte şu, Allâh´ın devesi, size bir mu´cizedir. Bırakın onu, Allâh´ın arzında yesin, ona bir kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azâb yakalar!"
65Fakat onu kesip devirdiler. (Sâlih) dedi ki: "Yurdunuzda üç gün yaşayın, (sonra mahvolacaksınız); bu, yalan olmayan bir uyarıdır!"
66Nihâyet emrimiz gelince Sâlih´i ve onunla beraber inanmış olanları, bizden bir rahmetle kurtardık, (onları) o günün zilletinden (kurtardık). İşte Rabbin öyle güçlü, öyle gâliptir.
67Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı, yurtlarında çöküp kaldılar.
68Orada hiç şenlik kurmamış gibi oldular. İyi bilin ki Semûd (kavmi), Rablerini inkâr ettiler ve iyi bilin ki Semûd (kavmi) def olup gittiler!
69Elçilerimiz, İbrâhim´e müjde getirip "selâm!" demişlerdi. O da "selâm!" dedi; çok durmadan hemen (elçilere) kızarmış bir buzağı getirdi.
70Ellerinin buzağıya uzanmadığını görünce durumlarını beğenmedi ve onlardan ötürü içinde bir korku duydu. "Korkma, dediler, biz Lût kavmine gönderildik."
71Ayakta durmakta olan karısı, güldü. Biz de ona İshak´ı müjdeledik. İshak´ın ardından da Ya´kûb´u.
72"Vay, dedi, ben bir kocakarı, bu kocam da bir pir iken doğuracak mıyım? Bu, cidden şaşılacak bir şey!"
73Dediler ki: "Allâh´ın işine mi şaşıyorsun? Allâh´ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı! O, övülmeğe lâyıktır, iyiliği boldur."
74İbrâhim´den korku gidip kendisine sevinç gelince, Lût kavmi hakkında bizimle tartışmağa başladı (onlardan azâbı kaldırmamızı veya hafifletmemizi ricâ ediyordu).
75Çünkü İbrâhim, gerçekten halimdir, içlidir, (Allah´a) yüz tutup yalvarandır.
76(Melekler): "Ey İbrâhim, dediler, bundan vazgeç (boşuna uğraşma). Zira Rabbinin emri gelmiştir. Mutlaka onlara, geri çevrilmez azâb gelecektir!"
77Elçilerimiz Lût´a gelince onlar yüzünden kaygılandı. onlar için arşını daraldı (ne yapacağını şaşırdı): "Bu, çetin bir gündür!" dedi.
78Daha önce de kötü işler yapmakta olan kavmi koşarak ona geldiler. (Lût): "Ey kavmim, dedi, işte kızlarım, onlar sizin için daha (güzel, daha) temiz! Allah´tan korkun, konuklarımın içinde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu sizin?"
79Dediler ki: "Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını bilmişsindir. Ve sen bizim ne istediğimizi de pekâlâ bilirsin!"
80(Lût): "Keşke sizi savacak gücüm olsaydı, yahut da çok sarp bir kaleye sığınabilseydim!" dedi.
81(Melekler) dediler ki: "Ey Lût, biz senin Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Gecenin bir kısmında âileni yürüt; içinizden karından başka hiç kimse geri dönüp bakmasın. Çünkü ötekilerine erişen (azâb) ona da erişecektir. Başlarına gelecek azâb zamanı, sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?"
82(Azâb) emrimiz gelince oranın üstünü altına getirdik, üzerine de taş yağdırdık: Çamurdan pişmiş, (azâb için) hazırlanmış, istif edilmiş.
83Rabbinin katında işâretlenmiş (taşlar). O, zâlimlerden uzak değildir.
84Medyen´e de kardeşleri Şu´ayb´i (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Alah´a kulluk edin, sizin O´ndan başka tanrınız yoktur; ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum ve ben sizin için kuşatıcı bir günün azâbından korkuyorum!"
85"Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı tam dengeli yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak kötülük etmeyin!"
86"Eğer inanan insanlar iseniz, Allâh´ın bıraktığı (kâr), sizin için daha hayırlıdır. Fakat ben sizin üzerinize bekçi değilim!"
87"Ey Şu´ayb, dediler, senin namazın mı sana, babalarımızın taptığı şeylerden, yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor? Oysa sen, yumuşak huylu, akıllı(bir insan)sın!"
88"Ey kavmim, dedi, bakın, ya ben Rabbimden bir kanıt üzerinde isem ve (O), bana kendinden güzel bir rızık vermişse? Ben size menettiğim şeylerde size aykırı davranmak istemiyorum. Sadece gücümün yettiği kadar düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allâh(ın yardımı) iledir. Yalnız O´na dayandım ve yalnız O´na yönelirim!"
89"Ey kavmim, bana karşı gelmeniz, sakın sizi Nûh kavminin yahut Hûd kavminin veyahut Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi bir felâkete uğratmasın! Lût kavmi henüz sizden uzak değildir."
90"Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O´na tevbe edin! Doğrusu Rabbim çok esirgeyen, çok sevendir."
91Dediler ki: "Ey Şu´ayb, senin söylediklerinden çoğunu anlamıyoruz, biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Kabilen olmasaydı seni mutlaka taşla(yarak öldürü)rdük! Senin bizim yanımızda hiçbir değerin yoktur!"
92"Ey kavmim, dedi, size göre kabilem Allah´tan daha mı değerli ki O´nu arkanıza at(ıp unut)tunuz? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı kuşatıcıdır (herşeyinizi bilmektedir)."
93"Ey kavmim, olduğunuz yerde (yaptığınızı) yapın, ben de yapıyorum. Yakında kime azâbın gelip kendisini rezil edeceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözetin, ben de sizinle beraber gözetmekteyim!"
94Emrimiz gelince, Şu´ayb´i ve onunla beraber inanmış olanları bizden bir acıma ile kurtardık; zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı, yurtlarında çöküp kaldılar.
95Sanki orada hiç şenlik kurmamışlardı! İyi bilin ki, Semûd (kavmi) nasıl uzaklaşıp gittiyse Medyen halkı da öyle uzaklaşıp gitti.
96Andolsun, Mûsâ´yı da âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
97Fir´avn´a ve adamlarına. (Ama o insanlar), Fir´avn´ın buyruğuna uydular. Oysa, Fir´avn´ın buyruğu, doğruya iletici değildi.
98(Fir´avn), kıyâmet günü kavminin önünde gidiyor. İşte onları ateşe getirdi. O varılan yer de ne fenâ bir yerdir!
99Bu dünyâda da (onların) ardına la´net takılmıştır, kıyâmet gününde de (burada da la´netle anılacaklardır, âhirette de)! Bu vergi, ne kötü bir vergidir!
100(Ey Muhammed), bu sana anlattıklarımız, o kentlerin haberlerinden(başlarına gelen olaylardan)dır. Onlardan kimi hâlâ ayakta, kimi de biçilmiştir.
101Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı. Rabbinin emri geldiği zaman, Allah´tan başka yalvardıkları tanrıları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı ve onların ziyanlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı!
102İşte Rabbin zulmeden kentleri yakaladığı zaman böyle yakalar. Doğrusu O´nun yakalaması, çok acı ve çok çetindir.
103Şüphesiz âhiret azâbından korkanlar için, bunda elbette ibret vardır. O, bütün insanların toplandığı bir gündür ve o, görülecek bir gündür.
104Biz onu, sadece sayılı bir süre için erteliyoruz.
105O geldiği gün, hiç kimse O´nun izni olmadan konuşamaz. O(raya toplana)nlardan kimi şaki (bahtsız), kimi sa´id(mutlu)dur.
106Bahtsızlar ateştedirler. Onların orada (o bunaltıcı ateş içinde) bir soluk alıp verişleri vardır ki!...
107Gökler ve yer durdukça orada sürekli kalacaklardır. Meğer Rabbin, çıkmalarını dilemiş olsun. Çünkü Rabbin, istediğini yapandır.
108Mutlu kılınanlar ise cennettedirler. Gökler ve yer durdukça orada sürekli kalacaklardır. Meğer Rabbin, çıkmalarını dilemiş olsun. Bu, kesintisiz bir vergidir!.
109Şunların taptıkları şeyler(in, yararsızlığın)dan hiç kuşkun olmasın. Onlar da önceden atalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların da paylarını eksiksiz vereceğiz!
110Andolsun, Mûsâ´ya Kitabı verdik, onda da ayrılığa düşüldü. Rabbin, (süre tanıyacağına) söz vermemiş olsaydı, derhal aralarında hüküm verilmiş, (hak eden, cezâsını bulmuş) olurdu. Onlar, bu(Kur´â)n´dan kuşkulu bir şüphe içindedirler.
111Şüphesiz Rabbin, hepsinin işlerini(n karşılığını) tam verecektir. Çünkü Allâh, yaptıklarını bilmektedir.
112Öyleyse emrolunduğun gibi doğru ol; seninle beraber tevbe edenler de (doğru olsunlar), aşırı gitmeyiniz! Zira O, yaptıklarınızı görmektedir.
113Sakın zulmedenlere dayanmayın, sonra size ateş dokunur. Sizin Allah´tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım edilmez.
114Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve geceye yakın sâ´atlerde namaz kıl; çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür.
115Sabret, çünkü Allâh güzel davrananların ecrini zayi etmez.
116Sizden önceki nesillerden akıllı kimselerin, yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan men´etmeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar ve suç işleyenler olup çıktılar.
117Halkı uslu kimseler olsaydı, Rabbin o kentleri, zulüm ile helâk edecek değildi.
118Rabbin dileseydi, insanları bir tek ümmet yapardı. Ama ihtilâf edip durmaktadırlar.
119Yalnız Rabbinin acıdıkları (bu ihtilâfın dışında kalmışlardır). Zaten (Allâh) onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin: "Andolsun, ben cehennemi hep cinlerden ve insanlardan bir kısmıyle dolduracağım!" sözü tam yerine gelmiştir.
120Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak her şeyi sana anlatıyoruz. Bunda da sana hak ve inananlar için bir öğüt ve ibret gelmiştir.
121İnanmayanlara de: "Olduğunuz yerde yapacağınızı yapın, biz de yapıyoruz!"
122"Bekleyin, biz de bekliyoruz!"
123Göklerin ve yerin gaybı (görünmez bilgisi), Allah´a âittir. Bütün işler hep Allah´a döndürülüp götürülür. O´na kulluk et ve O´na dayan. Rabbin sizin yaptıklarınızdan gâfil değildir.
Chapter 12 (Sura 12)
1Elif lâm râ. Bunlar apaçık Kitabın âyetleridir.
2Biz onu Arapça bir Kur´ân olarak indirdik ki anlayasınız.
3Biz, bu Kur´ân´ı vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Sen ondan önce (bunları) bilmeyenlerden idin.
4Hani bir zaman Yûsuf, babasına: "Babacığım demişti, ben (rü´yâda) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm, bunların bana secde ettiklerini gördüm." demişti.
5(Babası Ya´kûb): "Yavrum, dedi, rü´yânı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytân, insanın apaçık düşmanıdır!
6Böylece Rabbin seni seçecek ve sana düşlerin yorumundan bir parça öğretecek, sana ve Ya´kûb soyuna ni´metini tamamlayacaktır; nasıl ki daha önce ataların İbrâhim´e ve İshak´a da ni´metini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir."
7Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerin(in kıssaların)da, soranlar için ibretler vardır:
8(Kardeşleri) demişlerdi ki: "Yûsuf ve (öz) kardeşi (Bünyamin), babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir!"
9"Yûsuf´u öldürün, ya da onu bir yere bırakın da babanızın yüzü yalnız size kalsın (bundan böyle babanız yalnız sizi görsün ve sevsin)! Ondan sonra da (tevbe eder), iyi bir topluluk olursunuz!"
10İçlerinden bir sözcü: "Yûsuf´u öldürmeyin, onu kuyunun dibine atın, kervanlardan biri onu (görüp) alsın; eğer yapacaksanız (böyle yapın)," dedi.
11(Bu fikirde karar kıldılar ve babalarına gelip) Dediler ki: "Ey babamız, neden Yûsuf hakkında bize güvenmiyorsun, oysa biz ona öğüt verenler(onun iyiliğini isteyenler)iz?"
12"Yarın onu da bizimle beraber (kıra) gönder, gezsin, oynasın; biz onu elbette koruruz."
13(Ya´kûb) Dedi ki: "Onu götürmeniz beni üzer; korkarım ki, sizin haberiniz yokken onu kurt yer!"
14Dediler ki: "Biz bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse, o zaman biz tamamen beceriksiz kimseleriz, demektir!"
15Nihâyet onu götürüp de kuyunun dibine atmağa topluca karar verdikleri zaman biz, Yûsuf´a: "Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.
16Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
17"Ey babamız, dediler, biz gittik, yarışıyorduk; Yûsuf´u yiyeceğimizin yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Ama biz doğru söylesek de sen bize inanmazsın!"
18(Yûsuf´un) gömleğinin üstünde yalan kan getirdiler. (Ya´kûb): "Herhalde, dedi, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürükledi. Artık tek çarem güzelce sabretmektir. Dediğinize (dayanmak için) ancak Allan´tan yardım istenir!"
19Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler,(o da gidip kuyuya) kovasını sarkıttı: "Müjde, dedi, işte bir oğlan!" Onu ticaret için sakladılar, halbuki Allâh, onların ne yaptıklarını biliyordu.
20Nihâyet (Mısır´a varınca) onu düşük bir pahaya, birkaç paraya sattılar. Onlar, ona (Yûsuf´a) karşı isteksiz idiler. (Buluntu olduğu için ona değer vermediler, hemen onu ellerinden çıkarmak istediler.)
21Onu satın alan Mısır´lı (hazine bakanı Kıtfir), karısı(Zeliha´y)a: "Ona iyi bak, belki bize yararı dokunur, ya da onu evlâd ediniriz!" dedi. Böylece biz Yûsuf´a o yerde güzel bir imkân verdik ki ona düşlerin yorumunu öğretelim. Allâh, buyruğunu yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler.
22(Yûsuf), kuvvetli çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte biz, güzel hareket edenleri böyle mükâfâtlandırırız.
23Yûsuf´un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden murâd almak istedi ve kapıları kilitleyip: "Haydi gelsene!" dedi (Yûsuf): "Allah´a sığınırım dedi, efendim bana güzel baktı. zâlimler iflâh olmazlar!"
24Andolsun, kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbinin doğruyu gösteren delilini görmeseydi o da onu arzu etmişti. Böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan çevirmek istedik; çünkü o, ihlâsa erdirilmiş (temiz) kullarımızdandır.
25Kapıya doğru koşuştular. Kadın, Yûsuf´un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının bey´ine rastladılar. Kadın: "Senin âilene kötülük yapmak isteyenin cezâsı nedir? Zindana kapatılmak veya acı bir biçimde işkence edilmek değil midir?" dedi.
26(Yûsuf): "O benden murâd almak istedi!" dedi. Kadının âilesinden bir şâhid de şöyle şâhidlik etti: "Eğer Yûsuf´un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğrudur, o yalancılardandır."
27"Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalancıdır, o doğrulardandır!"
28(Kadının kocası, Yûsuf´un) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce (kadına): "Bu, sizin düzeninizdendir, dedi, gerçekten sizin düzeniniz büyüktür!"
29"Yûsuf, sen bundan vazgeç (bunu kimseye söyleme), (ey kadın), sen de günâhının bağışlanmasını dile! Çünkü sen, günâhkârlardan oldun!"
30Şehirde birtakım kadınlar: Vezir´in karısı, uşağının nefsinden murâd almak istemiş! Sevda, onun bağrını yakmış! Biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz!" dediler.
31(Kadın), onların (dedikodu yaparak kendisini dile düşürme) düzenlerini işitince, onlara (adam) gönderdi (yemeğe davet etti). Onlar için dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de birer bıçak verdi. (Yûsuf´a): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar, (önlerine konan meyveleri soyup yemekle meşgul iken) Yûsuf´u görünce onu (gözlerinde) büyüttüler, (ona hayranlıklarından ötürü) ellerini kestiler ve: "Allâh için, hâşâ bu, insan değildir; bu ancak güzel bir melektir!" dediler.
32(Kadın) Dedi ki: "İşte siz, beni bunun için kınamıştınız! Andolsun ben kendisinden murâd almak istedim de o, iffetinden ötürü reddetti. Ama kendisine emrettiğimi yapmazsa, elbette zindana atılacak ve alçalanlardan olacaktır!"
33(Yûsuf): "Rabbim dedi, bana göre zindan, bunların beni çağırdığı şeyden iyidir. Eğer onların düzenini benden savmazsan onlara kayarım ve câhillerden olurum!"
34Rabbi onun du´âsını kabul buyurdu da onların düzenini ondan savdı. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
35Sonra (aziz Kıtfir ve adamları, Yûsuf´un masumluğu hakkındaki) bu delilleri gördükleri halde yine onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi.
36Onunla beraber iki genç daha zindana girdi. Onlardan biri dedi ki: "Ben düşümde şarap sıktığımı görüyorum." Öteki de: "Ben de, görüyorum ki başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize haber ver, zira biz seni güzel davranan(iyi rü´yâ yoran)lardan görüyoruz." dedi.
37(Yûsuf) şöyle dedi: "Size rızık olarak verilen yemek henüz size gelmezden önce bunun yorumunu size haber vermiş olurum. Bu (yorum) Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir (bu bilgileri Rabbim bana lutfetti). Ben, Allah´a inanmayan, âhireti de inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim:
38"Atalarım İbrâhim, İshak ve Ya´kûb´un dinine uydum. Bizim, herhangi bir şeyi Allah´a ortak koşmağa hakkımız yoktur. Bu (tevhid), bize ve bütün insanlara Allâh´ın bir lutfudur, ama insanların çoğu şükretmezler."
39"Ey benim zindan arkadaşlarım, çeşitli tanrılar mı iyi, yoksa herşeyi (hükmü altında tutan) kahredici tek Allâh mı?
40Siz, o´nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım (boş) isimlere tapıyorsunuz. Allâh onlar(ın gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiş(onlara hiçbir güç vermemiş)tir. Hüküm, yalnız Allâh´ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı buyurmuştur. İşte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler."
41"Ey zindan arkadaşlarım, (rü´yânıza gelince) biriniz (eskisi gibi) yine efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak, kuşlar onun başından yiyecek. Sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir."
42O iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye: "Beni efendin(kralın)ın yanında an (benim suçsuz olduğumu krala hatırlat)" dedi. Fakat şeytân o adama, (Yûsuf´un durumunu) efendisine söylemeyi unutturdu, (bundan ötürü Yûsuf), birkaç yıl zindanda kaldı.
43(Bir gün) Kral dedi ki: "Ben, düşümde yedi semiz inek görüyorum, bunları yedi zayıf inek yiyor. Ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (görüyorum). Ey efendiler, eğer siz rü´yâ ta´bir ediyorsanız bu rü´yâmın ta´birini bana anlatın."
44(Yorumcular) dediler ki: "Bu, karışık düşlerden ibârettir. Biz, karışık düşlerin yorumunu bilmeyiz."
45(Zindandaki) İki kişiden kurtulan (adam), uzun bir süre sonra (bu olay üzerine Yûsuf´u) hatırladı da dedi ki: "Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin."
46(Zindana, Yûsuf´un yanına geldi, dedi ki): "Yûsuf, ey çok doğru söyleyen, bize şu rü´yâyı çöz: Yedi semiz ineği, yedi zayıf (inek) yiyor ve yedi yeşil, yedi de kuru başak (neyi gösterir)? Umarım ki senin yorumunla insanlara dönerim, onlar da bilirler."
47(Yûsuf) Dedi ki: "Siz, âdetiniz üzere yedi yıl (ürün) ekersiniz. Biçtiğinizi başağında bırakırsınız, ancak yiyeceğiniz az bir mikdar(ı alırsınız, gerisini depolarsınız)."
48"Sonra onun ardından yedi kurak (yıl) gelir ki (tohumluk olarak) sakladığınız az miktar dışında, o yıllar için önceden biriktirdiklerinizi yeyip bitirir."
49"Sonra onun ardından bir yıl gelir ki, o yılda insanlara bol yağmur verilir ve insanlar o yıl (bol bol meyva) sıkarlar (hayvan sağarlar)."
50(Elçi bu yorumu getirince) Kral: "Onu bana getirin." dedi. Elçi, Yûsuf´un yanına gelince (Yûsuf): "Efendine dön de ona sor, ellerini kesen o kadınların maksadı neydi? (Bunu ortaya çıkarsın). Şüphesiz Rabbim, onların tuzaklarını biliyor", dedi.
51(Kral, kadınlara): "Yûsuf´un nefsinden murad almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?" dedi. Dediler ki: "Hâşâ, Allâh için (doğru söylemek lâzım), biz onda hiçbir kötülük görmedik!" Aziz´in karısı da: "İşte şimdi hak yerini buldu, ben onun nefsinden murâd almak istemiştim. O tamamen doğrulardandır!" dedi.
52(Gerçeği söyledim ki Yûsuf) Benim, arkadan kendisine hâinlik etmediğimi ve Allâh´ın, hâinlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilsin."
53"Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, dâimâ kötülüğü emredicidir. Meğer Rabbimin esirgediği bir nefis ola. Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir."
54Kral: "Onu bana getirin, dedi, onu kendime özel (dost) yapayım!" Kendisiyle konuş(up ondaki olgunluğu gör)ünce (Yûsuf´a): "Sen, dedi, artık bugün yanımızda mevki sâhibi, güvenilir(bir kimse)sin."
55(Yûsuf, krala): "Beni ülkenin hazineleri üstüne bakan yap. Çünkü ben (onları) iyi korur, (yönetmesini) iyi bilirim." dedi.
56Böylece biz Yûsuf´a o ülke´de iktidar verdik. Orada dilediği yerde konaklardı. Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız, güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz.
57İnananlar ve (kötülüklerden) korunanlar için elbette âhiret ödülü, daha hayırlıdır.
58Yûsuf´un kardeşleri geldiler, onun yanına girdiler, o onları tanıdı; fakat onlar onu tanımıyorlardı.
59(Yûsuf) Onların (zahire) yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin, görüyorsunuz ya ben, ölçüyü tam yapıyorum ve ben konukseverlerin en iyisiyim!"
60"Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size ölçü(lüp verilecek bir şey) yok. (Bir daha) bana yaklaşmayın!"
61Dediler ki: "Onu babasından isteyip getirmeğe çalışacağız, (bunu) mutlaka yapacağız"
62(Yûsuf) Uşaklarına: "Onların sermayelerini yüklerinin içine koyun, belki âilelerine döndükleri zaman bunun farkına varırlar da yine gelirler" dedi.
63Babalarına döndüklerinde dediler ki: "Ey babamız, bizden ölçü men´edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de (ihtiyacımız olanı) ölç(üp al)alım. Biz onu mutlaka koruruz."
64(Yakup) dedi ki: "Daha önce kardeşi için size güvendiğim gibi onun için de size güveneyim, öyle mi? En iyi koruyan Allah´tır ve O, merhametlilerin merhametlisidir!"
65Zahire yüklerini açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. Dediler ki: "Ey babamız, daha ne istiyoruz? İşte sermayemiz de bize geri verilmiş! Yine âilemize yiyecek getiririz. Kardeşimizi koruruz, bir deve yükü de fazla (azık) alırız. (Çünkü) Bu, az bir ölçüdür (bize yetmez)."
66(Ya´kûb): "Hepiniz kuşatılıp engellenmedikçe siz, onu bana getireceğinize dair Allâh adına bana sağlam söz vermeden onu asla sizinle göndermem!" dedi. Ne zaman ki, sözlerini verdiler, (Ya´kûb): "Söylediğimize Allâh, vekildir!" dedi.
67Ve dedi ki: "Oğullarım, (Mısır´a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah´tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm, yalnız Allâh´ındır. (O size ne takdir etmişse muhakkak olacaktır.) Ben O´na tevekkül ettim, tevekkül edenler de O´na tevekkül etsinler!"
68Babalarının emrettiği yerden (Mısır´a) girdiler; (gerçi) bu, Allah´tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Ama sadece Ya´kûb, içindeki bir dileği söylemişti. O, kendisine öğrettiğimizden ötürü bilgi sâhibi idi (bundan dolayı ´Allâh´ın takdirinden hiçbir şeyi sizden savamam´ demişti). Fakat insanların çoğu bilmezler.
69(Kardeşleri), Yûsuf´un yanına girince, (Yûsuf, öz) kardeşi(Bünyami)n´i yanına aldı ve: "Ben senin kardeşinim, onların (bizim hakkımızda) yaptıklarına üzülme!" dedi.
70Onların yüklerini hazırlatırken su tasını (öz) kardeşinin yükünün içine koydu. (Kervan hareket ettikten) sonra bir ünleyici şöyle seslendi: "Ey kervan, siz hırsızlarsınız!"
71Bunlara döndüler: "Ne kaybettiniz, (ne arıyorsunuz)? dediler.
72Dediler ki: "Kralın su tasını kaybettik (onu arıyoruz). Onu getirene bir deve yükü (mükâfât) var. Ben buna kefilim"
73(Yûsuf´un kardeşleri): "Allâh, Allâh! dediler, herhalde siz de bilmişsinizdir ki biz bu yere bozgunculuk yapmak için gelmedik. Ve biz hırsız değiliz!"
74(Yûsuf´un adamları): "Peki, dediler, ya yalancı çıkarsanız o(hırsızlık ede)nin cezâsı nedir?"
75"Cezâsı, (tas) kimin yükünde bulunursa işte o, onun karşılığıdır. (Hırsızlığına karşılık kendisine el konur). Biz haksızları böyle cezâlandırırız!" dediler.
76Bunun üzerine (Yûsuf), kardeşinin yükünden önce ötekilerin yüklerini aramağa başladı; sonra tası kardeşinin yükünden çıkardı. İşte Yûsuf´a böyle bir çare öğrettik. Yoksa kralın dini(kanunu)na göre (Yûsuf) kardeşini alamazdı. Meğer Allâh dilemiş olsun. (Biz) dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sâhibinin üstünde daha bir bilen vardır.
77(Yûsuf´un kardeşleri) Dediler ki: "(Bu) çaldıysa bundan önce kardeşi de çalmıştı." Yûsuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (İçinden): "Siz fenâ bir durumdasınız, Allâh, sizin anlattığınızın içyüzünü çok iyi biliyor!" dedi.
78Dediler ki: "Ey vezir, onun büyük bir ihtiyar babası var! (Onun alıkonduğuna çok üzülür.) Onun yerine (bizden) birimizi al; doğrusu, biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."
79"Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah´a sığınırız, yoksa biz zulmedenler oluruz!" dedi.
80Ondan umudu kesince aralarında konuşmak üzere (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allâh adına kesin söz aldığını; daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye, yahut Allâh benim için hükmedinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en iyisidir."
81"Babanıza dönün, deyin ki: "Ey babamız, oğlun hırsızlık etti! Biz ancak bildiğimize şâhidlik ettik (tasın, onun yükünden çıktığını gördük, ötesini bilmiyoruz), Biz gizliyi bilenler değiliz.
82(İnanmazsan) İçinde bulunduğumuz kente ve beraber geldiğimiz kervana sor. Biz doğru söylüyoruz!"
83(Dönüp babalarına geldiler ve kardeşlerinin sözünü söylediler. Ya´kub): "Herhalde, dedi, nefisleriniz size bir işi süs(leyerek sizi ona sürük)ledi. Artık (bana) güzelce sabretmek gerek. Belki de Allâh, onların hepsini bana getirir. Çünkü O, bilendir, herşeyi hikmetle (yerli yerince) yapandır.
84Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de: "Ey Yûsuf üzerindeki tasam (gel, gel, tam senin gelme zamanındır)!" dedi ve tasadan gözleri ağardı. (Acısını) yutkunuyor(açığa vurmamağa çalışıyor)du.
85Dediler ki: "Vallahi sen, Yûsuf´u ana ana hasta olacaksın, yahut öleceksin!"
86"Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah´a arz ederim ve Allâh tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." dedi.
87"Ey oğullarım, gidin, Yûsuf´u ve kardeşini araştırın, Allâh´ın rahmetinden umut kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allâh´ın rahmetinden umut kesmez!"
88(Ya´kub´un oğulları, tekrar Mısır´a) Yûsuf´un yanına döndüklerinde dediler ki: "Ey vezir, bize ve çocuklarımıza darlık dokundu, değersiz de bir sermaye ile geldik, ama sen bizim için tam ölçü ver, bize tasadduk eyle; çünkü Allâh, tasadduk edenleri mükâfâtlandırır."
89(Yûsuf) Dedi: "Sizler câhil iken Yûsuf´a ve kardeşine neler yaptığınızı bildiniz mi?"
90"A, yoksa sen, Yûsuf musun?" dediler. "Ben Yûsuf´um, bu da kardeşimdir, dedi. Allâh bize lutfetti (bizi korudu, yüceltti), doğrusu kim (Allah´tan) korkar ve sabrederse, Allâh iyilik edenlerin ecrini zayi etmez."
91"Vallahi dediler, Allâh seni bizden üstün kıldı. Doğrusu biz suç işlemiştik!"
92"Bugün sizi kınama yok, Allâh sizi bağışlar; O merhametlilerin merhametlisidir!" dedi.
93"Şimdi benim şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Ve bütün âilenizle birlikte bana gelin."
94Kervan (Mısır´dan) ayrıl(ıp yola koyul)unca, babaları, (yanında bulunanlara): "Eğer bana bunak demezseniz, ben Yûsuf´un kokusunu alıyorum." dedi.
95"Vallahi sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin!" dediler.
96Müjdeci gelip de (Yûsuf´un gömleği)ni (Ya´kub´un) yüzüne koyunca, derhal (gözü açıldı), görür oldu: "Size demedim mi ben, Allah´tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim?" dedi.
97(Oğulları): "Ey babamız, bizim günâhlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz günâh işledik." dediler.
98"Sizin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim, dedi, şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir."
99(Hep beraber Mısır´a hareket ettiler). Nihâyet Yûsuf´un yanına vardıklarında (Yûsuf) ana babasını kendine çekip kucakladı ve: "Allâh´ın dileğiyle güven içinde Mısır´a girin!" dedi.
100Ana babasını tahtın üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar (önünde saygı ile eğildiler. Yûsuf): "Babacığım, dedi, işte bu, önceden (gördüğüm) rü´yânın yorumudur. Rabbim onu gerçek yaptı, bana iyilik etti; zira şeytân, benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra O, beni zindandan çıkardı, sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenler. O, (her tedbiri) bilen, her şeyi yerli yerince yapandır."
101"Rabbim, bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! dünyâda da, âhirette de benim yârim sensin! Beni müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!"
102(Ey Muhammed) bu (anlatılanlar), sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarını verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.
103Ama sen, ne kadar istesen de, yine insanların çoğu inanacak değillerdir.
104Sen bu(okudukları)na karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun. O, sadece bütün âlemler için bir öğüttür.
105Göklerde ve yerde nice âyet(ler) var ki onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler.
106Onların çoğu, Allah´a ortak koşmadan inanmazlar.
107Onlar, Alah´ın azâbından, sargın bir belânın, kendilerine gelmeyeceğinden veya hiç farkında değillerken ansızın O (Duruşma) sâ´atin(in) kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?
108De ki: "İşte benim yolum budur: Allah´a basiretle da´vet ederim. Ben ve bana uyanlar... Allâh´ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim."
109Senden önce de kentler halkından, yalnız kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka, (elçi) göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Korunanlar için âhiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
110(Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kâfirlere karşı kendilerine yapılacağı va´dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azâbımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.
111Elbette onların hikâyelerinde akıl sâhipleri için ibret vardır. Bu (Kur´ân), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki(Hak Kitabı)nın doğrulanması, her şeyin açıklaması; inananlar için bir kılavuz ve rahmettir.
Chapter 13 (Sura 13)
1Elif lâm mim râ. Şunlar Kitabın âyetleridir; Rabbinden, sana indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.
2Allâh odur ki gökleri, görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti, sonra Arş üzerine istivâ etti (mülkünün tahtına oturdu), güneşi ve ay´ı irâdesine boyun eğdirdi. Her biri, belli bir süre için akıp gitmektedir. (Yaratma) işi(ni) düzenler, âyetleri açıklar ki, Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız.
3O´dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti, orada her meyvadan iki çift (erkek-dişi) yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örter. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için âyetler vardır.
4Arzda birbirine komşu kıt´alar, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır; bunların hepsi bir su ile sulanır ama ürünlerini birbirinden üstün yaparız. Şüphesiz bunda, aklını kullanan bir toplum için âyetler vardır.
5Eğer şaşacaksan, onların şu sözlerine şaşmak lâzım: "Biz toprak olduğumuz zaman mı, biz mi yeniden yaratılacağız?" İşte onlar, Rablerine karşı nankörlük edenlerdir. Ve Onlar, boyunlarında halkalar bulunan kimselerdir, onlar ateş halkıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır.
6Senden, iyilikten önce kötülüğü acele istiyorlar. Oysa onlardan önce benzerleri(ne nice cezâlar) gelip geçti. (Niçin onlardan ibret almazlar?) Şüphesiz Rabbin, o(insa)nların zulümlerine karşı mağfiret sâhibidir, fakat Rabbinin azâbı da pek çetindir.
7İnkâr edenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir âyet indirmeli değil miydi?" Sen, ancak bir uyarıcısın, her toplumun bir yol göstericisi vardır.
8Allâh, her dişinin neyi yüklendiğini ve Rahimlerin neyi eksiltip artırdığını bilir. Onun yanında her şey, bir miktar iledir.
9(O), gizliyi ve aşikâreyi bilendir, büyüktür, yücedir.
10Aranızdan sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de, geceleyin gizlenen de, gündüzün görünen de (O´nca) birdir. Hepsini bilir, görür. O´nun bilgisinden ve görmesinden hiçbir şey kaybolmaz.
11O (insa)nın önünden ve arkasından izleyen(melek)ler vardır, onu Allâh´ın emriyle korurlar. Bir milet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allâh onların durumlarını değiştirmez. Allâh da bir kavme kötülük istedi mi artık onu geri çevirecek yoktur. Zaten onların, O´ndan başka koruyucuları da yoktur.
12O´dur ki size, korku ve umud içinde şimşeği gösterir. (Yağmurla yüklü) ağır, ağır bulutlar yapar.
13Gök gürültüsü, övgüsüyle, melekler de korkusundan O´nu tesbih ederler. Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Allâh´ın tuzağı (cezâsı) pek çetin olduğu halde, onlar hâlâ O´nun hakkında tartışmaktadırlar.
14Gerçek du´â, ancak O´na yapılır. O´ndan başka du´â ettikleri ise, kendilerinin hiçbir isteklerini karşılayamazlar. (Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça su) on(un ağzın)a gelmez. İşte kâfirlerin du´âsı, öyle boşa gider.
15Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah´a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam (uzanıp kısalarak O´na secde etmektedirler).
16De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allâh!", "O halde, de, O´ndan başka kendilerine dahi bir fayda ve zarar veremeyen veliler mi edindiniz?" De ki: "Körle gören, yahut karanlıklarla aydınlık bir olur mu?" Yoksa Allah´a, O´nun yarattığı gibi yaratan ortaklar mı buldular da, (ikisinin) yaratma(sı) onlara, benzer mi göründü? De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah´tır. O, tektir, kahreden(herşeye üstün gelen)dir."
17Gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüsünce (o su ile) çağlayıp aktı. Sel üste çıkan köpüğü taşıdı. Süs, yahut eşya yapmak için ateşte yak(ıp erit)tikleri madenlerden de bunun gibi bir köpük (posa) vardır. Allâh, hak ve bâtılı böyle benzetme ile anlatır. Köpük yok olup gider. İnsanlara yararlı olan ise yeryüzünde kalır. İşte Alllah, böyle güzel meseller verir.
18Rablerinin buyruğuna uyanlara, en güzel karşılık vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde bulunan her şey ve bunun bir misli daha kendilerinin olsa, (Allâh´ın azâbından kurtulmak için) onu fidye verirlerdi. Onların hesâbı çok kötüdür. Varacakları yer de cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!
19Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (bunu kabul etmeyen) kör gibi olur mu? Ancak sağduyu sâhipleri öğüt alır.
20Onlar, Allâh´ın ahdini yerine getirirler ve andlaşmayı bozmazlar.
21Ve onlar Allâh´ın bitiştirilmesini istediği şeyi bitiştirirler. Rablerine karşı saygılı olur ve en kötü hesaptan korkarlar.
22Ve onlar Rablerinin yüzünü (rızâsını) arzu ederek (nefsin gücüne giden şeylere) sabrederler; namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak (hayır yoluna) harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte şu yurdun sonucu onlarındır:
23(Onlar) Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlar da kendileriyle beraber olur. Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar:
24"Sabretmenize karşılık selâm size, yurdun sonu ne güzel!" (derler).
25Ama Allah´a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allâh´ın bitiştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar... İşte la´net onlara, yurdun kötü sonucu da onlaradır.!
26Allâh, dilediğine rızkı açar da, kısar da. Dünyâ hayâtıyle sevindiler. Oysa âhiretin yanında dünyâ hayâtı, bir geçimden ibârettir.
27İnkâr edenler: "Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "Allâh, dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir."
28Onlar inanan ve Allâh´ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller, ancak Allâh´ı anmakla huzur bulur.
29İşte mutluluk ve güzel gelecek, o inanıp güzel işler yapanlarındır.
30Seni de böylece, kendilerinden önce nice milletler geçmiş bulunan bir millete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Oysa onlar Rahmân´a nankörlük ederler. De ki: "O (Rahmân), benim Rabbimdir. O´ndan başka tanrı yoktur. O´na dayandım, tevbem yalnız O´nadır."
31Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yahut arzın parçalandığı, yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur´ân olsaydı!.. Hayır, bütün işler Allah´a âittir. İnananlar hâlâ anlamadılar mı ki, Allâh dileseydi, bütün insanları yola iletirdi? Yaptıkları işler yüzünden inkâr edenlerin başlarına âni belâ(lar) gelmeğe devam edecek, yahut yurtlarının yakınına konacak (yahut sen onların yurtlarının yakınına konacaksın), Allâh´ın va´di gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Allâh sözünden caymaz.
32Senden önceki peygamberlerle alay edildi de inkâr edenlere bir süre meydan verdim, sonra onları yakaladım. Cezâm nasılmış, (gördüler)!
33Her nefsin yaptığı işin başında duran, (hiçbir şeyden haberi olmayanla bir olur) mu? Onlar Allah´a ortaklar koştular. De ki: "Onları isimlendirin (nitelendirin bakalım tapılmağa değer bir yanları var mı?) Yoksa siz Allâh´ın, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Kendisine haber veriyorsunuz? Yoksa boş söz mü söylüyorsunuz? Hayır, inkâr edenlere tuzakları süslü gösterildi. (Hak) yoldan çıkarıldılar. Allâh kimi şaşırtırsa artık ona yol gösteren olmaz!
34Dünyâ hayâtında onlar için azâb vardır, âhiret azâbı ise daha zordur. Onları Allâh(ın azâbın)dan koruyacak kimse de yoktur.
35(Allâh´ın emirlerine karşı gelmekten) Korunanlara va´dedilen cennetin durumu şöyledir: Altından ırmaklar akar; yemişi de süreklidir, gölgesi de. İşte korunanların sonu budur. İnkâr edenlerin sonu da ateştir.
36Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene sevinirler. Fakat kabilelerden onun bir kısmını inkâr edenler vardır. De ki: "Bana, yalnız Allah´a kulluk etmem ve O´na hiçbir şeyi ortak koşmamam emredildi. Ben (insanları) O´na da´vet ederim, dönüşüm de O´nadır."
37Ve işte biz onu, Arapça bir hüküm (hikmet gereğince hükmeden bir Kitap) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah´tan kurtaracak ne bir veli ne de koruyucu olmaz.
38Andolsun, biz senden önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allâh´ın izni olmadan hiçbir elçi, bir âyet (mu´cize) getiremezdi. Her sürenin bir yazısı vardır (herşeyin zamanı yazılıp tesbit edilmiştir).
39Allâh, dilediğini siler, (dilediğini) bırakır. Ana Kitap O´nun yanındadır.
40Ya onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteririz, ya da (bundan önce) senin canını alırız (fark etmez). Sana düşen, sadece duyurmaktır. Hesap görmek bize düşer.
41Bizim o toprağa gelip nasıl onu, uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Hüküm veren Allah´tır. O´nun hükmünün ardına düşüp onu iptal edecek yoktur. O, hesabı çabuk görendir.
42Onlardan öncekiler de tuzak kurmuştu. Fakat bütün tuzaklar, (tedbirler) Allâh´ındır. (Allâh´ın tedbiri, onların tuzaklarını bozar. O), her canın ne kazandığını (ne yaptığını) bilir. Kâfirler de, bu yurdun sonunun kimin olacağını bileceklerdir!
43İnkâr edenler: "Sen gönderilmiş bir elçi değilsin!" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda Allâh´ın ve yanında Kitap bilgisi bulunanların şâhid olması yeter."
Chapter 14 (Sura 14)
1Elif lâm râ. (Bu,) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp o güçlü ve övgüye lâyık olan(Allâh)ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz Kitaptır.
2O Allâh ki, göklerde ve yerde olanların hepsi O´nundur. Çetin azâbdan dolayı vay şu kâfirlerin haline!
3Ki onlar, dünyâ hayâtını âhirete tercih ederler, Allâh´ın yoluna engel olur ve onun eğrilmesini isterler. İşte onlar,derin bir sapıklık içindedirler.
4Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın. Allâh dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
5Andolsun biz, Mûsâ´yı da "Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allâh´ın günlerini (geçmiş milletlerin başlarına gelen olayları) hatırlat!" diye âyetlerimizle birlikte göndermiştik. Şüphesiz bunda sabreden, şükreden herkes için âyetler (ibret verici işâretler) vardır.
6Mûsâ, kavmine demişti ki: "Allâh´ın üzerinizdeki ni´metini hatırlayın, O sizi Fir´avn soyundan kurtardı. Onlar sizi işkencenin en kötüsüne koşuyorlar, oğullarınızı kesiyorlar, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı."
7Ve Rabbiniz size şöyle bildirmişti: "Andolsun şükrederseniz elbette size daha fazla veririm ve eğer nankörlük ederseniz azâbım pek çetindir."
8Ve Mûsâ dedi ki: "Siz ve yeryüzünde bulunanlar hep nankörlük etseniz, iyi bilin ki Allâh zengindir, övülmüştür (sizin şükrünüze muhtaç değildir)".
9Sizden öncekilerin: Nûh, ´Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin -ki onları(n sayısını) Allah´tan başka kimse bilmez- haberi size gelmedi mi? Elçileri onlara kanıtlar getirdi de onlar, ellerini ağızlarına koydu (öfkelerinden parmaklarını ısırdı)lar (yahut: peygamberlerin ağızlarını tuttular): "Biz sizinle gönderilen mesajı tanımadık ve biz sizin bizi çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz!" dediler.
10Elçileri: "Gökleri ve yeri yaratan Allâh hakkında şüphe (edilir) mi? (O), sizin günâhlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirtilmiş bir süreye kadar ertelemek için sizi davet ediyor" dediler. Onlar: "Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi, atalarımızın taptığından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin!" dediler.
11Elçileri onlara dediler ki: "Evet biz de sizin gibi insandan başka bir şey değiliz. Fakat Allâh, kullarından dilediğine lutfeder. Allâh´ın izni olmadan biz size delil getiremeyiz. İnananlar, Allah´a dayansınlar."
12"Bize yollarımızı göstermişken neden biz Allah´a dayanmayalım? Sizin bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler, Allah´a dayansınlar."
13İnkâr edenler, elçilerine dediler ki: "Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkarırız, ya da bizim dinimize dönersiniz!" Rableri de onlara şöyle vahyetti, "zâlimleri mutlaka helâk edeceğiz!"
14"Ve onların ardından sizi o yere yerleştireceğiz. Bu, makâmımdan korkan ve tehdidimden korkan için(verdiğim söz)dür."
15(Elçiler, düşmanlarına karşı Allah´tan) fetih istediler ve her inatçı zorba perişan oldu.
16Ardından da kendisine irin (gibi) bir suyun içirileceği cehennem vardır.
17O suyu yutmağa çalışır, fakat boğazından geçiremez ve her yandan ona ölüm geldiği halde yine ölemez. Bunun ardından da kaba bir azâb!
18Rablerine karşı nankörlük edenlerin iyi işleri, tıpkı fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi ele geçiremezler. İşte derin sapıklık budur!
19Allâh´ın, gökleri ve yeri hak(ve hikmet) ile yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi götürür ve yepyeni bir halk getirir.
20Bu, Allah´a güç değildir.
21Hepsi Allâh´ın huzûrunda göründüler. Zayıflar, büyüklük taslayan(önder)ler(in)e: "Biz size tâbi idik. Şimdi siz, bizden Allâh´ın azâbından (en ufak) bir şey savabilir misiniz?" dediler. (Büyüklük taslayanlar kendilerini ma´zur göstermek için: "Ne yapalım?") dediler: "Allâh bize yol gösterseydi, biz de size yol gösterirdik. Artık biz sızlansak da, sabretsek de birdir; kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur!"
22İş bitirildikten sonra şeytân (onlara) şöyle dedi: "Allâh size gerçek va´detti, ben de size va´dettim ama ben sözümden caydım! Benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Sadece sizi (küfür ve isyâna) davet ettim. Siz de benim da´vetime koştunuz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni (Allah´a) ortak koşmanızı da tanımamıştım zaten. Doğrusu zâlimler için acı bir azâb vardır!"
23İnanıp iyi işler yapanlar da Rablerinin izniyle sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokuldular. Onların orada dirlik temennileri "selâm"dır.
24Görmedin mi Allâh nasıl bir benzetme yaptı: Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
25(O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allâh, öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.
26Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünden koparılmış, sâbit olmayan kötü bir ağaca benzer.
27Allâh, inananları, dünyâ hayâtında da, âhirette de sağlam sözle tesbit eder. Allâh, zâlimleri de şaşırtır ve Allâh, dilediğini yapar.
28Baksana şunlara, Allâh´ın ni´metini nankörlüğe çevirdiler (O´nun verdiği ni´mete şükredecekleri yerde nankörlük edip inkâra saptılar), kavimlerini de helâk yurduna kondurdular.
29Yaslanacakları cehenneme (götürdüler). Ne kötü bir duraktır o!
30Allâh´ın yolundan saptırmak için O´na eşler koştular. De ki: "(Şimdilik) eğlenin, gideceğiniz yer ateştir!"
31İnanan kullarıma söyle: Namazı kılsınlar, ne alışverişin, ne de dostluğun olmadığı bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfetsinler.
32Allâh O´dur ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi ve onunla size rızık olarak çeşitli meyvalar çıkardı. Buyruğuyla denizde akıp gitmesi için gemileri emrinize verdi, ırmakları emrinize verdi.
33Sürekli olarak (seyir ve aydınlatma) görevlerini yapan güneşi ve ay´ı emrinize verdi, geceyi ve gündüzü de emrinize verdi.
34Ve kendisinden istediğiniz herşeyden size bir parça verdi. Eğer Allâh´ın ni´metini saymak isteseniz sayamazsınız! (Doğrusu) insan çok haksızlık edendir, çok nankördür!
35Bir zaman İbrâhim, şöyle demişti: "Rabbim, bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!"
36"Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu şaşırttılar. Artık bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir, kim bana karşı gelirse (o da senin merhametine kalmıştır), şüphesiz sen bağışlayan, esirgeyensin."
37"Rabbimiz, ben çocuklarımdan bazısını, senin Harâm Evinin yanında, ekinsiz bir vâdiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı kılsınlar diye (böyle yaptım). Artık sen de insanlardan birtakım gönüllüleri, onları sever yap ve onları çeşitli meyvalarla besle ki şükretsinler."
38"Rabbimiz, sen bizim gizlediğimizi ve açığa vurduğumuzu hep bilirsin. Ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah´a gizli kalmaz."
39"İhtiyarlık çağımda bana İsmâ´il ve İshak´ı lutfeden Allah´a hamdolsun. Şüphesiz Rabbim du´âyı işiten(kabul buyuran)dır."
40"Rabbim, beni ve zürriyetimden bir kısmını namazı kılan yap; Rabbimiz, du´âmı kabul buyur!"
41"Rabbimiz, hesabın görüleceği gün, beni, anamı babamı ve mü´minleri bağışla!"
42Zâlimlerin yaptığından Allâh´ı gâfil sanma, O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne ertelemektedir.
43(O gün) başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, (öyle donup kalmıştır sanki). Yüreklerinin içi de bomboş havadır. (Şaşkınlıktan, kafalarında düşünce adına bir şey kalmamıştır).
44İnsanları, kendilerine azâbın geleceği şu güne karşı uyar ki, zâlimler: "Rabbimiz, derler, bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin çağrına gelelim, elçilere uyalım!" "Peki, önceden sizin için hiç zeval olmadığına (sürekli yaşayacağınıza) yemin etmemiş miydiniz?"
45(Sizden önce ´Âd ve Semûd gibi) kendilerine yazık eden milletlerin yerlerinde oturmuştunuz, onlara nasıl yaptığımız, size belli olmuştu ve size benzetmeler de yapıp anlatmıştık (değil mi?)"
46Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa tuzakları dağları yerinden kaldıracak (cinsten) olsa bile onların tuzakları, Allâh´ın yanındaydı (Allâh onların tuzaklarını bozar, cezâlarını verirdi).
47Sakın, Allâh´ı, elçilerine verdiği sözden cayar, sanma! Çünkü Allâh dâimâ üstündür, öç alandır!
48O gün yer başka yere, gökler de (başka göklere) değiştirilir. (Bütün) insanlar tek ve kahredici Allâh´ın huzûrunda görünürler.
49Ve o gün suçluları, birbirine (veya elleri ayaklarına) yaklaştırılarak zincirlere vurulmuş görürsün!
50Gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplamaktadır.
51Allâh, her canı kazandığiyle cezâlandırmak için (böyle yapar). Şüphesiz Allâh, hesabı çabuk görendir.
52Bu (Kur´ân), insanlara bir tebliğdir. (İnsanlar), bununla uyarılsınlar; O´nun yalnız Tek tanrı olduğunu bilsinler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar diye (gönderilmiştir).
Chapter 15 (Sura 15)
1Elif lâm râ. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur´an´ın âyetleridir.
2Bir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler.
3Bırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir.
4Biz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helâk ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir).
5Hiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helâk olur).
6Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin!"
7"Eğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene!"
8Biz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler).
9O Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O´nun koruyucusu da elbette biziz!
10Andolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik.
11Onlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler.
12İşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız.
13Kendilerinden öncekilerin sünneti (inkârcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar.
14Onlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı:
15"Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz," derlerdi.
16Andolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik.
17Ve onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytândan koruduk.
18Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar.
19Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenâsib şeyler bitirdik.
20Orada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik.
21Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz.
22Rüzgârları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz.
23Biziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek vâris olan da biziz (her fâninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, dâimâ kalan yalnız biziz).
24Andolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik.
25Gerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır, bilendir.
26Andolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık.
27Cinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.
28Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım!"
29"Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!"
30Meleklerin hepsi topluca secde ettiler.
31Yalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi.
32(Allâh): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi.
33(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi.
34(Allâh): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun!"
35"Tâ cezâ gününe kadar üzerine lâ´net edilecektir!"
36(İblis): "Rabbim," dedi "bâri tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele!"
37(Allâh): "Haydi," dedi, "sen ertelenmişlerdensin!"
38"O bilinen vaktin gününe kadar!"
39(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günâhları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.
40Ancak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hâriç. (Benim azdırmam, onları etkilemez.)
41(Allâh) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur."
42"Benim hâlis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)".
43Cehennem o (şeytâna uya)nların hepsinin buluşma yeridir.
44Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır.
45(Şeytâna uymaktan, küfür ve isyândan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
46(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir).
47Onların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler.
48Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
49(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.
50Fakat benim azâbım da çok acı bir azâbdır.
51Onlara İbrâhim´in konuklarından haber ver;
52Onun yanına girmişler: "Selâm" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi.
53"Korkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz!"
54"Bana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni?" dedi.
55"Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma!" dediler.
56"Sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser?" dedi.
57(İbrâhim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir?"
58"Biz suç işleyen bir kavme gönderildik," dediler.
59Yalnız Lût âilesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız."
60"Ancak karısı hâriç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük."
61Elçiler Lût âilesine geldiklerinde:
62(Lût): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi.
63Dediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azâbı)nı sana getirdik,"
64"Sana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz!"
65"Hemen gecenin bir parçasında âileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin!"
66Ona: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik.
67(Lût kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lût´un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler.
68(Lût onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin!"
69"(Ne olur), Allah´tan korkun, beni rezil etmeyin!"
70"Seni âlemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik?" dediler.
71"Eğer yapacaksanız, işte kızlarım." dedi.
72Senin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
73Güneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı.
74O kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık.
75Şüphesiz bunda işâretten anlayanlara (nice) ibretler vardır.
76Ve o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır.
77Elbette bunda inananlar için bir ibret vardır.
78Gerçekten Eyke halkı da zâlim kimselerdi.
79Onlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hâlâ (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır.
80Andolsun Hicr halkı (Semûd kavmi) de peygamberleri yalanladılar.
81Onlara âyetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı.
82Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
83Sabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı.
84Kazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı.
85Biz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sâ´at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et.
86Yaratan, bilen ancak Rabbindir..
87Andolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur´ân´ı verdik.
88Onlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyâlığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü´minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevâzi, şefkatli davran).
89Ve: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de.
90(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allâh´ın azâbı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azâb indiririz)!
91Onlar ki Kur´ân´ı bölük bölük ettiler.
92Senin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız:
93Yaptıkları şeylerden.
94Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma.
95O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
96O, Allâh ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir!
97Andolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz.
98Sen Rabbini hamd ile tesbih et (O´nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol.
99Ve Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)!
Chapter 16 (Sura 16)
1Allâh´ın emri geldi, artık onu acele istemeyin. Allâh, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.
2Melekleri, kullarından dilediğine, emrinden olan ruh (vahy) ile indirir: "(İnsanları) Benden başka tanrı yoktur, benden korkun! diye uyarın!" (der).
3(Allâh), gökleri ve yeri hak ile (hikmeti uyarınca) yarattı. (O), onların ortak koştuklarından yücedir.
4İnsanı nutfe(sperm)den yarattı, birden o (insan) konuşkan bir karşı koyucu olup çıktı.
5Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için ısınma(nızı sağlayan şeyler) ve daha birçok yararlar vardır. Ve onlardan kimini de yersiniz.
6Ve akşamleyin mer´adan getirdiğiniz, sabahleyin mer´aya götürdüğünüz zaman onlarda sizin için bir güzellik de vardır. (Onların gidiş gelişleri size ayrı bir güzellik ve zevk verir.)
7Ağırlıklarınızı öyle (uzak) şehirlere taşırlar ki, (onlar olmasa) canlar(ınız), büyük zahmetler çekmeden oraya varamazdınız. Doğrusu Rabbiniz, çok şefkatli, çok acıyandır.
8Binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkepleri (yarattı) ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyler yaratmaktadır.
9Kısa ve doğru yolu Allâh gösterir. Ama o yoldan sapan da var. Allâh dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.
10O´dur ki, sizin için gökten bir su indirdi. İçeceğ(iniz) ondandır ve hayvanları otlattığınız ağaç(lar, bitkiler) ondan(sulanıp filizlenmekte)dir.
11Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvalardan bitirmektedir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibret vardır.
12Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay´ı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O´nun emriyle (size) boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.
13Yeryüzünde yarattığı çeşitli renklerdeki (hayvanları, bitki)leri de (sizin hizmetinize verdi). Şüphesiz bunda öğüt alan bir toplum için ibret vardır.
14O, denizi de (hizmetinize) verdi ki ondan taptaze et yiyesiniz ve ondan kuşanacağınız süsler çıkarasınız. Görüyorsun ki gemiler, denizi yara yara akıp gitmektedir. Allâh´ın lutfunu aramanız ve O´na şükretmeniz için.
15Sizi sarsar diye arza ağır baskılar attı, ırmaklar ve yollar yaptı ki doğru yolu bulasınız (amaçlarınıza eresiniz).
16(Yol bulmak için yararlanılacak) işâretler de (yarattı). Onlar yıldız(lar)la da yol bulurlar.
17Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz?
18Eğer Allâh´ın ni´metini saysanız, sayamazsınız. Doğrusu Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
19Allâh, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilir.
20Allah´tan başka yalvardıkları (tanrılar), hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmaktadırlar.
21Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
22Tanrınız bir tek Tanrıdır. Ama âhirete inanmayanların kalbleri inkârcıdır, onlar büyüklük taslarlar.
23Gerçekten Allâh, onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da. O, büyüklük taslayanları sevmez.
24Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiği zaman, "Evvelkilerin masalları!" derler.
25Ki kıyâmet günü hem kendi vebâllerini tam olarak yüklensinler, hem de bilgisizce saptırdıkları kimselerin vebâllerinden bir kısmını. Bak, ne kötü şey yükleniyorlar!
26Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı da Allâh, binâlarına temellerinden gelmiş, üstlerindeki tavan, başlarına çökmüştü! Ve azâb onlara ummadıkları yerden gelmişti.
27Sonra kıyâmet günü de, onları rezil eder ve "Hani haklarında (mü´minlere) düşmanlık ettiğiniz ortaklarım nerede?" der. Kendilerine ilim verilmiş olanlar: "Bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir!" derler.
28Nefislerine zulmederlerken meleklerin, canlarını aldığı kimseler; "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk!" diye teslim olurlar. "Hayır, Allâh sizin yaptıklarınızı biliyor."
29"Onun için, içinde sürekli kalmak üzere cehennemin kapılarına girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!"
30(Allâh´ın azâbından) korunanlara da: "Rabbiniz ne indirdi?" dendi. "Hayır (indirdi)." dediler. Bu dünyâda güzel iş yapanlara güzellik vardır, (onlar için) âhiret yurdu ise daha hayırlıdır. Korunanların yurdu ne güzeldir.
31Altlarından ırmaklar akan adn cennetlerine girerler. Orada onlar için diledikleri her şey vardır. İşte Allâh, korunanları böyle mükâfâtlandırır.
32Melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere de: "Selâm size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin!" derler.
33(İnkâr edenler) İlle kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin (azâb) emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allâh onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
34Nihâyet yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alay ettikleri şey onları kuşattı.
35(Allah´a) ortak koşanlar, "Allâh dileseydi ne biz, ne de atalarımız O´ndan başka bir şeye tapmazdık ve O´nsuz hiçbir şeyi harâm kılmazdık!" dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Elçilere düşen, yalnız açıkça tebliğ etmek değil midir?
36Andolsun biz, her millet içinde: "Allah´a kulluk edin, şeytân(a tapmak)dan kaçının" diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allâh hidâyet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!
37(Ey Muhammed) Sen onların yola gelmelerini ne kadar istesen de Allâh şaşırttığını yola getirmez ve onların yardımcıları da olmaz!
38(Onlar), yeminlerinin bütün şiddetiyle: "Allâh ölen kimseyi diriltmez!" diye Allah´a yemin ettiler. Hayır diriltecektir, bu, O´nun gerçek olarak verdiği sözdür. Ama insanların çoğu bilmezler.
39(Diriltecektir ki) Hakkında ihtilâf ettikleri gerçeği onlara açıklasın ve inkâr edenler de yalancı olduklarını bilsinler.
40Biz bir şeyi(n olmasını) istediğimiz zaman, söyleyeceğimiz söz, sadece ona "ol" dememizdir, derhal oluverir.
41Kendilerine zulmedildikten sonra Allâh uğrunda göç edenleri, dünyâda güzelce yerleştireceğiz, (onlara vereceğimiz) âhiret mükâfâtı ise daha büyüktür. Keşke bilseler!
42Onlar ki sabrettiler ve Rablerine dayanmaktadırlar.
43Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Sorun, Zikir ehline; eğer bilmiyorsanız:
44Açık kanıtları ve Kitapları. Sana da o Zikr´i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, tâ ki düşünüp öğüt alsınlar.
45Kötülükler yapmayı kuranlar, Allâh´ın, kendilerini yer(in dibin)e geçirmeyeceğinden, yahut hiç ummadıkları bir yerden kendilerine azâbın gelmeyeceğinden emin midirler?
46Yahut dönüp dolaşırlarken onun, kendilerini yakalamayacağından (emin midirler)? Kendileri buna engel olacak değillerdir!
47Yahut (azâbın) kendilerini bir korku üzerinde yakalamayacağından (emin midirler)? Doğrusu Rabbiniz, çok şefkatli, çok acıyandır!
48Allâh´ın yarattığı şeylerin gölgelerinin dahi nasıl sağdan, soldan sürünüp Allah´a secde ederek döndüğünü görmediler mi? (Her şeyin gölgesi yerde uzanıp kısalarak hep Allah´a secde etmektedir).
49Göklerde ve yerde bulunan canlıların, meleklerin hepsi Allah´a secde ederler, onlar asla büyüklük taslamazlar.
50Üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve emredildikleri şeyi yaparlar.
51Allâh: "İki tanrı tutmayın. O, ancak tek Tanrıdır. Yalnız benden korkun!" dedi.
52Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O´nundur. Kulluğun da yalnız O´na yapılması lâzımdır. Siz, Allah´tan başkasından mı korkuyorsunuz?
53Size ulaşan her ni´met Allah´tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğu zaman da yalnız O´na yalvarırsınız.
54Sonra, sizden o sıkıntıyı kaldırdığı zaman içinizden bir grup, hemen Rablerine ortak koşarlar.
55Ki kendilerine verdiğimiz (ni´metlere ve yaptığımız iyiliğ)e karşı nankörlük etsinler. Öyleyse eğlenin, yakında bileceksiniz!
56Kendilerine verdiğimiz rızıktan, (hiçbir şey) bilmeyen(tanrı)lar(ın)a pay ayırıyorlar. Allah´a andolsun ki siz, bu uydurduğunuz şeylerden mutlaka sorulacaksınız.
57O şânı yüce Allah´a kızları veriyorlar (melekleri Allâh´ın kızları sanıyorlar) da kendilerine hoşlandıkları(erkek çocukları)nı (alıyorlar). (Kız çocuklarından arlanıyorlar. Peki ama neden arlandıkları şeyleri Allah´a lâyık görüyorlar?)
58Onlardan birine dişi (çocuğu olduğu) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir.
59Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. (Şimdi ne yapsın) onu, hakaretle tutsun mu yoksa onu toprağa mı gömsün! Bak, ne kötü hüküm veriyorlar!
60Âhirete inanmayanların durumu, kötüdür. En yüce durum, Allâh´ındır. O, üstün hüküm ve hikmet sâhibidir.
61Eğer Allâh, insanları, yaptıkları (her) haksızlıkla cezâlandırsaydı, yeryüzünde tek canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiği zaman da bir sâ´at dahi ne geri kalırlar, ne de ileri geçerler (derhal mahvolup giderler).
62Kendilerinin hoşlanmadıkları şeyi Allah´a veriyorlar, üstelik de dilleri, "En güzel sonuç, kendilerinin olacak" diye yalan söylüyor. Onlara mutlaka ateş vardır ve onlar ona sürüleceklerdir!
63Allah´a andolsun ki senden önceki milletlere de elçi gönderdik; şeytân onlara yaptıkları işleri süsledi. (Bu yüzden peygamberleri yalanladılar). O, bugün de onların dostudur. Onlar için acı bir azâb vardır.
64Biz sana Kitabı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve (o Kitap), inanan bir kavim için yol gösterici ve rahmet olsun.
65Allâh, gökten bir su indirdi, onunla yeri ölümünden sonra diriltti, şüphesiz bunda işiten bir millet için ibret vardır.
66Hayvanlarda da sizin için ibret vardır. Size onların karınlarından, fışkı ile kan arasından (çıkardığımız) hâlis, içenlere (içimi) kolay süt içiriyoruz.
67Hurma ağaçlarının meyvalarından ve üzümlerden de sarhoşluk ve güzel rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibret vardır.
68Rabbin, bal arısına şöyle vahyetti: "Dağlardan, ağaçlardan ve kurdukları çardaklardan evler edin!"
69"Sonra her çeşit meyvalardan ye de Rabbinin yollarında boyun eğerek yürü!" Onun karınlarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir millet için ibret vardır.
70Allâh sizi yarattı, sonra öldürür; içinizden kimi de ömrün en reziline (bebeklik çağı gibi güçsüz ihtiyarlık çağına) itilir ki, biraz bilgiden sonra hiçbir şeyi bilmez olsun! Doğrusu Allâh bilendir. (O, her şeye) kâdirdir.
71Allâh, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. (Rızıkça) üstün kılınanlar, ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarını verip de hepsi rızıkta eşit olmuyorlar. Allâh´ın ni´metini mi inkâr ediyorlar?
72Allâh size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve eşlerinizden de size oğullar ve torunlar yarattı ve sizi güzel rızıklarla besledi. Böyle iken onlar, bâtıla inanıp da Allâh´ın ni´metine nankörlük mü ediyorlar?
73Allah´tan başka, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızık veremeyecek ve bunu asla yapamayacak olan şeylere mi tapıyorlar?
74Allah´a meseller vermeğe (benzetmeler yapmağa) kalkmayın! Çünkü Allâh (benzetme yapmayı) bilir, siz ise bilmezsiniz!
75Allâh, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile; kendisine güzel rızık verdiğimiz, o rızıktan gizli ve açık harcayan kimseyi misal olarak anlattı. Hiç bunlar bir olurlar mı? Hamd Allah´a mahsustur, fakat çokları bilmezler.
76Ve Allâh şu iki adamı da misal olarak anlattı: Birisi dilsizdir, hiçbir şey yapamaz, efendisinin üzerine bir yüktür. (Efendisi) onu nereye gönderse bir hayır getirmez (bir iş beceremez). Şimdi bu (adam), doğru yolda giderek adâleti emreden kimse gibi olur mu?
77Göklerin ve yerin gaybı Allah´a aittir. O sâ´atin işi, bir göz açıp yumma gibi, yahut daha yakın(kısa)dır. Şüphesiz Allâh, her şeye gücü yetendir.
78Allâh sizi, (hiçbir şey bilmediğiniz durumda) annelerinizin karınlarından çıkardı, size işitme (duyusu), gözler ve gönüller verdi ki şükredesiniz.
79Göğün boşluğunda, O´nun emrine boyun eğdirilmiş olan kuşlara bakmadılar mı? Onları Allah´tan başka tutan yoktur. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için âyetler (Allâh´ın büyüklüğüne işâretler) vardır.
80Allâh size, evlerinizi oturma yeri yaptı ve size hayvan derilerinden, göç gününüzde (yolculukta) ve ikâmet gününüzde (oturma zamanlarınızda) kolayca kullanacağınız hafif evler (çadırlar, portatif evler) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (kullanacağınız) giyilecek, döşenecek eşya ve geçimlik (ticaret malı) yaptı.
81Allâh, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda oturulacak barınaklar (mağaralar) var etti ve sizi sıcaktan koruyan elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler (zırhlar) var eyledi. Allâh size ni´metini böyle tamamlıyor ki siz müslüman olup esenliğe eresiniz.
82Eğer yine yüz çevirirlerse, artık senin üzerine düşen sadece açık bir şekilde duyurmaktır.
83Allâh´ın ni´metini bilirler (bu ni´metleri Allâh´ın yarattığını kabul ederler), sonra da (bunları kendilerine verenden başkasına taparak) bu ni´metleri inkâr ederler, çokları da (nankördürler).
84Her ümmetten bir şâhid getirdiğimiz gün, artık ne nankörler(in konuşmaların)a izin verilir, ne de onların özür dilemeleri istenir.
85Zulmedenler azâbı gördükleri zaman artık azâb onlardan ne hafifletilir, ne de onlara fırsat verilir.
86Ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri gördükleri zaman: "Rabbimiz, işte senden başka yalvar(ıp tap)dığımız ortaklarımız!" derler. (Onlar da bunlara): "Siz tamamen yalancılarsınız!" diye söz atarlar.
87O gün (ortak koşanlar) Allah´a teslim olmuşlar ve uydurup durdukları şeyler kendilerinden sapıp gitmiştir.
88Nankörlük edip Allâh´ın yoluna engel olan kimselerin, -bozgunculuklarından dolayı- azâplarının üstüne azâb katmışızdır!
89Her ümmet içinde, kendi aralarından, aleyhlerine bir şâhid getireceğimiz gün, seni de bunların aleyhine şâhid getirmiş olacağız. Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.
90Allâh adâleti, ihsanı, akrabâya vermeyi emreder, fahşâ(edepsizlikten)dan, münker(fenâlık)den ve bağy(azgınlık)den meneder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.
91Andlaşma yaptığınız zaman Allâh´ın ahdini tam yerine getirin (verdiğiniz sözü tutun), pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Çünkü Allâh´ı üzerinize kefil (şâhid) yaptınız. Allâh yaptıklarınızı bilir.
92Bir topluluk, diğer bir topluluktan (sayıca ve malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda bozucu bir vasıta yaparak, ipliğini kuvvetli büktükten sonra çözen kadın gibi olmayın! Çünkü Allâh, sizi bununla dener. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyâmet günü size açıklayacaktır.
93Allâh dileseydi, hepinizi, bir tek ümmet yapardı, fakat (O), dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Ve siz, mutlaka yaptığınız şeylerden sorulacaksınız.
94Yeminlerinizi aranızı bozan bir şey yapmayın, sonra sağlam basmış olan ayak, kayar ve Allâh´ın yoluna engel olduğunuzdan dolayı kötülüğü(n cezâsını) tadarsınız ve büyük bir azâba uğrarsınız.
95Allah´a verdiğiniz sözü (peygambere yaptığınız bey´atı) az bir paraya satmayın. Zira bilirseniz Allâh´ın yanında olan, sizin için daha hayırlıdır.
96Sizin yanınızda bulunan (dünyâ malı) tükenir. Allâh´ın yanında bulunan ise kalıcıdır. Biz sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz.
97Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu (dünyâda) hoş bir hayâtla yaşatırız, onların ücretini yaptıklarının en güzeliyle veririz.
98Kur´ân, oku(mak iste)diğin zaman kovulmuş şeytândan Allah´a sığın.
99Çünkü inananlara ve Rablerine dayananlara o(şeytâ)nın bir gücü yoktur.
100Onun gücü, sadece kendisini dost tutanlara ve Allah´a ortak koşanlaradır (o, sadece onları etkileyebilir).
101Biz bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman, -Allâh ne indirdiğini bilirken- "Sen (Allah´a) iftirâ ediyorsun (bu sözleri kendin uydurup Allâh´ın üstüne atıyorsun)" derler. Hayır, onların çokları bilmiyorlar.
102De ki: "İnananları sağlamlaştırmak ve müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere onu, Ruhu´l-Kudüs (Cebrâil) Rabbinden gerçek (bilgi) olarak indirdi."
103Biz onların, "Ona bir insan öğretiyor!" dediklerini biliyoruz. Hak´tan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili a´cemi (yabancıdır, açık değildir), bu ise apaçık Arapça bir dildir.
104Allâh´ın âyetlerine inanmayanları Allâh doğru yola iletmez, onlar için acı bir azâb vardır.
105Yalanı ancak Allâh´ın âyetlerine inanmayanlar uydurur; yalancılar, işte onlardır.
106İnandıktan sonra Allah´a nankörlük eden, -kalbi imanla yatışmış olduğu halde (inkâra) zorlanan değil- fakat küfre göğüs açan, (küfürle sevinç duyan) kimselere Allah´tan bir gazab iner ve onlar için büyük bir azâb vardır.
107Bu, onların dünyâ hayâtını âhirete tercih etmelerinden ve Allâh´ın, inkâr eden kavmi doğru yola iletmeyeceğinden ötürü böyledir.
108Onlar, Allâh´ın kalblerini kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte gâfiller onlardır.
109Elbette onlar, âhirette ziyana uğrayacaklardır.
110Sonra Rabbin, şunların şu işkenceye uğratıldıktan sonra göç eden, sonra savaşan ve sabredenlerin yanındadır. Elbette (bütün) bun(lar)dan sonra Rabbin bağışlayan, esirgeyendir.
111O gün herkes gelir, kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese yaptığının tam karşılığı verilir, onlara asla haksızlık edilmez.
112Allâh şöyle bir kenti misal olarak anlattı: Güven, huzûr içinde idi; her yerden rızkı bol bol kendisine geliyordu. Fakat Allâh´ın ni´metlerine nankörlük etti, bunun üzerine (halkının) yaptıklarından ötürü Allâh ona açlık ve korku elbisesi taddırdı.
113Andolsun, onlara, kendilerinden bir elçi geldi, onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zulümlerine devam ederken azâb onları yakalayıverdi.
114Allâh´ın size verdiği rızıktan helâl, hoş olarak yeyin de Allâh´ın ni´metine şükredin; eğer O´na kulluk ediyorsanız.
115Allâh size ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah´tan başkasının adı anılarak kesilen(hayvanlar)ı harâm kıldı. Kim mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan, sınırı da aşmadan (bunlardan) yiyebilir. Şüphesiz Allâh, bağışlayan, esirgeyendir.
116Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü "Şu helâldir, şu harâmdır," demeyin, sonra Allah´a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah´a karşı yalan uyduranlar ise iflâh olmazlar.
117Azıcık yaşama(nın ardından), onlara acı bir azâb gelecektir.
118Yahûdi olanlara da, bundan önce sana anlattıklarımızı harâm kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı!
119Sonra Rabbin şunlardan yanadır ki, cehâletle kötülük işlediler, sonra onun ardından tevbe ettiler, uslandılar. Bütün bunlardan sonra Rabbin, elbette bağışlayandır, esirgeyendir.
120İbrâhim Allâh´ı birleyerek O´na itâ´at eden bir ümmet (her iyiliği kendinde toplayan bir önder) idi, ortak koşanlardan değildi.
121O´nun ni´metlerine şükredici idi. (Allâh) onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.
122Ona dünyâda iyilik vermiştik. O, âhirette de iyilerdendir.
123Sonra sana: "Allâh´ı birleyerek İbrâhim´in yoluna uy; o, ortak koşanlardan değildi" diye vahyettik.
124Cumartesi (gününü ta´til ve ibâdet günü yapmak), onda ayrılığa düşen(yahûdi)lere (farz) kılındı. Rabbin, elbette ayrılığa düştükleri şey hakkında kıyâmet günü aralarında hükmünü verecektir.
125Hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel biçimde mücâdele et. Kuşkusuz Rabbin, işte yolundan sapanları en iyi bilen O´dur ve O, yola gelenleri de en iyi bilendir.
126Eğer azâb edecekseniz, size yapılan azâb kadar azâb edin. Ama sabrederseniz, andolsun ki o, sabredenler için daha iyidir. (Hz. peygamber, Uhud Savaşında, amcası Hamza´yı kâfirler tarafından burnu ve kulakları kesilmiş, ciğeri çıkartılmış bir durumda görünce; "Allah´a andolsun ki, eğer Allah bana zafer verirse, senin yerine, onlardan yetmiş kişiyi böyle yapacağım!" demişti. Fakat yemînine keffâret vererek bu sözünü uygulamamış, Mekke´nin Fethinde düşmanlarını affetmiştir.)
127Sabret, sabrın ancak Allâh(ın yardımı) iledir. Onlara üzülme, kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme.
128Çünkü Allâh, korunanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.
Chapter 17 (Sura 17)
1Eksiklikten uzaktır O (Allâh) ki gecenin bir vaktinde kulunu, âyetlerimizden bir bölümünü, kendisine göstermemiz için, Mescid-i Harâm´dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ´ya yürüttü. Gerçekten O, işitendir, görendir.
2Biz Mûsâ´ya Kitabı verdik ve onu İsrâil oğullarına "Benden başka bir vekil tutmayın!" diye bir kılavuz yaptık.
3Ey Nûh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızın çocukları, doğrusu o (Nûh), çok şükreden bir kuldu. (Siz de atanız gibi olun.)
4Kitapta İsrâil oğullarına şu hükmü verdik: "Siz o ülkede iki kez bozgunculuk yapacaksınız ve çok böbürleneceksiniz (zorbalık edeceksiniz)!
5Birincisinin zamanı gelince üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik, evlerin aralarına girip (sizi) araştırdılar. Bu, yapılması gereken bir va´d idi.
6Sonra tekrar size, onları yenme imkânı verdik ve sizi mallarla, oğullarla destekledik ve savaşçılarınızı çoğalttık.
7İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz, o da kendi aleyhinizedir. Son taşkınlığınızın zamanı gelince (yine öyle kullar göndeririz) ki, yüzlerinizi kötü duruma soksunlar (üzüntüden suratlarınızın asılmasına sebeb olsunlar) ve ilk kez girdikleri gibi yine Mescid´e (Kudüs´e) girsinler ve ele geçirdiklerini mahvetsinler.
8(Bundan sonra) Belki Rabbiniz size acır, ama siz (bozgunculuk yapmaya) dönerseniz, biz de (sizi cezâlandırmağa) döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı (bir zindan) yapmışızdır!
9Gerçekten bu Kur´ân da en doğru yola iletir ve iyi işler yapan mü´minlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdeler.
10Âhirete inanmayanlara da acı bir azâb hazırlamışızdır.
11İnsan, hayra du´â eder gibi, şerre du´â etmekte(hayrı ister gibi şerri istemekte)dir. İnsan pek acelecidir.
12Biz gece ve gündüzü, (kudretimizi gösteren) iki âyet yaptık. Gece âyetini sildik, gündüz âyetini aydınlatıcı yaptık ki hem Rabbinizin lutfunu arayasınız ve hem de yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi açık açık anlattık.
13Her insanın tâir(kuş)ini boynuna bağladık, kıyâmet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitâp çıkarırız:
14"Kitabını oku, bugün nefsin sana hesapçı olarak yeter!" (deriz).
15Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur, kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günâhkâr, başkasının günâh yükünü taşımaz. Biz elçi göndermedikçe azâb edecek değiliz.
16Biz bir kenti helâk etmek istediğimiz zaman onun varlıklılarına emrederiz, orada kötü işler yaparlar, böylece o ülkeye (azâb) karâr(ı) gerekli olur, biz de orayı darmadağın ederiz.
17Nitekim Nûh´dan sonra nice kuşakları helâk ettik. Kullarının günâhlarını haber alıcı, görücü olarak Rabbin yeter.
18Kim bu aceleci(dünyâ)yı isterse, orada ona, (evet) istediğimiz kimseye hemen çabucak dilediğimiz kadar veririz; ama sonra yerini cehennem yaparız! Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
19Kim de âhireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir.
20Hepsine onlara da, onlara da (dünyâyı isteyenlere de, âhireti isteyenlere de, mü´minlere de, kâfirlere de) Rabbinin vergisiden uzatırız. Rabbinin vergisi kesilmez.
21Bak, (rızık bakımından) nasıl onların kimini kiminden üstün yaptık. Elbette âhiret, dereceler bakımından da daha büyük, üstünlük bakımından da daha büyüktür.
22Allâh ile beraber başka bir tanrı edinme, sonra kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın!
23Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve anaya babaya, iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi, yahut her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşır(ihtiyarlık zamanlarında senin yanında kalırlar)sa sakın onlara "Öf!" deme, onları azarlama! Onlara güzel söz söyle.
24Onlara acımadan dolayı, küçülme kanadını indir, (onlara karşı alçak gönüllü ol) ve: "Ey (her varlığı terbiye edip yetiştiren) Rabbim! Bunlar, beni küçükken nasıl (acıyıp) yetiştirdilerse sen de bunlara (öyle) acı!" de.
25Rabbiniz içlerinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz iyi kişiler olursanız şüphesiz O, tevbe edenleri bağışlayandır.
26Akrabâya, yoksula ve yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma.
27Çünkü savurganlar, şeytânların kardeşleri olmuşlardır. Şeytân ise Rabbine karşı çok nankördür!
28Eğer (elin dar olduğu için) Rabbinden umduğun bir rahmeti bekleyerek onlardan yüz çevirecek, (onlara birşey vermeyecek) olursan, bari onlara yumuşak söz söyle.
29El(ler)ini boynuna bağlanmış yapma, tamamen de açma, sonra kınanır, hasret içinde kalırsın.
30Rabbin dilediğine rızkı açar (bol bol verir, dilediğine) kısar. Çünkü O, kulları(nın hâli)ni bilir, görür.
31Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz besliyoruz. Onları öldürmek, büyük günâhtır.
32Zinâya yaklaşmayın, çünkü o, açık bir kötülüktür, çok kötü bir yoldur!
33Allâh´ın harâm kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisi(olan mirâsçısı)na yetki vermişizdir (öldürülenin hakkını arar. Fakat o da) öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiş(yetki verilmiş)tir.
34Yetimin malına yaklaşmayın, ancak erginlik çağına erişinceye kadar en güzel bir tarzda (onun malını kullanıp geliştirebilirsiniz). Ahdi de yerine getirin, çünkü ahd´den sorulacaktır.
35Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
36Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi o(yaptığı)ndan sorumludur.
37Yeryüzünde kabara kabara yürüme. Çünkü sen yeri yırtamazsın, boyca da dağlara erişemezsin!
38Bunlar("Allâh ile beraber başka tanrı edinme!" âyetinden itibaren sayılan fiiler)in hepsi, kötü olan, Rabbinin katında hoş görülmeyen şeylerdir.
39Şunlar, Rabbinin, Hikmet´ten sana vahyettiği(emirleri)ndendir. Allâh ile berebar başka tanrı edinme, sonra kınanmış, (Allâh´ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.
40Rabbiniz, oğulları size seçti de kendisine meleklerden kadınlar mı edindi? Gerçekten siz büyük (çok tehlikeli) bir söz söylüyorsunuz!
41Biz Kur´ân´da sözü türlü biçimlerde anlattık ki, düşünüp anlasınlar. Fakat bu, onların sadece kaçışlarını artırıyor.
42De ki: "Eğer dedikleri gibi O´nunla beraber (başka) tanrılar olsaydı o zaman onlar da Arşın sâhibine gitmenin yolunu ararlardı.
43Hâşâ, O, onların dediklerinden çok yücedir, uludur.
44Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O´nu tesbih ederler. O´nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, halimdir, çok bağışlayandır.
45Kur´ân okuduğun zaman seninle, âhirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz.
46Kablerine -onu anlamalarına engel olacak- kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Kur´ân´da yalnız Rabbini andığın zaman (tek Tanrı inancından hoşlanmadıkları için) arkalarına dönüp kaçarlar.
47Biz onların, seni dinlerken ne sebeple dinlediklerini, kendi aralarında gizli konuşurlarken de o zâlimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini gâyet iyi biliyoruz.
48Bak, nasıl misaller verdiler (seni şâ´ire, büyücüye, kâhine ve mecnuna benzettiler) de şaştılar. Artık bir daha yolu bulamazlar.
49Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, ufalanıp toprak olduktan sonra mı sâhiden biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
50De ki: "İster taş olun, ister demir,"
51"İster gönlünüzde büyüyen, (aklınıza tuhaf gelen) herhangi bir yaratık, (ne olursanız olun, Allâh sizi mutlaka diriltecektir). "Bizi kim tekrar (hayâta) döndürebilir?" diyecekler. "Sizi ilk defa yaratan (döndürür)" de. Sana alaylı alaylı başlarını sallayacaklar ve: "Ne zaman o?" diyecekler. "Pek yakın olabilir" de.
52Sizi çağıracağı gün O´na hamdederek çağrısına uyarsınız (dirilip kalkarsınız) ve (dünyâda) pek az kaldığınızı sanırsınız.
53Kullarıma söyle: En güzel sözü söylesinler (puta tapanlara sert davranmasınlar). Çünkü şeytân aralarına girer (onları tartışmaya ve kavgaya dürtükler). Doğrusu şeytân, insanın apaçık düşmanıdır.
54Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size acır, dilerse size azâbeder. Biz seni, onların üzerine vekil göndermedik.
55Rabbin, göklerde ve yerde olan kimseleri daha iyi bilir (O, peygamber olmağa kimi lâyık görürse onu seçer). Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık, Dâvûd´a da Zebûr´u verdik.
56De ki: "O´ndan başka (tanrı olduğunu) sandığınız şeylere yalvarın; onlar ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de (onu) başka bir yana çevirebilirler.
57O yalvardıkları da, onların (Allah´a) en yakın olan(lar)ı da Rablerine yaklaşmak için vesile ararlar; O´nun merhametini umarlar, azâbından korkarlar. Çünkü Rabbinin azâbı, cidden korkunçtur.
58Hiçbir kent yoktur ki biz, kıyâmet gününden önce onu yok edecek, yahut ona şiddetli bir şekilde azâbedecek olmayalım. Bu, Kitapta yazılmıştır.
59Bizi âyetler (mu´cizeler) göndermekten alıkoyan şey, evvelkilerin, (onları) yalanlamış olmasıdır. Semûd(kavmin)e açık bir mu´cize olarak dişi deveyi verdik, o zulmetmelerine sebeb oldu (deveyi boğazlayarak kedilerine yazık etmiş oldular). Biz mu´cizeleri, yalnız korkutmak için göndeririz.
60Bir zaman sana: "Rabbin insanları kuşatmıştır, (suçluları cezalandırmak üzeredir)" demiştik. Sana gösterdiğimiz rü´yâyı ve Kur´ân´da la´netlenmiş ağacı, insanları(n imanını) sınama (aracı) yaptık. Biz onları (çeşitli biçimlerde) korkutuyoruz. Fakat korkutmamız onların azgınlıklarını daha da artırmaktan başka bir katkı yapmıyor.
61Bir zaman meleklere: "Âdem´e secde edin!" demiştik. Secde ettiler, yalnız İblis etmedi: "Ben çamur olarak yarattığın kimseye secde eder miyim? dedi.
62"Şu benden üstün yaptığını gördün mü (nesi var onun ki onu benden üstün kıldın)? Andolsun, eğer beni kıyâmet gününe kadar ertelersen, onun zürriyetini, pek azı hariç kökünden koparıp sürükleyeceğim!" dedi.
63(Allâh) "(defol) git, dedi, onlardan kim sana uyarsa cezânız cehennemdir, mükemmel bir cezâ (size)!"
64"Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerinden oynat; atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas; mallarda ve evlâdlarda onlara ortak ol; onlara (çeşitli) va´dler yap (va´dlerinle onları oyala)"; şeytân, onlara aldatmadan başka bir şey va´detmez.
65"Benim (gerçek) kullarım(a gelince) senin onlar(ı kandırmağ)a gücün yetmez!" vekil olarak Rabbin yeter.
66(Ey insanlar), Rabbiniz O´dur ki lutfundan (payınızı) aramanız için size gemileri denizde yürütür. Doğrsu O, size çok acır.
67Denizde size bir sıkıntı (boğulma korkusu) dokunduğu zaman O´ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolur (artık o zaman, Allah´tan başka kimseden yardım istemezsiniz. Çünkü O´ndan başka sizi kurtaracak kimse yoktur). Fakat (O) sizi kurtarıp karaya çıkarınca yine (Allâh´ı bir tanımaktan) yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan nankördür.
68(Allâh´ın) Karayı ters çevirip sizi batırmayacağından, yahut üzerinize taşlar savuran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? (Ki bunlar olduktan) Sonra kendinize bir koruyucu bulamazsınız!
69Yoksa O´nun sizi bir kez daha denize gönderip, üstünüze, kırıp geçiren bir fırtına salarak inkâr ettiğinizden dolayı sizi boğmayacağından emin misiniz? O zaman bize karşı sizi izleyip koruyacak birini bulamazsınız!
70Andolsun biz, Âdem oğullarına çok ikrâm ettik: onları karada ve denizde (hayvanlar ve taşıtlar üzerinde) taşıdık. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.
71Her milleti, imâmıyla (eylemlerini saptayan defteriyle veya izlediği önderiyle) çağırdığımız gün, kimlerin Kitabı sağından verilirse işte onlar, Kitaplarını okurlar ve en ufak bir haksızlığa uğratılmazlar.
72Şu dünyâda kör olan kimse, âhirette de kördür (dünyâda doğru yolu göremeyen, âhirette de kurtuluş yolunu göremeyecektir, hattâ onun) yolu daha da sapıktır.
73Az daha onlar, baskı ile seni, sana vahyettiğimizden ayırarak ondan başkasını üstümüze atman için kandıracaklardı. İşte o zaman seni dost edinirlerdi.
74Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, onlara bir parça yanaşacaktın.
75O takdirde sana hayâtın da, ölümün de kat kat(azâb)ını taddırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.
76Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. O takdirde kendileri de senin ardından pek az kalabilirler.
77Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası (budur). Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
78Güneşin sarkmasından (aşağı kaymasından) gecenin kararmasına (yatsı vaktine) kadar namaz kıl ve sabahın Kur´ân´ın(ı, uzunca Kur´ân okunan sabah namazını) da (unutma). Çünkü sabah Kur´ân (okuması) görülecek şeydir.
79Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur´ân oku(yup namaz kıl)mak üzere uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur.
80De ki: "Rabbim, beni doğruluk girdirişiyle girdir ve beni doğruluk çıkarışiyle çıkar. Bana katından yardımcı bir güç ver."
81De ki: "Hak geldi, bâtıl gitti; zaten bâtıl yok olmağa mahkûmdur."
82Biz Kur´ân´dan mü´minlere şifâ ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. Ama bu, zâlimlerin ziyanını artırmaktan başka bir katkıda bulunmaz.
83İnsana ni´met verdiğimiz zaman, yüz çevirip yan çizer. Ona bir zarar dokununca da umutsuzluğa düşer.
84De ki: "Herkes kendi karakterine göre hareket eder. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu daha iyi bilir."
85Sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir."
86Andolsun, biz dilesek, sana vahyettiğimiz(âyetler)i tamamen gideririz; sonra onun (geri alınması) için bize karşı sana bir yardımcı bulamazsın.
87Ancak Rabbin sana acıyarak âyetlerini geri almamaktadır. Çünkü O´nun sana olan lutfu cidden büyüktür.
88De ki: "Andolsun eğer insan(lar) ve cin(ler) bu Kur´ân´ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine arka ol(up yardım et)seler yine onun benzerini getiremezler."
89Andolsun biz bu Kur´ân´da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık, ama insanlardan çoğu inkârda direttiler.
90Dediler ki: "Yerden bize bir göze fışkırtmadıkça sana inanmayız!"
91"Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından ırmaklar fışkırtmalısın!"
92"Yahut zannettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin, yahut Allâh´ı ve melekleri karşımıza getirmelisin (onlar senin doğru söylediğine şâhidlik etmelidirler)!"
93"Yahut altundan bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Ama, sen üzerimize, okuyacağımız bir Kitap indirmedikçe senin sadece göğe çıkmana da inanmayız!" De ki: "Rabbimin şânı yücedir. (Böyle şeyleri yapmak benim işim değildir). Ben, sadece elçi ol(arak gönderil)en bir insan değil miyim?"
94Zâten kendilerine hidâyet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey, hep: "Allâh, bir insanı elçi mi gönderdi?" demeleridir.
95De ki: "Eğer yer yüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik."
96De ki: "Benimle sizin aranızda şâhid olarak Allâh yeter. O, kulları(nın halleri)ni haber alır, görür."
97Allâh kime hidâyet ederse, işte doğru yolu bulan odur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa artık onlar için O´ndan başka veliler bulamazsın. Kıyâmet günü onları, yüzükoyun, kör, dilsiz ve sağır bir halde süreriz. Varacakları yer cehennemdir. Ateş her dindikçe, onlara çılgın alevi artırırız.
98İşte cezâları budur. Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr ettiler ve: "Biz kemikler ve ufalanmış toprak haline geldikten sonra mı, biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" dediler.
99Görmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratan Allâh, kendilerinin benzerini yaratmağa da kâdirdir? Kendileri için, bir süre koymuştur, onda hiç şüphe yoktur. Ama zâlimler inkârdan başka bir şey yapmazlar.
100De ki: "Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz sâhip olsaydınız, harcamaktan korkarak tutardınız." Gerçekten insan çok cimridir!
101Andolsun biz Mûsâ´ya açık açık dokuz mu´cize vermiştik. İşte İsrâil oğullarına sor: Mûsâ onlara gelmiş; Fir´avn ona: "Ey Mûsâ, ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
102Mûsâ dedi ki: "Bunları, ancak göklerin ve yerin Rabbinin, (benim doğruluğumu belgeleyen) kanıtlar olarak indirdiğini pekâlâ bildin. Ey Fir´avn, ben de seni mahvolmuş görüyorum."
103Fir´avn onları o ülkeden sürüp çıkarmak istedi, biz de onu, yanındakilerle birlikte toptan boğduk.
104Onun ardından İsrâil oğullarına: "O ülkede oturun, âhiret zamanı gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz," dedik.
105Biz o(Kur´â)nı hak olarak indirdik ve o, hak ile inmiştir. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
106Onu, insanlara ağır ağır okuman için, okuma parçalarına ayırdık ve onu azar azar indirdik.
107De ki: "Siz ister ona inanın, ister inanmayın, O, daha önce kendilerine bilgi verilenlere okunduğu zaman onlar, derhal çeneleri üstüne secdeye kapanırlar."
108"Rabbimizin şânı yücedir, gerçekten Rabbimizin sözü mutlaka yerine getirilir!" derler.
109Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve Kur´ân onların derin saygısını artırır.
110De ki: "İster Allâh diye çağırın, ister Rahmân diye çağırın. Hangisiyle çağırsanız en güzel isimler O´nundur." Namazında pek bağırma, pek de sesini gizleme, bu ikisinin arasında bir yol tut.
111"Çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, acze düşüp de yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah´a hamdolsun!" de ve O´nu gereği gibi tekbir et (saygı ve tekbir ile an).
Chapter 18 (Sura 18)
1Allah´a hamdolsun ki, kuluna Kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
2Onu dosdoğru (bir Kitâp) olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azâba karşı (insanları) uyarsın ve iyi işler yapan mü´minlere de kendileri için güzel mükâfât bulunduğunu müjdelesin.
3Onlar sürekli olarak o mükâfât içinde bulunacaklardır.
4Ve: "Allâh çocuk edindi" diyenleri de uyarsın.
5Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından ne büyük (küstahça) söz çıkıyor! Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
6Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helâk edeceksin!
7Biz yeryüzündeki şeyleri, kendisine süs olsun diye yarattık ki onların, hangisinin daha güzel iş yaptığını deneyelim.
8Biz elbette (bir gün) yerin üzerindekileri kupkuru bir toprak yaparız.
9Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakim sâhiplerinin bizim şaşılacak âyetlerimizden olduklarını mı sandın? (onlardan başka çok daha acâip âyetlerimiz vardır. Arzı yeşertip sonra kurutmamız da şaşılacak âyetlerimizden değil midir?)
10O gençler mağaraya sığındılar: "Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir çıkış yolu hazırla!" dediler.
11Bunun üzerine mağarada nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk (onları derin bir uykuya daldırdık)
12Sonra onları uyandırdık ki, (onların uyuma müddetleri hakkında ihtilâf eden) iki zümreden hangisinin, (onların) kaldıkları süreyi daha iyi hesâb edeceğini bilelim.
13Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidâyetlerini artırmıştık.
14Kalblerinin üstüne metânet bağlamıştık. Kalktılar, dediler ki: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O´ndan başkasına Tanrı demeyiz. Yoksa saçma söylemiş oluruz."
15"Şunlar, şu kavmimiz O´ndan başka tanrılar edindiler. Onların tanrı olduğuna açık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Allah´a karşı yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir?"
16(İçlerinden biri şöyle dedi): "Mâdem ki siz onlardan ve Allah´tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden bir parça yaysın (rızkınızı açıp bollaştırsın) ve (şu) işinizden size yararlı bir şey hazırlasın."
17Güneşi görürsün, doğduğu zaman mağaralarından sağa doğru eğiliyor, battığı zaman da sola doğru onları makaslayıp geçiyor (hiçbir halde onların üzerine düşüp kendilerini rahatsız etmiyor) ve onlar, mağaranın geniş bir dehlizi içindedirler. Bu (durum), Allâh´ın âyetlerindendir. Allâh kimi doğru yola iletirse o, yolu bulmuştur; kimi de sapıklıkta bırakırsa, artık onun için yol gösteren bir dost bulamazsın.
18Uykuda oldukları halde sen onları uyanıklar sanırsın onları (uykuda) sağa sola çeviririz. Köpekleri de girişte iki kolunu (ön ayaklarını) uzatmış vaziyettedir. Onların durumunu görseydin, mutlaka onlardan dönüp kaçardın. Ve onlardan içine korku dolardı.
19Yine böyle onları dirilttik ki, kendi aralarında (birbirlerine) sorsunlar: İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün, ya da günün bir parçası (kadar kaldık)." dediler. (Fakat işin içyüzünü iyice bilmediklerinden herşeyi en iyi bilenin Allâh olduğunu ifade ettiler): "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir, dediler, birinizi şu gümüş (para) ile şehre gönderin, baksın, hangi yiyecek daha temiz (ve nefis) ise ondan size bir azık getirsin; fakat çok dikkatli davransın, sakın sizi birisine sezdirmesin."
20"Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler ki, o takdirde asla iflâh olamazsınız."
21(Nasıl onları uyutup sonra uyandırdıksa yine) böylece onları (bazı insanlara) buldurduk ki, Allâh´ın (öldükten sonra diriltme) va´dinin gerçek olduğunu ve (Duruşma) saatin(in geleceğin)de asla şüphe olmadığını bilsinler. (Bulanlar), o sırada kendi aralarında onların durumlarını tartışıyorlardı: "Onların üstüne bir binâ yapın!" dediler. Rableri onları daha iyi bilir. Onların işine gaalip gelen(yetkili)ler: "Mutlaka onların üstüne bir mescid yapacağız" dediler.
22Görülmeyene taş atar gibi: "Onlar üçtür, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler; "Beştir, altıncıları köpekleridir" diyecekler. "(Hayır,) Yedidir, sekizincileri köpekleridir.´ diyecekler. De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onları bilen azdır." Onun için onlar hakkında, sathi tartışma dışında, derin münakaşaya girme ve onlar hakkında bunlardan hiçbirine bir şey sorma.
23Hiçbir şey için "Bunu yarın yapacağım" deme.
24Ancak "Allâh dilerse (yapacağım)" (de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Rabbimin beni bundan daha doğru bir bilgiye ulaştırcağını umarım" de.
25"Mağaralarında üçyüz yıl kaldılar. Dokuz (yıl) da ilâve ettiler."
26De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allâh daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O´nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! Onların, O´ndan başka bir yardımcısı yoktur. Ve O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez."
27Rabbinin Kitabı´ndan sana vahyedileni oku; O´nun sözlerini değiştirecek yoktur. O´ndan başka sığınılacak bir kimse de bulamazsın.
28Nefsini, sabah akşam, rızâsını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut (onlarla beraber bulunmağa candan sabret). Gözlerin, dünyâ hayâtının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz keyfine uyan ve işi, hep aşırılık olan kişiye itâat etme.
29De ki: "Bu gerçek, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin." Çünkü biz zâlimlere öyle bir ateş hazırladık ki, çadırı onları kuşatmıştır. Eğer (susuzluktan) feryâd edip yardım isteseler erimiş mâden gibi yüzleri haşlayan bir su ile kendilerine yardım edilir! O ne kötü bir içecektir ve ne kötü bir dayanacak(koltuk)dur!
30Onlar ki inandılar ve iyi işler yaptılar; elbette biz işi güzel yapanın ecrini zâyi etmeyiz.
31Onlar öyle kimselerdir ki kendileri için Adn cennetleri vardır. Altlarından ırmaklar akar. Orada altın bileziklerle bezenirler; ince ipekten yeşil giysiler giyerek koltuklar üzerine yaslanırlar. Ne güzel sevâp ve ne güzel dayanacak (koltuk)!
32Onlara şu iki adamı misâl olarak anlat: İkisinden birine iki üzüm bağı vermiş, onların etrâfını hurmalarla çevirmiş, ortalarında da ekin bitirmiştik.
33Her iki bağ da yemişini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemişti. Aralarından bir de ırmak akıtmıştık.
34O(adam)ın (başka) ürünü de vardı. Arkadaşiyle konuşurken ona; "Ben malca senden zenginim, adamca da senden güçlüyüm." dedi.
35(Böylece) kendisine yazık ederek bağına girdi: "Bunun yok olacağını hiç sanmam" dedi.
36"Kıyâmetin kopacağını da sanmıyorum. Şâyet Rabbime döndürülsem bile (orada) bundan daha güzel bir sonuç (daha güzel bir yer) bulurum."
37Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra nutfe (sperm)den yaratan, sonra da seni bir adam biçimine koyan Rabbine nankörlük mü ettin?"
38"Fakat O Allâh benim Rabbimdir, ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam!"
39"Bağına girdiğin zaman: Mâşâallah (Allâh dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allâh iledir! demen gerekmez miydi? Gerçi sen beni malca ve evlâtça senden az görüyorsun ama"
40"Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verebilir. Ve o(senin bağı)nın üzerine de gökten bir hesap görme âfeti gönderir de bağın kupkuru bir toprak kesilir."
41"Yahut suyu dibe çekilir de bir daha su arayamazsın."
42Derken (o inkârcı kişinin) ürünü yok edildi, çardakları üzerine yıkılmış durumda olan(bağ)ın karşısında ona harcadıklarına acıyarak ellerini uğuşturmağa başladı: "Âh nolaydı, ben Rabbime kimseyi ortak koşmamış olaydım!" diyordu.
43Allah´tan başka, kendisine yardım eden bir topluluğu da olmadı, kendi kendisini de kurtaramadı.
44İşte o durumda velilik (koruyuculuk) yalnız hak olan Allah´a mahsustur. O´nun vereceği sevâp da daha hayırlıdır, sonuç da daha hayırlıdır.
45Onlara dünyâ hayâtının, tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten bir su indirdik, Yerin bitkisi onunla karıştı ve (sonunda bitkiler), rüzgârların savurduğu çöp kırıntıları haline geliverdi. Allâh, her şeye kâdirdir.
46Mal ve oğullar dünyâ hayâtının süsüdür. Kalıcı olan güzel işler ise Rabbinin katında sevâpça da daha hayırlıdır, umutça da daha hayırlıdır.
47(Yalnız kalıcı eylemlerin yarar sağlayacağı) O gün dağları yürütürüz; yeri alaçık (çırılçıplak) görürsün (dağlar savrulup dümdüz olmuş, engebeler kalkmıştır) onları (hep bir yere) toplamışız, hiçbirini bırakmamışızdır.
48Ve hepsi sıra sıra senin Rabbine sunulmuşlardır: "Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (çırılçıplak, yalnız, malsız, mülksüz) bize geldiniz! Oysa siz, size (yaptıklarınızdan hesap sorulacak) bir zaman tayin etmeyeceğimizi sanmıştınız!"
49Kitap (ortaya) konulmuştur. Suçluların onun içindekilerden korkarak: "Vah bize, bu Kitaba da ne oluyor, ne küçük ne de büyük hiçbir şey bırakmıyor, her (yaptığımız) şeyi sayıp döküyor!" dediklerini görürsün. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez.
50Meleklere: "Âdem´e secde edin!" demiştik; secde ettiler, yalnız İblis etmedi. O cinlerdendi, Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Şimdi siz, benden ayrı olarak onu ve onun neslini dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar, sizin düşmanınızdır. Zâlimler için ne kötü bir değiştirmedir (bu. Dost olan Allâh´ı bırakıp düşman olan şeytânı ve zürriyetini dost tutmak)!
51Ben onları ne göklerin, yerin, yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum; yoldan şaşırtanları (kendime) yardımcı tutmuş da değilim.
52O gün (Allâh, kâfirlere) der ki: "Benim ortaklarım zannettiğiniz şeyleri çağırın (da sizi azâbımdan kurtarsınlar)! İşte çağırdılar ama (çağırdıkları), kendilerine cevap vermediler. Ve biz onların aralarına tehlikeli bir uçurum koyduk.
53Suçlular ateşi gördüler, artık içine düşeceklerini iyice anladılar, fakat ondan kaçacak bir yer bulamadılar.
54Andolsun biz bu Kur´an´da insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık. Ama insan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.
55Kendilerine hidâyet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerine istiğfar etmekten alıkoyan şey, ancak evvelkilerin yasasının kendilerine de gelmesi(ni) yahut azâbın açıkça karşılarına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
56Biz elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler, hakkı bâtılla gidermek için mücâdele ediyorlar. (Onlar), âyetlerimle ve uyarıldıkları şeylerle alay ettiler.
57Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldığı halde onlardan yüz çeviren ve ellerinin (yapıp) öne sürdüğü(günâhlarını, isyânları)nı unutandan daha zâlim kim olabilir? Biz onların kalbleri üzerine, onu anlamalarına engel olan örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koymuşuz. Onları doğru yola çağırsan da bu halde asla doğru yola gelmezler (çünkü gerçeğe basiretlerini kapamışlardır).
58Ama çok bağışlayan, esirgeyen Rabbin eğer onları, yaptıklariyle hemen cezâlandıracak olsaydı, onların azâbını çabuklaştırırdı. Fakat onlar için va´dedilen bir zaman vardır ki, ondan (kaçıp) sığınacak bir yer bulamayacaklardır.
59İşte şu kentler de zulmetmeğe başlayınca onları helâk ettik. Onları helâk etmek için de bir süre belirlemiştik.
60Mûsâ uşağına demişti ki: "Durmayıp ya iki denizin birleştiği yere varacağım veya uzun bir zaman yürüyeceğim."
61İkisi (yürüdüler), iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular, (balık) sıyrılıp denizde yolunu tuttu.
62Orayı geçip gittiklerinde (Mûsâ) uşağına: "Kahvaltımızı bize getir (de yiyelim), andolsun ki, bu yolculuğumuzdan (epey) yorgunluk çektik." dedi.
63(Uşağı): "Gördün mü, dedi, kayaya sığındığımız vakit balığı unuttum. Onu söylememi, bana ancak şeytân unutturdu. (Balık), şaşılacak biçimde denizin içinde yolunu tuttu!
64(Mûsâ): "İşte aradığımız o idi." dedi. Tekrar izlerini ta´kibederek geriye döndüler, (kayaya vardılar).
65(Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
66Mûsâ ona: "Sana öğretilenden, bana da bir bilgi öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?" dedi.
67(O da): "Sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın" dedi.
68"Sana bildirilmeyen bir şeye nasıl dayanabilirsin?"
69(Mûsâ): "İnşâallah, dedi, beni sabredici bulursun, senin emrine karşı gelmem."
70(O kul): "O halde, dedi, eğer bana tabi olursan ben sana anlatıncaya kadar (yaptığım) hiçbir şey hakkında bana soru sorma."
71Bunun üzerine yürüdüler. Nihâyet gemiye bindikleri zaman gemiyi deliverdi. (Mûsâ): "Halkını boğmak için mi gemiyi deldin? Gerçekten sen çok tehlikeli bir iş yaptın!" dedi.
72(O kul): "Sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın demedim mi?" dedi.
73(Mûsâ): "Unuttuğum şeyden ötürü beni kınama ve bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma." dedi.
74Yine yürüdüler. Nihâyet bir oğlana rastladılar. (O kul) hemen onu öldürdü. (Mûsâ): "Bir can karşılığı olmadan temiz bir cana kıydın ha? Doğrusu sen, çirkin bir iş yaptın!" dedi.
75(O kul): "Ben sana, sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın, dememiş miydim? dedi.
76(Mûsâ) dedi ki: "Eğer bundan sonra (bir daha) sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaş olma. (O zaman) benim tarafımdan sana özür ulaşmıştır (artık benden ayrılmakta mazur sayılırsın).
77Yine yürüdüler. Nihâyet bir kent halkına varıp onlardan yemek istediler (kent halkı) onları konuklamaktan kaçındılar. Derken orada yıkılmağa yüz tutan bir duvar buldular; hemen onu doğrulttu. (Mûsâ): "İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın," dedi.
78"İşte, dedi bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana sabredemeğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."
79"O (yaraladığım) gemi, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim, çünkü onların ilerisinde her (sağlam) gemiyi zorla alan bir kral vardı."
80"Oğlana gelince: Onun anası babası mü´min insanlardı. Bunun, onlara azgınlık ve küfür sarmasından korktuk."
81"İstedik ki Rableri onun yerine onlara ondan daha temiz, daha merhametli (ana babasına iyilik eden) birini versin."
82"Duvar ise şehirde iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki onlar (büyüyüp) güçlü çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunları, ben kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."
83(Ey Muhammed), sana Zu´l-Karneyn´den soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."
84Biz onu yeryüzünde güçlü kıldık ve ona herşeyden bir sebep (istediği herşeye ulaşmanın yolunu, aracını) verdik.
85O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu.
86Nihâyet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zu´l-Karneyn, (onlara) ya azâb edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın)."
87Dedi: "Kim haksızlık ederse, ona azâb edeceğiz, sonra o, Rabbine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azâb edecektir."
88"Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükâfât vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz (onu zor işlere koşmayacağız)."
89Sonra yine bir yol tuttu.
90Nihâyet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, güneşe karşı kendilerine siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğar buldu.
91İşte (Zu´l-Karneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sâhip) idi. Onun yanında (daha) nice bilgi ve yetki bulunduğunu biliyorduk.
92Sonra yine bir yol tuttu.
93Nihâyet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.
94Dediler ki: "Ey Zu´l-Karneyn, Ye´cûc ve Me´cûc, bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?"
95Dedi ki: "Rabbimin, beni içinde bulundurduğu imkânlar, (sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Siz bana (insan) güc(üy)le yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım."
96"Bana demir kütleleri getirin." (Zu´l-Karneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurtup dağlarla) aynı seviyeye getirince: "Üfleyin!" dedi. Nihâyet o(demir kütleleri)ni bir ateş haline sokunca "Getirin bana, üzerine erimiş katran dökeyim," dedi.
97Artık (Ye´cûc Me´cûc) onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
98(Zu´l-Karneyn) dedi: "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin va´di gel(ip Ye´cûc ve Me´cûc´un çıkması, yahut kıyâmetin kopması gerek)diği zaman onu yerle bir eder; şüphesiz Rabbimin va´di gerçektir."
99Biz o gün (Ye´cûc ve Me´cûc´u) bırakmışızdır: Birbiri içinde dalgalanır(lar). Sûr´a da üflenmiştir ve onları hep bir araya toplamışızdır.
100O gün cehennemi kâfirlere açıkça göstereceğiz.
101Onlar ki beni anmağa karşı gözleri perde içinde idi ve (Kur´ân´ı) dinlemeğe tahammül edemezlerdi.
102O nankörler benden ayrı olarak kullarımı kendilerine veliler yapacaklarını mı sandılar? Biz kâfirlere cehennemi konak olarak hazırladık.
103De ki: "Size işleri bakımından en çok ziyana uğrayacak olanları söyleyeyim mi?"
104Dünyâ hayâtında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendileri de iyi iş yaptıklarını sanan kimseleri?
105İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O´na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden eylemleri boşa çıkan kimselerdir. (Yaptıkları işler tamamen boşa çıktığından) kıyâmet günü onlar için bir terazi kurmayız (veya onlara hiçbir değer vermeyiz).
106İnkâr ettikleri, âyetlerimi ve elçilerimi eğlence yerine koydukları için onların cezâsı cehennemdir.
107İnanıp iyi işler yapanlara gelince, onların konağı da Firdevs cennetleridir.
108Orada sürekli kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.
109De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tükenir." Yardım için bir o kadarını daha getirsek (yine yetmez)."
110De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım; Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabbine (yaptığı) ibâdete hiç kimseyi ortak etmesin."
Chapter 19 (Sura 19)
1Kâf hâ yâ ´ayn sâd.
2Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyyâ´ya rahmetini anıştır.
3O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı:
4"Rabbim, demişti, ben, bende kemik gevşedi; baş, ihtiyarlk aleviyle tutuştu. Rabbim, sana du´â ile hiçbir zaman bahtsız olmadım (her du´â ettikçe kabul buyurdun, beni istediğimden mahrum etmedin)."
5"Doğrusu ben arkamdan, yerime geçecek yakınlar(ımın iyi hareket etmeyecekler)inden korktum; karım da kısır. (Ne olur) katından bana yerime geçecek bir veli lutfet.
6"Ki, (o), bana ve Ya´kûb oğullarına mirâsçı olsun. Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap."
7(Allâh buyurdu): Ey Zekeriyyâ, biz sana bir oğul müjdeleriz, adı Yahyâ´dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık (ondan önce kimseye bu adı vermedik.)"
8(Zekeriyyâ): "Rabbim, dedi benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım."
9Dedi: "Öyledir, ama Rabbin: ´O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım´ dedi."
10"Rabbim, dedi, (öyle ise) bana bir işâret ver". "Senin işâretin, sapasağlam olduğun halde tam üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşamamandır." dedi.
11(Zekeriyyâ), ma´bedden kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah akşam (Rabbinizi) tesbih edin!" diye işâret etti.
12"Ey Yahyâ, Kitabı kuvvetle tut (Onun emirlerini uygula)." (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik.
13Katımızdan bir rahmet (bir acıma duygusu) ve temizlik de (verdik; o günâhlardan) korunan oldu.
14Ana babasına iyilik ediciydi, baş kaldıran bir zorba değildi.
15Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selâm olsun!
16Kitapta Meryem´i de an. Bir zaman o âilesinden ayrılıp doğu yönünde bir yere çekilmişti.
17Onlarla kendisi arasına bir perde çekmişti. Biz de ruhumuzu (Cebrâil´i) ona gönderdik. (O) ona düzgün bir insan şeklinde göründü.
18(Meryem) dedi ki: "Ben senden, çok esirgeyen(Allâh)´a sığınırım. Eğer (Allah´tan) korkuyorsan (bana dokunma)."
19(Ruh): "Ben, dedi, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye (geldim)."
20"Benim nasıl oğlum olur, dedi, bana bir insan dokunmadı ve ben bir kahpe de değilim."
21(Ruh): "Öyledir, dedi, Rabbin: ´O bana kolaydır. Onu insanlara bir mu´cize ve bizden bir rahmet kılmak için (bunu yapacağız)´ dedi" ve iş olup bitti.
22(Meryem), ona gebe kaldı. Onunla uzak bir yere çekildi.
23Doğum sancısı onu, bir hurma dalı(nın altı)na getirdi. "Keşke dedi, bundan önce ölseydim, unutulup gitseydim!"
24Altından (Ruh) ona şöyle seslendi: "Üzülme Rabbin alt tarafında bir su arkı var etti."
25"Hurma dalını sana doğru silkele, üzerine olmuş, taze hurma dökülsün."
26"Ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen: "Ben Rahmân için (susma) oruc(u) adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım" de."
27(Meryem) onu taşıyarak kavmine getirdi: "Ey Meryem, dediler, sen tuhaf bir iş yaptın."
28"Ey Hârûn´un kızkardeşi, baban kötü bir adam değildi, annen de fâhişe değildi (sen ne yaptın böyle)?"
29(Meryem), çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?"
30(Çocuk): "Ben Allâh´ın kuluyum, dedi,(O) bana Kitabı verdi, beni peygamber yaptı."
31"Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti!"
32"(Beni) anneme iyilik eder (kıldı), beni baş kaldıran bir zorba yapmadı."
33"Doğduğum gün de, öleceğim gün de ve diri olarak kaldırılacağım gün de bana esenlik verilmiştir.
34İşte Meryem oğlu Îsâ. Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey, "gerçek söz"e göre budur.
35Çocuk edinmek, Allah´a yakışmaz. O´nun şânı yücedir. Bir işi yapmak istedi mi ona sadece "ol" der, (o da) olur.
36"Şüphesiz, Allâh benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir, O´na kulluk edin." İşte doğru yol budur.
37Kendi aralarından hizipler, ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten ötürü vay kâfirlerin haline!
38Bize geldikleri gün ne güzel işitir, ne güzel görürler. Ama o zâlimler, bugün apaçık sapıklık içindedirler!
39Onları şu hasret gününe karşı uyar ki, o zaman kendileri gaflet içinde inanmamakta ısrar ederlerken iş bitirilmiş olur (yaptıklarına pişman olup hasret çeker dururlar, ama iş işten geçmiştir artık).
40Dünyâya ve üzerinde bulunanlara biz vâris oluruz biz, ve bize döndürülürler.
41Kitapta İbrâhim´i de an; gerçekten o, çok doğru bir peygamberdi.
42Babasına demişti ki: "Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
43"Babacığım, bana, sana gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim."
44"Babacığım, şeytâna tapma, çünkü şeytân, Rahmân´a isyân etmiştir."
45"Babacığım, ben sana Rahmân´dan bir azâbın dokunmasından korkuyorum. O zaman, şeytânın dostu olursun."
46(Babası): "Ey İbrâhim, dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (onlara dil uzatmaktan) vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım. Uzun süre benden ayrıl, git!"
47(İbrâhim): "Selâm sana, (esenlik içinde kal), dedi, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lutufkârdır."
48"Sizden de, Allah´tan başka yalvardıklarınızdan da ayrılıyor ve yalnız Rabbime yalvarıyorum. Umarım ki Rabbime yalvarmakla bahtsız olmam (istediklerimden mahrum bırakılmam)."
49İşte onlardan ve onların Allah´tan başka taptıklarından ayrılınca biz ona İshak´ı ve (İshak´ın oğlu) Ya´kûb´u armağan ettik ve hepsini de peygamber yaptık.
50Onlara rahmetimizden (mal ve çocuk) lutfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
51Kitapta Mûsâ´yı da an, çünkü o, içi temiz (bir insan)dı ve elçi bir peygamberdi.
52Ona Tûr´un sağ tarafından seslendik ve onu, özel konuşmak için (kendimize) yaklaştırdık.
53Ona, acıdığımızdan dolayı kardeşi Hârûn´u da peygamber olarak armağan ettik.
54Kitapta İsmâ´il´i de an. Çünkü o sözünde duran, elçi bir peygamberdi.
55Halkına namaz kılmayı, zekât vermeyi emrederdi. Rabbi yanında beğenilmişti.
56Kitapta İdris´i de an: Çünkü o, çok doğru bir peygamberdi.
57Onu yüce bir yere yükseltmiştik.
58İşte bunlar; Allâh´ın ni´met verdiği peygamberlerden, Âdem neslinden, Nûh ile beraber gemide taşıdıklarımızın neslinden, İbrâhim ve İsrâil (Ya´kûb) neslinden, yol gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahmân´ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
59Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler, şehvetlerine uydular. Onlar kötülük bulacaklardır.
60Ancak tevbe eden, inanan ve iyi işler yapanlar, cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır.
61Rahmân´ın kullarına gıyâben va´dettiği Adn cennetleri(ne gireceklerdir). Şüphesiz O´nun va´di yerine gelecektir.
62Orada boş söz değil, yalnız selâm işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
63İşte kullarımızdan, korunanlara vereceğimiz cennet budur.
64Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan herşey O´na âittir. Rabbin, asla unutkan değildir.
65(O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O´na kulluk et ve O´na kullukta sabret. Hiç O´nun adıyla anılan birini biliyor musun?
66İnsan: "Ben öldükten sonra mı diri olarak çıkarılacağım?" diyor.
67İnsan önceden hiçbir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu?
68Rabbine andolsun ki, onları ve şeytânları mutlaka toplayacağız, sonra onları diz çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde bulunduracağız.
69Sonra her milletten Rahmân´a en çok karşı geleni ayıracağız.
70Sonra, elbette biz, kimlerin oraya girmeğe uygun olduğunu daha iyi biliriz.
71İçinizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesin borçtur.
72Sonra korunanları kurtarırız ve zâlimleri öyle diz üstü çökmüş olarak bırakırız.
73Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlar için "İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi (mevkii) daha güzeldir?" derler.
74Onlardan önce nice nesiller helâk ettik ki onlar eşyaca ve gösterişce daha güzeldi.
75De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahmân ona süre versin (ne çıkar). Nihâyet va´dedildiklerini -azâbı veya (Duruşma) sâ´ati(ni)- gördükleri zaman, kimin yerce daha kötü ve adamca daha zayıf olduğunu bileceklerdir.
76Allâh, yola gelenlerin hidâyetini artırır. Kalıcı olan yararlı işler, Rabbinin yanında hem mükâfât bakımından daha iyidir, hem varılacak yer bakımından daha iyidir!
77Âyetlerimizi inkâr edip: "Bana mal ve evlâd verilecek" diyen adamı gördün mü?
78Gaybe mi çık(ıp bak)tı, yoksa Rahmân´ın huzûrunda bir söz mü aldı (Allâh ile bir andlaşma mı yaptı)?
79Hayır (yanılıyor), biz onun dediğini yazacağız ve onun için azâbı uzattıkça uzatacağız.
80O dediği(malı ve evlâdı)na biz vâris olacağız (nesi varsa hepsi bize kalacak) ve o, bize tek başına gelecek (yanında ne malı, ne de evlâdı olmayacak).
81Kendilerine destek olsunlar diye Allah´tan başka tanrılar edindiler.
82Hayır, (yarın o taptıkları tanrılar), bunların tapmalarını inkâr edecekler ve bunlara zıd olacaklardır.
83Görmedin mi biz kâfirlere şeytânları gönderdik, onları oynatıp duruyorlar.
84Onlar hakkında acele etme, biz onlar(ın günlerini ve nefeslerini doldurmaları) için saydıkça sayıyoruz.
85Korunanları, binek üzerinde ikram ile Rahmân´a götürdüğümüz gün,
86Suçluları da yaya ve susuz olarak cehenneme sürdüğümüz (gün),
87Yalnız Rahmân´ın huzûrunda söz almış olanlardan başkaları şefâ´at edemezler.
88"Rahmân çocuk edindi" dediler.
89Andolsun ki, "Siz pek kötü bir cür´ette bulundunuz!"
90Neredeyse o(sözün dehşeti)nden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır!.
91Rahmân için çocuk iddiâ ettiklerinden ötürü.
92Çocuk edinmek Rahmân´a yakışmaz.
93Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahmân´a kul olarak gelecektir.
94O, onların hepsini kuşatmış ve onları bir bir saymıştır.
95Onların hepsi, kıyâmet günü O´na tek başına gelecektir.
96İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahmân, (gönüllerde) bir sevgi yaratacak(onları herkese sevdirecek)tir.
97Biz o(Kur´â)n´ı senin diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi onunla uyarasın.
98Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan hiçbirini duyuyor musun, yahut onların gizli bir sesini işitiyor musun?
Chapter 20 (Sura 20)
1Tâ, Hâ.
2Biz bu Kur´ân´ı sana güçlük çekesin diye indirmedik.
3Ancak (Allah´tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik).
4(O) yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir.
5Rahmân Arş´a istivâ etmiş(kurulmuş)tur.
6Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O´nundur (ne kadar kapalı olursa olsun, O´ndan hiçbir şey gizli kalmaz).
7Sözü açık söylesen de (gizli söylesen de) muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.
8Allâh ki, O´ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O´nundur.
9Mûsâ´nın haberi sana geldi mi?
10Hani (o) bir ateş görmüştü de âilesine: "Siz durun ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.
11(Mûsâ), o(ateşin yanı)na gelince kendisine "Ey Mûsâ!" diye seslenildi.
12"Ben, (evet) ben senin Rabbinim! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, kutsal vâdide, Tuvâ´dasın."
13"Ben seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle."
14"Muhakkak ben, (evet) ben Allâh´ım, benden başka tanrı yoktur.(Yalnız) bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl."
15"(Kıyâmet) Sâ´at(i) mutlaka gelecektir. Herkesin, peşinde koştuğu işlerle cezâlanması için, neredeyse onu gizleyeceğim."
16"Ona inanmayıp keyfine uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helâk olursun!"
17"Sağ elindeki nedir ey Mûsâ?"
18(Mûsâ) dedi: "O, asâ´mdır. Ona dayanıyorum ve onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim daha birçok ihtiyaçlarım var (onunla birçok ihtiyacımı gideririm)."
19(Allâh) buyurdu; "(Yere) at onu ey Mûsâ!"
20(Mûsâ) attı, bir de ne görsün o, koşan kocaman bir yılan!
21(Allâh): "Al onu, dedi, korkma biz onu yine ilk durumuna sokacağız."
22"Elini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu´cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın."
23"Ki sana en büyük mu´cizelerimizden bazılarını göstermiş olalım"
24"İmdi sen Fir´avn´e git: çünkü o azdı."
25(Mûsâ) dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)"
26"Bana işimi kolaylaştır."
27"Dilimin düğümünü çöz".
28"Ki sözümü anlasınlar"
29"Bana âilemden bir vezir ver:"
30"Kardeşim Hârûn´u."
31"Onunla arkamı kuvvetlendir."
32"Onu da işime ortak yap,"
33"Ki seni çok tesbih edelim,"
34"Ve seni çok analım,"
35"Şüphesiz sen, bizi görmektesin."
36(Allâh) buyurdu: "Ey Mûsâ, istediğin sana verildi."
37"Zaten biz sana bir kez daha lutufta bulunmuştuk."
38"(Sen doğduğun zaman,) Annene vahyedileni vahyetmiştik:"
39"Onu sandığa koy, suya at; su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır." "Gözümün önünde yetiştirilmen için senin üzerine benden bir sevgi koydum (görenler senin üzerine koyduğum bu sevgiden ötürü sana meftun oldular)."
40"Kızkardeşin ona bakacak birini size göstereyim mi? diyordu. Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman da seni tasadan kurtarmış ve seni iyice denemiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra belirlediğimiz bir vakitte bize geldin ey Mûsâ!"
41"Seni kendim için yetiştirdim."
42"Sen ve kardeşin, âyetlerimi götürün, beni anmakta gevşeklik etmeyin."
43"Fir´avn´e gidin, çünkü o azdı."
44"Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar."
45Dediler ki: "Rabbimiz, onun bize taşkınlık etmesinden, yahut iyice azmasından korkuyoruz."
46"Korkmayın, dedi, ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm."
47"Haydi, varın ona, deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz; İsrâil oğullarını bizimle gönder, onlara azâb etme. Biz Rabbinden sana bir âyet getirdik. Esenlik, hidâyete uyanlaradır."
48"Bize, yalanlayıp yüz çevirenin, azâba uğrayacağı vahyolundu."
49(Fir´avn): "Rabbiniz kimdir ey Mûsâ?" dedi.
50(Mûsâ): "Rabbimiz, her şeye yaratılışını (varlığını ve biçimini) verip sonra onu doğru yola ileten (yaratılış gâyesine uygun yola yönelten)dir." dedi.
51(Fir´avn): "Peki ya ilk nesillerin hali ne olacak?" dedi.
52Dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin yanında bir Kitâptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz."
53O ki, yeri size beşik yaptı ve onda sizin için yollar açtı, gökten bir su indirdi. Onunla her çeşit bitkiden çiftler çıkardık.
54Yeyin, hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda, akıl sâhipleri için ibretler vardır.
55Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız.
56Andolsun biz o(Fir´av)n´a âyetlerimizin hepsini gösterdik, yine de yalanladı ve dayattı.
57Ve: "Sen bizi büyünle yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin ey Mûsâ?" dedi.
58"Biz de mutlaka sana o(se)nin (büyün) gibi bir büyü getireceğiz. Sen şimdi seninle bizim aramızda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et; ne senin, ne de bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun."
59(Mûsâ): "Buluşma zamanınız, Süs (bayram) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti olsun" dedi.
60Fir´avn, dönüp gitti, hilesini (büyücüleri ve onların âletlerini) topladı, sonra (belirtilen yere) geldi.
61Mûsâ onlara: "Yazık size, dedi, Allah´a yalan uydurmayın, sonra (O), bir azâb ile kökünüzü keser, doğrusu iftirâ eden perişan olmuştur!"
62(Fir´avn´ın topladığı büyücüler), işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli konuştular.
63Dediler ki: "Bunlar iki büyücü, başka bir şey değil. Büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu, (üstün dininizi) gidermek istiyorlar."
64Onun için siz hilenizi toplayın, sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen başarmıştır.
65(Büyücüler önce Mûsâ´nın işe başlamasını istediler) Dediler ki: "Ey Mûsâ, ya sen at, yahut önce atan biz olalım."
66(Mûsâ): "Hayır siz atın!" dedi. (Attılar. Mûsâ) bir de ne görsün: Büyülerinden ötürü onların ipleri ve sopaları gerçekten koşuyor gibi görünüyor.
67Bu yüzden Mûsâ, içinde bir korku duydu.
68(Biz kendisine): "Korkma, dedik, üstün gelecek sensin, sen!"
69"Sağ elindekini at! Onların yaptıklarını yutsun. Çünkü onların yaptıkları, bir büyücünün hilesidir. Büyücü de nereye varsa iflâh olmaz!"
70Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar: "Hârûn´un ve Mûsâ´nın Rabbine inandık!" dediler.
71(Fir´avn): "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım, hangimizin azâbı daha çetin ve sürekli imiş bileceksiniz!" dedi.
72Dediler ki: "Biz, seni, bize gelen açık delillere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Yapacağını yap, sen ancak bu dünyâ hayâtında istediğini yapabilirsin."
73"Biz Rabbimize inandık ki (O) bizim günâhlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlasın. (Elbette) Allâh daha hayırlı ve (O´nun mükâfâtı ve cezâsı) daha süreklidir."
74Kim Rabbine suçlu olarak gelirse onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar.
75Kim de iyi işler yapmış bir mü´min olarak O´na gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır:
76Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri. Orada sürekli olarak kalırlar. İşte arınanların mükâfâtı budur!
77Andolsun biz Mûsâ´ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır´dan çıkarıp) yürüt; (asânla suya) vur, denizde onlar için kuru bir yol (aç). (Fir´avn´ın sana) yetişme(sin)den korkma, (boğulmaktan) endişe etme." diye vahyetmiştik.
78Fir´avn, askerleriyle onların ardına düştü, denizden onları örten örttü (deniz onları örtüp boğdu).
79Fir´avn toplumunu saptırdı, doğru yola iletmedi.
80Ey İsrâil oğulları, biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tûr´un sağ yanında, (Mûsâ ile konuşmayı) size va´dettik; üzerinize kudret helvasıyle bıldırcın indirdik.
81"Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yeyin, ama bu hususta taşkınlık etmeyin; sonra gazabım üzerinize iner, kimin üstüne gazabım inerse o, düşmüş(mahvolmuş)tur.
82"Ve Ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da yola gelen kimseye karşı çok bağışlayıcıyımdır."
83"Seni kavminden çabucak ayrıl(ıp gel)meğe sevk eden nedir? (Niçin onları hemen bırakıp geldin) ey Mûsâ?" (dedik).
84Dedi: "Onlar benim arkamdan geliyorlar, ya Rabbi râzı olman için sana çabuk geldim."
85(Allâh): "Ama biz senden sonra kavmini sınadık. Samiri onları saptırdı" dedi.
86Bunun üzerine Mûsâ, çok kızgın ve üzüntülü bir halde kavmine döndü: "Ey Kavmim, dedi, Rabbiniz size güzel bir va´idde bulunmamış mıydı? Süre mi size uzun geldi (zamanla verdiğiniz sözü unuttunuz mu)? Yoksa Rabbinizden bir gazabın üstünüze inmesini mi istediniz ki, bana verdiğiniz sözden caydınız (beni izlemediniz)?"
87Dediler ki: "Kendi malımızla senin sözünden çıkmadık", fakat o milletin (yani Mısırlıların) süs(eşyas)ından bize yükler yükletilmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Samiri de attı."
88Onlara, böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Dediler ki, "Bu sizin de tanrınız, Mûsâ´nın da tanrısıdır, fakat o unuttu".
89Onlar görmüyorlar mı ki o (buzağı) kendilerine bir söz söyleyemez; bir zarar, ve yarar veremez?
90Önceden Hârûn, kendilerine: "Ey kavmim, andolsun siz bununla sınandınız. Rabbiniz, o çok esirgeyendir. Bana uyun, buyruğuma itâ´at edin!" demişti.
91Dediler: "Mûsâ bize dönünceye kadar buna tapmaktan vazgeçmeyeceğiz!"
92(Mûsâ) "Ey Hârûn, oların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu (da önlemedin)? dedi.
93"Neden bana uymadın, buyruğuma karşı mı geldin?" (Ve kardeşinin sakalından tutup çekmeğe başladı.)
94(Hârûn, kardeşini yumuşatabilmek için): "Ey anamın oğlu, dedi, sakalımı, başımı tutma. Ben senin ´İsrâil oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın´ diyeceğinden korktum (da onun için idare yoluna gittim)."
95(Mûsâ, Samiri´ye döndü): "Ey Sâmiri, ya senin amacın nedir?" dedi.
96(Sâmiri): "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm. Elçinin eserinden bir avuç aldım da attım; nefsim bana böyle (yapmayı) hoş gösterdi."
97(Mûsâ): "Git, dedi. Artık hayât boyunca sen: ´Bana dokunmayın!´ diyeceksin (toplumdan refüze edilip yalnız başına kalacaksın), sana va´dedilen bir cezâ var ki ondan asla şaşırılmayacaksın (mutlaka o cezânı tam zamanında bulacaksın). Şimdi durup taptığın tanrına bak. Biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız."
98"Tanrınız ancak kendisinden başka tanrı olmayan Allah´tır. O´nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır."
99Böylece sana geçmişlerin haberlerinden bir miktar anlatıyoruz. Gerçekten sana katımızdan bir Zikir (geçmiş olaylardan bir anı) verdik.
100Kim ondan yüz çevirirse o, kıyâmet günü (ağır) bir günâh yüklenecekdir.
101Sürekli olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyâmet gününde bu, onlar için ne kötü bir yüktür!
102O gün Sûr´a üflenir ve o gün suçluları, gömgök (kör bir durumda) süreriz.
103Kendi aralarında gizli gizli, "(dünyâda) On günden fazla kalmadınız" derler.
104Onların dedikleri(kalış süresi)ni biz daha iyi biliriz. En akıllıları ise: "Siz yalnız bir gün kaldınız," der.
105Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak!
106Yerlerini boş, dümdüz bırakacaktır.
107Orada ne bir eğrilik, ne de bir tümsek görmeyeceksin.
108O gün hiç pürüzü olmayan çağrıcıya uyarlar; (ondan sapma imkânı yoktur). Rahmân´ın huzurunda sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.
109O gün Rahmân´ın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefâ´ati fayda vermez.
110O, onların önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini) bilir; onlar ise bilgice O´nu kavrayamazlar.
111Bütün yüzler, o diri ve yöneticiye boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen perişan olmuştur.
112Kim inanarak iyi olan işlerden yaparsa artık o, ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.
113Biz sana onu böyle Arapça bir Kur´ân olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur´ân,) onlara bir hatırlama yaptırsın.
114Gerçek hükümdar olan Allâh, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur´ân´ı acele okumağa kalkma; "Rabbim, ilmimi artır!" de.
115Andolsun biz, önceden Âdem´e (o ağaçtan yememesini) emretmiştik, unuttu. Biz onda bir azim (ve sebât) bulmadık.
116Meleklere: "Âdem´e secede edin," demiştik, secde ettiler, yalnız İblis diretti.
117Dedik ki: "Ey Âdem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun."
118"Şimdi burada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın."
119"Ve sen susamayacaksın, kuşluk vakti güneşi(nin ısısı)ndan etkilenmeyeceksin."
120Nihâyet şeytân ona fısıldayıp: "Ey Âdem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi? dedi.
121O ağaçtan yediler. Böylece kendilerine kötü yerleri göründü (üreme organları ortaya çıktı). Üstlerini cennet yaprağıyle örtmeğe başladılar. Âdem Rabbinin buyruğuna karşı geldi de şaşırdı.
122Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti, doğru yola iletti.
123Dedi ki: "Hepiniz oradan inin, birbirinize düşmansınız. İmdi benden size bir hidâyet geldiği zaman kim benim hidâyetime uyarsa o, sapmaz ve sıkıntıya düşmez."
124"Ama kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için de dar bir geçim var. Kıyâmet günü onu kör olarak (yüce Divâna) süreriz."
125"Rabbim der, niçin beni kör sürdün, oysa ben görür idim?"
126(Allâh) buyurur ki: "Nasıl sana âyetlerimiz geldiği zaman, sen onları unuttuysan, bugün de sen öyle unutulursun!"
127İşte isrâf eden ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları böyle cezâlandırırız. Elbette âhiretin azâbı daha çetin ve daha süreklidir.
128(Bugün) meskenlerinde dolaştıkları, kendilerinden önce yaşamış nice nesilleri yok edişimiz onları hâlâ yola getirmedi mi? Elbette bunda akıl sâhipleri için ibretler vardır.
129Eğer Rabbin tarafından söylenmiş bir söz ve belirtilmiş bir süre olmasaydı. (bunların da hemen helâk edilmeleri) gerekli olurdu.
130Onların dediklerine sabret, güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini överek tesbih et; gece sâ´atlerinden bir kısmında ve gündüzün taraflarında da tesbih et ki memnun olasın!
131Onlardan bazı zümrelere kendilerini denemek için verdiğimiz dünyâ hayâtının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
132Âilene namazı emret, kendin de namaz kılmaya dayan. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Sonuç takvâ(sâhipleri)nindir.
133Dediler ki: "Rabbinden bize bir âyet (mu´cize) getirmeli değil mi?" Onlara, önceki Kitap´larda bulunan kanıt gelmedi mi?
134Şâyet onları, ondan önce bir azâb ile helâk etseydik: "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de böyle alçak ve rezil olmadan önce senin âyetlerine uysaydık!" derlerdi.
135De ki: "Herkes gözetlemektedir. Gözetleyin, düzgün yolun sâhipleri kimdir, doğru yolda olan kimdir, bileceksiniz!"
Chapter 21 (Sura 21)
1İnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirmektedirler.
2Kendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler.
3Kalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: "Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız?"
4Dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O´ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir."
5"Hayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şâ´irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu´cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mu´cize getirsin."
6Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar?
7Biz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sâhiplerine) sorun.
8Biz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi.
9Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helâk ettik.
10Andolsun, size, içinde Zikr´iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
11(Halkı) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik.
12Azâbımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı.
13(Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni´metler)e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz!
14"Eyvah bize, dediler, gerçekten biz zâlimlermişiz!"
15Bu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler.
16Biz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık.
17Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.
18Hayır, biz hakkı bâtılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (bâtılın) canı çıkar. Allah´a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e!
19Göklerde ve yerde kim varsa hep O´nundur. O´nun yanında bulunanlar, O´na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar.
20Gece gündüz tesbih ederler, hiç ara vermezler.
21Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecek?
22Eğer yerde, gökte Allah´tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş´ın sâhibi Allâh, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir.
23O, yaptığından sorulmaz, ama onlar, sorulurlar.
24Yoksa O´ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: "(Bu hususta kesin) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur." Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler.
25Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım.
26"Rahmân çocuk edindi." dediler. O, yücedir. Hayır (Rahmân´ın çocukları sanılan melekler, O´nun) değerli kullar(ı)dır.
27O´ndan önce söz söylemezler ve onlar, O´nun buyruğunu yaparlar.
28(Allâh) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allâh´ın) râzı olduğundan başkasına şefâ´at edemezler ve onlar, O´nun korkusundan titrerler.
29Onlardan her kim: "Ben O´ndan başka bir tanrıyım!" derse onu cehennemle cezâlandırırız. Biz zâlimleri böyle cezâlandırırız.
30O nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hâlâ inanmıyorlar mı?
31Yer, onları sarsar diye, onun üstünde yüksek dağlar yarattık. Ve istedikleri yere gidebilmeleri için orada geniş yollar açtık.
32Göğü, korunmuş bir tavan yaptık; onlarsa hâlâ göğün, (Allâh´ın) âyetlerinden yüz çevirmektedirler.
33Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratan O´dur. (Bunların) her biri bir yörüngede yüzmektedir.
34Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar?
35Her nefis, ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptelâ kılıyoruz. Ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz.
36Kâfirler seni gördükleri zaman: "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahmân´ın Zikri(uyarısı)nı kabul etmiyorlar.
37(İnsanın tabiatinde acelecilik vardır. Öye acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır. (Durun,) Size âyetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin.
38"Doğru söyleyenler iseniz bu (bizi) tehdid (ettiğiniz azâb) ne zaman?" diyorlar.
39İnkâr edenler, ne yüzlerinden, ne de sırtlarından ateşi savamayacakları ve yardım da olunmayacakları zamanı bir bilselerdi (onu böyle acele istemezlerdi)!
40Doğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek.
41Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi.
42De ki: "Gece gündüz, sizi Rahmân´dan kim koruyacak?" Hayır, onlar, Rablerinin Zikr´inden yüz çeviriyorlar.
43Yoksa onları, bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Onlar, ne kendilerine yardım edebilirler, ne de bizim tarafımızdan onlara sâhip çıkılır.
44Biz onları ve atalarını yaşattık, nihâyet kendilerine ömür uzun geldi, (ebedi yaşayacaklarını sandılar). Bizim, yere gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mı (yoksa biz miyiz)?
45De ki: "Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler)."
46Andolsun, onlara Rabbinin azâbından bir esinti dokunsa, "Eyvah bize, biz gerçekten zâlimlermişiz," derler.
47Kıyâmet günü için adâlet terâzileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez (insanın yaptığı iş), bir hardal dânesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz.
48Andolsun biz, Mûsâ´ya ve Hârûn´a hak ve bâtılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik.
49Korunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sâ´at(in)den de titrerler.
50Bu (Kur´ân) da ona (yani Muhammed´e) indirdiğimiz mübârek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkâr mı ediyorsunuz? (Ne kadar gâfilsiniz siz)!
51Andolsun biz, daha önceden İbrâhim´e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk.
52Babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir?"
53"Babalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.)" dediler.
54"Doğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz!" dedi.
55Dediler ki: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın?"
56"Hayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şâhidlik edenlerdenim."
57"Allah´a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım!"
58Nihâyet (İbrâhim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye(!)
59(Döndükleri zaman): "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zâlimlerden biridir." dediler.
60"Onları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrâhim deniliyormuş," dediler.
61"Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezâlandırılacağına) tanık olsunlar" dediler.
62(İbrâhim´i getirdiler), dediler ki: "İbrâhim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın?"
63"Hayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa (!)"
64Kendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler.
65Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler.
66"Peki, dedi, siz Allâh´ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz?"
67"Yuh size ve Allah´tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz?"
68Dediler: "Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız."
69Biz de: "Ey ateş, İbrâhim´e serin ve esenlik ol!" dedik.
70Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrâna uğrattık.
71Onu ve Lût´u kurtarıp, âlemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik.
72Ona İshak´ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya´kûb´u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık.
73Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı.
74Lût´a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler.
75Ve onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Sâlihlerden idi.
76Nûh´u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du´âsını kabul edip kendisini ve âilesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
77Ve âyetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk.
78Dâvûd ile Süleymân´ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik.
79O hükmü Süleymân´a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Dâvûd´a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.
80Ona, sizi, savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki?
81Süleymân´a da fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi biliriz.
82Kendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytânları da emrine vermiştik. Biz onları onun emrinde tutuyorduk.
83Eyyûb´u da an. O, Rabbine: "Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!" diye du´â etmişti.
84Biz de onun du´âsını kabul etmiş, kendisine bulaşan derdi kaldırmıştık; ona tarafımızdan bir rahmet ve ibâdet edenler için bir öğüt olarak âilesini ve onlarla beraber bir katını daha vermiştik.
85İsmâ´il´i, İdris´i, Zu´l-Kifl´i de an; hepsi de sabredenlerdendi.
86Onları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Sâlihlerdendi.
87Zünnûn´u (balık karnına girmiş olan Yûnus ibn Matta´yı) da an; zira (o, kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihâyet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka tanrı yoktur. Senin şânın yücedir, ben zâlimlerden oldum!" diye yalvardı.
88Biz de onun du´âsını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız.
89Zekeriyyâ´yı da (an). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma! Sen, vârislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)" diye du´â etmişti.
90Onun du´âsını da kabul buyurduk ve ona Yahyâ´yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du´â ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi.
91O ırzını korumuş olan(Meryem)i de an; ona ruhumuzdan bir çocuk üflemiş, kendisini ve oğlunu âlemlere bir ibret yapmıştık.
92İşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslâm milleti), bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin.
93İşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir.
94İmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız.
95Helâk ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) harâmdır: Onlar bir daha geri dönemezler.
96Nihâyet Ye´cûc ve Me´cûc´un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman,
97Gerçek va´d (yani kıyâmet) yaklaşmış olur. İnkâr edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar).
98Siz ve Allah´tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz.
99Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır.
100Onlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azâbın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler.
101Ama bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.
102Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni´metler) içinde ebedi kalırlar.
103O en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va´dedilen gününüzdür!"
104O gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iâde ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız.
105Andolsun Tevrât´tan sonra Zebûr´da da: "Arza mutlaka iyi kullarım vâris olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık.
106Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.
107(Ey Muhammed) Biz seni ancak âlemlere rahmet için gönderdik.
108De ki: "Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O´na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız?
109Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdid edildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem."
110"Şüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinizi de bilir."
111"Bilmem belki de o (azâbın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir"
112(Allâh´ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftirâlarınıza) karşı O´nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)!"
Chapter 22 (Sura 22)
1Ey insanlar, Rabbinizden korkun, çünkü (Duruşma) sâ´ati(ni)n depremi, cidden korkunç bir şeydir.
2Onu gördüğünüz gün, her emziren, emzirdiğinden geçer; her gebe yükünü bırakır; insanları sarhoş görürsün, oysa sarhoş değillerdir ama Allâh´ın azâbı şiddetlidir (bu dehşetli azâb, onların akıllarını başlarından almıştır.)
3İnsanlardan kimi, Allâh hakkında bilmeden tartışır ve her kaba (şarlatan) şeytâna uyar.
4O (Şeytâ)nın hakkında: "Kim bunu takibederse muhakkak bu, onu saşırtır ve onu alevli ateş azâbına götürür" diye yazılmıştır.
5Ey insanlar eğer öldükten sonra dirilmekten kuşkuda iseniz (bilin ki) biz sizi (önce) topraktan, sonra nutfe(sperm)den, sonra alaka(embriyo)dan, sonra biçimlenen ve biçimlenmeyen bir çiğnem et parçasından yarattık ki, size (kudretimizi) açıkça gösterelim. Dilediğimizi belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız. Sonra güç(ve kabiliyetler)inize ermeniz için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi (henüz çocukken) öldürülür, kimi de ömrün en kötü çağına(ihtiyarlığa) itilir ki, bilirken bir şey bilmez hale gelsin (çocukluğundaki gibi bedence ve akılca güçsüz bir duruma düşsün). Yeri de kurumuş, ölmüş görürsün. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çifti bitirir.
6Bu böyledir. Çünkü Allâh, tek gerçektir. (Her şey O´nunla varlık kazanır) ve O, ölüleri diriltir ve O, her şeyi yapabilir.
7Ve (çünkü) o (duruşma) sâ´at(i) mutlaka gelecektir, onda şüphe yoktur. Ve Allâh, kabirlerde olanları diriltecektir.
8İnsanlardan kimi bilmeden, ne bir yol göstereni, ne de aydınlatıcı bir Kitabı olmadan, Allâh hakkında tartışır.
9Allâh´ın yolundan şaşırtmak için boynunu öteye döndürerek (kabara kabara tartışmasını sürdürür), dünyâda onun için bir kepazelik vardır. Kıyâmet günü de ona yangın azâbını taddıracağız:
10(Ey insan), "İşte bu, senin ellerinin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir. Allâh kullara zulmedici değildir!"
11İnsanlardan kimi de Allah´a bir kenardan, ibâdet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzûra kavuşur (sevinir) ve eğer başına bir kötülük gelirse yüz üstü döner (dini kötüleyerek ondan vazgeçer). O, dünyâyı da, âhireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan budur.
12Allah´tan ayrı olarak kendisine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere yalvarır. İşte (doğru yoldan) uzak(lara) sapma budur!
13Zararı, faydasından daha yakın olana yalvarır. (O), Ne kötü bir yardımcı ve ne kötü bir arkadaştır!
14Allâh, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Şüphesiz Allâh istediğini yapar.
15Kim Allâh´ın, dünyâda ve âhirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa öfkesini gidermek için göğe bir sebep(ip)le uzansın, sonra (ayaklarını yerden) kessin de baksın, bu çaresi, öfkelendiği şeyi giderebilecek mi?
16Ve işte biz Kur´ân´ı böyle açık açık âyetler olarak indirdik. Şüphesiz Allâh, dilediğini doğru yola iletir.
17İnananlar, yahûdiler, sâbiiler, hırıstiyanlar, mecûsiler ve (Allah´a) ortak koşanlar... Allâh, kıyâmet günü bunlar arasında hüküm verecek(haklıyı haksızı ortaya çıkaracak)tır. Şüphesiz Allâh, her şeye şâhidtir!
18Görmedin mi (baksana), göklerde, yerde bulunan kimseler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah´a secde ediyorlar! Ama birçoğuna da azâb hak olmuştur. Allâh kimi aşağılatırsa artık ona değer veren olmaz. Allâh, dilediğini yapar.
19İşte şunlar, Rableri hakkında çekişen iki hasım taraf: Nankörler için ateşten giysi biçildi, başlarının üstünden de kaynar su dökülüyor!
20Onunla karınlarının içindekiler ve derileri eritiliyor.
21(Ayrıca) onlar için demir kamçılar da var.
22Oradan, (o) gamdan her çıkmak istediklerinde (demir kamçılarla vurularak) oraya geri çevrilirler ve : "Yangın azâbını tadın!" (denilir).
23Allâh, inanan ve iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Orada altun bilezikler ve inci(ler) takınırlar. Orada giysileri de ipektir.
24Sözün güzeline ve çok övülen(Allâh)ın yoluna iletilmişlerdir.
25Nânkörlük edenler, Allâh´ın yolundan ve gerek yerli, gerek dışarıdan gelen bütün insanlar için ibâdet yeri yaptığımız Mescid-i Harâm´dan (insanları) geri çevirenler (bilsinler ki), kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı bir azâb taddırırız.
26Bir zamanlar İbrâhim´i Beyt(Ka´be´n)in yerine kondurmuş(ve ona şöyle emretmiş)tik: "Bana hiçbir şeyi ortak koşma ve tavâf edenler, ayakta duranlar, rükû´ ve secde edenler için Evimi temizle."
27İnsanlar içinde haccı ilân et; yaya olarak veya uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
28Ki kendileri için birtakım faydalara tanık olsunlar ve (Allâh´ın) kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allâh´ın adını ansınlar. Onlardan yeyin, sıkıntı içinde bulunan fakire de yedirin.
29Sonra (bıyıklarını, tırnaklarını kesmek, sair temizlik gereklerini yapmak sûretiyle) Kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Eski Ev(Ka´be´y)i tavâf etsinler.
30İşte öyle. Kim Allâh´ın yasaklarına saygı gösterirse, o (hareketi), Rabbinin yanında kendisi için iyidir. Size (âyetlerle) oku(nup açıkla)nanlar dışındaki hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Artık o pis putlardan ve yalan sözden kaçının.
31Allah´a ortak koşmadan, halis olarak O´nu birleyenler olun. Kim Allah´a ortak koşarsa, o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu, uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
32İşte böyle. Kim Allâh´ın nişanlarına (hac ibâdetlerine ve kurbanlara) saygı gösterirse, bu, kalblerin takvâsındandır (kalblerinde Allâh korkusu olanlar, O´nun dininin işâretlerine saygı gösterirler).
33O(hayva)nlarda belli bir süreye kadar sizin için menfaatler vardır. Sonra onların varacakları yer, Eski Ev(Ka´be)dir. (Orada kurban edilirler).
34Biz, her ümmet için bir kurban ibâdeti koyduk ki Allâh´ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O´nun adını ansınlar. Tanrınız bir tek Tanrıdır, yalnız O´na teslim olun. (Ey Muhammed) o alçak gönüllü, saygılı, samimi insanları müjdele;
35Onlar ki Allâh anıldığı zaman kalbleri titrer. Başlarına gelene sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh yoluna) harcarlar.
36Biz o kurbanlık develeri de size Allâh´ın (dininin) işâretlerinden yaptık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar ön ayaklarını sıra halinde yere basmış durumda iken üzerlerine Allâh´ın adını anın (da boğazlayın) yanları yere düş(üp canları çık)ınca da onlardan yeyin, kanâat eden(fakir)e de; isteyen(fakir)e de yedirin. Allâh o(kocaman hayva)nları, size boyun eğdirdi ki şükredesiniz.
37Onların etleri ve kanları Allah´a ulaşmaz. Fakat sizin takvânız O´na ulaşır. Allâh onları size böyle boyun eğdirdi ki, sizi doğru yola ilettiği için O´nun büyüklüğünü anasınız. (Ey Muhammed), güzel davrananları müjdele.
38Allâh inananları savunur. Allâh hiçbir hâin, nankörü sevmez.
39Kendileriyle savaşılan(mü´min)lere (karşı koyma) izn(i) verildi. Çünkü onlara zulmedilmiştir ve şüphesiz Allâh, onlara yardım etmeğe kâdirdir.
40Onlar, sırf "Rabbimiz Allah´tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allâh´ın bazı insanları diğer bazılarıyle savunması olmasaydı, içlerinde Allâh´ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı. Allâh, kendi(dini)ne yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allâh, kuvvetlidir, gâlibdir.
41O (Allâh´ın dinine yardım ede)nleri yer yüzünde iktidâra getirdiğimiz takdirde (zorbaların yoluna sapmazlar, bil´akis) namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allah´a âittir (her şey sonunda O´na varacaktır).
42(Ey Muhammed), eğer (bunlar) seni yalanlıyorlarsa (bil ki) bunlardan önce Nûh, ´Âd ve Semûd kavmi de yalanlamıştı.
43İbrâhim kavmi ve Lût kavmi de (yalanlamıştı).
44Medyen halkı da (yalanlamıştı); Mûsâ da yalanlanmıştı. Ben de kâfirlere bir süre vermiş, sonra onları yakalamıştım. (Bak), benim (onları) inkârım (görülmemiş biçimde cezâlandırmam) nasıl oldu!
45(Halkı) zulmederken helâk ettiğimiz nice kent vardır ki duvarları (yıkılan) tavanlarının üstüne çökmüştür. Nice kullanılmaz olmuş kuyu ve nice (ıssız kalmış) sağlam köşk vardır!
46Hiç yeryüzünde gezmediler mi ki (kendilerinden önce mahvolanların yerlerini görsünler de) düşünecekleri kalbleri, işitecekleri kulakları olsun (akıllları başlarına gelsin, hak sözünü işitsinler). Zira gözler kör olmaz (çünkü gözlerin körlüğü, geçici bir görme yetersizliğidir); fakat (asıl) göğüslerdeki kalbler kör olur.
47Senden azâbı çabuk istiyorlar. Allâh sözünden caymaz. (Ama herşeyin bir zamanı vardır. O, acele etmez. Zirâ) Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
48Nice kent var ki zulmederken ona biraz süre vermişim, sonra onu yakalamışımdır. Sonunda dönüş ancak banadır.
49De ki: "Ey insanlar, ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım."
50İnanıp iyi işler yapanlar için mağfiret ve bol rızık vardır.
51Âyetlerimizi etkisiz bırakmak için çalışanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.
52Senden önce hiçbir resûl ve nebi göndermemiştik ki o, temenni ettiği zaman, şeytân onun temennisine (bir düşünce) atmış olmasın. Fakat Allâh, şeytânın attığını siler, sonra kendi âyetlerini sağlamlaştırır. Allâh, ´alim(bilen)dir, hakim (sağlamlaştıran)dır.
53(Allâh, böyle yapar ki) Şeytânın attığını, kalblerinde hastalık olanlar ve kalbleri katılaşanlar için bir imtihan yapsın; zâlimler uzak bir ayrılık içindedirler.
54Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar da o(Kur´â)nın, Rabbinden (gelen) gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar; böylece kalbleri ona saygı duysun. Şüphesiz Allâh, inananları mutlaka doğru yola iletir.
55İnkâr edenler ise ansızın o sâ´at (kıyâmet veya ölüm) kendilerine gelinceye yahut o kısır (hayırsız) günün azâbı kendilerine gelinceye kadar o(Kur´â)ndan yana, kuşku içinde olacaklardır.
56O gün mülk Allâh´ındır. (O) onların aralarında hükmeder. İnananlar ve iyi işler yapanlar ni´met cennetlerindedirler.
57İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara da alçaltan bir azâb vardır.
58Allâh yolunda göç edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince, Allâh onları en güzel bir rızıkla besleyecektir. Doğrusu Allâh, rızık verenlerin en iyisidir.
59Onları râzı olacakları bir yere sokacaktır. Doğrusu Allâh, bilendir, halimdir.
60İşte böyle. Kim kendisine yapılan cezânın dengiyle cezâ verir de sonra kendisine tekrar saldırılırsa elbette, Allâh ona yardım eder. Şüphesiz Allâh, affeden, bağışlayandır.
61İşte böyle. (Allâh), geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. Doğrusu Allâh, işiten ve görendir.
62İşte böyle. Çünkü Allâh, Hak´tır, O´ndan başka yalvardıkları ise bâtıldır (aslı olmayan yalan şeylerdir). İşte çok yüce, çok büyük olan, Allah´tır.
63Görmedin mi Allâh gökten bir su indirdi de yer yeşeriyor. Doğrusu Allâh latiftir (bilgisi veya lutfu en ince ve nazik şeylere kadar varır), habirdir (her türlü tedbiri bilir, her şeyi haber alır).
64Göklerde ve yerde ne varsa hep O´nundur. Allâh; işte zengin O´dur, övülmeğe lâyık O´dur.
65Görmedin mi Allâh, yerdekileri ve emriyle, (koyduğu kanunla) denizde akıp giden gemileri sizin buyruğunuza verdi. Yerin üstüne düşmesin diye göğü tutuyor. (Gök) ancak O´nun izniyle düşer. Çünkü Allâh, insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.
66O´dur ki sizi diriltti, sonra sizi öldürür, sonra yine sizi diriltir. Gerçekten insan çok nankördür.
67Biz her ümmete, uydukları bir mensek (ibâdet yöntemi) yaptık. Bu işte seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine çağır, kuşkusuz sen doğru bir yol üzerindesin.
68Eğer seninle mücâdele ederlerse: "Allâh yaptıklarınızı daha iyi bilir" de.
69"Allâh kıyâmet günü, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedecek (haklıyı, haksızı ayıracak)tır."
70Bilmez misin ki Allâh gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Bunların hepsi, bir Kitaptadır (katında yazılıdır). Bu, Allah´a kolaydır.
71Allah´tan ayrı olarak öyle şeylere tapıyorlar ki (Allâh), onlara hiçbir kudret indirmemiştir. Kendilerinin de onların tanrı olabileceği hakkında bir bilgileri yoktur. O zâlimlerin yardımcısı yoktur.
72Kendilerine apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman kâfirlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk belirdiğini anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar. De ki: "Size bundan (bu öfkeli durumunuzdan) daha kötü bir şey haber vereyim mi? Varacağınız ateş! Allâh onu kâfirlere va´detmiştir. Ne kötü sonuçtur (o)!"
73Ey insanlar, size bir temsil verildi, onu dinleyin: O Allah´tan başka yalvardıklarınız (var ya), onların hepsi bir araya toplansalar, bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de.
74Allâh´ı layikıyle takdir edemediler (O´nu gereği gibi bilemediler). Allâh kuvvetlidir, üstündür.
75Allâh meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Allâh, işitendir, görendir.
76Onların önlerinde ve arkalarında olan (bütün olayları, yaptıkları bütün işler)i bilir. Bütün işler Allah´a döndürülür.
77Ey inananlar, rükû´ edin, secde edin, Rabbinize ibâdet edin, hayır işleyin ki umduğunuza eresiniz.
78Allâh uğrunda, O´na yaraşır biçimde cihâd edin. O, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi; babanız İbrâhim´in dini(ne uyun). O (Allâh) bu (Kur´â)ndan önce(ki Kitaplarda) da, bu(Kur´â)nda da size "müslümanlar" adını verdi ki, Elçi size şâhid olsun, siz de insanlara şâhid olasınız. Haydi namazı kılın, zekâtı verin ve Allah´a sarılın; sâhibiniz O´dur. Ne güzel sâhip ve ne güzel yardımcıdır (O)!
Chapter 23 (Sura 23)
1Felâha ulaştı o mü´minler.
2Ki onlar, namazlarında saygılıdırlar.
3Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
4Onlar zekâtı verirler.
5Ve onlar ırzlarını korurlar.
6Ancak eşleri, yahut ellerinin sâhip olduğu (câriyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar.
7Ama bunun ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır.
8Ve o(mü´min)ler emânetlerine ve ahidlerine özen gösterirler.
9Onlar namazlarını (vakitlerinde kılarak) korurlar.
10İşte vâris olacaklar onlardır.
11Onlar (en yüksek cennet olan) Firdevs´e vâris olacaklar, orada ebedi kalacaklardır.
12Andolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık.
13Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk.
14Sonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alaka(embriyo)yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allâh, ne yücedir!
15Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz.
16Sonra, siz kıyâmet günü muhakkak diriltileceksiniz.
17Üstünüzde de yedi tabaka (yedi gök) yarattık. Biz yaratmadan gâfil değiliz.
18Gökten belli ölçü ve miktarda su indirip onu yerde durdurduk. Biz onu (indirmeğe kâdir olduğumuz gibi) gidermeğe de kâdiriz.
19Onunla size, içlerinde sizin için birçok meyvalar bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yetiştirdik, onlardan yiyorsunuz.
20Yine onunla Tûr-i Sinâ´dan çıkan, (meyvası) yağlı olarak biten, yiyenlerin (yağına ekmeklerini) batıracakları bir (zeytin) ağac(ı) yetiştirdik.
21Hayvanlarda da sizin için ibret vardır: Karınlarının içindekinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar var, aynı zamanda onlardan yersiniz.
22O (hayva)nların üzerinde ve gemiler üzerinde taşınırsınız.
23Andolsun biz, Nûh´u kavmine gönderdik: "Ey kavmim, dedi, Allah´a kulluk edin, sizin O´ndan başka tanrınız yoktur, korunmaz mısınız?"
24Kavminin içinden ileri gelen inkârcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allâh (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik."
25"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdır, başka bir şey değildir. Hele bir süreye kadar onu gözetleyin.
26(Nûh): "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et (bana verdiğin sözü yerine getir)!" dedi.
27Biz de ona vahyettik ki: "Gözlerimizin önünde ve vahyimiz(öğretimimiz)le o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca her cinsten iki çift ve âileni de alıp ona sok. Yalnız onlar içinde alehylerine söz geçmiş (azâbımıza uğrama hükmü giymiş) olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma; onlar, mutlaka boğulacaklardır!
28Sen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman: "Bizi o zâlim kavimden kurtaran Allah´a hamdolsun." de.
29Ve de ki: "Rabbim, beni mübârek bir inişle indir; sen konuklayanların en hayırlısısın."
30Gerçi biz, (onları) sınıyorduk ama, bu olayda (sizler için de) nice ibretler vardır.
31Sonra onların ardından başka bir nesil yetiştirdik.
32Onlara da kendi içlerinden: "Allah´a kulluk edin, sizin O´ndan başka Tanrınız yoktur, (Allâh´ın azâbından) korunmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.
33Kavminden, kendilerine dünyâ hayâtında bol ni´met verdiğimiz o inkâr eden ve âhiret buluşmasını (hesap ve cezâsını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor."
34"Eğer sizin gibi bir insana itâ´at ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlarsınız demektir."
35"O size, siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman yeniden hayâta çıkarılacağınızı mı va´dediyor?"
36"Heyhât, o size va´dedilen şey ne kadar uzak!"
37"Ne ise hep bu dünyâ hayâtımızdır; ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz."
38"O, Allah´a yalan uydurandan başka bir adam değildir. Biz ona inanıcı(insan)lar değiliz."
39(O peygamber): "Rabbim, dedi, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et."
40(Allâh): "Az sonra onlar pişman olacaklar!" dedi.
41Derken o korkunç ses, onları gerçekten yakaladı da onları sel süprüntüsü haline getirdik. Uzak olsun o zâlim kavim!.
42Sonra onların ardından başka nesiller yetiştirdik.
43Hiçbir ümmet, ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir.
44Sonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Hangi ümmete elçisi geldiyse onlar onu yalanladılar, biz de onları birbiri ardınca devirdik ve hepsini birer efsâne yaptık. İnanmayan toplum uzak olsun.
45Sonra Mûsâ´yı ve kardeşi Hârûn´u âyetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik;
46Fir´avn´e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.
47"Şu iki adamın kavmi bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız?" dediler.
48Onları yalanladılar ve helâk edilenlerden oldular.
49(Sonra Mûsâ, İsrâil oğullarını Mısır´dan çıkardı. İsrâil oğulları) Doğru yolu bulsunlar diye biz, Mûsâ´ya Kitabı (Tevrât´ı) verdik.
50Meryem oğlunu ve annesini bir mu´cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik.
51"Ey elçiler, güzel şeylerden yeyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim."
52"Ve işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun." (dedik).
53Fakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir.
54Bir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak.
55Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile,
56Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünyâ ni´metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller.
57Onlar ki Rablerine saygıdan titrerler.
58Ve onlar ki Rablerinin âyetlerine inanırlar.
59Ve onlar ki Rablerine ortak koşmazlar.
60Verdiklerini, Rablerinin huzûruna dönecekleri düşüncesiyle kalbleri korkudan ürpererek verirler.
61İşte onlar, hayır işlerine koşarlar ve onlar hayır için önde giderler.
62Biz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda gerçeği söyleyen bir Kitap vardır. (Herkesin eylemleri onda tesbit edilmiştir), onlara asla haksızlık edilmez.
63Fakat onların kalbleri, bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka (birtakım pis) işleri daha var ki, onlar hep o işler için çalışırlar.
64Nihâyet varlıklılarını azâb ile yakaladığımız zaman, hemen feryâda başlarlar.
65"Bugün artık feryâd etmeyin, bize karşı size yardım olunmaz (kimse sizi bizim azâbımızdan kurtaramaz).
66"Âyetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz.
67"Âyetlerime karşı kibirlenerek geceleyin (Ka´be´nin çevresinde toplanıp) saçmalıyordunuz."
68Onlar o sözü (Kur´ân´ı) iyice düşünmediler mi, yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir elçi ve Kitap) geldi diye mi (böyle davranıyorlar)?
69Yoksa elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkâr ediyorlar?
70Yoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi, fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar.
71Eğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir´lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
72Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da onun için mi hakkı kabul etmiyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en iyisidir.
73Sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
74Ama âhirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar.
75Biz onlara acıyıp da başlarındaki sıkıntıyı açsaydık, yine azgınlıklarında bocalamağa devam ederlerdi.
76Andolsun biz onları azâb ile yakaladık, ama yine Rabblerine boyun eğmediler, O´na yalvarmıyorlar.
77Nihâyet üzerlerine şiddetli bir azâb kapısı açtığımız zaman, derhal O´nun içinde şaşkın ve umutsuz kalırlar.
78O´dur ki, sizin için o kulağı, o gözleri ve gönülleri inşâ etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
79O´dur ki, sizi yeryüzünde yaratıp yaydı ve O´na götürüleceksiniz.
80O´dur ki yaşatıyor, öldürüyor. Gecenin ve gündüzün değişmesi O´nun (eseri)dir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
81Hayır, onlar da evvelkilerin dedikleri gibi dediler:
82"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz mi diriltileceğiz?" dediler.
83"Andolsun bu tehdid bize de bizden önce atalarımıza da yapıldı. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir."
84De ki: "Biliyorsanız dünyâ ve içinde bulunanlar kimindir?"
85"Allâh´ındır" diyecekler. "O halde düşün(üp, ilk kez yaratanın, ikinci defa yine yaratılabileceğini anla)mıyor musunuz?" de.
86"Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş´ın Rabbi kimdir?" de.
87"Bunlar Allâh´ındır" diyecekler. "O halde korunmuyor musunuz?" de.
88"Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekûtu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollan(maya muhtaç ol)mayan kimdir?" de.
89"(Her şeyin yönetimi) Allah´a âittir" diyecekler. "O halde nasıl büyüleniyorsunuz?" de.
90Doğrusu biz, onlara hakkı getirdik, (bizim söylediklerimiz gerçektir), onlarsa yalancıdırlar.
91Allâh çocuk edinmemiştir. O´nunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Öyle olsaydı her tanrı, kendi yarattığını götürürdü ve onlardan biri diğerine üstün gelmeğe çalışırdı. Allâh, onların tanımlamalarından uzaktır.
92(O), görünmeyeni ve görüneni bilir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
93De ki: "Rabbim, eğer onların tehdid edildikleri şeyi mutlaka bana göstereceksen (ben sağ iken onları cezâlandıracaksan),"
94"Rabbim, beni şu zâlim kavmin içinde bırakma!"
95Biz, onları tehdid ettiğimiz şeyi sana göstermeğe elbette kâdiriz (onları cezâlandıracağız ve sen bunu göreceksin).
96Kötülüğü en güzel şeyle sav. Biz onların (seni) nasıl vasıflandıracaklarını biliyoruz.
97Ve de ki: "Rabbim, şeytânların dürtüklemelerinden sana sığınırım."
98"Ve onların yanıma uğramalarından sana sığınırım Rabbim."
99Nihâyet onlardan birine ölüm geldiği zaman: "Rabbim, der, beni geri döndürünüz!"
100"Ki terk ettiğim dünyâda yararlı bir iş yapayım." Hayır, bu onun söylediği bir sözdür. Önlerinde tâ diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.
101Sûr´a üflendiği zaman, artık o gün aralarında soylar yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar.
102Kimlerin (eylemlerinin) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
103Kimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde sürekli kalanlardır.
104(Orada onların) yüzlerini ateş yalar. Öyle ki (ateşin) içinde (dehşetten dudakları gerilir de) dişleri açıkta kalır.
105"Âyetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi?"
106"Rabbimiz, dediler, bahtsızlığımız bizi yendi. Biz sapık bir topluluk olduk."
107"Rabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha (yaptığımız kötü işlere) dönersek artık biz gerçekten zâlimleriz."
108Buyurdu ki: "Sinin orada, bana bir şey söylemeyin!"
109"Zira kullarımdan bir zümre: ´Rabbimiz inandık, bizi bağışla, bize acı, sen acıyanların en hayırlısısın´ dedikleri için"
110"Siz onlarla alay ettiniz, (sürekli onlarla uğraştığınız için onlar) size beni anmayı unutturdular. Siz dâimâ onlara gülüyordunuz."
111"Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim; onlar (evet) işte kurtulup murâda erenler onlardır."
112Ve buyurdu: "Yeryüzünde yıllar sayısınca ne kadar kaldınız?"
113"(Herhalde) Bir gün, yahut günün bir kısmı kadar kaldık; sayanlara sor", dediler.
114Buyurdu ki: "Sadece az bir zaman kaldınız, keşke bilseydiniz!"
115"Bizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"
116Hak pâdişah olan Allâh, pek yücedir. O´ndan başka tanrı yoktur. O, Kerim Arş´ın sâhibidir.
117Kim Allâh ile beraber, varlığını kanıtlayacak hiçbir delil bulunmayan bir tanrıya taparsa, onun hesabı, Rabbinin yanındadır (onu Allâh cezâlandırır) çünkü kâfirler iflâh olmazlar.
118De ki: "Rabbim, bağışla, acı, sen acıyanların en hayırlısısın."
Chapter 24 (Sura 24)
1Bu indirdiğimiz ve uygulanmasını farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda açık açık âyetler indirdik.
2Zinâ eden kadın ve zinâ eden erkeğin her birine yüz değnek vurun; Allah´a ve âhiret gününe inananlar iseniz Allâh´ın cezâsını uygulamada sizi, onlara karşı acıma duygusu tut(up engelle)mesin. Mü´minlerden bir grup da onlara yapılan azâba şâhid olsun.
3Zinâ eden erkek, zinâ eden veya ortak koşan kadından başkasıyla evlenmez; zinâ eden kadın da zinâ eden veya ortak koşan erkekten başkasıyla evlenmez. Böyleleriyle evlenmek mü´minlere harâm kılınmıştır.
4Namuslu kadınları zinâ ile suçlayıp da sonra (bu suçlamalarını ispat için) dört şâhid getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şâhidliğini asla kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.
5Ancak bundan sonra tevbe edip uslananlar hariç. Çünkü Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
6Eşlerini zinâ ile suçlayıp kendilerinden başka şâhidleri bulunmayan kimselere gelince: Onlardan her birinin şâhidliği, kendisinin mutlaka doğru söyleyenlerden olduğuna, dört defa Allâh´ı şâhid tutmasıdır.
7Beşinci defa da: Eğer yalan söyleyenlerden ise Allâh´ın la´netinin kendi üzerine olmasını diler.
8Kadının da dört defa sözüne Allâh´ı şâhid tutup kocasının, mutlaka yalan söyleyenlerden olduğuna şâhidlik etmesi, kendisinden azâbı kaldırır.
9Beşinci defa da: Eğer kocası doğrulardan ise Allâh´ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.
10Ya Allâh´ın size lutfu ve rahmeti olmasaydı ve Allâh, tevbeleri çok kabul eden ve hikmet sâhibi olmasaydı (ne yapardınız)?
11O yalan haberi getir(ip ortaya at)anlar, içinizden bir topluluktur. Siz, onu sizin için şer sanmayın. Tersine o, sizin için hayırdır. Onlardan her kişi işlediği günâh´ın cezâsını görecektir. Onlardan o(yala)nın en büyüğünü idâre edene de büyük bir azâb vardır.
12Onu işittiğiniz zaman inanan erkek ve kadınların, kendiliklerinden güzel zanda bulunup: "Bu, apaçık bir iftirâdır" demeleri gerekmez miydi?
13Ona dört şâhid getirmeleri gerekmez miydi? Mâdem ki şâhidleri getirmediler, o halde onlar Allâh yanında yalancıların tâ kendileridir.
14Eğer size dünyâda ve âhirette Allâh´ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız yaygarada size mutlaka büyük bir azâb dokunurdu.
15Çünkü siz, onu dillerinizle alıveriyorsunuz ve hakkında hiç bilginiz olmayan bir şeyi, (düşünüp taşınmadan, hemen) ağızlarınızla söylüyorsunuz ve onu önemsiz bir iş sanıyorsunuz. Oysa o, Allâh yanında büyük(bir günâh)tır.
16Onu işittiğiniz zaman, "Bunu konuşmamız bize yakışmaz, hâşâ, bu, büyük bir iftirâdır." demeniz gerekmez miydi?
17Allâh size öğüt veriyor ki eğer inananlar iseniz böyle bir şeye bir daha asla dönmeyesiniz.
18Allâh size âyetleri(ni) açıklıyor. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
19İnananlar içinde edepsizliğin yayılmasını isteyenler için dünyâda da, âhirette de acı bir azâb vardır. Allâh bilir, siz bilmezsiniz.
20Eğer size Allâh´ın lutfu ve rahmeti olmasaydı ve Allâh çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (bu iftirânızdan dolayı büyük bir azâba uğrardınız)!
21Ey inananlar, şeytânın adımlarını izlemeyin. Kim şeytânın adımlarını izlerse o, ona edepsizliği ve kötülüğü emreder. Eğer size, lutfu ve rahmeti olmasaydı Allâh, hiçbirinizi asla temizlemezdi. Fakat Allâh dilediğini arındırır. Allâh işitendir, bilendir.
22Sizden fazilet ve servet sâhibi kimseler, yakınlığı bulunanlara, yoksullara, Allâh yolunda göç edenlere bir şey vermemeğe yemin etmesinler, affetsinler, hoşgörsünler. Allâh´ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
23O namuslu, bir şeyden habersiz, inanmış kadınlara zinâ iftirâ edenler, dünyâ´da da âhirette de la´netlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azâb vardır.
24O gün, dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şâhidlik edecektir.
25O gün Allâh, onlara hak ettikleri cezâlarını tam verir ve onlar da bilirler ki Allâh, apaçık Hak´tır.
26Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler kötü kadınlara; iyi kadınlar iyi erkeklere; iyi erkekler de iyi kadınlara mahsustur. Bunlar onların söyledikleri (çirkin şeyler)den uzaktırlar. Bunlara, (Allâh tarafından) bağışlama ve cömertçe bir rızık vardır.
27Ey inananlar, kendi evlerinizden başka evlere, izin alıp halkına selâm vermeden girmeyin. Herhalde bunun, sizin için daha iyi olduğunu düşünüp anlarsınız.
28Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Ve eğer size: "Dönün" denirse dönün. Bu, sizin için daha temizdir. Allâh yaptıklarınızı bilendir.
29Oturulmayan ve içinde eşyanız bulunan evlere (izinsiz) girmenizden dolayı size bir günâh yoktur. Allâh, açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir.
30İnanan erkeklere söyle: "Bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allâh, onların her yaptıklarını haber almaktadır.
31İnanan kadınlara da söyle: "Bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç. Baş örtülerini (göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar. Süslerini kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut oğullarına, yahut kocalarının oğullarına, yahut kardeşlerine, yahut kardeşlerinin oğullarına, yahut kızkardeşlerinin oğullarına, yahut kadınlarına, yahut ellerinin altında bulunan(köle)lerine, yahut kadına ihtiyacı bulunmayan erkek tâbi´lerine, yahut henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklara gösterebilir. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü´minler, topluca Allah´a tevbe edin ki felâha eresiniz.
32İçinizden bekârları ve köle ve câriyelerinizden iyileri evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allâh, lutfiyle onları zengin eder. Allâh(ın mülkü) geniştir, O, (her şeyi) bilendir.
33Evlenme (imkânı) bulamayanlar, Allâh kendilerini lutfundan zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunan (köle ve câriye)lerden, mükâtebe (akdi) yapmak isteyenlerle -eğer kendilerinde hayır görürseniz- mükâtebe yapın ve Allâh´ın size verdiği malından onlara da verin. Dünyâ hayâtının geçici menfaatini elde etmek için, namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz Allâh (fuhşa) zorlanmalarından sonra (o kadınlara karşı) bağışlayıcı, esirgeyicidir.
34Andolsun ki size, açıklayıcı âyetler ve sizden önce gelip geçenlerden bir temsil ve korunanlar için bir öğüt indirdik.
35Allâh, göklerin ve yerin nurudur. O´nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan mübârek bir zeytin ağacı(nın yağı)ndan yakılır. (Öyle mübârek bir ağaç) Ki, neredeyse ateş değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl, parıldır. Allâh, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allâh insanlara misaller verir. Allâh her şeyi bilir.
36(Bu kandil) Allâh´ın yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Onların içinde sabah akşam O´nu tesbih eder(şânının yüceliğini anar)lar:
37Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allâh´ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymadığı erkekler. (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar.
38Ki Allâh onlara yaptıklarının en güzel karşılığını versin ve lutfundan onlara daha fazlasını da ihsan etsin. Allâh dilediğini hesapsız rızıklandırır.
39İnkâr edenler(e gelince): Onların işleri, düz arazideki serap gibidir. Susayan onu su sanır, fakat yanına gelince hiçbir şey olmadığını anlar ve yanında Allâh´ı bulur; Allâh onun hesabını tam görür, O, hesabı çabuk görendir.
40Yahut (Onların işleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir: (Bir deniz) Ki üstünü bir dalga, örtüyor, onun üstünden bir dalga onun üstünden de bir bulut (örtmektedir). Birbiri üstüne yığılmış karanlıklar. (İçinde bulunan kimse) Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez. Allâh bir kimseye nur vermemişse artık onun nuru olmaz.
41Görmedin mi göklerde ve yerde olan kimseler, kanatlarını çırparak uçan kuşlar Allâh´ı tesbih ederler? Her biri kendi du´âsını ve tesbihini bilmiştir. Allâh da onların ne yaptıklarını bilmektedir.
42Göklerin ve yerin mülkü Allâh´ındır. Dönüş de Allah´adır.
43Görmedin mi Allâh bulutları sürer, sonra onları birbirine geçirir, sonra onları birbiri üstüne yığar (sıkıştırır), arasından yağmurun çıktığını görürsün. Gökteki dağlar (gibi büyük bulut parçaların)dan bir dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğinden de onu öteye çevirir. Şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır.
44Allâh gece ile gündüzü çevirir. Kuşkusuz gözleri olanlar için bunda bir ibret vardır.
45Allâh her canlıyı sudan yarattı; onlardan kimi karnı üzerinde (sürünerek) yürür, kimi iki ayak üstünde yürür, kimi de dört (ayak) üstünde yürür. Allâh dilediğini yaratır. Çünkü Allâh her şeye kâdirdir.
46Andolsun biz, (gerçekleri) açıklayan âyetler indirdik. Allâh dilediğini, doğru yola iletir.
47"Allah´a ve Elçiye inandık ve itâ´at ettik," diyorlar. Sonra onlardan bir grup, bunun ardından dönüyor. Bunlar inanmış değillerdir.
48Elçinin, aralarında hükmetmesi için Allah´a ve Elçisine çağırıldıkları zaman hemen onlardan bir grup yüz çevirirler.
49Eğer hüküm kendi lehlerine olursa itâ´at ederek, gelirler.
50Kalblerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe mi ettiler? Yoksa Allâh´ın ve Elçisinin kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zâlimlerdir.
51Elçinin, aralarında hükmetmesi için Allah´a ve Elçisine çağırıldıkları zaman inananların sözü ancak: "İşittik ve itâ´at ettik" demeleridir. İşte umduklarına erenler bunlardır, bunlar.
52Kim(ler) Allah´a ve Resulüne itâ´at eder, Allah´tan korkar, O´(nun azâbı)ndan korunursa işte kurtuluşa erenler onlardır.
53Yeminlerinin var gücüyle Allah´a yemin ettiler: Eğer sen onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: "Yemin etmeyin. (Sizden istenen, yalan yere yemin etmek değil), güzel itâ´at etmektir. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınızı haber almaktadır".
54De ki: "Allah´a itâ´at edin, Elçiye itâ´at edin." Eğer dönerseniz, ona gereken, kendisine yükletilen (duyurma görevini yapmak), size gereken de size yükletilen (itâ´at görevini yapmak)dır. Eğer ona itâ´at ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen, sadece açık bir şekilde duyurmaktır.
55Allâh sizden, inanıp iyi işler yapanlara va´detmiştir: Onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yer yüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir. Bana kulluk edecekler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar. Ama kim(ler) bundan sonra da nankörlük ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır.
56Namazı kılın, zekâtı verin, Elçiye itâ´at edin ki size acınsın.
57Nankörlerin, yer yüzünde (Allâh´ı) âciz bırakacaklarını, (Allâh´ın azâbına engel olacaklarını) sanma. Onların varacağı yer ateştir. Ne kötü bir gidiş yeridir o!
58Ey inananlar, ellerinizin altında bulunan (köle ve hizmetçi)ler ve henüz erginliğe ermemiş çocuklarınız üç vakitte (odalarınıza girebilmek için) izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle vakti elbisenizi çıkar(ıp yat)acağınız zaman ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin üstünüzün açılabileceği üç vakittir. Bunların dışında (hizmetçilerin ve çocukların, izin almadan içeri girmelerinden dolayı) ne size, ne de onlara bir günâh yoktur. (Onlar sizin) yanınızda dolaşırlar, birbirinizin yanına girip çıkarsınız. Allâh âyetleri size böyle açıklar. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
59Çocuklarınız erginlik çağına erdikleri zaman kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allâh size âyetlerini böyle açıklıyor. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
60Evlenme arzusu kalmamış, oturan (ihtiyar) kadınların, kasden süs göstermeğe çalışmadan, dış örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günâh yoktur. Ama sakınmaları, kendileri için daha hayırlıdır. Allâh işitendir, bilendir.
61Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Size de kendi evlerinizden, yahut babalarınızın evlerinden, yahut annelerinizin evlerinden, yahut kardeşlerinizin evlerinden, yahut kızkardeşlerinizin evlerinden, yahut amcalarınızın evlerinden, yahut halalarınızın evlerinden, yahut dayılarınızın evlerinden, yahut teyzelerinizin evlerinden, yahut anahtarları ellerinizde bulunan evlerden, yahut arkadaşınızın evlerinden yemenizde bir güçlük yoktur. Toplu olarak yahut ayrı ayrı yemenizde de üzerinize bir günâh yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allâh tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (kendinizden olan ev halkına) selâm verin. İşte Allâh, âyetleri size böyle açıklıyor ki düşünüp anlayasınız.
62Mü´minler o kimselerdir ki Allah´a ve Elçisine (gönülden) inanmışlardır. Toplumsal bir iş için Allâh´ın Elçisi ile beraber bulundukları zaman ondan izin almadan gitmezler. (Ey Muhammed), Senden izin alanlar, işte Allah´a ve Elçisine inananlar onlardır. Bazı işleri için senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah´tan mağfiret dile. Şüphesiz Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
63Elçinin çağırmasını, aranızda herhangi birinizin diğerini çağırmasıyla bir tutmayın. Allâh içinizden, birbirinin arkasına gizlenerek sıvışıp gidenleri bilir. Elçinin emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belânın çarpmasından, yahut onlara acı bir azâbın uğramasından sakınsınlar.
64İyi bilinki göklerde ve yerde olanlar hep Allâh´ındır. O, sizin ne iş üzerinde bulunduğunuzu, (ne yaptığınızı, içinizde nasıl bir niyet taşıdığınızı) bilir. O´na döndürülüp götürüldükleri gün, ne yaptıklarını onlara haber verir. Allâh, her şeyi bilendir.
Chapter 25 (Sura 25)
1Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkanı (hakkı bâtıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allâh) pek kutludur!
2Göklerin ve yerin mülkü O´nundur, O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir.
3O´ndan ayrı olarak, hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan ve kendilerine dahi ne zarar ne de yarar veremeyen; öldüremeyen, yaşatamayan, (ölüleri diriltip) kaldıramayan birtakım tanrılar edindiler.
4İnkâr edenler: "Bu, yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti." dediler ve kesin bir haksızlığa ve iftirâya vardılar.
5Dediler: "Evvelkilerin masalları, onları yazmış, sabah akşam onlar kendisine yazdırılıyor."
6De ki: "Onu, göklerdeki ve yerdeki gizleri bilen indirdi. O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
7Dediler: "Bu elçiye ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir melek indirilmeli değil mi?"
8"Yahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi?" Ve zâlimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
9Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar.
10Yücedir O ki dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan bahçeler verir ve senin için saraylar yapar.
11Onlar (senin hakkında o yakışıksız sözleri söylemekle kalmadılar) bilakis, (Duruşma) sâ´ati(ni) de yalanladılar. Biz (Duruşma) sâ´ati(ni) yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır.
12(Bu ateş) onları uzak bir yerden görünce onlar bunun öfkesini ve homurtusunu işitirler.
13(Elleri boyunlarına zincirlerle) Bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman orada ölümü çağırırlar (yetiş ey ölüm, nerdesin, gel bizi bu azâbdan kurtar! derler).
14"Bugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölüm çağırın."
15De ki: "Bu mu iyi, yoksa korunanlara va´dedilen ebedi cennet mi? O da onların mükâfât ve sonucudur!"
16Orada istediklerini bulurlar ve sürekli kalırlar. Bu, Rabbinin, istenen, arzu edilen bir va´didir.
17(Rabbin), onları ve Allah´tan başka taptıklarını biraraya toplayacağı gün, (tapılanlara) der ki: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar?"
18Derler ki: "Senin şânın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını ni´met verip yaşattın, (bolluk içinde dünyaya daldılar da seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir topluluk oldular.
19(Bu kez hitap, bunlara tanrı diye tapanlara yönelir.) İşte (tanrı) dedikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne (azâbı geri) çevirmeğe gücünüz yeter, ne de (kendinize) bir yardım bulabilirsiniz! Sizden kim zulmederse ona büyük bir azâb taddırırız.
20Senden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi. Biz sizi birbiriniz için bir sınav yaptık. (Sizin bir kısmınızı, diğer bir kısmınızla denemekteyiz ki bakalım) sabrediyor musunuz? Rabbin, (herşeyi) görendir.
21Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize melekler indirilmeliydi, yahut Rabbimizi görmeliydik değil mi?" dedi(ler). Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar.
22Melekleri gördükleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve onlar; (Size sevinmek) yasaktır, yasak!" derler.
23Yaptıkları her işin önüne geçmişiz de onu (etrafa) saçılmış toz zerreleri haline getirmişizdir.
24O gün cennet halkının kalacakları yer daha iyi, dinlenip safâ sürecekleri yer daha güzeldir.
25Göğün bulutları parçalayıp meleklerin bölük bölük indirildiği gün;
26İşte o gün, gerçek mülk, Rahmânın´dır, (bütün hükümranlık yalnız O´na âittir) ve o (gün), kâfirler için çetin bir gündür.
27O gün zâlim ellerini ısırıp: "Nolaydı, keşke ben elçiyle beraber bir yol edineydim!" der.
28"Vah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım!"
29O beni, bana gelen Zikirden saptırdı. Zaten şeytân, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır."
30Elçi de: "Ya Rabbi, kavmim, bu Kur´an´ı terk edilmiş bıraktılar" demiştir.
31Biz böylece her elçiye suçlulardan bir düşman var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
32İnkâr edenler: "Kur´ân, ona bir defada indirilmeli değil miydi?" dediler. Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle (parça parça indirdik) ve onu ağır ağır okuduk.
33Onların sana getirdiği her misâle (her bâtıl soruya) karşı mutlaka biz sana, (o bâtılı yok edecek) gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz.
34O yüzükoyun cehenneme toplanacak olanlar, işte onlar, yerce çok kötü ve yolca çok sapıktır.
35Andolsun biz Mûsâ´ya Kitabı verdik ve kardeşi Hârûn´u kendisinin yanında vezir yaptık.
36"Âyetlerimizi yalanlayan kavme gidin," dedik. (Onlara gittiler. Onlar, kendilerine gelen bu elçilerimizi kabul etmeyince biz) de onları yıkıp yok ettik.
37Nûh kavmi de peygamberleri yalanladıkları vakit onları da boğduk ve onları insanlara bir ibret yaptık. Zâlimlere acı bir azâb hazırladık.
38Âd´ı, Semûd´u, Res halkını ve bu arada daha birçok nesilleri (inkârları yüzünden helâk ettik).
39Hepsine de (uyarmak için) misaller (geçmişlerden hikâyeler) anlattık. (Öğüt almayıp küfürlerinde ısrar edince biz de) hepsini helâk ettik.
40(Şu Kureyş müşrikleri) belâ yağmuruna tutulan, (üstüne taş yağdırılan) kente vardılar. Onun durumunu görmüyorlar mıydı (ki ibret alsınlar)? Hayır, onlar (öldükten sonra) tekrar dirilip kalkmayı ummuyorlar.
41Seni gördükleri zaman, mutlaka seni eğlence konusu yapıyorlar; "Allâh bunu mu elçi göndermiş?"
42"Eğer biz tanrılarımıza tapmakta ısrar etmeseydik, nerdeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı." (diyorlar). Azâbı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.
43Arzusunu tanrı edinen kimseyi gördün mü? Onun üstüne sen mi bekçi olacaksın?
44Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini, düşündüklerini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hattâ onlar, yolca (hayvanlardan) daha sapıktır.
45Rabbini görmedin mi gölgeyi nasıl uzattı? Dileseydi, onu durgun yapardı. Sonra nasıl güneşi ona delil kıldık (gölgenin görünmesini, ışığa bağlı kıldık)?
46Sonra (güneş yükseldikçe) gölgeyi yavaş yavaş çekip aldık.
47O, geceyi sizin için elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de kalkıp çalışma zamanı yaptı.
48Ve O, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci gönderdi. Ve gökten tertemiz bir su indirdik.
49Ki onunla ölü bir ülkeyi diriltelim ve onunla yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu sulayalım.
50Andolsun biz, bu sözü onların aralarında çevirip çevirip anlattık ki öğüt alsınlar. Ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir.
51Eğer biz dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
52Kâfirlere boyun eğme ve bu Kur´ân ile onlara karşı büyük cihâd et.
53O, iki denizi birbirine salmıştır. Bu tatlı, susuzluğu giderici; bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına birbirine kavuşmalarına engel olan bir perde koymuştur (hiç birbirine kavuşmazlar).
54Ve O, sudan bir insan yarattı da onu nesep ve sıhr kıldı. Rabbin, her şeye gücü yetendir.
55Allah´tan başka kendilerine ne yarar, ne de zarar veremeyecek şeylere tapıyorlar. Kâfir, Rabbine karşı şeylere yardımcıdır.
56Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
57"Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine varan yola girmek isteyene yol gösteriyorum" de.
58Ve ölmeyen (diriy)e tevekkül et ve O´nu överek tesbih et. Kullarının günâhlarını, O´nun bilmesi yeter.
59O, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı, sonra Arş´a kuruldu (böylece mülkünü yönetmektedir. O) Rahmân´dır. Bunu bir bilene sor.
60Onlara: "Rahmân´a secde edin!" dendiği zaman: "Rahmân nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler. Ve (bu söz), onların nefretini artırır.
61Yücedir O ki, gökte burçlar yaptı ve orada bir kandil ve aydınlatıcı bir ay var etti.
62Ve O, öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü, birbirini izler yaptı.
63Rahmân´ın kulları öyle kimselerdir ki, yeryüzünde mütevâzi olarak yürürler, câhiller kendilerine laf atarsa "Selâm" derler.
64Gecelerini Rablerine secde ederek, Onun divânında durarak geçirirler:
65"Rabbimiz, cehennemin azâbını bizden uzaklaştır, doğrusu onun azâbı sargındır" derler.
66"Orası ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir makâmdır!"
67Ve harcadıkları zaman, ne israf ederler ne de cimrilik ederler; harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur.
68Ve onlar Allâh ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allâh´ın harâm ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa cezâsını bulur.
69Kıyâmet günü onun için azâb kat kat yapılır ve o azâb´ın içinde hor ve hakir olarak kalır.
70Ancak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allâh onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allâh çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
71Kim tevbe eder ve faydalı iş yaparsa o, makbul bir kimse olarak Allah´a döner.
72Onlar yalan ve boş sözün yanında bulunmazlar, boş söze rastladıklarında vekar ile (oradan) geçip giderler.
73Ve kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.
74Ve: "Rabbimiz, bize gözler sevinci (gönüller açan) eşler ve çocuklar lutfeyle ve bizi korunanlara önder yap!" derler.
75İşte onlar, sabretmelerine karşılık saraylarda ödüllendirelecekler ve orada bir sağlık dileği ve selâm ile karşılanacaklardır.
76Orada ebedi kalacaklardır. Ne güzel karargâh ve ne güzel makamdır orası!
77De ki: "Du´ânız (ibâdetiniz) olmadıktan sonra Rabbim sizi ne yapsın? (Size haber verdiklerimi) yalanladınız. Bu yüzden cezâlandırılmanız gerekecektir."
Chapter 26 (Sura 26)
1Tâ sin mim.
2Şunlar o apaçık Kitabın âyetleridir.
3Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!
4Dilesek onların üzerine gökten bir mu´cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar).
5Rahmân´dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar.
6Yalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir.
7Yere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz?
8Şüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir.
9Şüphesiz Rabbin, işte üstün O´dur merhamet eden O´dur.
10Rabbin Mûsâ´ya seslendi: "O zâlim kavme git!"
11"Fir´avn´ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı?"
12(Mûsâ): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum."
13Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Hârûn´a da elçilik ver."
14"Hem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günâh da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum."
15(Allâh): "Hayır, dedi, ikiniz de âyetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz."
16"Fir´avn´e giderek deyin ki: "Biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz."
17"İsrâil oğullarını bizimle beraber gönder."
18(Gittiler, Allâh´ın emrini duyurdular. Fir´avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı?"
19"Ve sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin."
20(Mûsâ): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi.
21"Sizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı"
22"O başıma kaktığın ni´met de İsrâil oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)"
23Fir´avn dedi ki: "(Ey Mûsâ) âlemlerin Rabbi nedir?"
24(Mûsâ): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi.
25(Fir´avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi.
26(Mûsâ): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi.
27(Fir´avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
28(Mûsâ): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi.
29(Fir´avn ey Mûsâ): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi.
30(Mûsâ, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi.
31(Fir´avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi.
32(Mûsâ), asâsını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha!
33Elini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi.
34(Fir´avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür."
35"Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?"
36Dediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder."
37"Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler."
38Derken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi.
39Halka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
40"Umarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız."
41Büyücüler gelince Fir´avn´e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler.
42"Evet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız."
43Mûsâ onlara: "Atacağınızı atın!" dedi.
44İplerini ve değneklerini attılar ve "Fir´avn´ın şerefine biz, elbette biz gâlib geleceğiz" dediler.
45Mûsâ da asâsını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı.
46Derhal büyücüler secdeye kapandılar:
47Dediler: "Âlemlerin Rabbine inandık."
48"Mûsâ´nın ve Hârûn´un Rabbine."
49(Fir´avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım!"
50"Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz."
51"Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatâlarımızı bağışlayacağını umarız."
52Mûsâ´ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır´dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik.
53Fir´avn, (İsrâil oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
54"Şunlar, (şu İsrâil oğulları), az bir topluluktur" dedi.
55"Bizi kızdırmaktadırlar."
56"Biz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz."
57Böylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den.
58Hazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den.
59Böylece bunları İsrâil oğullarına mirâs yaptık.
60(Fir´avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler.
61İki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Mûsâ´nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler.
62(Mûsâ): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir."
63Mûsâ´ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu.
64Ötekileri de buraya yaklaştırdık (Mûsâ ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler).
65Mûsâ´yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık.
66Sonra ötekilerini boğduk (Mûsâ ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir´avn ve adamları boğuldu).
67Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar.
68Şüphesiz Rabbin, işte üstün O´dur, merhamet eden O´dur.
69Onlara İbrâhim´in haberini de oku:
70Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
71"Putlara tapıyoruz, onların önünde ibâdete duruyoruz." dediler.
72"Peki, dedi, siz du´â ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
73"Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?"
74"Hayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz)." dediler.
75"İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz?" dedi.
76"Siz ve eski atalarınız?"
77"Onlar benim düşmanımdır. Yalnız âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)."
78"Beni yaratan ve bana yol gösteren O´dur."
79"Bana yediren ve içiren O´dur."
80"Hastalandığım zaman bana şifâ veren O´dur."
81"Beni öldürecek, sonra diriltecek O´dur."
82"Cezâ günü hatâmı bağışlayacağını umduğum da O´dur."
83"Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Sâlihler arasına kat."
84"Sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)!"
85"Beni ni´met(i bol olan) cennetinin vârislerinden kıl."
86"Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır.
87"(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma."
88"O gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez."
89"Ancak Allah´a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)."
90(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır.
91Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır.
92Onlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir.
93"O Allah´tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu?"
94Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar.
95İblis´in bütün askerleri de.
96Onlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki:
97"Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz!"
98"Çünkü sizi âlemlerin Rabbine eşit tutuyorduk."
99"Ama bizi saptıran o suçlulardır."
100"Şimdi artık bizim ne şefâ´atçilerimiz var",
101"Ne de sıcak bir dostumuz."
102"Âh keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak!"
103Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar."
104Şüphesiz Rabbin, işte üstün O´dur, merhamet eden O´dur.
105Nûh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı.
106Kardeşleri Nûh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
107"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
108"Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
109"Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız âlemlerin Rabbine âittir."
110"Öyle ise Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
111Dediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız?"
112Dedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)."
113"Anlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime âit olduğunu bilirsiniz."
114"Ben inananları kovacak değilim."
115"Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
116Dediler: "Ey Nûh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın."
117(Nûh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı."
118"Benimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü´minleri kurtar!"
119Biz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık.
120Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk.
121Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
122Şüphesiz Rabbin, işte üstün O´dur, merhamet eden O´dur.
123´Âd (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı.
124Kardeşleri Hûd onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
125"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
126"Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
127"Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbine âittir."
128"Siz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işâret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz?"
129"Belki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz?"
130"(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz."
131"Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
132"Size bildiğiniz ni´metleri bol bol veren (Allâh)dan korkun."
133"O size verdi: davarlar, oğullar,"
134"Bahçeler, çeşmeler."
135"Doğrusu ben size büyük bir günün azâbı(nın çarpması)ndan korkuyorum."
136Dediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir."
137"Bu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlâkı (ve geleneği)dir."
138"Biz azâba uğratılacak değiliz."
139(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
140Şüphesiz Rabbin, işte üstün O´dur, merhamet eden O´dur.
141Semûd (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı:
142Kardeşleri Sâlih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
143"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
144"Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
145"Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbine âittir."
146"Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?"
147"Böyle bahçelerde, çeşme başlarında?"
148"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında?"
149"Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."
150"Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
151"O aşırıların emrine uymayın."
152"Yeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)."
153"Dediler: "Sen, iyice büyülenmişlerdensin."
154"Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu´cize getir."
155Dedi: "İşte bu dişi deve (mu´cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin."
156"Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azâbı sizi yakalar."
157Nihâyet onu kestiler, ama pişman oldular.
158Ve azâb onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
159Şüphesiz Rabbin, işte üstün O´dur, merhamet eden O´dur.
160Lût (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı.
161Kardeşleri Lût, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti.
162"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
163"Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
164"Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbine âittir.
165"Âlemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz?"
166"Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz."
167Dediler: "Ey Lût, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın."
168(Lût) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım."
169"Rabbim, beni ve âilemi bunların yaptıklarından kurtar!"
170Biz de onu ve âilesini tamamen kurtardık.
171Yalnız geride kalanlar arasında bulunan bir kocakarıyı (kurtarmadık).
172Sonra ötekilerini hep yıktık, helâk ettik.
173Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu!
174Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
175Şüphesiz Rabbin, işte üstün O´dur, merhamet eden O´dur.
176Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı.
177Şu´ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
178"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
179"Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
180"Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbine âittir."
181"Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın."
182"Doğru terâzi ile tartın."
183"İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
184"Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.
185Dediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin."
186"Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz."
187"Eğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür."
188"Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir" dedi.
189Onu yalanladılar, nihâyet o gölge gününün azâbı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azâbı idi.
190Muhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar.
191Şüphesiz Rabbin, işte üstün O´dur, merhamet eden O´dur.
192Muhakkak ki o (Kur´ân), âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
193Onu, er-Rûhu´l-Emin (güvenilir ruh, Cebrâil) indirdi:
194Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
195Apaçık Arapça bir dille.
196O(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır.
197İsrâiloğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur´ân´ın Güvenilir Rûh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi?
198Biz onu yabancılardan birine indirseydik de,
199Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı:
200Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk.
201Acı azâbı görünceye kadar da ona inanmazlar.
202Azâb onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
203(Birden onu karşılarında bulunca) "Acaba bize süre verilir mi?" derler.
204Hâlâ bizim azâbımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdid ettiğin azâbı getir mi diyorlar)?
205Baksana, biz onları yıllarca yaşatsak,
206Sonra tehdid edildikleri (azâb) kendilerine gelse,
207O yaşatıldıkları (zevk-u sefâ sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı?
208Biz, hiçbir kenti helâk etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helâk etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik).
209(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik.
210O (Kur´â)n´ı şeytânlar (cinler) indirmedi.
211Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da.
212Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
213Allâh ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azâb edilenlerden olursun.
214En yakın akrabânı uyar.
215Ve sana uyan mü´minlere kanadını indir (onlara karşı mütevâzi ve şefkatli davran).
216Şâyet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de.
217Gâlib ve esirgeyen (Allâh)´a tevekkül et.
218O, seni görür; Namaza durduğun zaman,
219Ve secde edenler arasında eğilip doğrulurken.
220Çünkü O, işitendir, bilendir.
221Şeytânların kime ineceğini size haber vereyim mi?
222Onlar, her günâhkâr yalancıya inerler.
223O yalancılar, (şeytânlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler.
224Şâ´irlere gelince onlara da azgınlar uyar.
225Baksana onlar, her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar?
226Ve onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.
227Ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Allâh´ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!
Chapter 27 (Sura 27)
1Tâ sin. Şunlar Kur´ân´ın ve apaçık bir Kitabın âyetleridir.
2İnananlara yol gösterici ve müjdedir.
3Onlar ki namazı kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete de kesin olarak inanırlar.
4Âhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslemişizdir, onlar körü körüne bocalarlar.
5Onlar, öyle kimselerdir ki, en kötü azâb kendilerinindir. Ve onlar âhirette de en çok ziyana uğrayanlardır.
6(Ey Muhammed) Sana bu Kur´ân, hüküm ve hikmet sâhibi, (herşeyi) bilen (Allâh) katından verilmektedir.
7Mûsâ, âilesine: "Ben bir ateş gördüm (gidip) size ondan bir haber getireyim, yâhut size bir ateş koru getireyim de ısınasınız." demişti.
8Oraya gelince (kendisine) seslenildi: "Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübârek kılındı. Âlemlerin Rabbi Allâh, eksikliklerden münezzehtir."
9"Ey Mûsâ, gerçek şu ki ben, güçlü, hüküm ve hikmet sâhibi olan Allâh´ım!"
10"Asânı at!" (Mûsâ attığı) asâsının küçük bir yılan gibi titreştiğini görünce (korkudan) arkaya dön(üp kaç)dı, geri dön(üp bak)madı (bile). "Ey Mûsâ korkma, çünkü ben (evet), benim huzûrumda elçiler korkmaz(lar)."
11"Ancak zulmeden, sonra yaptığı kötülüğün yerine iyilik yapan olursa ona karşı da ben bağışlayıcı, esirgeyiciyim."
12"Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz (parıl parıl) çıksın. (Bu da) Fir´avn´a ve onun kavmine (göstereceğin) dokuz mu´cize içindedir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavimdir."
13Onlara açıkça görünen âyetlerimiz gelince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
14Vicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkâr ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu.
15Andolsun biz, Dâvûd´a ve Süleyman´a bir ilim verdik de onlar: "Bizi inanan kullarından birçoğuna üstün kılan Allah´a hamdolsun." dediler.
16Süleymân, Dâvûd´a mirâsçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Ve bize her şeyden (bolca) bir pay verildi. İşte bu, açık bir lutuftur."
17Süleymân´a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu.
18Karınca vâdisine geldikleri zaman bir karınca: "Ey karıncalar" dedi, "yuvalarınıza girin ki Süleymân ve orduları farkında olmayarak sizi ezmesinler."
19(Süleymân) Onun sözüne gülümseyerek dedi: "Rabbim, bana ve anama, babama lutfettiğin ni´mete şükretmemi, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok."
20Kuşları teftiş etti, (içlerinde hüdhüdü bulamadı), dedi ki: "Neden hüdhüdü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu?"
21"Ona çetin bir azâbedeceğim, ya da onu keseceğim. Yahut da bana (mâzeretini belirten) açık bir delil getirecek."
22Çok geçmeden (hüdhüd) geldi: "Ben, dedi, senin görmediğin bir şey gördüm ve Sebâ´dan sana gerçek bir haber getirdim.
23"Ben onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var."
24"Onun ve kavminin, Allâh´ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytân onlara işlerini süsleyip onları doğru yoldan çevirmiş, bu yüzden yola gelmiyorlar."
25"Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran ve gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilen Allah´a secde etmeleri gerekmez mi?"
26"Allâh ki, O´ndan başka Tanrı yoktur, büyük Arş´ın sâhibidir."
27(Süleymân): "Bakalım, dedi, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın?"
28"Bu mektubumu götür, onlara at, sonra onlardan biraz öteye çekil de bak, neye başvuruyorlar (ne yapacaklar)."
29(Hüdhüd´ün mektubu götürüp kendisine attığı Seba melikesi Belkis) Danışmanlarına dedi ki: "Ey ileri gelenler, bana çok önemli bir mektup bırakıldı."
30"O Süleyman´dandır ve Rahmân ve Rahim Allâh´ın adiyle (başlamakta)dır.
31"Bana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olarak gelin (diye yazıyor)."
32"Ey ileri gelenler, dedi, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam."
33Dediler ki: "Biz güçlüyüz, yaman savaşçılarız ama emir senindir. Bak, ne buyurursan öyle yaparız"
34Dedi: "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi, orayı bozarlar, halkının şereflilerini alçaltırlar, (evet) böyle yaparlar."
35"Ben onlara bir hediye göndereyim de bakayım elçiler ne ile dönecekler."
36(Elçi, hediyelerle) Süleymân´a gelince (Süleymân) dedi ki: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allâh´ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.
37Sen, onlara dön (söyle): onlara, kendilerinin asla karşı koyamayacakları ordularla gelirim ve onları hor ve hakir bir durumda oradan sürüp çıkarırım."
38(Elçi gittikten sonra Süleymân, danışmanlarını topladı): "Ey ileri gelenler, dedi, onların bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir?"
39Cinlerden bir ifrit (kötü bir cin): "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir."
40Yanında Kitaptan bir ilim bulunan kimse de: "Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim." dedi. (Süleymân) tahtı yanına yerleşmiş görünce dedi ki: "Bu, Rabbimin lutfundandır. (Kendisine) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor. Şükreden kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, Rabbim zengindir (onun şükrüne muhtaç değildir), kerimdir (çok ikrâm sâhibidir, yücedir)."
41(Ve) dedi ki: "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı?"
42(Kraliçe) Gelince (ona): "Senin tahtın da böyle mi?" dendi, "Tıpkı o, dedi, zaten bize daha önce bilgi verilmişti. (Allâh´ın kudretini ve senin peygamber olduğunu anlamış) ve biz müslüman olmuştuk."
43Onu, Allah´tan başka taptığı şeyler, (bu zamana dek tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi, inkâr eden bir kavimden idi.
44Ona: "Köşke gir!" dendi. Köşkü görünce zemini su sandı ve bacaklarını sıvadı. (Süleymân) "O, cilâlı, şeffaf sırçadandır" dedi. (Kraliçe): "Rabbim, ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleymân´la beraber âlemlerin Rabbi Allah´a teslim oldum," dedi.
45Andolsun biz, Semûd (kavmin)e de kardeşleri Sâlih´i: "Allah´a kulluk edin!" demesi için gönderdik. Baktı ki onlar, birbiriyle çekişen iki bölük olmuşlar.
46Dedi: "Ey kavmim, iyilikten önce neden kötülüğe eviyorsunuz? Esirgenmeniz için Allah´tan mağfiret dilemeniz gerekmez mi?"
47Dediler: "Senin ve seninle beraber bulunanların yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi: "Uğursuzluğunuz(un sebebi), Allâh´ın yanındadır (herşey O´nun takdiriyle olur). Doğrusu siz (bu olaylarla) sınanan bir toplumsunuz."
48Şehirde dokuz kişi vardı ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, düzeltmezlerdi.
49Allah´a and içerek birbirlerini: "Biz, gece ona ve âilesine baskın yap(ıp onları öldür)elim sonra velisine: ´Âilesinin öldürülüşünde bulunmadığımızı, bizim doğru olduğumuzu´ söyleyelim" dediler.
50Böyle bir tuzak kurdular, biz de onlar hiç farkında olmadan onlara bir tuzak kurduk.
51Bak, işte tuzaklarının sonucu nasıl oldu, (nasıl) biz onları ve kavimlerini toptan yıktık, yok ettik.
52İşte şunlar, zulümleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleridir. Şüphesiz bunda bilen bir kavim için ibret vardır.
53İnananları ve korunanları kurtardık.
54Lût´u da (gönderdik), kavmine dedi ki: "Siz göre göre o aşırı kötülüğü yapıyorsunuz ha?!"
55"Siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Siz gerçekten câhil bir toplumsunuz."
56Kavminin cevabı sadece şöyle demek oldu: "Lût âilesini kentinizden çıkarın, çünkü onlar temiz kalmak isteyen kimselermiş(!)"
57Biz de onu ve âilesini kurtardık, yalnız karısının (azâbda) kalanlardan olmasını takdir ettik.
58Üzerlerine (pişmiş çamurdan bir taş) yağmur(u) indirdik. Uyarıl(ıp da aldırmay)anların yağmuru gerçekten ne kötü oldu!
59De ki: "Hamd olsun Allah´a, selâm O´nun seçtiği kullarına. Allâh mı hayırlı yoksa ortak koştukları şeyler mi?"
60Yahut gökleri ve yeri kim yarattı? Size gökten su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdik. Allâh ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir.
61Yahut şu dünyâyı durulacak yer yapan, arasından ırmaklar çıkaran, üstünde sağlam dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir perde koyan kimdir? Allâh ile beraber başka bir tanrı mı var? Hayır çokları bilmiyorlar.
62Yahut du´â ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün sâhipleri yapıyor? Allâh ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne de az düşünüyorsunuz?
63Yahut karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren kim ve rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci gönderen kim? Allâh ile beraber başka bir tanrı mı var? Hâşâ, Allâh ortak koştukları şeylerden yücedir, münezzehtir (O, eksikliklerden uzaktır).
64Yahut yaratmağa kim başlıyor, sonra onu (kim) iâde ediyor (ölüp ortadan kalkan şeyleri yeniden yaratıyor)? Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Allâh ile beraber başka bir tanrı mı var? De ki: "Eğer doğru iseniz delilinizi getirin."
65De ki: "Göklerde ve yerde Allah´tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler."
66Doğrusu onların âhiret hakkındaki bilgileri, ardarda gelip bir araya toplandı. Fakat onlar (hâlâ) ondan bir kuşku içindedirler. Daha doğrusu, onlar ondan yana kördürler.
67İnkâr edenler dediler ki: "Biz de babalarımız da toprak olduktan sonra mı, biz mi (diriltilip) çıkarılacağız?"
68"Bu tehdid, bize de; önceden atalarımıza da yapıldı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
69De ki: "Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün."
70(Ey Muhammed) onlar(ın sözlerin)e üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma.
71"Doğru iseniz bu tehdid (ettiğiniz azâb) ne zaman (gelecek)?" diyorlar.
72De ki: "Belki de acele ettiğiniz(azâb)ın bir kısmı ardınıza takılmıştır, bile."
73Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sâhibidir, fakat çokları şükretmezler.
74Ve Rabbin elbette onların göğüslerinin gizlediğini de, açığa vurduklarını da bilir.
75Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta olmasın.
76Bu Kur´an, İsrâil oğullarına, kendilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu anlatmaktadır.
77Ve elbette o, mü´minlere bir yol gösterici ve rahmettir.
78Şüphesiz, Rabbin onlar arasında hükmünü verecektir. O, azizdir, hakkiyle bilendir.
79Allah´a tevekkül et, çünkü sen apaçık gerçek üzerindesin.
80Sen ölülere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
81Ve sen kör(ler)i içine düştükleri sapıklıklardan çıkarıp yola getiremezsin. Sen, ancak âyetlerimize inananlara duyurabilirsin ve onlar derhal müslüman olurlar.
82O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dâbbe (canlı) çıkarırız; o, onlara insanların, âyetlerimize inanmadıklarını söyler.
83O gün her ümmet içinde âyetlerimizi yalanlayanlardan bir cemâat toplarız. Onlar hep bir araya getirilip tutuklanarak (ilahi huzûra) sevk edilirler.
84(Divânına) Geldiklerinde (Allâh onlara) der: "Âyetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız?"
85Zulmetmeleri yüzünden o (azâb) karar(ı) başlarına gelmiştir, artık konuşmazlar.
86Görmediler mi, biz geceyi, içinde istirahat etmeleri için yarattık, gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için âyetler vardır.
87Sûr´a üfleneceği gün, Allâh´ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunan kimselerin hepsi, korku içinde kalır (bayılır). Hepsi boyun bükerek O´na gelirler.
88Görüp de donuk sandığın dağlar, bulutun yürümesi gibi yürümektedir. (Bu,) Her şeyi gâyet iyi yapan Allâh´ın yapısıdır. Doğrusu O, yaptıklarınızı haber almaktadır.
89Kim iyilik getirirse ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve onlar o gün korkudan uzak, güven içindedirler.
90Ve kim kötülük getirirse onların da yüzleri cehenneme yıkılır: "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezâlandırılıyorsunuz?" (denilir).
91(De ki): "Ben sadece bu kentin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. O, burayı saygıdeğer kıldı ve her şey O´nundur. Ve bana müslümanlardan olmam emredildi."
92"Ve Kur´ân okumam (emredildi)." "İmdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım."
93Ve de ki: "Allah´a hamdolsun, O size âyetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız." Rabbin, yaptıklarınızdan gâfil değildir.
Chapter 28 (Sura 28)
1Tâ sin mim.
2Şunlar, o apaçık Kitabın âyetleridir.
3İnanan bir toplum için Mûsâ ile Fir´avn´ın haberinden bir parçayı, gerçek olarak sana okuyacağız:
4Fir´avn, orada ululandı (zorbalığa kalktı), halkını çeşitli gruplara böldü. Onlardan bir zümreyi (İsrâil oğullarını) eziyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.
5Biz de istiyorduk ki o yerde ezilenlere lutfedelim, onları önderler yapalım, onları (ötekilerin mülküne) mirâsçı kılalım.
6Ve onları o yerde iktidâra getirelim de Fir´avn´a, Hâmân´a ve askerlerine, onlardan (ezdikleri zümreden) korktukları şeyi gösterelim.
7Mûsâ´nın annesine, "O (çocuğu)nu emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu suya bırak, korkma, üzülme biz onu tekrar sana geri vereceğiz ve onu elçilerden yapacağız." diye vahyettik.
8Nihâyet onu Fir´avn âilesi aldı ki, kendilerine bir düşman ve başlarına derd olsun. Gerçekten Fir´avn, Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.
9Fir´avn´ın karısı (çocuğu sandıktan çıkarınca): "Bana da, sana da göz bebeği (olacak, çok sevimli bir çocuk). Onu öldürmeyin, belki bize yararı dokunur, ya da onu evlâd ediniriz." dedi. (Onu almakla hatâ ettiklerini) anlamıyorlardı.
10Mûsâ´nın annesinin gönlü bomboş sabahladı (meraktan çıldıracak oldu). Eğer biz, (va´dimize) inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı.
11(Mûsâ´nın) kızkardeşine "Onun izini takip et," dedi. O da onlar farkına varmadan onu uzaktan gözetledi.
12Biz daha önce ona, süt verenler(in sütünü emmey)i harâm etmiştik. (Hiçbir kadının sütünü emmiyordu. Fir´avn ve âilesi, çocuğun emeceği bir dadı bulma telaşı içinde idiler. Kızkardeşi uzaktan durumu görünce sokuldu): "Sizin için onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt ver(ip onu güzelce eğit)ecek bir âileyi göstereyim mi?" dedi.
13Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allâh´ın va´dinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çokları bilmezler.
14(Mûsâ), güçlü çağına erip, olgunlaşınca biz ona hüküm ve ilim verdik. İşte güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
15Halkının (kendisinden) habersiz olduğu bir sırada şehre girdi, orada biri kendi taraftarlarından, öbürü de düşmanlarından olan iki adamın dövüştüklerini gördü. Kendi taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı Mûsâ´dan yardım istedi. Mûsâ da ötekine bir yumruk indirip onun işini bitirdi. (Sonra): "Bu dedi, şeytânın işindendir. O, gerçekten apaçık, şaşırtıcı bir düşmandır."
16"Rabbim, ben nefsime zulmettim, beni bağışla!" dedi. (Allâh) onu bağışladı. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
17"Rabbim, dedi, bana lutfettiğin ni´metler hakkı için artık bir daha suçlulara arka olmayacağım."
18Şehirde korku içinde (sonucu) gözetleyerek sabahladı. Bir de baktı ki dün kendisinden yardım isteyen (İsrâil oğlu), yine kendisine feryâded(ip yardım ist)iyor. Mûsâ, ona: "Belli ki sen bir azgınsın!" dedi.
19Nihâyet (Mûsâ) ikisinin de (kendisinin ve yardım isteyenin) düşmanı olan adamı yakalamak isteyince o dedi ki: "Ey Mûsâ, dün bir canı öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun."
20Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. "Ey Mûsâ, dedi, ileri gelenler seni öldürmek için aralarında konuşuyorlar. Sen çık (git), ben sana öğüt verenlerdenim."
21(Mûsâ, etrafı) kollayarak, korka korka oradan çıktı: "Rabbim, beni şu zâlim kavimden kurtar!" dedi.
22Medyen´e doğru yönelince: "Umarım ki Rabbim beni doğru yola iletir" dedi.
23Medyen suyuna varınca onun başında birçok insanların, (hayvanlarını) suladıklarını gördü. Onların gerisinde de, (diğerlerinin hayvanlarına karışmasın diye hayvanlarını) sudan meneden iki kız buldu. (Mûsâ, onlara): "İşiniz nedir, (niçin hayvanları suya bırakmıyorsunuz)?" dedi. Dediler ki: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız. Babamız da büyük bir ihtiyardır (O gelemez)."
24Hemen (Mûsâ) onlarınkini de suladı, sonra gölgeye çekildi: "Rabbim, dedi, doğrusu bana indireceğin bir hayra muhtacım, (azıcık azık indir de şu karnımı doyur)."
25Derken o iki kızdan biri utana utana yürüyerek ona geldi: "Babam seni çağırıyor, bizim için (hayvanları) sulamanın ücretini verecek," dedi. (Mûsâ), o (kızların babaları)na gelip (başından geçen) hikâyeyi anlatınca o: "Korkma, o zâlim kavimden kurtuldun" dedi.
26O (kız)lardan biri: "Babacağım, dedi, bunu (çoban) tut işte, çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü, güvenilirdir."
27O zât, (Mûsâ´ya) dedi ki: "(Bak), bana sekiz yıl hizmet etmen şartıyle şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer (bu süreyi) on (yıl)a tamamlarsan artık o, senin tarafından (bir iyilik)dir. Ben sana zahmet vermek istemem. İnşallah beni iyilerden bulacaksın."
28(Mûsâ) dedi: "Bu, seninle benim aramızda (bir sözleşme)dir. Demek hangi süreyi yerine getirsem, bana düşmanlık yok. Allâh dediğimize vekildir."
29Mûsâ, süreyi bitirip âilesiyle yola çıkınca Tûr´un (sağ) yanında bir ateş gördü. Âilesine dedi ki: "Siz durun, ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir haber getiririm, yahut bir ateş koru (getiririm) de ısınırsınız."
30Oraya gelince o mübârek yerdeki vadinin sağ kıyısındaki ağaçtan kendisine şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ, âlemlerin Rabbi Allâh benim, ben!"
31"Asânı at!" (Mûsâ attığı kocaman) asâ´sının küçük bir yılan gibi titreş(ip hareket et)tiğini görünce (korkudan) öyle dönüp kaçtı (ki) arkasına bile bakmadı: "Ey Mûsâ, dön, korkma, sen güvende olanlardansın."
32"Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve kanadını korkudan kendine çek. İşte bunlar, Fir´avn´a ve onun adamlarına (göstermek için) Rabbinden sana verilen iki delildir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır."
33"Rabbim, dedi, ben onlardan bir kişi öldürmüştüm, beni öldüreceklerinden korkuyorum."
34"Kardeşim Hârûn, o, dil bakımından benden daha güzel konuşur. Onu da benimle beraber, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Zira ben, beni yalanlayacaklarından korkuyorum."
35(Allâh) dedi: "Senin pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz ve size öyle bir yetki vereceğiz ki, âyetlerimiz sayesinde onlar size asla erişemeycekler. İkiniz ve size uyanlar üstün geleceksiniz!"
36Mûsâ, onlara açık açık âyetlerimizle gelince: "Bu uydurulmuş bir büyüden başka bir şey değildir. İlk atalarımız arasında böyle bir şey (olduğunu) işitmedik." dediler.
37Mûsâ, "Rabbim, kimin kendisinin yanından hidâyet getirdiğini ve bu (dünyâ) evin(in) sonun(da güzel sonuc)un kime âidolacağını daha iyi biliyor. Muhakkak ki zâlimler iflah olmaz" dedi.
38Fir´avn dedi ki: "Ey ileri gelenler, ben sizin için benden başka bir tanrı bilmiyorum, ey Hâmân, haydi benim için çamurun üzerinde ateş yak(arak tuğla imal et de) bana bir kule yap, belki Mûsâ´nın tanrısına çıkarım, çünkü ben onu (Mûsâ´yı) yalancılardan sanıyorum."
39O (Fir´avn) ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve kendilerinin bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
40Biz de onu ve askerlerini tuttuk, suya attık; bak, o zâlimlerin sonu nasıl oldu!
41Biz onları ateşe çağıran önderler yaptık. Kıyâmet günü asla yardım olunmazlar.
42Bu dünyâ hayâtında biz onların ardına bir la´net taktık (dâimâ la´netle anılacaklardır). Kıyâmet günü ise onlar çirkinleştirilenlerdendir.
43Andolsun biz, ilk nesilleri (Nûh, Hûd, Sâlih ve Lût kavimlerini) helâk ettikten sonra Mûsâ´ya, insanların gönül gözlerini aydınlatacak nur ve onlara yol gösterici olarak Kitabı verdik, belki düşünür, öğüt alırlar diye.
44Mûsâ´ya o işi yaptığımız (yani kendisine bildirmek istediğimiz işi ona vahyettiğimiz) vakit sen (Mukaddes Vâdinin) batı tarafında değildin, (o hâdiseyi) görenlerden de değildin.
45Fakat biz (Mûsâ´dan sonra) birçok nesiller yarattık da onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen Medyen halkı arasında oturmuş değildin ki (orada olanları görüp öğrenesin de) âyetlerimizi bunlara okuyasın. (Bu, bir yerden görme, öğrenme ile değildir, fakat) Biz seni elçi olarak gönderdik (ve bu olayları sana vahyettik).
46(Mûsâ´ya) ünlediğimiz zaman sen Tûr´un yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik) ki senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan toplumu uyarasın; belki düşünüp öğüt alırlar.
47Kendi elleriyle yaptıkları (günâhları) yüzünden başlarına bir felâket geldiği zaman: "Ey Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de âyetlerine uyup mü´minlerden olsaydık." diyecek olmasalardı (seni göndermezdik. Bu bahanelerine fırsat vermemek için seni gönderdik).
48Fakat onlara katımızdan hak gelince: "Mûsâ´ya verilenin eşi, buna da verilmeli değil miydi?" dediler. Daha önce Mûsâ´ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "Birbirine destek olan iki büyü", dediler. "Biz hepsini inkâr ederiz", dediler.
49De ki: "Eğer doğru iseniz, Allâh katından bu ikisinden (yani Mûsâ´ya ve bana inen Kitaplardan) daha doğru bir Kitap getirin de ben ona uyayım."
50Eğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar, keyiflerine uyuyorlar. Allah´tan bir yol gösterici olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir? Muhakkak ki Allâh, zâlim kavmi doğru yola iletmez.
51Andolsun biz, düşünüp öğüt alsınlar diye onlar için sözü(müzü) birbirine bitiştirdik (ardı ardına gerçeği kanıtlayan âyetler gönderdik).
52Bundan önce kendilerine Kitap verdiklerimiz, bu (Kur´â)n´a inanırlar.
53Onlara (Kur´ân) okunduğu zaman: "Ona inandık, o, Rabbimizden gelen gerçektir... Zaten biz ondan önce de müslümanlar idik." derler.
54İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükâfâtları iki kez verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır yoluna) harcarlar.
55Boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selâm olsun (haydi hoşça kalın), biz câhiller(le sohbet etmey)i istemeyiz" derler.
56(Ey Muhammed), sen, sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat Allâh, dilediğini doğru yola iletir. O, yola gelecek olanları daha iyi bilir.
57Dediler ki: "Biz seninle beraber doğru yola gelirsek yurdumuzdan atılırız." Biz onlara kendi katımızdan bir rızık olarak, her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir mekân vermedik mi? Fakat çokları bilmezler.
58Biz refah içinde şımarmış nice kenti helâk ettik. İşte şunlar, onların meskenleri, onlardan sonra oralarda pek az oturuldu. Onlara hep biz vâris olduk (hepsi bize kaldı).
59Rabbin, Anakent (olan Mekke)de onlara âyetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe ülkeleri helâk edici değildir. Ve biz, halkı zâlim olmadan ülkeleri helâk ediciler değiliz.
60Size verilen her şey, dünyâ hayâtının geçimi ve süsüdür. Allâh´ın yanında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
61İmdi kendisine güzel bir söz verdiğimiz ve muhakkak o (söz verile)ne kavuşacak olan kimse; sırf kendisine dünyâ hayâtının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyâmet günü (yakalanıp) getirileceklerden olan insan gibi midir?
62O gün (Allâh) onlara seslenerek: "Benim ortaklarım (olduklarını) sandığınız şeyler nerede?" der.
63(Azâb) söz(ü) üzerlerine hak olanlar: "Rabbimiz, azdırdıklarımız şunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. (Biz azdık, onlar da bize uydular. Onların yaptıklarından) uzak olduğumuzu, (bu hususta bizim suçumuz olmadığını) sana arz ederiz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı (kendi arzularına tapıyorlardı)." derler.
64(Allâh tarafından) onlara: "(Bana), koştuğunuz ortakları çağırın!" denir. Onları çağırırlar. Fakat (çağırılanlar), bunların çağrısına cevap vermezler ve (bunlar), karşılarında azâbı görürler (sanki çağırdıkları şey, azâbın kendisi olmuştur). Ne olurdu (sanki dünyâda) yola gelselerdi!
65(Allâh) Onlara seslenerek: "Elçilere ne cevap verdiniz?" dediği gün,
66O gün haberler, onlara kör olmuştur (yani sözler sanki kör olmuştur, hiçbir söz gelip onların ağızlarını bulamaz, yanıt verecek bir tek kelime bulamazlar) onlar, birbirlerine de soramazlar.
67Ama kim tevbe eder, inanır ve iyi iş yaparsa, o kurtuluşa erenlerden olabilir.
68Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Seçim, onlara âit değildir. Allâh, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.
69Rabbin, onların göğüslerinin neyi gizleyip neyi açığa vurduğunu bilir.
70O, kendisinden başka tanrı olmayan Allah´tır. İlkte de, sonda da (dünyâda da, âhirette de) hamd O´na mahsustur. Hüküm de O´nundur ve O´na döndürüleceksiniz.
71De ki: "Baksanıza, eğer Allâh, üzerinize geceyi kıyâmet gününe kadar sürekli kılsa Allah´tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir? (Söyleyin), işitmiyor musunuz?"
72De ki: "Baksanıza, eğer Allâh, üzerinize gündüzü, kıyâmet gününe kadar sürekli kılsa, Allah´tan başka, size dinleneceğiniz geceyi getirecek tanrı kimdir? Görmüyor musunuz?"
73Rahmetinden dolayı sizin için geceyi ve gündüzü var etti ki, geceleyin dinlenesiniz ve (gündüzün) Allâh´ın lutfunu arayasınız ve (Allâh´ın ni´metine) şükredesiniz.
74O gün onlara seslenerek: "Ortaklarım sandığınız şeyler nerede?" der.
75Her ümmetten bir şâhid çıkarırız: "Delilinizi getirin!" deriz. Gerçeğin Allah´a âidolduğunu bilirler ve uydurdukları şeyler kendilerinden sapıp gider.
76Kârûn, Mûsâ´nın kavminden idi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki onun (hazinelerinin) anahtarlarını (taşımak), güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma, Allâh, şımarıkları sevmez."
77"Allâh´ın sana verdiği (bu servet) içinde âhiret yurdunu ara, dünyâdan da nasibini unutma, Allâh sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et, yeryüzünde bozgunculuk (etmeyi) isteme, çünkü Allâh bozguncuları sevmez."
78"Bu (servet) bende bulunan bir bilgi sayesinde bana verildi" dedi. Bilmedi mi ki Allâh, kendisinden önceki kuşaklar arasında kendisinden daha güçlü ve daha çok cemaati bulunan nice kimseleri helâk etmiştir? Suçlulara günâhlarından sorulmaz.
79(Kârûn) süsü, (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. dünyâ hayâtını isteyenler: "Keşke Kârûn´a verilenin bir benzeri de bize verilseydi, dediler, gerçekten onun büyük şansı var!"
80Kendilerine bilgi verilmiş olanlar ise: "Yazık size, dediler, inanan ve iyi iş yapan kimse için Allâh´ın sevâbı daha hayırlıdır. Buna ancak sabredenler kavuşturulur."
81Nihâyet onu da, evini barkını da yere batırdık. Allah´a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Kendi kendini (savunup) kurtaranlardan da değildi.
82Dün onun yerinde olmayı isteyenler: "Vay, demek Allâh kullarından dilediğine rızkı açar ve kısar. Allâh bize lutfetmiş olmasaydı, bizi de yere batırırdı. Demek gerçekten kâfirler iflâh olmaz!" demeğe başladılar.
83İşte âhiret yurdu: Onu yeryüzünde böbürlenmek ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere veririz. (Güzel) sonuç, (günâhlardan) sakınanlarındır.
84Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha güzeli vardır. Kim kötülük getirirse, kötülükleri yapanlar, ancak yaptıkları (kötülük) kadar cezâlanırlar.
85Kur´ân´ı sana (indiren ve) gerekli kılan (Allâh), elbette seni varılacak yere döndürecektir. De ki: "Rabbim kimin hidâyet getirdiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde bulunduğunu bilir."
86Sen, o Kitabın, senin kalbine bırakılacağını ummazdın. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak (Kitap senin kalbine bırakıldı). O halde kâfirlere arka olma.
87Ve Allâh´ın, âyetleri sana indirildikten sonra sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine da´vet et, ortak koşanlardan olma.
88Allâh ile beraber başka bir tanrıya yalvarma. O´ndan başka tanrı yoktur. O´nun yüzü (zatı)ndan başka herşey helâk olacaktır. Hüküm O´nundur ve O´na döndürüleceksiniz.
Chapter 29 (Sura 29)
1Elif lâm mim.
2İnsanlar yalnız "inandık" demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
3Andolsun biz, onlardan öncekilerini sınadık. Elbette Allâh (sınayıp) doğruları bilecek, yalancıları bilecektir.
4Yoksa kötülükleri yapanlar, bizi geçeceklerini (bizim, kendilerine yetişip onları cezâlandıramayacağımızı) mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar.
5Kim Allâh ile buluşmayı umarsa; Allâh´ın (buluşma) süresi gelmektedir. O, işitendir, bilendir.
6Kim cihâd ederse ancak kendi yararına cihâd eder. Allâh, âlemlerden zengindir. (Kimsenin cihâdına muhtaç değildir. İnsanların cihâd ve ibâdetleri kendi menfaatleri içindir).
7İnanıp iyi işler yapanların, mutlaka kötülüklerini örteceğiz ve onları, yaptıklarının en güzeliyle mükâfâtlandıracağız.
8Biz insana ana babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Eğer onlar seni, (gerçekliği) hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa (bu hususta) onlara itâ´at etme. Dönüşünüz banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber veririm.
9İnanıp iyi işler yapanları, sâlihler arasına sokarız.
10İnsanlardan kimi vardır ki "Allah´a inandık." der, fakat Allâh uğrunda kendisine eziyet edilince insanların işkencesini, Allâh´ın azâbı gibi sayar. Ama Rabbinden (sana) bir yardım gelse, andolsun: "Biz de sizinle beraberdik," derler. Allâh, âlemlerin göğüslerinde bulunan (düşünceler)i daha iyi bilmez mi?
11Allâh, elbette inananları da bilir ve elbette iki yüzlüleri de bilir.
12İnkâr edenler, inananlara: "Siz bizim yolumuza uyun. Sizin hatâlarınızı biz taşırız" dediler. Oysa kendileri, onların hatâlarından hiçbir şey taşıyacak değillerdir. Onlar tamamen yalancıdırlar.
13Onlar, hem kendi yüklerini, hem de kendi yükleriyle beraber başka yükleri (başkalarını kandırıp saptırmalarının vebâlini) taşıyacaklar ve elbette uydurdukları şeylerden kıyâmet gününde sorguya çekileceklerdir.
14Andolsun biz, Nûh´u kavmine gönderdik, onların arasında bin seneden elli yıl eksik kaldı (öğüt verdi, dinlemediler), sonunda haksızlık etmekte olan insanları Tûfân yakaladı.
15Onu ve gemi halkını kurtardık ve o gemiyi âlemlere bir ibret yaptık.
16İbrâhim´i de (gönderdik). Kavmine dedi ki: "Allah´a kulluk edin, O´ndan korkun, bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır."
17"Siz Allah´tan başka bir takım putlara tapıyorsunuz, yalan şeyler uyduruyorsunuz. Sizin Allah´tan başka taptıklarınız, size rızık vermezler. Siz rızkı Allâh´ın yanında arayın, O´na tapın ve O´na şükredin. O´na döndürüleceksiniz."
18"Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Elçiye düşen, yalnız açıkça duyurmaktıır."
19Görmediler mi Allâh nasıl yaratmayı başlatıyor, sonra onu iâde ediyor (dönüp yeniden yaratıyor). Bu, Allah´a göre kolaydır.
20De ki: "Yeryüzünde gezin, bakın yaratmağa nasıl başladı, sonra Allâh, son yaratmayı da yapacaktır. Çünkü Allâh, her şeyi yapabilendir.
21Dilediğine azâbeder, dilediğine acır ve hepiniz O´na çevrilirsiniz.
22Siz, ne yerde, ne de gökte Allâh´(ın yapacağı iş)i engelleyemezsiniz. Sizin Allah´tan başka ne bir koruyucunuz, ne de bir yardımcınız vardır.
23Allâh´ın âyetlerini ve O´nunla buluşmayı inkâr edenler, işte onlar benim rahmetimden ümidi kesmişlerdir ve onlar için acı bir azâb vardır.
24Kavminin (İbrâhim´e) cevabı, sâdece: "Onu öldürün, yahut yakın!" demeleri oldu. Allâh onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
25(İbrâhim kavmine) dedi ki: "Siz dünyâ hayâtında birbirinizi sevmek için Allâh´ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. (O putlara tapmanız, dünyâda aranızda bir sevgi meydana gelmesine sebep olsa bile) daha sonra kıyâmet gününde birbirinizi inkâr eder ve birbirinizi la´netlersiniz. Varacağınız yer de ateştir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.
26Bunun üzerine Lût ona inandı ve (İbrâhim, kavmine) dedi ki: "Rabbim(e ibadet edeceğim yer)e göç edeceğim. Kuşkusuz O, gâlibdir, hüküm ve hikmet sâhibidir."
27Biz ona İshak´ı ve (torunu) Ya´kûb´u armağan ettik. Onun nesli içine peygamberlik ve Kitap koyduk. Ona dünyâda (yaptığı güzel işin) karşılığını verdik. Şüphesiz o, âhirette de iyilerdendir.
28Lût´u da (gönderdik). Kavmine dedi ki: "Siz, sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir fuhşa gidiyorsunuz."
29"Siz (kadınları bırakıp) erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz ve toplantılarınızda edepsizce şeyler yapıyorsunuz ha?.." Kavmi´nin cevabı, sadece: "Eğer doğrulardan isen, haydi Allâh´ın azâbını getir!" demeleri oldu.
30(Lût): "Rabbim, şu bozguncu kavme karşı bana yardım et," dedi.
31Elçilerimiz İbrâhim´e (oğlu olacağına dâir) müjdeyi getirdikleri zaman dediler ki: "Biz şu (Sodom) kenti(ni)n halkını helâk edeceğiz. Çünkü oranın halkı zâlim oldular."
32(İbrâhim) dedi: "Ama orada Lût var?" Dediler: "Biz orada kimin bulunduğunu daha iyi biliriz. Onu ve âilesini kurtaracağız. Yalnız karısı (azâbda) kalacaklardandır."
33Elçilerimiz Lût´a gelince (Lût) onlar yüzünden fenalaştı ve onlar hakkında arşını daraldı. (Melekler): "Korkma üzülme dediler, biz seni ve âileni kurtaracağız, yalnız karın kalacaklardan olmuştur."
34"Biz yoldan çıkan şu ülke halkının üstüne gökten bir azâb indireceğiz."
35Andolsun biz, aklını kullanan bir toplum için ondan, (harâb ettiğimiz o ülkeden) açık bir işâret bırakmışızdır.
36Medyen´e de kardeşleri Şuayb´i (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah´a kuluk edin, âhiret gününü umun, yeryüzünde karışıklık çıkarıp bozgunculuk yapmayın!"
37Onu yalanladılar, bu yüzden onları (o müthiş) deprem yakaladı, yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
38Âd ve Semûd´u da (helâk ettik). Bu, oturdukları yerlerden size belli olmaktadır. Şeytân onlara yaptıkları işleri süsleyip onları yoldan çıkardı. Oysa bakıp ibret alabilirlerdi (ama almadılar).
39Kaarûn´u, Fir´avn´ı, Hâmân´ı da (helâk ettik). Andolsun, Mûsâ onlara açık kanıtlar getirdi, fakat onlar o yerde büyüklük tasla(yıp âyetlerimizi kabule tenezzül etme)diler. Ama geçip gidecek, (elimizden kurtulacak) değillerdi.
40Nitekim hepsini günâhiyle yakaladık. Onlardan kiminin üstüne taş yağdıran bir fırtına gönderdik, kimini korkunç ses yakaladı, kimini yere batırdık, kimini de boğduk. Allâh onlara zulmedecek değildi; fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
41Allah´tan başka veliler edinenler, bir ev edinen örümceğe benzerler. Evlerin en gevşeği örümcek evidir, keşke bilselerdi.
42Allâh, onların kendisinden başka ne gibi şeylere yalvardıklarını bilir, O üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
43Biz bu misalleri insanlara anlatıyoruz ama onları, bilenlerden başkası düşünüp anlamaz.
44Allâh, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.
45Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı da kıl. Çünkü namaz kötü ve iğrenç şeylerden meneder. Elbette Allâh´ı anmak, en büyük (ibâdet)tir. Allâh, ne yaptığınızı bilir.
46Kitâp ehliyle, -haksızlık edenleri dışında- en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve tanrınız birdir, biz de O´na teslim olanlarız."
47İşte böylece Kitabı sana da indirdik. Kendilerine Kitabı verdiklerimiz, ona inanırlar: Şunlardan (şu Araplardan) da ona inananlar vardır. Âyetlerimizi, kâfirlerden başkası inkâr etmez.
48(Ey Muhammed) Sen bundan önce bir Kitap okumuyordun, elinle de onu yazmıyorsun. Öyle olsaydı o zaman (Allâh´ın sözlerini boşa çıkarmaya çalışan) iptalciler, kuşkulanırlardı.
49Hayır, o (sana vahyedilenler) kendilerine bilgi verilmiş olanların göğüslerinde bulunan açık açık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi, zâlimlerden başkası inkâr etmez.
50Dediler ki: "Ona Rabbinden âyetler indirilmeli değil miydi?" De ki: "Âyetler (mu´cizeler) Allâh´ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
51Kendilerine okunan Kitabı sana indirmemiz, onlara yetmedi mi? Şüphesiz inanan bir toplum için bunda bir rahmet ve öğüt vardır.
52De ki: "Benimle sizin aranızda şâhid olarak Allâh yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Bâtıla inanıp Allah´a karşı nankörlük edenler, işte ziyana uğrayacaklar onlardır."
53Senden azâbı çabuk istiyorlar. Eğer (azâb için) belirtilmiş bir süre olmasaydı, onlara hemen azâb gelirdi. Fakat hiç farkına varmadıkları bir sırada o, kendilerine ansızın gelecektir.
54Cehennem o nankörleri kuşatmış iken, onlar hâlâ senden azâbı çabuk istiyorlar.
55O gün azâb, onları üstlerinden, ayaklarının altından örter ve (Allâh onlara): "Yaptığınız işleri tadın!" der.
56Ey inanan kullarım, benim arzım geniştir, bana kulluk edin.
57Her can, ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
58İnanıp iyi işler yapanları, cennette, altlarından ırmaklar akan yüksek odalara yerleştiririz. Orada ebedi kalırlar. Çalışanların ücreti ne güzeldir!
59Onlar ki sabrettiler ve Rabblerine dayanmaktadırlar
60Nice canlı var ki rızkını taşıyamaz, onları da sizi de Allâh besler. O, işitendir, bilendir.
61Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim (sizin yararınıza) boyun eğdirdi?" desen; "Allâh", derler. O halde nasıl Allâh´ın (birliğinden) döndürülüyorsunuz?
62Allâh kullarından dilediğine rızkı açar da, kısar da. Şüphesiz Allâh, her şeyi bilendir.
63Onlara: "Kim gökten suyu indirip de ölmüş olan yeri onunla diriltti?" diye sorsan; "Allâh", derler. De ki: "Hamd (övgü), Allah´a lâyıktır." Doğrusu çokları düşünmezler.
64Bu dünyâ hayâtı eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurdu, işte asıl hayât odur (asıl yaşanacak yer orasıdır), keşke bilselerdi!
65Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah´a hâlis kılarak O´na yalvarırlar. Fakat (Allâh) onları salimen karaya çıkarınca hemen (O´na) ortak koşarlar.
66Ki kendilerine verdiğimiz (ni´metler)e nankörlük etsinler ve (şu geçici hayâtta) zevk içinde yaşasınlar. Ama yakında (gerçeği) bileceklerdir.
67Görmediler mi çevrelerinde insanlar kaçırılırken biz (kendi şehirleri Mekke´yi), güvenli, dokunulmaz bir bölge yaptık? Hâlâ bâtıla inanıp Allâh´ın ni´metine nankörlük mü ediyorlar?
68Uydurduğu yalanı Allâh´ın üzerine atan veya kendisine gelen gerçeği yalanlayandan daha zâlim kimdir? Kâfirlerin durağı cehennemde değil midir?
69Ama biz(im uğrumuz)da cihâd edenleri biz, elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allâh, iyilik edenlerle beraberdir.
Chapter 30 (Sura 30)
1Elif lâm mim.
2Rum(lar), yenildi:
3(Bölgeye) En yakın bir yerde. Onlar (bu) yenilgilerinden sonra yeneceklerdir;
4Birkaç yıl içinde. (Onların) Bu (yenilgileri)nden önce de, sonra da emir Allâh´ındır (ferman O´nundur). O gün mü´minler sevinir(ler).
5Allâh´ın yardımıyle. (Allâh) Dilediğine yardım eder. O, gâliptir, esirgeyendir.
6(Bu,) Allâh´ın va´didir. Allâh va´dinden caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler.
7Onlar, sadece şu yakın hayâtın dış yüzünü bilirler; âhiretten ise onlar tamamen gâfildirler.
8Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki Allâh, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak olarak ve belirtilmiş bir süre ile yaratmıştır? İnsanlardan çoğu, Rabblerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
9Yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar. Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; (sular, madenler çıkarmak, ekin ekmek, ağaç dikmek için) toprağı (kazmış), alt üst etmişler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da elçileri, deliller getirmişti. Allâh onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
10Sonra kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü Allâh´ın âyetlerini yalanladılar. Ve onlarla alay ediyorlardı.
11Allâh, yaratmağa başlar, sonra onu çevirip yeniden yapar; sonra O´na döndürülürsünüz.
12(Duruşma) Sâat(i) başladığı gün, suçlular (umutsuzluk içinde) susarlar.
13(Allah´a) ortak (koştukları put)larından da kendilerine hiçbir şefâ´atçi çıkmaz. O zaman ortaklarını inkâr ederler.
14O sâat başladığı gün, o gün (inananlar ve inanmayanlar) ayrılırlar:
15İnanıp iyi işler yapanlar, onlar (çiçekli, ırmaklı) bir bahçe içinde neş´elendirilirler.
16Fakat inkâr edip âyetlerimizi ve âhiret buluşmasını yalanlayanlara gelince, onlar da (tutuklanıp) azâbın içine getirilirler.
17Öyle ise akşama girdiğiniz zaman da, sabaha erdiğiniz zaman da tesbih Allâh´ındır (O´nun şanının yüceliği anılır).
18Göklerde ve yerde, günün sonunda da, öğleye erdiğiniz zaman da hamd, O´na mahsustur.
19(Allâh), ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeri ölümünden sonra diriltir. İşte siz de (bedensel hayâta) öyle çıkarılacaksınız.
20O´nun âyetlerinden (gücünün işâretlerinden) biri sizi topraktan yaratmasıdır. Sonra siz, (yeryüzüne) yayılan insan(lar) oluverdiniz.
21O´nun âyetlerinden biri de, size nefislerinizden, sâkinleşeceğiniz eşler yaratması ve aranıza sevgi ve acıma koymasıdır. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.
22O´nun âyetlerinden biri de göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda, bilenler için ibretler vardır.
23O´nun âyetlerinden biri de, geceleyin ve gündüzün uyumanız ve O´nun lutfundan (nasibinizi) aramanızdır. Şüphesiz bunda, işiten bir toplum için ibretler vardır.
24O´nun âyetlerinden biri de, size, korku ve umut vermek için şimşeği göstermesi, gökten bir su indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesidir. Şüphesiz bunda, aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.
25O´nun âyetlerinden biri de göğün ve yerin, kendisinin buyruğuyla durmasıdır. Sonra sizi yerden bir tek da´vetle çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki çıkıyorsunuz.
26Göklerde ve yerde bulunan kimseler hep O´nundur, hepsi O´na itâ´at etmektedirler.
27Yaratmağa başlayan O´dur. Sonra onu çevirip yeniden yapar. Bu, O´na daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce durum O´nundur (En büyük kudret ve şeref misali O´dur). O, üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
28Size kendinizden bir misal verdi: (Bakın) size verdiğimiz rızıklarda; sizin ellerinizin altında bulunan(köleler, hizmetçi)lerden sizinle eşit derecede (yönetim hakkına sâhip) olan, birbiriniz(in hakkına dokunmak)dan çekindiğiniz gibi onlar(ın hakkına dokunmak)dan da çekindiğiniz ortaklar var mı (ki tutup kendi mülkümüzde, saltanatımızda bize ortaklar atfediyorsunuz, kendi kullarımızı, yaratıklarımızı bize eş koşuyorsunuz)? İşte biz, aklını kullanan bir toplum için âyetleri böyle açıklıyoruz.
29Hayır, zulmedenler, bilgisizce keyiflerine uydular. Allâh´ın şaşırttığını (Allâh´ın gönderdiği hidâyete uymadığı için düştüğü sapıklığında terk ettiği kimseyi) kim yola getirebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
30Sen yüzünü, Allâh´ı birleyici olarak doğruca dine çevir: Allâh´ın yaratma yasasına (uygun olan dine dön) ki, insanları ona göre yaratmıştır. Allâh´ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din odur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
31Yalnız O´na yönelin ve O´ndan korkun; namazı kılın ve (Allah´a) ortak koşanlardan olmayın.
32(O ortak koşanlardan olmayın ki onlar) Dinlerini parçaladılar ve bölük bölük oldular. Her parti kendi yanındakiyle sevin(ip övün)mektedir.
33İnsanlara bir zarar dokundu mu, Rablerine yönelerek O´na yalvarırlar. Sonra (Rableri), onlara kendinden bir rahmet taddırınca, hemen onlardan bir grup, Rablerine ortak koşarlar.
34(Böyle yaparlar) ki kendilerine verdiğimiz (ni´met)e karşı nankörlük etsinler. Şimdi zevk içinde yaşayın bakalım, yakında (sonunuzun ne olduğunu) bileceksiniz.
35Yoksa onlara bir delil indirmişiz de o mu (Allah´a) ortak koşmalarını söylüyor?
36Biz insanlara bir rahmet taddırdığımız zaman onunla sevinirler. Elleriyle yapıp öne sürdükleri(işleri)nden dolayı onlara bir kötülük erişince de, derhal umutsuzluğa düşerler.
37Görmediler mi, Allâh dilediğine rızkı genişletiyor da, daraltıyor da. Şüphesiz inanan bir toplum için bunda ibretler vardır.
38Akrabâya, yoksula, yolcuya (zekât ve sadakadan) hakkını ver. Allâh´ın yüzünü (rızâsını) isteyenler için bu, daha hayırlıdır ve onlar başarıya erenlerdir.
39İnsanların malları içinde, artması için verdiğiniz ribâ, Allâh katında artmaz. Ama Allâh´ın yüzünü (O´nun rızâsını) isteyerek verdiğiniz zekât(a gelince); işte (onu verenler sevâplarını ve mallarını) kat kat artıranlardır.
40Allâh sizi yarattı, sonra besledi, sonra öldürüyor, sonra diriltiyor. Ortaklarınız içinde bunlardan birini yapan var mı? O, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir.
41İnsanların elleriyle kazandıkları (günâhları) yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı. Belki dönerler diye, (Allâh) onlara, yaptıklarının bir kısmını taddırıyor.
42De ki: "Yeryüzünde gezin, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın." Onların da çoğu ortak koşanlardan idi.
43Allah´tan, geri çevirilmesi mümkün olmayan gün gelmezden önce, yüzünü dosdoğru dine yönelt. O gün (insanlar) bölük bölük ayrılırlar (bir bölük cennete, öbür bölük ateşe gider).
44Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. İyi bir iş yapanlar da (cennette) kendileri için yer hazırlamaktadırlar.
45Tâ ki Allâh, inanıp iyi işler yapanları lutfundan mükâfâtlandırsın. Doğrusu O, kâfirleri sevmez.
46O´nun âyetlerinden biri de (şudur): Rüzgârları (yağmurun) müjdeleri olarak gönderir ki size rahmetinden biraz taddırsın, gemiler buyruğuyla yürüsün ve siz O´nun lutfundan arayasınız da (verdiği ni´metlere) şükredesiniz.
47Andolsun ki, biz senden önce de elçileri kavimlerine gönderdik; onlara deliller getirdiler ve biz, (onları dinlemeyip) suç işleyenlerden öc aldık. (Elbette alırız, çünkü) mü´minlere yardım etmek, üzerimize borç idi.
48Allâh, rüzgârları gönderir, bulutu kaldırır; sonra onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder; arasından yağmurun çıktığını görürsün. Derken, onu kullarından dilediğine uğratınca hemen sevinirler.
49Halbuki onlar, yağmurun kendilerine indirilmesinden önce umutsuz idiler.
50Allâh´ın rahmetinin eserlerine bak ki, nasıl yeri ölümünden sonra diriltiyor? Şüphe yok ki, O, ölüleri de diriltecektir, O her şeye kâdirdir.
51Andolsun bir rüzgâr, göndersek de o (eki)ni sararmış görseler, ondan sonra nankörlük etmeğe başlarlar.
52Sen de ölülere söz dinletemezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara çağrıyı işittiremezsin.
53Ve sen, körleri de sapıklıklarından çıkarıp yola getiremezsin. Sen ancak, âyetlerimize inananlara işittirirsin de onlar müslüman olurlar.
54Allah´tır ki sizi zayıflıktan yarattı. Sonra zayıflığın ardından (size) bir kuvvet verdi. Sonra kuvvetin ardından da zayıflık ve ihtiyarlık verdi. Allâh, dilediğini yaratır, O, bilendir, gücü yetendir.
55(Duruşma) Sâ´at(i) başladığı gün, suçlular, (dünyâda veya Berzahta) bir sâ´atten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyâda da haktan) böyle çevriliyorlardı.
56Kendilerine bilgi ve iman verilenler dediler ki: "Andolsun siz, Allâh´ın yazgısınca tâ yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu da dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.
57Artık zulmetmiş olanlara o gün, ne mazeretleri fayda verir ve ne de onlardan rızâ taleb etmeleri istenir.
58Andolsun biz bu Kur´ân´da insanlara her çeşit misali getirip anlattık. Onlara bir âyet getirdiğin zaman inkâr edenler: "Siz (geleneklerimizi) iptal edenlerden başka bir şey değilsiniz." derler.
59İşte Allâh, bilmeyenlerin kalblerini böyle mühürler.
60Sabret, Allâh´ın va´di haktır (o mutlaka yerine gelecektir). İnanmayanlar seni telâşa düşürmesin.
Chapter 31 (Sura 31)
1Elif lâm mim
2Şunlar, hikmetli Kitabın âyetleridir.
3Güzel davrananlara yol gösterici ve rahmet olarak (indirilmiştir).
4Onlar ki namazı kılarlar, zekâtı verirler ve onlar âhirete de kesin olarak inanırlar.
5İşte onlar, Rableri tarafından (gösterilen) doğru bir yol üzerindedirler ve onlar, umduklarına ereceklerdir.
6İnsanlardan kimi var ki; bilgisizce (insanları) Allâh´ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için boş hadisi (eğlence sözünü) satın alır. İşte onlara küçük düşürücü bir azâb vardır.
7Ona âyetlerimiz okunduğu zaman sanki onları hiç işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak döner. Ona acı bir azâbı müjdele.
8İnanan ve iyi işler yapanlara ni´meti bol cennetler vardır.
9Orada ebedi kalacaklardır. (Bu,) Allâh´ın gerçek va´didir. O üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
10(Allâh), gökleri görebildiğiniz bir direk olmadan yarattı, sizi sarsar diye yere de sağlam ve yüksek dağlar attı ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Gökten bir su indirdik de orada her güzel çifti bitirdik.
11İşte bunlar, Allâh´ın yarattıklarıdır. Gösterin bana, O´ndan başka (tanrı dedik)leri(niz) ne yarattı? Doğrusu o zâlimler, açık bir sapıklık içindedirler.
12Andolsun biz Lokman´a, "Allah´a şükret!" diye hikmet verdik, kim şükrederse kendisi için şükreder; kim nankörlük ederse Allâh zengindir, (onun şükrüne muhtaç değildir), övülmüştür (hamde lâyıktır).
13Lokman oğluna öğüt vererek demişti ki: "Yavrum, Allah´a ortak koşma, çünkü ortak koşmak, büyük bir zulümdür."
14Biz insana, ana babasını tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek (karnında) taşımıştır. (Ona gebe kaldığından itibaren tâ doğuruncaya kadar günden güne güçsüzleşmiş, ağırlaşmıştır). Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olmuştur. (Bunların hepsi, güç şeylerdir. Onun için biz insana): "Bana ve anana babana şükret, dönüş banadır."
15"Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itâ´at etme. Onlarla dünyâ (işlerin)de iyi geçin ve bana yönelen kimsenin yoluna uy. Sonra dönüşünüz banadır; (o zaman ben) size yaptıklarınızı haber vereceğim" (diye öğüt verdik).
16(Lokman öğütlerine devam ederek dedi ki): "Yavrum, (yaptığın iyilik veya kötülük), hardal dânesi ağırlığınca bir şey de olsa, bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa Allâh mutlaka onu getirir. Çünkü Allâh latiftir (O´nun bilgisi her gizli ve ince şeye ulaşır. O, her şeyi) haber alır."
17"Yavrum namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret. Çünkü bunlar yapılması gereken işlerdendir."
18"İnsanlara yanağını bükme (kibirlenerek boynunu bir yana büküp yüzünü insanlardan öte çevirme) ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allâh, kendini beğenip övünen kimseyi sevmez."
19"Yürüyüşünde tutumlu ol, (orta yürü, ne çabuk ne de çok yavaş git, ölçülü hareket et), sesini de kıs. Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir."
20Görmediniz mi Allâh, göklerde ve yerde bulunan şeyleri size boyun eğdirdi ve size zâhir ve bâtın (dış ve iç; görülen, görülmeyen; bildiğiniz ve bilmediğiniz) ni´metlerini bol bol verdi? Yine de insanlardan kimi var ki ne bilgisi, ne yol göstereni ve ne de aydınlatıcı bir Kitabı olmadan Allâh hakkında tartışır (durur).
21Onlara: "Allâh´ın indirdiğine uyun!" dense: "Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız (onların yolundan gideriz)" derler. Şeytân onları alevli ateşin azâbına çağırmış olsa da mı (babalarının izinde gidecekler)?
22Kim güzel davranarak özünü Allah´a teslim ederse o, en sağlam kulpa yapışmıştır. İşlerin sonu Allah´a döner.
23Kim de inkâr ederse, onun inkârı seni üzmesin. Sonunda onların dönüşleri bizedir. O zaman yaptıklarını kendilerine haber veririz. Şüphesiz Allâh göğüslerin özünü (kalblerden ne düşünceler geçtiğini) bilir.
24Onları biraz yaşatırız, sonra kaba bir azâba süreriz.
25Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, mutlaka: "Allâh" derler. "Hamd Allah´a lâyıktır" de. Hayır, çokları bilmezler.
26Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allâh´ındır. Allâh, işte ğani (zengin) O, övülen O´dur.
27Yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem olsa, deniz(ler) de (mürekkep olsa), arkasından yedi deniz (daha gelip) ona yardım etse de (Allâh´ın kelimeleri yazılsa), yine (bunlar tükenir), Allâh´ın kelimeleri tükenmez. Allâh öyle üstündür, öyle hikmet sâhibidir.
28Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, bir tek kişi(nin yaratılıp diriltilmesi) gibidir. Şüphesiz Allâh, işitendir, görendir.
29Görmedin mi Allâh, geceyi gündüzün içine sokuyor; gündüzü gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı, emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Ve Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.
30Böyledir, çünkü Allâh haktır, O´ndan başka yalvardıkları bâtıldır. Gerçekten ulu ve büyük olan, yalnız Allah´tır.
31(Allâh) size, bir kısım âyetlerini göstersin diye, Allâh´ın ni´metiyle gemilerin denizde gittiğini görmedin mi? Şüphesiz bunda sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır.
32(Denizde) onları, gölgeler gibi dalga(lar) sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah´a yalvarırlar. Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca içlerinden bir kısmı iktisâd eder (Allah´a yönelmeyi kısar, gevşetir); zaten bizim âyetlerimizi (öyle) nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.
33Ey insanlar, Rabbinizden korkun ve babanın, çocuğunun cezâsını çekmeyeceği, çocuğun da babasının cezâsını çekmeyeceği (hiç kimse, kimsenin borcunu ödemeyeceği) günden çekinin. Allâh´ın va´di gerçektir. Dünyâ hayâtı sizi aldatmasın. O aldatıcı (şeytân), sizi Allâh hakkında (O´nun yumuşak davranmasına, mühlet vermesine güvendirerek) aldatmasın.
34Allâh, (işte kıyâmet) sâ´atin(in ne zaman geleceği) hakkındaki bilgi, O´nun yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez. (Her şeyi) bilen, (her şeyden) haberi olan yalnız Allah´tır.
Chapter 32 (Sura 32)
1Elif lâm mim.
2Şüphe yok ki Kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır.
3Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi, doğru yola gelirler umuduyla uyarman için Rabbin tarafından (sana indirilen) gerçektir.
4O (Allâh) ki gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları altı günde yarattı; sonra Arş´a istivâ etti. Sizin, O´ndan başka bir dostunuz, şefâ´atçiniz yoktur. Düşünüp öğüt almıyor musunuz?
5(Allâh) Emri gökten yere tedbir eder (buyruğunu indirir). Sonra emir, sizin hesabınızca bin yıl süren bir gün içinde O´na çıkar.
6İşte görünmeyeni de, görüneni de bilen, güçlü ve esirgeyici olan O´dur.
7O´dur ki, yarattığı herşeyi güzel yaptı ve insanı yaratmağa çamurdan başladı.
8Sonra onun neslini bir özden, hakir bir su(yun özü)nden yaptı.
9Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
10"Biz toprakta kaybolduktan sonra, yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?" dediler. Doğrusu onlar, Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir.
11De ki: "Üzerinize vekil edilen ölüm meleği, canınızı alır, sonra Rabbinize döndürülürsünüz."
12Rablerinin huzûrunda (utançtan) başlarını öne eğmiş; "Rabbimiz, gördük, işittik, bizi geri döndür, iyi iş yapalım; artık kesin olarak inandık!" demekte olan suçluları bir görsen!
13Dileseydik, herkese hidâyetini verirdik, (herkesi doğru yola iletirdik). Fakat benden "Mutlaka cehennemi, cinlerden ve insanlardan bir kısmiyle tamamen dolduracağım!" kararı çıkmıştır.
14"Bu gününüzle karşılaşmayı unutmanızın cezâsını tadın! (Şimdi) Biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınızdan ötürü ebedi azâbı tadın!"
15Bizim âyetlerimize o kimseler inanırlar ki onlar, kendilerine öğüt verildiği zaman derhal secdeye kapanırlar; Rablerini överek tesbih ederler, büyüklük taslamazlar.
16Yanları yataklardan uzaklaşır, (gece teheccüd namazı kılmak için yanlarını yataklardan ayırıp kalkarlar), korkarak ve umarak Rablerine du´â ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.
17Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne gözler aydınlatıcı (ni´metleri)in saklandığını hiç kimse bilmez!
18Hiç inanan kimse, (yoldan çıkan) fâsık gibi olur mu? Elbette bunlar bir olmazlar.
19İnanan ve iyi işler yapanlara gelince, onlar, yaptıklarına karşılık, durulmağa değer cennetlerde ağırlanırlar.
20Yoldan çıkanların barınacakları yer de ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isteseler, yine oraya geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlamakta olduğunuz ateş azâbını tadın" denilir.
21Belki dön(üp yola gel)irler diye, mutlaka onlara o büyük azâbdan ayrı olarak, daha yakın azâbı da taddıracağız.
22Kendisine Rabbinin âyetleriyle öğüt verildikten sonra onlardan yüz çevirenlerden daha zâlim kim olabilir? Muhakkak ki biz, suçlulardan öç alıcıyız.
23Andolsun biz Mûsâ´ya Kitabı verdik. Sakın onun (Mûsâ´ya) ulaşmasından kuşkuya düşme. Onu İsrâil oğullarına yol gösterici yaptık.
24Sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik.
25Şüphesiz Rabbin, kıyâmet günü, ayrılığa düştükleri konularda onların aralarında hükmedecektir.
26Bugün yurtlarında dolaştıkları nice kuşakları daha önce helâk etmiş olmamız, hâlâ onları yola getirmedi mi? Şüphesiz bunda ibretler vardır. (Öğüt alma kulağıyle) İşitmiyorlar mı?
27Görmüyorlar mı biz nasıl suyu, kuru, otsuz yere sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları da, kendileri de yiyor? Görmüyorlar mı?
28"Doğru iseniz bu fetih ne zaman?" diyorlar.
29De ki: "Fetih günü (gelince, şimdi) inkâr edenlere (o zaman) inanmaları fayda vermez ve kendilerine mühlet de verilmez.
30Sen onlardan yüz çevir ve bekle, zaten onlar da beklemektedirler.
Chapter 33 (Sura 33)
1Ey peygamber, Allah´tan kork; kâfirlere ve münâfıklara itâ´at etme. Şüphesiz Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
2Rabbinden sana vahyedilene uy; muhakkak ki Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.
3Allah´a dayan; vekil olarak Allâh yeter.
4Allâh, bir adamın (göğüs) boşluğunda iki kalb yaratmadı ve zıhâr yaptığınız (sen bana, annemin sırtı gibisin dediğiniz) eşlerinizi, sizin anneleriniz yapmadı; evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız kılmadı. Bunlar sizin ağızlarınıza gelen sözlerinizdir. Allâh gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir.
5Onları babalarının adına bağlayarak çağırın; bu, Allâh yanında daha adâletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak yaptığınızda size bir günâh yok, fakat kalblerinizin bile bile yaptığında günâh vardır. Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
6Peygamber, mü´minlere canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir. Rahim sâhipleri (anne tarafından akrabâlar) da Allâh´ın Kitabında birbirlerine öteki mü´minlerden ve Muhâcirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız (bir vasiyyet etmeniz) hariç (yaptığınız o vasiyyet yerine getirilir). Bunlar Kitapta yazılmıştır.
7Biz peygamberlerden, (verdiğimiz elçilik görevini yapmak ve hak dine da´vet etmek hususunda) kuvvetle ahidlerini almıştık, senden, Nûh´dan, İbrâhim´den, Mûsâ´dan ve Meryem oğlu Îsâ´dan, (evet) onlardan sapasağlam söz almıştık.
8(Böyle yaptık) Ki (Allâh), o doğrulara doğruluklarından sorsun. Kâfirlere de acı bir azâb hazırlamıştır.
9Ey inananlar, Allâh´ın size olan ni´metini hatırlayın, hani bir zaman size ordular gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allâh, yaptıklarınızı görmekteydi.
10Hani onlar üstünüzden ve alt tarafınızdan gelmişlerdi, gözler (şaşkınlıktan ötürü) kaymış, yürekler (korkudan) hançerelere dayanmıştı. Allâh hakında türlü zanlarda bulunuyordunuz.
11İşte orada mü´minler denenmiş, şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.
12Münâfıklar ve kalblerinde hastalık bulunan kimseler: "Allâh ve Resulü bize sadece boş vaadlerde bulundu." diyordu.
13Onlardan bir grup da demişti ki: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık size duracak yer yok, (haydi durmayın, evlerinize) dönün (Yahut: Artık bu dinde durmanız doğru değil, dönün)". Onlardan bir topluluk da. "Evlerimiz (sağlam değil), açıktır" diyerek peygamberden izin istiyordu. Oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Sadece kaçmak istiyorlardı.
14Eğer (Medine´nin) her yanından onların üzerine giril(ip saldırıl)saydı da kendilerinden (halka) baskı ve işkence yapmaları istenseydi bunu yaparlardı; bunu yapmakta fazla gecikmezlerdi.
15Oysa arkalarına dön(üp kaç)mayacaklarına dair Allah´a söz vermişlerdi. Allah´a verilen sözden sorumlu idiler.
16De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size fayda vermez. Kaçsanız bile pek az bir zaman yaşatılırsınız (sonunda yine ölürsünüz)."
17De ki: "Allâh size kötülük istese veya size rahmet dilese, sizi O´ndan kim korur? (Allâh´ın azâbından sizi kim kurtarır, O´nun rahmetine kim engel olur?) Kendilerine Allah´tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulurlar."
18Allâh içinizden (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin!" diyenleri biliyor. Onlar savaşa pek az gelirler.
19(Geldikleri zaman da) Size karşı cimriler olarak (gelirler). Ama korkulu bir durum olunca onların, üstüne ölüm baygınlığı çökmüş insan gibi, gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gid(ip de sıra ganimetleri paylaşmağa gel)ince mala düşkünlük göstererek sizi sivri dillerle incitirler. Onlar, (içtenlikle) inanmamışlar, bu yüzden Allâh onların işlerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah´a göre kolaydır.
20(Korkaklıklarından ötürü düşman) Orduların(ın Medine´den) gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer o ordular (ikinci kez) gelseler, bunlar çölde bedevi Araplar arasında bulunmayı, sizin haberlerinizi (başınıza gelecek olayları) oradan sorup öğrenmeyi arzu ederlerdi. İçinizde bulunsalardı dahi pek az dövüşürlerdi.
21Andolsun Allâh´ın Elçisinde sizin için Allah´a ve âhiret gününe kavuşmaya inanan ve Allâh´ı çok anan kimseler için, (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.
22Mü´minler (düşman) orduları(nı) gördükleri zaman (korkmadılar): "Bu Allâh´ın ve Resulünün, bize va´dettiği (zafer)dir. Allâh ve Resulü doğru söylemiştir." dediler. Ve bu, onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.
23Mü´minlerden öyle erkekler var ki, Allah´a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi, (şehid oluncaya kadar çarpışacaklarını adamışlardı, çarpıştılar ve şehid düştüler), kimi de (şehidlik) beklemektedir; sözlerini asla değiştirmemişlerdir.
24Ki Allâh doğruları, doğruluklarıyle mükâfâtladırsın, iki yüzlülere de dilerse azâbetsin; yahut tevbelerini kabul buyursun. Şüphesiz Allâh çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
25Allâh, inkâr edenleri öfkeleriyle geri çevirdi; hiçbir hayra eremediler. Allâh savaşta (rüzgâr ve meleklerin yardımıyle) mü´minlere yetti. Allâh güçlüdür, üstündür.
26Kitap ehlinden onlara yardım eden (Kurayza yahûdi)lerini de kalelerinden indirdi ve kalblerine korku düşürdü. (Onlardan) Bir kısmını öldürüyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz.
27Onların topraklarını, evlerini, mallarını ve henüz ayak basmadığınız bir toprağı size mirâs verdi. Allâh, her şeye kâdirdir.
28Ey peygamber! Eşlerine söyle: "Eğer siz, dünyâ hayâtını ve süsünü istiyorsanız, gelin size müt´a (boşanma bedeli) vereyim ve sizi güzellikle salayım."
29"Eğer siz, Allâh´ı, Elçisini ve âhiret yurdunu istiyorsanız, (biliniz ki) Allâh, sizden güzel hareket edenlere büyük bir mükâfât hazırlamıştır."
30Ey peygamber kadınları! Sizden kim açık bir fuhuş (edepsizlik) yaparsa onun için azâb iki kat yapılır. Bu, Allah´a göre kolaydır.
31Fakat sizden kim Allah´a ve Resulüne itâ´ate devam eder ve yararlı iş yaparsa ona da mükâfâtını iki kez veririz ve onun için bol bir rızık hazırlamışızdır.
32Ey peygamber kadınları, siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allâh´ın buyruğuna karşı gelmekten) korunuyorsanız, sözü yumuşak (kıvrak) bir edâ ile söylemeyin ki, kalbinde hastalık bulunan kimse tamah etmesin; güzel, (kuşkudan uzak bir biçimde) söz söyleyin.
33Evlerinizde oturun, ilk câhiliye (çağı kadınları)nın açılıp kırıtması gibi açılıp kırıtmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah´a ve Resûlüne itâ´at edin. Ey Ehl-i Beyt (ey peygamberin ev halkı), Allâh sizden, kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
34Evlerinizde okunan Allâh âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allâh latiftir, haber alandır.
35Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü´min erkekler ve mü´min kadınlar, tâ´ate devam eden erkekler ve tâ´ate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar; sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Allah´a) saygılı erkekler ve saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allâh´ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; (İşte) Allâh bunlar için bağış ve büyük bir mükâfât hazırlamıştır.
36Allâh ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah´a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
37Allâh´ın ni´met verdiği; senin de kendisine ni´met ver(ip hürriyete kavuştur)duğun kimseye: "Eşini yanında tut, Allah´tan kork" diyordun, fakat Allâh´ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun, insanlardan çekiniyordun; oysa asıl çekinmene lâyık olan, Allâh idi. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki (bundan böyle) evlatlıkları, kadınlarıyle ilişkilerini kestikleri zaman o kadınlarla evlenmek hususunda mü´minlere bir güçlük olmasın. Allâh´ın buyruğu (her zaman) yerine getirilmiştir.
38Allah´n kendisine takdir ettiği bir şeyi yerine getirmekte, Peygambere herhangi bir güçlük yoktur. Sizden önce geçenler arasında da Allâh´ın yasası böyle idi. Allâh´ın emri, olup bitmiş bir şeydir.
39(O peygamberler), Allâh´ın mesajlarını duyururlar, Allah´tan korkarlar ve O´ndan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak Allâh yeter.
40Muhammed, sizin erkeklerinizden birinin babası değil fakat Allâh´ın Elçisi ve peygamberlerin hâtemidir. Allâh her şeyi bilendir.
41Ey inananlar, Allâh´ı çok anın.
42Ve O´nu sabah akşam tesbih edin.
43O (Allâh)dır ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmet eder, melekleri de (size acıyıp mağfiret dilerler. Allâh) inananlara karşı çok esirgeyendir.
44Kendisine kavuştukları gün, selâm ile karşılanırlar. (Allâh) Onlara güzel bir mükâfât hazırlamıştır.
45Ey peygamber, biz seni şâhid, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
46Ve izniyle, Allah´a da´vetçi ve aydınlatıcı bir lamba olarak (gönderdik).
47Mü´minlere, Allah´tan büyük bir lutuf bulunduğunu müjdele!
48Kâfirlere ve münâfıklara itâ´at etme. Onların eziyetlerine aldırma, Allah´a dayan; vekil (koruyucu) olarak Allâh yeter.
49Ey inananlar, inanan kadınları nikâhlayıp da henüz onlara dokunmadan boşarsanız, onların üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Hemen müt´alarını verin (biraz geçimlik verip memnun edin) ve onları güzellike serbest bırakın.
50Ey peygamber, biz, ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini; Allâh´ın sana ganimet olarak verdiğ(i savaş esir)lerinden elinin altında bulunan (câriye)leri; amcanın, halalarının, dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kaldık. Bir de kendisini (mehirsiz olarak) peygambere hibe eden ve peygamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını, diğer mü´minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunan (câriye)leri hakkında mü´minlere yapmalarını gerekli kıldığımız şeyi bil(dir)dik. (Onların bu hususta ne yapması lâzım geldiğini de daha önce açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın, (sen bir sıkıntıya, güç bir duruma düşmeyesin). Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
51Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. (Geçici olarak) Ayrıldıklarından (tekrar birleşmeyi) arzu ettiğine (dönmekte) senin üzerine bir günâh yoktur. Onların gözlerinin aydınlanıp tasalanmamalarına ve hepsinin, senin verdiklerine râzı olmalarına en elverişli olan budur. Allâh sizin kalblerinizde olanı bilir. Allâh bilendir, halimdir (birden öfkeye kapılıp cezâ vermez).
52Bundan sonra artık sana (başka) kadınlar(la evlenmek), güzellikleri çok hoşuna giden kadınlar olsa da, bunları başka eşlerle değiştirmek helâl değildir. Yalnız elinin altında bulunan (cariye)ler bunun dışındadır. Allâh, her şeyi gözetleyicidir.
53Ey inananlar, (rastgele) Peygamber´in evlerine girmeyin. Ancak yemek için size izin verilir de girerseniz (erkenden gelip) yemeğin pişmesini beklemeyin. Çağrıldığınız zaman girin; yemeği yeyince dağılın, söze dalmayın. Çünkü bu (davranışınız) Peygamberi incitiyor, fakat o, (size bunu söylemekten) utanıyordu. Ama Allâh, gerçek(i söylemek)ten utanmaz. Onlardan (yani peygamberin hanımlarından) bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri için daha temizdir. Sizin, Allâh´ın Elçisini incitmeniz ve kendisinden sonra onun eşlerini nikâhlamanız asla olamaz. Çünkü bu, Allâh katında büyük (bir günâh)tır.
54Bir şeyi açığa vursanız da, yahut onu gizleseniz de (fark etmez), Allâh her şeyi gâyet iyi bilmektedir.
55Onlara (yani Peygamberin hanımlarına) ne babaları, ne oğulları, ne kardeşleri, ne kardeşlerinin oğulları, ne kızkardeşlerinin oğulları, ne kadınları ve ne de ellerinin altında bulunan (köle)leri hakkında bir günâh yoktur, (bunlara karşı örtünmeleri gerekmez. Ey Peygamberin hanımları) Allah´tan korkun; şüphesiz Allâh, her şeyi görmektedir.
56Allâh´ı ve melekleri, Peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeğe, şânını yüceltmeğe özen göstermekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salât edin, (onun şânını yüceltmeğe özen gösterin); içtenlikle selâm edin (ona esenlik dileyin).
57Allâh´ı ve Elçisini incitenler var ya, işte Allâh onlara dünyâda ve âhirette la´net etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azâb hazırlamıştır.
58Mü´min erkekleri ve mü´min kadınları yapmadıkları bir şeyle (suçlayıp) incitenler bir iftirâ ve açık bir günâh yüklenmişlerdir.
59Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle! (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar; onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
60Andolsun, iki yüzlüler, kalblerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haberler yayanlar (bu yaptıklarından) vazgeçmezlerse seni onların üstüne süreriz (onlarla savaşmanı ve onları şehirden sürüp çıkarmanı sana emrederiz); sonra orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler.
61La´netlenirler; nerede rastlansalar yakalanıp; öldürülürler.
62Allâh´ın önceden geçen (millet)ler arasında (uygulanan) yasası budur. (Peygamberlere karşı iki yüzlülük edenler öldürülürler). Allâh´ın yasasını değiştirme(ğe imkân) bulamazsın.
63İnsanlar sana O sâ´atten soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi Allâh´ın yanındadır." Ne bilirsin belki o sâ´at yakın olur?
64Allâh kâfirlere la´net etmiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır.
65Orada ebedi olarak kalacaklar; (kendilerini koruyacak) bir dost ve yardımcı bulamayacaklardır.
66Yüzleri ateşin içinde çevrildiği gün: "Eyvah bize! Keşke Allah´a itâ´at etseydik, Elçiye itâ´at etseydik!" derler.
67Ve dediler ki: "Rabbimiz, biz beylerimize ve büyüklerimize uyduk da bizi yoldan saptırdılar."
68"Rabbimiz, onlara iki kat azâb ver ve onlara büyük bir la´net eyle!"
69Ey inananlar, şu kimseler gibi olmayın ki, Mûsâ´ya eziyet ettiler de Allâh onu onların dediklerinden berâat ettirdi; o, Allâh yanında vecih (gözde, itibârlı bir kul) idi.
70Ey inananlar, Allah´tan korkun ve doğru söz söyleyin.
71Ki (Allâh) işlerinizi düzeltsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Kim Allah´a ve Resulüne itâ´at ederse, büyük bir başarıya ermiş olur.
72Biz emâneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular; onu insan yüklendi; (fakat onun ağır sorumluluğunu tam kavrayamadı) doğrusu o, çok zâlim, çok câhildir.
73(Allâh bu emâneti insana vermiştir) Ki iki yüzlü erkeklere ve iki yüzlü kadınlara, ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azâb etsin; inanan erkekleri ve inanan kadınları da bağışlasın. Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Chapter 34 (Sura 34)
1Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsi kendisinin olan Allah´a mahsustur. Âhirette de hamd O´na mahsustur. O, hüküm ve hikmet sâhibidir; (her şeyi) haber alandır.
2Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, çok esirgeyen, çok bağışlayandır.
3İnkâr edenler: "O Sâ´at bize gelmez," dediler. De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca bir şey, O´ndan gizli kalmaz. Ne bundan küçük, ne de bundan büyük hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta bulunmasın.
4(Her şeyi apaçık bir Kitapta tesbit etmiştir) Ki, inanıp iyi işler yapanları mükâfâtlandırsın. Onlar için mağfiret ve güzel rızık vardır.
5Âyetlerimiz hakkında (bizi) âciz bırakmağa çalışanlara gelince; onlar içinde pislikten acı bir azâb vardır.
6Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin, gerçek olduğunu, mutlak gâlib ve hamde lâyık olan (Allâh)ın yoluna ilettiğini görürler.
7İnkâr edenler, dediler ki: "Siz tamamen dağılıp parçalandıktan sonra, mutlaka yeni bir yaratılış içinde olacağınızı size haber veren bir adam gösterelim mi size?"
8"Allah´a yalan mı uydurdu, yoksa kendisinde delilik mi var?" Hayır, âhirete inanmayanlar, azâb ve uzak bir sapıklık içindedirler.
9Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında bulunanı, (kendilerini her yandan kuşatan göğü ve yeri) görmüyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda (Rabbine) yönelen her kul için bir ibret vardır.
10Andolsun, Dâvûd´a tarafımızdan bir üstünlük verdik: "Ey dağlar, onunla beraber tesbih edin. Ve ey kuşlar (siz de onun tesbihine katılın)!" (dedik) ve ona demiri yumuşattık:
11"Geniş zırhlar yap, dokumasını ölçülü yap ve (hepiniz) iyi işler yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı görmekteyim." diye (vahyettik).
12Süleymân´a da, sabah gidişi bir ay(lık mesafe), akşam dönüşü bir ay(lık mesafe) olan rüzgârı boyun eğdirdik ve onun için katran (petrol) kaynağını da akıttık. Rabbinin izniyle cinlerin bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim buyruğumuzdan sapsa, ona alevli azâbı taddırırdık.
13Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar (geniş) leğenler, sabit kazanlar yaparlardı. "Ey Dâvûd âilesi, şükredin!" kullarımdan şükreden azdır.
14(Süleymân´ın) Ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Kurdun yemesiyle değnek çürüyüp de ona dayalı duran Süleymân) Yıkılınca (onun öldüğü anlaşıldı ve) anlaşıldı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azâb içinde kalmazlardı.
15Andolsun (Kahtan oğlu, Ya´rub oğlu...) Sebe (oğulların)ın oturdukları yerlerde de bir ibret vardır: (O meskenler) Sağdan, soldan iki bahçe (ile çevrili idi. Onlara): "Rabbinizin rızkından yeyin de O´na şükredin! Hoş (bir) ülke, çok bağışlayan Rab!" (denilmişti).
16Ama (şükürden) yüz çevirdiler; bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik; onların iki bahçesini buruk yemişli, acı meyvalı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
17Nankörlük ettiklerinden ötürü onları böyle cezâlandırdık; biz nankörden başkasını cezâlandırır mıyız?
18Onlarla, içinde bereketler yarattığımız kentler arasında, açıkça görünen kentler var ettik ve bunlar arasında yürümeyi takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde yürüyün" (dedik).
19"Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır (şehirlerimiz birbirine çok yakın, bunlarını arasını uzat da daha uzun mesafelere gidelim)" dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsânelere çevirdik, onları darmadağın ettik. Şüphesiz bunda, sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır.
20Andolsun İblis, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı, inanan bir bölükten başka (hepsi) ona uydular.
21Onun onlar üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktu. Ancak âhirete inananı, ondan kuşkulanandan (ayırd edip) bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin her şeyi korumaktadır.
22De ki: "Allah´tan başka (tanrı) sandığınız şeyleri çağırın, onlar ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye sâhip değillerdir. Bu ikisi(nin yaratılmasında ve mülkü)nde bir ortaklıkları yoktur. Ve Allâh´ın onlardan bir yardımcısı da yoktur."
23O´nun huzûrunda, O´nun izin verdiği kimselerden başkasının şefâ´ati fayda vermez. Nihâyet onların yüreklerinden korku giderilince (birbirlerine): "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. "Hakkı (buyurdu)" derler. O, yücedir, büyüktür.
24De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor?" De ki: "Allâh, O halde ya biz veya siz, (ikimizden biri), doğru yol üzerinde veya açık bir sapıklık içindeyiz."
25De ki: "Bizim işlediğimiz suçtan siz sorulacak değilsiniz; biz de sizin işlediğinizden sorumlu değiliz."
26De ki: "Rabbimiz (kıyâmet günü), hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızdaki sorunu çözecektir. O sorunları en güzel çözümleyendir, bilendir."
27De ki: "O´na kattığınız ortakları bana gösterin (bakayım, onlar tanrı olabilirler mi?). Hayır (böyle şey olamaz.) Doğrusu O, gâlib, hüküm ve hikmet sâhibi olan Allah´tır."
28Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.
29Diyorlar ki: "Doğru iseniz bu tehdid (ettiğiniz azâp) ne zaman (olacak)?"
30De ki: "Sizin için belirtilmiş bir gün vardır. Ondan ne bir sâ´at geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz."
31İnkâr edenler dediler ki: "Biz ne bu Kur´ân´a, ne de bundan öncekilere inanırız." Sen o zâlimleri, Rablerinin huzûrunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen: Zayıf düşürülenler, büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk." diyorlar.
32Büyüklük taslayanlar da zayıf düşürülenlere dediler ki: "Size hidâyet geldiği zaman sizi ondan biz mi engelledik? Hayır, zaten siz kendiniz suç işliyordunuz."
33Zayıf düşürülenler büyüklük taslayanlara: "Hayır, gece gündüz dolap (kurar, kötülük aşılardınız) Allah´a nankörlük etmemizi, O´na eşler koşmamızı bize emrederdiniz." dediler. Ve azâbı gördüklerinde, içlerinde pişmanlıklarını gizlediler. Biz de o nankörlerin boyunlarına demir halkalar geçirdik. Yalnız yaptıklarıyle cezâlanmıyorlar mı?
34Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdiysek mutlaka oranın varlıkla şımarmış kimseleri: "Biz, sizin gönderildiğiniz şeyi inkâr ediyoruz" dediler.
35Ve dediler ki: "Biz malca ve evlatça daha çoğuz, biz azâba uğratılacak değiliz."
36De ki: "Rabbim dilediğine rızkı yayar ve (dilediğine) kısar; fakat insanların çoğu bilmezler, (sanırlar ki mal ve evlâd çokluğu şeref ve büyüklük sebebidir.)"
37Ne mallarınız, ne de evlâdlarınız size katımızda bir yakınlık sağlar. Ancak inanıp faydalı iş yapanlar başka. Onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfât vardır ve onlar saraylarda güven (ve huzûr) içindedirler.
38Âyetlerimizi etkisiz kılmağa çalışanlara gelince, onlar da azâbın içine getirileceklerdir.
39De ki: "Rabbim kullarından dilediğine rızkı yayar ve ona (tekrar rızkı) kısar. Siz Allâh için ne verseniz, Allâh onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
40O gün, onların hepsini bir araya toplar, sonra meleklere: "Bunlar size mi tapıyorlardı?" der.
41(Melekler) derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz (koruyucumuz) onlar değil, sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyorlardı."
42O gün birinizin, diğerine ne bir fayda, ne de zarar vermeğe gücü yeter. Biz zulmedenlere: "Yalanlamakta olduğunuz ateş azâbını tadın!" deriz.
43Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "Bu, sadece sizi babalarınızın taptığı(tanrılar)dan çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değildir." Ve o nankörler dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir." Ve kendilerine gelen hakkı inkâr edenler: "Bu, apaçak bir büyüdür, başka bir şey değildir" dediler.
44Halbuki biz onlara okuyacakları bir Kitap vermemiştik ve senden önce onlara bir uyarıcı göndermemiştik.
45Bunlardan önceki (millet)ler de yalanlanmışlardı. Bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişmemişlerdir. (Onlara o kadar ni´met verdiğim halde yine) elçilerimi yalanladılar. Ama benim de (onları) inkârım nasıl oldu, (onları nasıl mahvettim)!?
46De ki: "Size bir şeyi öğütleyeyim: ´Allâh için, ikişer ikişer ve teker teker durup düşününüz! Arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O, çetin bir azâbın arefesinde sizin için bir uyarıcıdır."
47De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah´a âittir. O her şeye şâhiddir."
48De ki: "Rabbim gerçeği, (dilediği kulunun kalbine) atar. (O) gaybleri bilendir."
49De ki: "Hak geldi, artık bâtıl ne bir şey ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir. (O tamamen yok olup gitmiştir)."
50De ki: "Eğer saparsam, kendi zararıma sapmış olurum. Eğer yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur´ân) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır."
51Telâşa düştükleri zaman (onları) bir görsen: Hiçbiri kurtulamaz, yakın yerden yakalanmışlardır.
52"Ona inandık" demektedirler, ama uzak yerden (tâ dünyâdan imanı) nasıl alabilsinler?
53Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi. Uzak yerden görülmeyene taş atıyorlardı.
54Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekildi. Doğrusu, onlar katmerli bir kuşku içindedirler.
Chapter 35 (Sura 35)
1Gökleri ve yeri yoktan var eden; melekleri, ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah´a hamd olsun. O, yaratmada (dilediği kadar) artırır: (Kimine daha fazla kanat verir, kiminin bünyesini daha sağlam, daha büyük, kimini daha güzel yapar). Şüphesiz Allâh, her şeyi yapabilendir.
2Allâh, insanlara bir rahmet açtı mı onu tutan olamaz, O´nun tuttuğunu da O´ndan sonra salacak yoktur. O, üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
3Ey insanlar, Allâh´ın size olan ni´metini hatırlayın: Allah´tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O´ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da gerçekten çevriliyorsunuz?
4Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de yalanlanmıştır. Bütün işler Allah´a döndürülecek(ve Allâh, herkesi yaptığıyle cezâlandıracak)tır.
5Ey insanlar, Allâh´ın va´di gerçektir; sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın, o aldatıcı, sizi Allâh(ın affına güvendirmek sûreti) ile aldatmasın.
6Şeytân, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman tutun. O, partisini alevli ateşin halkından olmağa çağırır.
7İnkâr edenler için çetin bir azâb var; inanıp iyi işler yapanlara da mağfiret ve büyük bir mükâfât vardır.
8Kötü işi, kendisine süslendirilip de onu güzel gören kimse (vehmine aldanmayarak kötü amelini güzel görmeyen, aklıyle gerçeği gören kimse gibi olur) mu? Allâh dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini yola iletir. Bundan dolayı canın, onlar için hasretlere (üzüntülere) gitmesin, Allâh onların ne yaptıklarını biliyor.
9Allah´tır ki, gönderdiği rüzgârlar bir bulut kaldırır, onu ölü bir ülkeye süreriz, ölmüş olan yeri onunla diriltiriz. İşte diriltme de böyledir.
10Kim şeref istiyorsa (bilsin ki) şeref tamamen Allâh´ındır, (onu başkasından değil, Allah´tan istesin). Güzel söz O´na çıkar, iyi amel onu yükseltir. Kötü şeyleri kuranlara gelince, onlar için çetin bir azâb vardır. Ve onların tuzağı bozulacaktır.
11Allâh sizi önce topraktan, sonra nutfe (sperm)den yarattı, sonra sizi çift çift yaptı. Bir dişinin gebe kalması ve doğurması hep O´nun bilgisiyledir. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Şüphesiz bu, Allah´a göre kolaydır.
12İki deniz bir olmaz: Şu tatlıdır, susuzluğu keser, içimi (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, acıdır. Hepsinden de taze et yersiniz ve takındığınız (inci, sedef gibi) süs (eşyası) çıkarırsınız. (Allâh´ın) Lutfundan payınızı arayıp şükretmeniz için gemilerin, denizi yarıp gittiğini görürsün.
13(Allâh) Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar; güneşi ve ayı buyruğu altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte Rabbiniz Allâh budur, mülk O´nundur. O´ndan başka yalvardığınız şeyler ise bir çekirdek zarına bile sâhip değillerdir.
14Onları çağırsanız sizin çağırmanızı işitmezler. İşitseler bile size cevap veremezler. Kıyâmet günü de, sizin (onları Allah´a) ortak koşmanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, herşeyi bilen (Allâh) gibi gerçekleri haber veremez.
15Ey insanlar, siz Allah´a muhtaçsınız, Allâh ise, işte zengin ve hamde lâyık olan O´dur.
16Dilese sizi götürür ve yeni bir halk getirir.
17Bu, Allah´a zor değildir.
18Hiçbir günâhkâr başkasının günâhını çekmez. Eğer yükü ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa) onun yükünden hiçbir şey, taşınmaz; akrabâsı dahi olsa (kimse onun yükünü taşımaz). Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namazı kılanları uyarırsın. Ma´nen arınıp yücelen, kendi yararına arınmış olur. Dönüş Allah´adır, (Allâh, herkese yaptığının karşılığını verir).
19Körle, gören bir olmaz.
20Karanlıklarla, aydınlık da bir olmaz.
21Gölge ile sıcaklık da bir olmaz.
22Dirilerle, ölüler de bir olmaz. Allâh dilediğine işittirir; yoksa sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin.
23Sen sadece bir uyarıcısın.
24Biz seni gerçek ile birlikte müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Her millet içinde mutlaka bir uyarıcı (peygamber gelip) geçmiştir.
25Eğer (bunlar) seni yalanlıyorlarsa (üzülme çünkü) bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Elçileri onlara açık kanıtlar, sahifeler ve aydınlatıcı Kitap getirmişlerdi (yine de onları yalanladılar).
26Sonra ben de o inkâr edenleri yakaladım. Benim (onları) inkârım (cezâlandırmam) nasıl oldu?
27Görmedin mi Allâh gökten su indirdi de, onunla renkleri çeşit çeşit meyvalar çıkardık. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, değişik renklerde ve simsiyah yollar (yarattık).
28İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak bilginler, Allah´tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allâh dâimâ üstündür, çok bağışlayandır.
29Allâh´ın Kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için gizli ve açık harcayanlar, asla batmayacak bir ticaret umarlar.
30Ki (Allâh), onlara ücretlerini tam ödesin ve lutfundan onlara fazlasını da versin. Çünkü O, çok bağışlayan, çok karşılık verendir.
31Kitaptan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini doğrulayan gerçektir. Allâh kulların(ın her halini) haber alandır, görendir.
32Sonra Kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize mirâs verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allâh´ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lutuf budur.
33Adn cennetleri... Oraya girerler; orada altın bilezikler ve inci(ler) takınırlar. Orada giysileri de ipektir.
34Dediler ki: "Bizden tasayı gideren Allah´a hamdolsun, doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok karşılık verendir."
35"O (Rab) ki lutfuyla bizi durulacak yurda kondurdu. Orada bize ne bir yorgunluk dokunur ve ne de orada bize bir usanç dokunur."
36Nankörlere de cehennem ateşi vardır. (Orada) Onlara ne (ölümle) hükmedilir ki, ölsünler ve ne de onlardan cehennem azâbı biraz hafifletilir. İşte biz her nankörü böyle cezâlandırırız.
37Onlar orada: "Rabbimiz, bizi çıkar, (önce) yaptığımızdan başkasını yapalım?" diye feryâd ederler. "Sizi, öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi (fakat inanmadınız). Öyle ise (azâbı) tadın artık. Zâlimlerin yardımcısı yoktur."
38Allâh göklerin ve yerin gaybını bilendir. O, göğüslerin özünü bilir.
39Sizi yeryüzünde halifeler (yöneticiler) yapan O´dur. Artık kim nankörlük ederse nankörlüğü kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri yanında (kendilerine) gazabdan başka bir şey artırmaz; kâfirlerin küfrü, (kendilerine) ziyandan başka bir şey artırmaz.
40De ki: "Siz, Allah´tan başka yalvardığınız şu tanrılarınızı gördünüz mü? Bana gösterin (bakayım), onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların, gökler(in yaratılmasın)da (Allah´a) ortaklıkları mı var? Yoksa biz onlara (taptıkları putları bize ortak koşmalarını söyleyen) bir Kitap vermişiz de onlar o Kitaptan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır, o zâlimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey va´detmiyorlar.
41Allâh yıkılmamaları için gökleri ve yeri tutmaktadır. Andolsun, gökler ve yer yıkılsa, onları, Kendisinden başka hiç kimse tutamaz. Şüphesiz O, halimdir, çok bağışlayandır.
42"Andolsun eğer kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, her milletten daha çok doğru yolda olacaklar" diye, yeminlerinin bütün gücüyle Allah´a yemin ettiler. Fakat kendilerine uyarıcı gelince, onlara Hak´tan uzaklaşmaktan başka bir katkı sağlamadı.
43Yeryüzünde büyüklük taslama(larını) ve kötü tuzak(lar) kurma(larını artırdı.) Kötü tuzak, ancak sâhibine dolanır. Onlar öncekilerin yasasından başkasını mı bekliyorlar? Allâh´ın yasasında bir değişme bulamazsın; Allâh´ın yasasında bir sapma bulamazsın.
44(Bunlar,) Yeryüzünde hiç gez(ip dolaş)madılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Onlar, (bunlardan) daha güçlü idiler. Ne göklerde ne de yerde Allâh´ı engelleyecek bir şey var. O, bilendir, güçlüdür.
45Eğer Allâh, insanları yaptıkları işler yüzünden (hemen) cezâlandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allâh, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiği zaman, kuşkusuz Allâh kullarını görmektedir (onları yaptıkları işlere göre cezâlandıracaktır).
Chapter 36 (Sura 36)
1Yâsin
2Hikmetli Kur´ân´a andolsun.
3Kuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin.
4Dosdoğru bir yol üzerinde,
5Yani üstün ve çok esirgeyen Allâh´ın indirdiği (Kur´ân yolu) üzerindesin.
6Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik).
7Andolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar.
8Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.
9Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler.
10Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
11Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahmân´dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükâfâtla müjdele.
12Biziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir.
13Onlara elçilerin geldiği şu kent halkını misâl olarak anlat:
14Biz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz."
15(Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahmân bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
16(Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz."
17"Bizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır."
18(Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azâb dokunur."
19(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz."
20Kentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi.
21"Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."
22"Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O´na döndürüleceksiniz."
23"O´ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefâ´ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar."
24"O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum."
25"Ben sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin."
26Ona: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi.
27Rabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını!"
28Ondan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu).
29Sâdece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler.
30Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi.
31Görmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler?
32Ancak hepsi toplandığı zaman huzûrumuza getirileceklerdir.
33Ölü toprak, onlar için bir âyettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işârettir): Biz onu dirilttik, ondan dâne çıkardık da ondan yiyorlar.
34Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık.
35Ki o(suyun, yâhut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
36Ne yücedir O (Allâh) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır.
37Gece de onlar için bir âyettir. Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler.
38Güneş de kendi müstekarrı (istikrârı veya istikrâr bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allâh)ın takdiridir.
39Aya da konaklar tâyin ettik. Nihâyet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hâle geldi.
40Ne güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler.
41Onlar için bir âyet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız,
42Ve kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır.
43Dilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar.
44Ancak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız).
45Onlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar).
46Zaten, onlara Rabblerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
47Onlara: "Allâh´ın size verdiği rızıktan (Allâh için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allâh´ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler.
48Ve: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azâb) ne zaman (gelecek)?" diyorlar.
49Onların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar.
50Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de âilelerine dönebilirler.
51Sûr´a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar.
52Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahmân´ın va´dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!"
53Sâdece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzûrumuza getirilirler.
54O gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezâsını çekersiniz.
55O gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler.
56Kendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır.
57Orada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır.
58Çok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selâm (vardır).
59"Ey suçlular, bugün şöyle ayrılın!"
60"Ey Âdem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytâna tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır.
61Bana tapın doğru yol budur diye?"
62"O, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz?"
63"İşte size söylenen cehennem!"
64"İnkârınızdan dolayı bugün oraya girin!"
65O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şâhidlik eder.
66Dilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler?
67Dilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi.
68Kime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir (gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı?
69Biz ona (Muhammed´e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur´ân´dır.
70(Bu Kur´ân Muhammed´e vahyedilmiştir) ki, diri olanları uyarsın ve inkâr edenlere de (azâb) söz(ü) hak olsun.
71Görmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara mâlik olmaktadırlar?
72Onları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir ve onlardan bazılarını da yerler.
73Kendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
74Belki kendilerine yardım edilir diye Allah´tan başka tanrılar edindiler.
75(O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar).
76Onların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
77İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe (sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
78Kendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi.
79De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
80O size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz.
81Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır.
82O´nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir.
83Yücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O´nun elindedir ve siz O´na döndürüleceksiniz.
Chapter 37 (Sura 37)
1Andolsun o sıra sıra dizilenlere,
2Bağırıp sürenlere,
3Zikir okuyanlara,
4Ki Tanrınız, birdir.
5Göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir.
6Biz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
7Ve (onu) itâ´at dışına çıkan her türlü şeytândan koruduk.
8O (şeyta)nlar mele-i A´lâyı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır.
9Kovulurlar. Onlar için sürekli bir azâb vardır.
10Yalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihâb (ışın) izler.
11Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
12Hayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar.
13Kendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar.
14Bir mu´cize görseler, alay ediyorlar.
15"Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." diyorlar.
16"Yani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz?"
17"Evvelki atalarımız da mı?"
18De ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)!"
19O (iş) sadece korkunç bir sesten ibârettir. Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır.
20"Vah bize, bu cezâ günüdür!" dediler.
21"Bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür!"
22(Yüce Allâh meleklerine emreder): "Toplayın o zâlimleri, onların eşlerini ve taptıklarını."
23"Allah´tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün!"
24"Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
25"Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
26(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır.
27Birbirlerine döndüler, soruyorlar.
28(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir (güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz."
29(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz."
30"Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
31"Artık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezâyı mutlaka) tadacağız!"
32"Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık (siz de bize uyunca azmış oldunuz)."
33O gün onlar azâb (çekme)de ortaktırlar.
34İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
35Çünkü onlara: "Allah´tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı.
36"Cinlenmiş bir şâir için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz?" derlerdi.
37"Hayır, o (ne şâirdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı."
38"Siz acı azâbı tadacaksınız!"
39"Sadece yaptığınız (işler)le cezâlanıyorsunuz!"
40Ancak Allâh´ın hâlis kulları bu cezânın dışındadır.
41Onlar için bilinen bir rızık vardır.
42(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar.
43Ni´met cennetlerinde.
44Tahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar.
45Önlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
46Berrak, içenlere lezzet veren bir içki.
47Onda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar.
48Yanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır.
49Saklı yumurta gibi bembeyaz eşler.
50Bunlar birbirine dönmüş soruyorlar:
51Onlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı."
52Derdi ki: "Sen doğrulayanlardan mısın?
53Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezâlanacağız?"
54(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi.
55Baktı onu cehennemin ortasında gördü.
56"Tallâhi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın."
57"Rabbimin ni´meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum."
58"Biz bir daha ölmeyecek miyiz" der.
59"Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!"
60Gerçekten büyük başarı ve mutluluk budur!
61Çalışanlar bunun için çalışsınlar.
62(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
63Biz onu zâlimler için bir fitne (sınav) yaptık.
64O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
65Tomurcukları, şeytânların başları gibidir.
66Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.
67Sonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır.
68Sonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir.
69Çünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular.
70Kendileri de onların izlerinde koşturuyorlar.
71Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
72Biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.
73Bak, o uyarılanların sonu nice oldu.
74Ancak Allâh´ın halis kulları o azâbın dışında kaldılar.
75Andolsun Nûh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk!
76Onu ve âilesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
77Yalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helâk ettik).
78Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık:
79Âlemler içinde Nûh´a selâm olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar).
80İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
81Çünkü o bizim, inanan kullarımızdandı.
82Sonra ötekilerini suda boğduk.
83İbrâhim de onun kolundan idi.
84Zirâ Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti.
85Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
86"Allah´tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
87Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O´na böyle ortaklar koştunuz)?
88Yıldızlara bir göz attı:
89"Ben hastayım", dedi.
90Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar.
91O da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misiniz?" dedi.
92"Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?"
93Ve gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
94(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler.
95"(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" dedi.
96"Oysa sizi de, yaptığınız (bu şeyler)i de Allâh yaratmıştır."
97"Onun için bir bina yapın da onu (o binâda) ateşe atın" dediler.
98Ona bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük.
99(İbrâhim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek."
100"Rabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet!"
101Ona halim bir erkek çocuk müjdeledik.
102(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrâhim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.
103İkisi de böylece (Allâh´ın emrine) teslim olup (İbrâhim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca,
104Biz ona: "İbrâhim!" diye ünledik.
105"Sen rüyâyı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız!"
106Gerçekten bu, apaçık bir sınav idi.
107Ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.
108Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık.
109(İleride gelecek nesiller): "İbrâhim´e selâm olsun!" (diyeceklerdi.)
110İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
111Çünkü o bizim mü´min kullarımızdandı.
112Biz ona İshâk´ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik.
113Kendisine de, İshâk´a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de.
114Andolsun Mûsâ´ya ve Hârûn´a da lutuflarda bulunduk.
115Onları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.
116Onlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular.
117Onlara açık ifâdeli Kitabı verdik.
118Ve onları doğru yola ilettik.
119Ve sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık.
120(Hep): "Mûsâ´ya ve Hârûn´a selâm olsun!" (diyeceklerdi).
121İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
122Çünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı.
123İlyâs da elçilerdendi.
124Kavmine demişti ki: "(Allâh´ın azâbından) Korunmaz mısınız?"
125"Ba´l´e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini?"
126"Sizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allâh´ı?"
127Onu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azâba) getirileceklerdir.
128Yalnız Allâh´ın hâlis kulları azâb dışındadırlar.
129Biz, sonra gelenler arasında ona (İlyâs´a da iyi bir ün) bıraktık:
130"İlyâs´a selâm olsun."
131İşte biz güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.
132Çünkü o bizim mü´min kullarımızdandı.
133Lût da gönderilen elçilerdendi.
134Onu ve âilesini kurtardık.
135Yalnız (azâbda) kalacaklar arasında bulunan acûze bir kadın hâriç.
136Sonra ötekileri kırdık (geçirdik).
137Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin,
138Ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?
139Yûnus da gönderilen elçilerdendi.
140Dolu gemiye kaçmıştı.
141(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur´a çekti. (Yûnus) Yenilenlerden oldu. (Kur´a kendisine isâbet etti).
142(Yûnus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu.
143Eğer tesbih edenlerden olmasaydı,
144(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı.
145(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık.
146Ve üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik.
147Ve onu yüz bin insana ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik.
148İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
149Şimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı?
150Yoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)?
151İyi bilin, onlar iftirâları yüzünden diyorlar ki:
152"Allâh doğurdu." Onlar elbette yalancıdırlar.
153(Allâh) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş?
154Size ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz?
155Hiç mi düşünmüyorsunuz?
156Yoksa sizin, (meleklerin, Allâh´ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var?
157Eğer doğru iseniz Kitabınızı getirin.
158Allâh ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divâna) getirileceklerini bilmişlerdir.
159Hâşâ Allâh, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir.
160Fakat Allâh´ın temiz kulları hâriç (onlar azâba sokulmayacaklardır).
161(Ey inkârcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,
162Kandırıp Allâh´ın yolundan çıkaramazsınız;
163Cehenneme girecek olandan başkasını.
164"Bizden herkesin belli bir makâmı vardır."
165"Biziz, o saf saf dizilenler, biz."
166"Biziz, o tesbih edenler, biz."
167Gerçi o(ortak koşa)nlar şöyle diyorlardı:
168"Eğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap´lar)dan bir uyarı olsaydı."
169"Elbette biz, Allâh´ın hâlis kulları olurduk!"
170Ama o uyarıyı inkâr ettiler, yakında (inkâr etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir.
171Gönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti:
172"Mutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır."
173"Ve gâlip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır!"
174Bir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme).
175Onları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir.
176Bizim azâbımızı mı acele istiyorlar?
177Fakat o azâb yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
178Bir süreye kadar onları kendi hallerine bırak.
179Ve (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir.
180Kudret ve şeref sâhibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir.
181Selâm, gönderilen elçilere,
182Hamd, âlemlerin Rabbi Allah´a!
Chapter 38 (Sura 38)
1Sâd, (uyarıcı) ve şanlı Kur´ân´a andolsun ki,
2İnkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
3Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik de feryâd ettiler; fakat artık kurtuluş zamanı geçmişti.
4Onlara kendilerinden bir uyarıcı (peygamber) gelmesine hayret ettiler de o kâfirler dediler ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır."
5"Tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir."
6Onlardan bir grup fırladı: "Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzû edilen bir şeydir."
7"Biz bu(nun söylediği)ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. Bu uydurmadan başka bir şey değildir.!"
8"O Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi?" Doğrusu, onlar benim Zikr´imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azâbımı tadmadılar!..
9Yoksa dâimâ üstün olan, çok lütufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?
10Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vâsıtalar) içinde yükselsinler (vâsıtalara binip göklere çıksınlar da oradan âlemi yönetsinler, vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler).
11(Onlar) Şurada bozguna uğratılacak derme çatma bir ordudur.
12Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd (kavmi) ve kazıklar sâhibi (temelleri kazık gibi yere çakılmış, yüksek pramitler yaptıran) Fir´avn da yalanlamıştı.
13Semûd (kavmi), Lût kavmi ve Eyke halkı da (böyle yapmıştı). İşte onlar da (peygamberlere karşı birleşik) kabilelerdi.
14Hepsi de elçileri yalanladılar, benim cezâmı hak ettiler.
15Bunlar(ın işi) de sadece geri dönmesi olmayan bir na´raya bakıyor.
16(Alay ederek) Dediler ki: "Rabbimiz, bizim (azâb) payımızı hesap gününden önce, hemen ver."
17Onların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Dâvûd´u an; çünkü o (bize) çok başvururdu.
18Biz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı.
19Toplanıp gelen kuşları da (ona râm etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di.
20Onun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı bâtıldan ayırma, dâvâları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik.
21Sana dâvâcıların haberi geldi mi? Hani odasının duvarına tırmanmışlardı,
22Dâvûd´un yanına girmişlerdi de (Dâvûd) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki dâvâcıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adâletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adâlete) götür."
23"Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana ağır bastı (onunla baş edemedim.)"
24(Dâvûd) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zâten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Dâvûd, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir belâ vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü.
25Biz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
26"Ey Dâvûd, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adâletle hükmet; keyf(in)e uyma, sonra seni Allâh´ın yolundan saptırır. Allâh´ın yolundan sapanlar ise, hesap gününü unuttuklarından dolayı, çetin azâba uğrayacaklardır.
27Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesâdüf eseri değildir) bu, inkâr edenlerin zannıdır, (onlar kâinâtın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin!
28Yoksa biz, inanıp iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa korunanları yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız?
29Sana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki âyetlerini düşünsünler ve sâğduyu sâhipleri öğüt alsınlar.
30Biz Dâvûd´a Süleymân´ı armağan ettik, (Süleymân) ne güzel kuldu! Hep Allâh´a başvururdu.
31Akşam üstü kendisine sâfin (görkemli) hızlı koşan (sâf kan Arap) atları gösterilmişti.
32"Ben, dedi, mal sevgisini, Rabbimi anmaktan (ötürü) tercih ettim." Nihâyet bu atlar perde ile gizlendi (koşup dağın arkasına düşmekle gözden kayboldu).
33"Onları bana getirin" (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı.
34Andolsun Süleymân´ı denedik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra (bize) yöneldi.
35"Rabbim," dedi, "beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sensin o çok lutfeden, Sen!"
36Biz, rüzgârı ona boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tatlı tatlı eserdi.
37Ve şeytânları; her binâ ustasını ve dalgıcı,
38Ve zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytân)ları.
39"Bu bizim ihsânımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır." (dedik).
40Onun için, bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır.
41Kulumuz Eyyûb´u da an: (O) Rabbine "Şeytân, bana bir yorgunluk ve azâb dokundurdu" diye seslenmişti.
42"Ayağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su)" (dedik).
43Ona bizden bir rahmet ve sağduyu sâhiplerine bir ibret olarak âilesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik.
44(Dedik ki): "Eline bir demet sap al, onunla vur da yeminini bozma." Gerçekten biz onu sabreden (bir kul) bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o dâimâ (bize) başvururdu.
45Kuvvetli ve bâsiretli kullarımız İbrâhim´i, İshak´ı ve Ya´kûb´u da an.
46Biz onları âhiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize hâlis (kul) yaptık.
47Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır.
48İsmâ´il´i, Elyesa´ı, Zülkifl´i de an. Hepsi de iyilerdendir.
49Bu, bir hatırlatmadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır:
50Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri.
51Orada (koltuklara) yaslanarak bir çok meyva ve içki isterler.
52Yanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır.
53İşte, hesap günü için size söz verilen budur!
54Doğrusu bizim bu rızkımızın bitip tükenmesi yoktur!
55Bu böyledir; fakat azgınlara da en kötü bir gelecek vardır:
56Cehennem! Oraya girerler. Ne kötü bir döşektir o!
57İşte onu tadsınlar: Kaynar ve kokuşmuş sudur!
58Ve daha başka çeşit çeşit (azâb) vardır.
59İşte şunlar da sizinle beraber (cehenneme) girecek olanlardır: "Onlara merhaba yok, (yerleri geniş olmasın, rahat yüzü görmesinler)! Onlar ateşe gireceklerdir."
60(Uyanlar, uyulanlara) Dediler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok, (asıl siz rahat yüzü görmeyin), siz bunu bizim önümüze getirdiniz. Ne kötü durak (bu)!"
61(Ve hepsi birbiri aleyhine du´â ederek): "Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azâbını bir kat daha artır!" dediler.
62"Bize ne oldu ki, (dünyâda) kötülerden saydığımız adamları (burada) görmüyoruz?" dediler.
63"Hani onlarla alay ederdik. Yoksa gözler(imiz) mi onlardan kaydı, (onları gözden mi kaçırdık)?"
64Bu, mutlaka gerçektir, ateş halkının tartışmasıdır (bunun olacağından aslâ şüphe yoktur).
65De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah´tan başka tanrı yoktur."
66"O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, dâimâ üstündür, çok bağışlayandır."
67De ki: "O, büyük bir haberdir."
68"(Ama gafletinizden dolayı) Siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
69"Yüce topluluk tartışırlarken (aralarında) neler geçtiği hakkında bir bilgim yoktu."
70"Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgi) bana vahyediliyor."
71Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım."
72"Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın!"
73Meleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler.
74Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
75(Rabbin ona) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?"
76Dedi: "Ben ondan iyiyim. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın."
77Buyurdu ki: "Haydi çık oradan, sen kovuldun!"
78"Tâ cezâ gününe kadar lânetim üzerinedir!"
79"Rabbim, dedi, öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar bana süre ver."
80Buyurdu: "Haydi sen süre verilenlerdensin."
81"O belli vaktin gününe kadar."
82(İblis) Dedi: "Senin izzet ve şerefine and olsun ki, onların tümünü azdıracağım."
83"Yalnız onlardan ihlâslı kulların(a dokunmayacağım)."
84Buyurdu ki: "Gerçektir (sen benim hâlis kullarımı kandıramazsın) ve ben gerçek olarak diyorum ki:
85Senden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım!"
86De ki: "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben yapmacık yapanlardan, (uydurma şeylerle peygamberlik taslayanlardan) değilim."
87"O (Kur´ân), ancak bütün âlemlere öğüttür."
88Bir süre sonra "Onun haberi(nin doğruluğu)nu gâyet iyi bileceksiniz!"
Chapter 39 (Sura 39)
1Kitabın indirilmesi, aziz hüküm ve hikmet sâhibi Allâh tarafındandır.
2Biz bu Kitabı sana hak ile indirdik; sen dini yalnız Allâh´a halis kılarak O´na kulluk et.
3İyi bil ki, hâlis din yalnız Allâh´ındır. O´ndan başka veliler edinerek: "Biz bunlara, sırf bizi Allâh´a yaklaştırmaları için tapıyoruz," diyenler(e gelince): Şüphesiz ki Allâh, onlar arasında, ayrılığa düştükleri konuda hükmünü verecektir. Allâh, yalancı, nankör insanı doğru yola iletmez.
4Eğer Allâh çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O (bundan münezzehtir) yücedir. O tek ve kahredici Allâh´tır.
5Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine dolar, gündüzü de gecenin üzerine dolar. Güneşi ve ayı buyruğu altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki O, aziz ve çok bağışlayandır.
6Sizi bir tek candan yarattı, sonra ondan eşini meydana getirdi ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi: (Deve, öküz, koyun, keçi.) Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde yaratmadan yaratmaya (aşamadan aşamaya) geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz Allâh budur. Mülk O´nundur. O´ndan başka tanrı yoktur. Nasıl (O´na kulluktan şirke) çevriliyorsunuz?
7Eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz Allâh, siz(in imanınız)a muhtaç değildir. Fakat kulları için küfre râzı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizin için ona râzı olur. Hiçbir günâhkâr, diğerinin günâhını çekmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir, (O), size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü bilir.
8İnsana bir zarar dokundu mu, hemen içtenlikle Rabbine yönelerek O´na du´â eder. Sonra (Rabbi) ona kendisinden bir ni´met verdi mi; önceden O´na yalvarmakta olduğunu unutur da, O´nun yolundan saptırmak için Allah´a eşler koşmağa başlar. De ki: "Küfrünle azıcık yaşa, sen ateş halkındansın!"
9Yoksa o, gece sâ´atlerinde secde ederek, ayakta durarak ibâdet eden, âhiretten korkan ve Rabbinin rahmetini uman gibi midir? De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak sağduyu sâhipleri öğüt alır.
10(Tarafımdan) De ki: "Ey inanan kullarım, Rabbinizden korkun. Bu dünyâ hayâtında güzel davrananlara güzellik vardır. Allâh´ın yeri geniştir. Ancak sabredenlere, ödülleri hesapsız ödenecektir."
11De ki: "Bana dini yalnız Allah´a hâlis kılarak, O´na kulluk etmem emredildi."
12"Ve bana müslümanların ilki olmam emredildi."
13De ki: "Ben, Rabbime isyân edersem, büyük bir günün azâbından korkarım."
14De ki: "Ben, dinimi yalnız Allah´a hâlis kılarak O´na kulluk ediyorum."
15"Siz de O´ndan başka dilediğinize kulluk edin." De ki: "Ziyana uğrayanlar kıyâmet günü hem kendilerini, hem de âilelerini ziyan edenlerdir. Dikkat edin, işte bu, apaçık bir ziyandır!"
16Onların üstlerinden ateşten gölgeler, altlarından da (ateşten) gölgeler var. İşte Allâh kullarını bu durumdan korkutur. Ey kullarım, benden korkun!
17Tâğût´a kulluk etmekten kaçınan ve Allah´a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarımı:
18Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allâh´ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar sağduyu sâhipleridir.
19Üzerine azâb kararı hak olanı mı, sen ateşte bulunanı mı kurtaracaksın?
20Fakat Rablerinden korkanlar için üstüste yapılmış odalar var. Odaların altından da ırmaklar akmaktadır. Bu, Allâh´ın va´didir. Allâh va´dinden caymaz.
21Görmedin mi Allâh gökten bir su indirdi, onu yerin içindeki kaynaklara geçirdi, Sonra onunla çeşitli renklerde ekin çıkarıyor. Sonra (ekin) kurur, onu sararmış görürsün. Sonra Allâh onu bir çöp yapar. Şüphesiz bunda sağduyu sâhipleri için bir ibret vardır.
22Allâh´ın, göğsünü İslâm´a açtığı kimse, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Allâh´ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
23Allâh, sözün en güzelini, (Kur´ân´ın âyetlerini güzellikte) birbirine benzer, ikişerli bir Kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalbleri Allâh´ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitap) Allâh´ın rehberidir. Dilediğini bununla doğru yola iletir. Ama Allâh kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz.
24Kıyâmet günü, (elleri bağlı olduğu için) yüzüyle o en kötü azâbdan korunmağa çalışan (ile güven içinde bulunan bir olur) mu? (O gün) Zâlimlere: "Kazandığınız(ın tadın)ı tadın!" denmiştir.
25Onlardan öncekiler de yalanladılar, bundan dolayı hiç farkına varmadıkları bir yönden onlara azâb geldi.
26Allâh, dünyâ hayâtında onlara rezillik taddırdı. Âhiret azâbı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi!
27Andolsun biz, bu Kur´ân´da insanlara, öğüt almaları için her temsili anlattık.
28Korunanlar için bunu, pürüzsüz Arapça bir Kur´an olarak (indirdik).
29Allâh, (ortak koşanla tek Allah´a inananın durumunu anlatmak için) şöyle bir misâl verdi: Birbiriyle çekişen ortaklara bağlı olan bir adam (yani köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adam. Şimdi bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd yalnız Allah´a mahsustur, fakat çokları (yalnız Allah´a tapılacağını) bilmiyorlar.
30Sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
31Sonra siz, kıyâmet günü, Rabbinizin divânında dâvâlaşacaksınız.
32Allâh hakkında yalan uydurandan ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Cehennemde kâfirler için bir yer yok mudur?
33Doğruyu getirene ve onu doğrulayanlara gelince: İşte korunanlar onlardır.
34Rablerinin yanında onlara, diledikleri her şey var. İşte güzel davrananların mükâfâtı budur.
35(Böyle olur) Ki Allâh onların yaptıklarının en kötülerini onlardan örtsün ve onları, yaptıklarının en güzeliyle mükâfâtlandırsın.
36Allâh kuluna kâfi değil mi? Seni O´ndan başkalarıyle korkutuyorlar. Allâh kimi şaşırtırsa artık onu yola getiren olmaz.
37Allâh kime de yol gösterirse; artık onu şaşırtan olmaz. Allâh gâlib ve öç alan değil midir?
38Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allâh" derler. De ki: "O halde Allah´tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü, şimdi Allâh, bana bir zarar vermek istese, onlar O´nun vereceği zararı kaldırabilirler mi? Yahut (Allâh) bana bir rahmet (fayda) vermek dilese onlar O´nun rahmetini durdurabilirler mi?" De ki: "Allâh bana yeter. Tevekkül edenler O´na dayanırlar."
39De ki: "Ey kavmim, durumunuza göre bildiğinizi yapın, ben de (bildiğimi) yapıyorum; yakında bileceksiniz;"
40"Kendisini rezil edecek azâb kime geliyor ve sürekli azâb kimin üzerine konuyor?"
41Biz Kitabı, insanlar için, sana hak ile indirdik. Artık kim doğru yola gelirse kendi yararınadır, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
42Allâh, ölmekte olan canları alır, ölmeyenleri de uykularında (bedenlerinden alıp kendilerinden geçirir); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.
43Yoksa Allâh´tan başka şefâ´atçiler mi edindiler? De ki: "Onlar, hiçbir şeye malik olmayan, düşünmeyen şeyler olsalar da mı (onları şefâ´atçi edineceksiniz?)"
44De ki: "Şefâ´at tamamen Allâh´ındır (yardım ve destek yalnız O´ndandır). Göklerin ve yerin mülkü O´nundur. Sonra O´na döndürüleceksiniz."
45Allâh, tek olarak anıldığı zaman; âhirete inanmayanların kalbleri ürker. Ama O´ndan başka (tanrı)ları da anıldığı zaman, hemen sevinirler.
46De ki: "Allâh´ım, ey gökleri ve yeri yoktan var eden, görülmeyeni ve görüleni bilen! Ancak Sen, ayrılığa düştükleri şeylerde kullarının arasında hükmedersin."
47Eğer yeryüzünde bulunanların tümü ve onun bir misli daha zulmedenlerin olsaydı, kıyâmet günü o kötü azâbdan (kurtulmak için) onu mutlaka fidye verirlerdi. (Çünkü) hiç hesab etmedikleri şeyler, Allah´tan karşılarına çıkmıştır.
48Yaptıkları işlerin kötülükleri kendilerine görünmüş ve alay edegeldikleri şey onları kuşatmıştır.
49İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize du´â eder. Sonra, ona bizden bir ni´met verdiğimiz vakit; "Bu, (benim) bilgi(m) sayesinde bana verildi" der. Hayır, o bir imtihandır, fakat çokları bilmiyorlar.
50Onlardan öncekiler de bunu demişlerdi. Ama kazandıkları şeyler, kendilerine hiçbir yarar sağlamadı.
51Kazandıklarının kötülükleri, sonunda başlarına geldi. Bunlardan zulmedenlere de yaptıklarının kötülükleri erişecektir. Onlar, buna engel olacak değillerdir.
52Bilmediler mi ki Allâh dilediğine rızkı açar ve kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
53(Tarafımdan onlara) De ki: "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allâh´ın rahmetinden umut kesmeyin. Allâh bütün günâhları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
54"Size azâb gelip çatmadan Rabbinize dönün, O´na teslim olun. Sonra size yardım edilmez."
55"Ansızın ve hiç farkına varmadığınız bir sırada, size azâb gelmezden önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun."
56(O gün günâhkâr) nefsin şöyle demesinden sakının: "Allâh´ın yanında (O´na kullukta) kusur edişimden dolayı vah (bana). Gerçekten ben alay edenlerdendim."
57Yahut şöyle demesinden: "Allâh bana hidâyet etseydi, elbet ben de (Allâh´ın azâbından) korunanlardan olurdum."
58Yahut azâbı gördüğü zaman: "Keşke benim için bir kez daha (dünyâya dönüş) olsaydı da güzel hareket edenlerden olsaydım!" demesinden.
59(Allâh şöyle buyurur): "Hayır, sana âyetlerim geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve nankörlerden oldun!"
60Allah´a yalan uyduranların kıyâmet günü yüzlerinin kapkara kesildiğini görürsün. Kibirlenenler için cehennemde bir yer yok mudur?
61Allâh, korunanları başarılarıyla kurtarır, onlara kötülük dokunmaz ve onlar üzülmezler.
62Allâh her şeyin yaratıcısıdır, O, her şeyin yöneticisidir.
63Göklerin ve yerin anahtarları O´nundur. Allâh´ın âyetlerini inkâr edenler, işte ziyana uğrayacaklar onlardır.
64De ki: "Allah´tan başkasına kulluk etmemi mi bana emrediyorsunuz ey câhiller?"
65Sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: "Andolsun, eğer (Allah´a) ortak koşarsan amelin boşa çıkar ve kaybedenlerden olursun!"
66Hayır, yalnız Allah´a kulluk et ve şükredenlerden ol.
67Allâh´ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyâmet günü yer, tamamen O´nun avucu içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.
68Sûr´a üflenmiş, göklerde ve yerde olanlar (korkudan) bayılmışlar, ancak Allâh´ın dilediği sarsılmamıştır. Sonra ona bir daha üflenmiştir, birden onlar kalkmış, bakıyorlardır.
69Yer, Rabbinin nuru ile parlamış, Kitâp (ortaya) konmuş, peygamberler ve şâhidler getirilmiş ve aralarında adâletle hükmedilmiştir. Onlara asla haksızlık edilmez
70Herkese yaptığının karşılığı tam verilmiştir. O, onların ne yaptıklarını en iyi bilendir.
71Nankörler, bölük bölük cehenneme sürülmüşlerdir. Oraya geldikleri zaman, kapıları açılan cehennemin bekçileri onlara şöyle demiştir: "Kendi aranızdan, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi?" "Evet geldi, demişlerdir; ama kâfirlere azâb sözü hak olmuştur (kâfirler azâb hükmünü giymeyi hak etmişlerdir)."
72"O halde içinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüymüş!" denilmiştir.
73Rablerinin (azâbından) korunanlar da bölük bölük cennete sevk edilmişlerdir. Kapıları daha önce açılmış bulunan cennete vardıklarında onun bekçileri onlara: "Selâm size,(ne) hoşsunuz, ebedi kalmak üzere buraya girin!" demişlerdir.
74(Cennettekiler de:) "Bize verdiği sözü yerine getiren ve bizi dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna vâris kılan Allah´a hamdolsun. (Allâh için) çalışanların ücreti ne güzeldir!" demişlerdir.
75Meleklerin de Arşın çevresinde dönerek Rablerini övgü ile andıklarını görürsün. İnsanlar arasında hak ile hükmedilmiş ve: "Hamd âlemlerin Rabbine mahsustur" denilmiştir.
Chapter 40 (Sura 40)
1Hâ mim.
2Bu Kitabın indirilişi, aziz (dâimâ gâlib) ve alim (herşeyi en iyi bilen) Allâh tarafındandır;
3Günâhı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azâbı çetin olan, lutuf sâhibi (Allâh tarafından). O´ndan başka tanrı yoktur, dönüş O´nadır.
4İnkâr edenlerden başkası, Allâh´ın âyetleri hakkında mücâdele etmez. Onların (öyle) şehirlerde dolaşmaları, seni aldatmasın.
5Onlardan önce Nûh kavmi ve onlardan sonra gelen kollar da yalanladı. Her millet, elçisini yakalamağa yeltendi; hakkı gidermek için boş şeyler ileri sürerek tartıştılar. Bu yüzden onları yakaladım. (Bak işte) Azâbım nasıl oldu?!
6Böylece Rabbinin inkâr edenler hakkındaki "Onlar ateş halkıdır" sözü yerini bulmuş oldu.
7Arş´ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler. O´na inanırlar ve mü´minler için (şöyle) mağfiret dilerler: "Rabbimiz, Sen rahmet ve bilgi bakımından her şeyi kapladın. Tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azâbından koru!"
8"Rabbimiz, onları ve babalarından, eşlerinden, çocuklarından iyi olan kimseleri onlara söz verdiğin Adn cennetlerine sok. Şüphesiz, üstün olan, hüküm ve hikmet sâhibi olan sensin sen!"
9"Onları kötülüklerden koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden korursan ona acımışsındır. İşte o büyük başarı budur!"
10İnkâr edenlere de bağırılır: "Allâh´ın (size) kızması, sizin kendi kendinize kızmanızdan daha büyüktür. Zira siz imânâ çağrılırdınız da inkâr ederdiniz!"
11Dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Günâhlarımızı itiraf ettik. Şimdi (şu ateşten) çıkmak için (bize) bir yol var mı (acaba)?"
12(Şöyle cevap verilir): Bu (duruma düşmeniz)in sebebi şudur: Tek Allah´a çağrıldığınız zaman inkâr ederdiniz. O´na ortak koşulunca inanırdınız. Artık hüküm yüce ve büyük Allâh´a âittir.
13O´dur ki, size âyetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor, (rızkın sebebi olan yağmur, güneş ve hava veriyor). Ancak (O´na) yönelen öğüt alır.
14Kâfirlerin hoşuna gitmesede siz, dini yalnız Allah´a hâlis kılarak O´na çağırın.
15(O,) Dereceleri yükselten; Arş´ın sâhibi (Allâh), buluşma gününe karşı uyarmak için, emrinden olan ruhu, kullarından dilediğine indirir.
16O gün onlar, ortaya çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah´a gizli kalmaz. (Ve sorulur onlara): "Bugün mülk kimindir? O tek ve kahhâr olan Allâh´ın!"
17Bugün her can, kazandığıyla cezâlanır. Bugün zulüm yoktur. Allâh, hesabı çabuk görendir.
18Onları yaklaşan güne karşı uyar. Zira (o gün) yürekler, (korkudan âdetâ yerinden sökülüp) gırtlaklara dayanmıştır; (kederlerini) yutkunur dururlar. Zâlimlerin ne bir dostu, ne de sözü tutulur bir aracıları yoktur.
19(Allâh) gözlerin hâin (bakışlar)ını ve göğüslerin gizlediği düşünceleri bilir.
20Allâh, hak ile hükmeder. O´ndan başka yalvardıkları (tanrılar) ise hiçbir hüküm veremezler. Çünkü işiten, gören yalnız Allah´tır.
21(Onlar) Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önce gelenlerin sonunun nasıl olduğunu görsünler. Onlar kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat Allâh, onları günâhları yüzünden yakaladı. Onları Allâh´a karşı koruyan olmadı.
22Çünkü onlar (öyle kimselerdi ki) elçileri onlara açık kanıtlar getirirdi ama kabul etmezlerdi. Bu yüzden Allâh onları yakaladı. Zira O güçlüdür, cezâsı çetin olandır.
23Andolsun biz Mûsâ´yı âyetlerimizle ve apaçık bir yetki ile gönderdik:
24Fir´avn´e, Hâmân´a ve Kârûn´a. "(Bu,) Yalancı bir büyücüdür." dediler.
25(Mûsâ,) Onlara katımızdan hakkı getirince: "Onunla beraber inananların oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın!" dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkar.
26Fir´avn dedi: "Bırakın Mûsâ´yı öldüreyim de, Rabbine yalvarsın (bakalım O, Mûsâ´yı kurtaracak mı?) Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde fesâd çıkaracağından korkuyorum"
27Mûsâ dedi: "Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz(olan Allâh)a sığındım."
28Fir´avn âilesinden imanını gizleyen mü´min bir adam (şöyle) dedi: "Rabbim Allah´tır dediği için bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o size Rabbinizden kanıtlar getirmiştir. Eğer yalancı ise yalanı kendi zararınadır. Ve eğer doğru söylüyorsa, size va´dettiklerinin bir kısmı başınıza gelir. Şüphesiz Allâh aşırı giden, yalancı kimseyi doğru yola iletmez."
29"Ey kavmim, bugün mülk sizindir; buraya siz hâkimsiniz. Eğer bize (Allâh´ın hışmı) gelirse kim bizi ondan kurtarır?" Fir´avn dedi: "Ben size yalnız (doğru) gördüğümü gösteriyorum ve ben sizi ancak doğru yola götürüyorum."
30İnanan adam dedi ki: "Ey kavmim, ben üzerinize önceki toplulukların günü gibi bir günün gelmesinden korkuyorum.
31Nûh kavminin, ´Âd ve Semûd´un ve onlardan sonrakilerin durumu gibi (bir durumla karşılaşmanızdan kaygı duyuyorum). Allâh kullara zulmetmek istemez, (günâhsız kimselere cezâ vermez).
32Ey kavmim, sizin için o (Yüce Divâna) çağırma (yahut feryâd etme) gününden korkuyorum.
33O gün arkanızı dönüp kaç(mak ist)ersiniz ama sizi Allâh(ın azâbın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allâh kimi şaşırtırsa artık ona yol gösteren olmaz.
34Daha önce Yûsuf da size açık kanıtlar getirmişti. Onun getirdiklerinden de kuşkulanıp duruyordunuz. Nihâyet o ölünce: ´Allâh ondan sonra elçi göndermez,´ dediniz. İşte Allâh, aşırı giden, şüpheci kimseleri böyle saptırır."
35Onlar ki kendilerine gelmiş bir delil olmadan Allâh´ın âyetleri hakkında tartışırlar. (Bu hareketleri) Gerek Allâh yanında, gerek inananlar yanında (onlara karşı) ne büyük bir kızgınlık (doğurur)! İşte Allâh, her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler."
36Fir´avn dedi: "Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yap da o sebeplere (yollara) erişeyim:"
37"(Yani) Göklerin yollarına (erişeyim) de çıkıp Mûsâ´nın tanrısına bakayım. Çünkü ben Mûsâ´yı, yalancı sanıyorum." Böylece yaptığı kötü iş, Fir´avn´a süslü gösterildi ve (o), yoldan çıkarıldı. Fir´avn´ın tuzağı, tamamen boşa çıktı.
38İnanan (adam) dedi ki: "Ey kavmim, bana uyun, sizi doğru yola götüreyim."
39"Ey kavmim, bu dünyâ hayâtı (kısa) bir geçinmedir. Âhiret ise ebedi olarak durulacak yerdir."
40"Kim bir kötülük yaparsa sadece onun (yaptığı kötülük) kadar cezâlanır, ama erkek ve kadından her kim inanarak faydalı bir iş yaparsa onlar cennete girerler ve orada kendilerine hesapsız rızık verilir."
41"Ey kavmim, neden ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde siz beni ateşe çağırıyorsunuz?"
42"Siz beni, Allah´a nankörlük etmeğe ve bilmediğim şeyleri O´na ortak koşmağa çağırıyorsunuz; bense sizi O aziz ve çok bağışlayana çağırıyorum."
43"Sizin beni çağırdığınız şeye kesinlikle ne dünyâda, ne de âhirette du´â edilemez (onlar kendilerine yapılan du´âyı duymazlar ve ona cevap veremezler). Bizim dönüşümüz Allah´adır. Aşırı gidenler, işte onlar ateş halkıdır."
44"Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah´a bırakıyorum. Şüphesiz Allâh, kulları görür."
45Allâh onu, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu ve Fir´avn âilesini, azâbın en kötüsü kuşattı:
46Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar. Kıyâmet koptuğu gün de: "Fir´avn âilesini azâbın en çetinine sokun!" (denilir).
47Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara dediler ki: "Biz size uymuştuk. Şimdi siz, şu ateşin ufak bir parçasını bizden savabilir misiniz?"
48Büyüklük taslayanlar da dediler ki: "Hepimiz de onun içindeyiz. Allâh kulları arasında (böyle) hüküm verdi!"
49Ateştekiler, cehennemin bekçilerine dediler ki: "Rabbinize du´â edin de hiç değilse bir gün, bizden azâbı biraz hafifletsin!"
50(Bekçiler) Dediler: "Elçileriniz size açık kanıtlar getirmezler miydi?" "Evet (getirirlerdi) dediler. (Bekçiler:) "Öyle ise yalvar(ıp dur)un. Nankörlerin yalvarması hep çıkmazdadır." dediler.
51Elbette biz elçilerimize ve inananlara hem dünyâ hayâtında hem, şâhidlerin (şâhidliğe) duracakları günde yardım ederiz.
52O gün zâlimlere, ma´zeretleri fayda vermez. Onlar için la´net ve yurt(lar)ın en kötüsü vardır.
53Andolsun biz Mûsâ´ya hidâyet verdik ve İsrâiloğullarına o Kitabı mirâs kıldık.
54(O,) sağduyu sâhiplerine bir yol gösterici ve öğüttür.
55Sabret, Allâh´ın va´di mutlaka gerçektir. Günâhına da istiğfar et ve akşam sabah Rabbini övgü ile an.
56Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadan Allâh´ın âyetleri hakkında tartışanlar var ya, onların göğüslerinde, (hiçbir zaman) erişemeyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur. Sen Allah´a sığın, çünkü işiten, gören O´dur.
57Gökleri ve yeri yaratmak, insanları yaratmaktan çok daha zordur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
58Körle gören bir olmaz. İnanan ve iyi işler yapanlarla kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
59(Duruşma) sâ´at(i) mutlaka gelecektir. Bunda asla şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
60Rabbiniz buyurdu ki: "Bana du´â edin, du´ânızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeğe tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir."
61Allâh O´dur ki size geceyi, içinde istirahat etmeniz için (serin ve karanlık); gündüzü de (işinizi) görmeniz için aydınlık yaptı. Şüphesiz Allâh, insanlara lutufkârdır; fakat insanların çoğu şükretmezler.
62İşte herşeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allâh budur. O´ndan başka tanrı yoktur. Nasıl da (O´nu birlemekten) çevriliyorsunuz?
63İşte Allâh´ın âyetlerini kasden inkâr edenler de (haktan) böyle çevriliyorlardı.
64Allâh O´dur ki arzı size durulacak yer, göğü de binâ yaptı; sizi şekillendirdi, şekillerinizi de güzel yaptı. Ve sizi güzel rızıklarla besledi. İşte Rabbiniz Allâh budur. Bütün âlemleri yaratan Allâh, ne yücedir!
65O diridir, O´ndan başka tanrı yoktur. Dini yalnız kendisine hâlis kılarak O´na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbine mahsustur.
66De ki: "Ben, Rabbimden bana açık deliller gelince, sizin Allah´tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan men olundum ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum."
67O´dur ki (önce) sizi topraktan, sonra nutfe (sperm)den, sonra alaka (embriyo)dan yarattı. Sonra sizi çocuk olarak (annelerinizin karnından) çıkarıyor. Sonra güçlü çağınıza eresiniz, sonra da ihtiyarlar olasınız diye sizi yaşatıyor. İçinizden kimi de daha önce öldürülüyor. Belli süreye erişmeniz ve aklınızı kullan(ıp Allâh´ın bundaki hikmetlerini anla)manız için (böyle yapıyor).
68Yaşatan ve öldüren O´dur. Bir işin olmasını istedi mi, ona sadece "ol!" der, o da olur.
69Baksana, Allâh´ın âyetleri hakkında tartışanlar, nasıl (Hak´tan) çevriliyorlar?
70O, Kitabı ve elçilerimizi gönderdiğimiz mesajı yalanlayanlar, yakında bileceklerdir!
71Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde sürüklenceklerdir.
72Kaynar su içinde. Sonra da ateşte yakılacaklardır.
73Sonra onlara denilecektir: "Ortak koştuklarınız nerede?
74Allah´tan başka (taptıklarınız)?" Diyecekler ki: "Bizden (uzaklaşıp) kayboldular; hayır, meğer biz önceden hiçbir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarımız hiçbir şey değilmiş)!" İşte Allâh, kâfirleri böyle şaşırtır.
75"Bu durum, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanızdan ve bölürlenmenizden ötürüdür."
76"Cehennemin kapılarından girin, orada ebedi kalacaksınız. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!"
77Sabret, Allâh´ın sözü gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını ya sana gösteririz yahut seni daha önce vefat ettiririz. (Sonunda) onlar bize döndürüleceklerdir.
78Andolsun biz, senden önce de elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık, kimini de anlatmadık. Hiçbir elçi, Allâh´ın izni olmadan bir mu´cize getiremez. Allâh´ın emri geldiği zaman hak yerine getirilir ve işte o zaman (Allâh´ın âyetlerini) boşa çıkarmağa uğraşanlar, hüsrana uğrarlar.
79Allah´tır ki kimine binmeniz, kiminden yemeniz için size hayvanları yarattı.
80Onlarda sizin için (sütleri, derileri, tüyleri gibi daha birçok) faydalar var. Onların üstünde gönüllerinizdeki arzuya erersiniz; onların ve gemilerin üstünde taşınırsınız.
81(Allâh) Size âyetlerini gösteriyor. Allâh´ın âyetlerinden hangisini inkâr ediyorsunuz?
82Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Onlar, bunlardan daha çok, daha kuvvetli ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha sağlam idiler. Ama kazandıkları, kendilerine hiçbir yarar sağlamadı.
83Elçileri onlara açık kanıtlar getirince, yanlarında bulunan bilgi ile sevin(ip övün)düler (peygamberlerin getirdikleri bilgiye değer vermediler, onlarla alay ettiler). Sonunda alay edegeldikleri şey, kendilerini kuşatıverdi.
84Ne zaman ki hışmımızı gördüler: "Tek Allah´a inandık ve O´na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik." dediler.
85Fakat hışmımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine bir fayda sağlamadı. Allâh´ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan yasası budur. İşte o zaman kâfirler ziyana uğramışlardır.
Chapter 41 (Sura 41)
1Hâ mim.
2(Bu,) Rahmân, Rahim´den indirilmiştir.
3Bilen bir toplum için âyetleri açıklanmış, Arapça okunan bir Kitaptır.
4Müjdeleyici ve uyarıcı olarak (gönderilmiştir). Fakat çokları yüz çevirmiştir; onlar işitmezler.
5Dediler ki: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kılıflar içinde, kulaklarımızda bir ağırlık ve seninle bizim aramızda bir perde var. Sen (istediğini) yap, biz de (istediğimizi) yapıyoruz."
6De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın bir tek Tanrı olduğu vahyediliyor. O´na doğrulun (O´na yönelerek işlerinizi düzeltin), O´ndan mağfiret dileyin. (O´na) Ortak koşanların vay haline!"
7Onlar ki zekât vermezler ve onlar âhireti de inkâr ederler.
8İnanıp iyi işler yapanlara gelince; onlar için kesintisiz bir mükâfât vardır.
9De ki: "Siz mi arzı iki günde Yaratan´a nankörlük ediyor ve O´na eşler koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir."
10Arza, üstünden ağır baskılar (sağlam dağlar) yaptı. Onda bereketler yarattı ve onda arayıp soranlar için gıdalarını (bitkilerini ve ağaçlarını) tam dört günde takdir etti (düzene koydu).
11Sonra duman (gaz) halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin" dedi. "İsteyerek (buyruğuna) geldik." dediler.
12Böylece onları, iki günde yedi gök yaptı ve her göğe emrini (kanunlarını) vahyetti. Biz, en yakın göğü lambalarla ve koruma ile (koruyucu güçlerle) donattık. İşte bu, o güçlü, bilen (Allâh)ın takdiridir.
13Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Ben sizi ´Âd ve Semûd´un başına düşen yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım."
14Onlara: "Yalnız Allah´a kulluk edin!" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelmişti. "Rabbimiz dileseydi, melekler indirirdi. Biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz." dediler.
15´Âd (kavmi), yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim var?" dediler. Onları yaratan Allâh´ın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Bizim âyetlerimizi de inkâr ediyorlardı.
16Biz de onlara dünyâ hayâtında rezillik azâbını taddırmak için o uğursuz günlerde, üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Âhiret azâbı ise daha da kepaze edicidir. Onlara hiç yardım edilmeyecektir.
17Semûd (kavmin)e gelince onlara yol gösterdik fakat onlar, körlüğü doğru yolu bulmağa yeğlediler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azâb yıldırımı onları yakaladı.
18İnananları ve korunanları kurtardık.
19Allâh´ın düşmanları ateşe sürüldükleri gün toplanıp bir araya getirilirler.
20Nihâyet oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları işler hakkında aleyhlerine şâhidlik ettiler.
21Derilerine: "Niçin aleyhimize şâhidlik ettiniz?" dediler. (Derileri): "Her şeyi konuşturan Allâh bizi konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı, işte O´na döndürülüyorsunuz." dediler.
22"Siz (günâh işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhidlik etmesinden gizlenmiyordunuz, yaptıklarınızın çoğunu Allâh´ın bilmeyeceğini sanıyordunuz."
23"İşte Rabbinize karşı beslediğiniz bu zannınız, sizi helâk etti, ziyana uğrayanlardan oldunuz!"
24Şimdi eğer dayanabilirlerse, ateştir onların yeri. Ve eğer özür dileyip Rablerini râzı etmek isterlerse özürleri kabul edilmeyecektir (çünkü özür dileme vakti geçmiştir artık).
25Biz onlara birtakım (kötü) arkadaşlar sardırdık. Onların önlerinde ve arkalarında bulunan herşeyi onlara süslü gösterdiler (yaptıkları işlerin güzel olduğunu söylediler). Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan topluluklarına (uygulanan) söz, kendilerine de gerekli oldu (bunlar da azâbı hak ettiler), çünkü hep ziyanda idiler.
26İnkâr edenler dediler ki: "Bu Kur´ân´ı dinlemeyin, o (okunduğu)nda gürültü edin, (böylece onun anlaşılmasına engel olun), belki ona gâlib gelirsiniz (başka türlü onunla başa çıkmanıza imkân yoktur)."
27İnkâr edenlere şiddetli bir azâb taddıracağız ve onları, yaptıklarının en kötüsüyle cezâlandıracağız.
28O Allâh düşmanlarının cezâsı: Ateştir. Âyetlerimizi inkâr etmelerinin cezâsı olarak onlara, orada sürekli kalma yurdu vardır.
29(Ateşe giren) Kâfirler dediler ki: "Rabbimiz, bizi saptıran cin ve insanları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da alçaklardan olsunlar!"
30"Rabbimiz Allah´tır" deyip, sonra doğru olanların üzerine melekler iner: "Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin! (derler)."
31"Biz dünyâ hayâtında da, âhirette de sizin dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği her şey var. Orada size istediğiniz her şey var."
32(Bütün bunlar) Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allâh)ın ağırlaması olarak (size lutfedilir).
33(İnsanları) Allah´a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?
34İyilikle kötülük bir olmaz. (Sen kötülüğü) En güzel olan şeyle sav. O zaman bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dosttur.
35Bu (kötülüğü iyilikle savma olgunluğu)na ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak büyük şansı olan kavuşturulur.
36Eğer şeytândan kötü bir düşünce, seni dürtecek olursa hemen Allâh´a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
37Gece, gündüz, güneş ve ay O´nun âyetlerindendir. Eğer Allah´a tapıyorsanız, güneşe ve aya secde etmeyin; onları yaratan Allah´a secde edin.
38Eğer büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melek)ler, gece gündüz O´nu tesbih ederler ve onlar hiç usanmazlar.
39O´nun âyetlerinden biri de (şudur): Sen, toprağı, boynu bükük görürsün. Onun üzerine suyu döktüğümüz zaman titreşir ve kabarır. Onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kâdirdir.
40Âyetlerimiz hususunda doğruluktan sapanlar bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyâmet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın, O, yaptıklarınızı görmektedir.
41Onlar, kendilerine gelen Kur´ân´ı inkâr ettiler. Halbuki o, öyle eşsiz bir Kitaptır,
42Ki ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) Hüküm ve hikmet sâhibi, çok övülen (Allâh)dan indirilmiştir.
43Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
44Eğer biz onu, yabancı (dilde) bir Kur´ân yapsaydık derlerdi ki: "Âyetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı söz mü (geliyor)?" De ki: "O, inananlar için bir yol gösterici ve (gönüllere) şifâdır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlara bir körlüktür. (Sanki) Onlar, uzak bir yerden çağırılıyorlar (da duymuyorlar).
45Andolsun biz Mûsâ´ya Kitabı vermiştik, onda da ayrılığa düşülmüştü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Onlar ondan işkilli bir kuşku içindedirler.
46Kim iyi iş yaparsa yararı kendisinedir ve kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.
47(Duruşma) Sâ´ati(ni) bilmek, Allah´a havale edilir. O´nun bilgisi olmadan ne meyvalar kabuklarından çıkar, ne bir dişi gebe kalır ve ne de doğurur. (Alah) Onlara: "Ortaklarım nerede?" diye ünlediği gün: "Sana arz ederiz ki bizden hiçbir gören yok." demişlerdir.
48Önceden yalvarıp durdukları şeyler, onlardan sapıp gitmiş ve onlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
49İnsan hayır istemekten usanmaz (dâimâ malının artmasını diler). Ama kendisine bir şer dokundu mu hemen üzülür, ümitsiz olur.
50Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet taddırırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyâmetin kopacağını sanmıyorum; (kıyâmet kopsa da) Rabbime götürülmüş olsam bile muhakkak O´nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Biz, o nankörlere, yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara kaba azâbdan taddıracağız.
51İnsana bir ni´met verdik mi yüz çevirir; yan çizer. Ona bir şer dokundu mu yalvarıp durur.
52De ki: "Gördünüz mü, ya o (Kur´an) Allâh tarafından ise ve siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?"
53Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında âyetlerimizi göstereceğiz ki o(Kur´â)n´ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?
54İyi bil ki onlar, Rablerine kavuşmaktan kuşku içindedirler. İyi bil ki O, her şeyi kuşatmıştır (her şey Allâh´ın bilgisi içindedir).
Chapter 42 (Sura 42)
1Hâ mim
2´Ayın sin kâf.
3O aziz ve hakim olan Allâh, sana ve senden öncekilere böyle vahyeder:
4Göklerde ve yerde bulunan herşey O´nundur. O, yücedir, uludur.
5Neredeyse gökler üstlerinden çatlayacaklar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ederler; yerdekiler için de mağfiret dilerler. İyi bil ki Allâh, işte çok bağışlayan, çok esirgeyen O´dur.
6O´ndan başka veliler edinenleri Allâh kollamaktadır. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
7Biz sana böyle Arapça bir Kur´ân vahyettik ki Anakent (Mekke´y)i ve çevresinde bulunanları ikaz edip; (vukuunda) asla kuşku bulunmayan toplanma gününe karşı uyarasın. (O gün), bir bölük cennette, bir bölük ateştedir.
8Allâh dileseydi, onları bir tek millet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zâlimlere gelince: Onların ne velisi ne de yardımcısı vardır.
9Yoksa Allah´tan başka veliler mi edindiler? Veli yalnız Allah´tır. Ölüleri O diriltir. O her şeye kâdirdir.
10Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah´a âittir. İşte Rabbim Allâh budur. O´na dayandım, O´na yöneldim.
11(O) Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Size kendinizden çiftler, hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. Bu (düzen içi)nde sizi üretiyor. O´na benzer hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.
12Göklerin ve yerin anahtarları O´nundur. Dilediğine rızkı açar ve kısar. O, her şeyi bilendir.
13O size, dinden Nûh´a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrâhim´e, Mûsâ´ya ve Îsâ´ya tavsiye ettiğimizi şeri´at (hukuk düzeni) yaptı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat kendilerini çağırdığın (bu) esas, Allah´a ortak koşanlara ağır geldi. Allâh dilediğini kendisine seçer ve iyi niyyetle yöneleni kendisine iletir.
14Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belli bir süreye kadar yaşatma sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Onlardan sonra Kitaba vâris kılınanlar ondan, kuşku veren bir şüphe içindedirler.
15Bundan dolayı sen (Hakka) çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların keyiflerine uyma ve de ki: "Ben Allâh´ın indirdiği her Kitaba inandım ve aranızda adâlet yapmakla emrolundum. Allâh bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim eylemlerimiz bize, sizin eylemleriniz size âittir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma nedeni yoktur. Allâh aramızı bulur, (yahut: Allâh bizi bir araya toplar), dönüş O´nadır.
16(Kamu tarafından) Kabul edildikten sonra, hâlâ Allâh(ın dini hakkın)da tartışanların delilleri, Rableri yanında bâtıldır. Üzerlerine bir gazab ve onlara şiddetli bir azâb vardır.
17Allâh´tır ki gerçeği içeren Kitabı ve (adâlet) ölçü(sün)ü indirdi. Ne bilirsin, belki o sâ´at yakındır?
18Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bil ki, o sâ´at hakkında tartışanlar, uzak bir sapıklık içine düşmüşlerdir.
19Allâh kullarına lutufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, gâliptir.
20Kim âhiret ekinini istiyorsa onun ekinini artırırız; kim dünyâ ekinini istiyorsa ona da dünyâdan bir şey veririz. Fakat onun âhirette bir nasibi olmaz.
21Yoksa onların, kendilerine, Allâh´ın izin vermediği dini koyan ortaklar mı var? Eğer (bir süre fırsat verilmesi hakkında) karar olmasaydı derhal aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Kuşkusuz zâlimler için acı bir azâb vardır.
22Yaptıkları işler başlarına inerken zâlimlerin, korkudan titrediklerini görürsün. Fakat inanıp iyi işler yapanlar cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlara diledikleri her şey vardır. İşte büyük lutuf budur.
23Allâh´ın, inanan ve iyi işler yapan kullarını müjdelediği (büyük lutuf). De ki: "Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ancak (Allah´a) yaklaşmayı arzu ediyorum." Kim bir iyilik yaparsa onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allâh bağışlayan, (iyiliğe) karşılık verendir.
24Yoksa: "Allah´a yalan uydurdu" mu diyorlar? Öyle bir durumda Allâh, dilese senin kalbine mühür basar; bâtılı mahveder, hakkı sözleriyle yerleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilir.
25O´dur ki kullarından tevbeyi kabul eder, kötülüklerden geçer ve yaptıklarınızı bilir.
26İnanan ve iyi işler yapanların dileklerini kabul eder; lutuf ve kereminden onlara, daha fazlasını da verir. Kâfirlere gelince, onlara da çetin bir azâb vardır.
27Allâh kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde azarlardı. Fakat (O rızkı) dilediği ölçüde indiriyor. Çünkü O, kullarını(n her halini) haber alandır, görendir.
28O´dur ki (kulları) umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir, rahmetini yayar. O velidir, övülmüştür.
29Gökleri, yeri ve bunların içine yaydığı canlıları yaratması da O´nun âyetlerinden (birliğinin ve kudretinin işâretlerinden)dir. O, dilediği zaman onları toplamağa da kâdirdir.
30Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı (işler) yüzündendir. (Allâh, hatâlarınızın) Birçoğunu da affeder.
31Siz, yeryüzünde O(nun cezâsı)na engel olamazsınız. Sizin Allah´tan başka ne bir veliniz, ne de bir yardımcınız vardır.
32Denizde dağlar gibi akıp giden (gemi)ler O´nun âyetlerindendir.
33Dilerse rüzgârı durdurur, (gemiler denizin) sırtında durakalır. Kuşkusuz bunda sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır.
34Yahut yaptıkları (işler) yüzünden gemileri(n içindekileri) helâk eder. Birçoğunu da affeder (kurtarır).
35Ki âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
36Size verilen şeyler, dünyâ hayâtının geçimidir. İnanıp Rablerine dayananlar için Allâh´ın yanında bulunan ödül ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
37Onlar büyük günâhlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar; kızdıkları zaman da onlar, affederler.
38Rablerinin çağrısına gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.
39Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman kendilerini savunurlar.
40Kötülüğün cezâsı, yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükâfâtı Allah´a âittir. Doğrusu O, zâlimleri sevmez.
41Kim zulme uğradıktan sonra kendini savunursa öylelerinin aleyhine bir yol yoktur (onlar kınanmaz ve cezâlandırılmazlar).
42Ancak şunlar aleyhine yol vardır ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırırlar. İşte böylelerine acı bir azâb vardır.
43Fakat kim sabreder, affederse, şüphesiz bu, çok önemli işlerdendir!
44Allâh kimi sapıklıkta bırakırsa artık onun, Allah´tan sonra bir velisi yoktur. Zâlimlerin, azâbı gördükleri zaman: "Geri dönecek bir yol var mı?" dediklerini görürsün.
45Yine onları görürsün: Aşağılıktan başlarını öne eğmiş vaziyette ateşe sunulurlarken göz ucuyla gizli gizli bakarlar. İnananlar da: "İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyâmet günü hem kendilerini, hem âilelerini ziyan edenlerdir. Bakın, gerçekten zâlimler sürekli bir azâb içindedirler" demişlerdir.
46Onların, Allah´tan başka kendilerine yardım edecek velileri yoktur. Allâh kimi sapıklıkta bırakırsa artık onun için bir (kurtuluş) yol(u) yoktur.
47Allah´tan, geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabbiniz(in çağrısı)na uyun. Çünkü o gün ne sığınacak bir yeriniz var; ne de (yaptıklarınızı) inkâra çâre.
48Eğer yüz çevirirlerse (üzülme); biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen, yalnız duyurmaktır. Biz insana, bizden bir rahmet taddırdığımız zaman ona sevinir. Ama ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlerden dolayı başlarına bir kötülük gelirse, insan hemen nankör olur.
49Göklerin ve yerin mülkü Allâh´ındır. (O) Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine de erkekler bahşeder.
50Yahut onları çift yapar: Hem dişi, hem erkek (verir). Dilediğini de kısır yapar. O (herşeyi) bilendir, (herşeye) gücü yetendir.
51Allâh bir insanla (karşılıklı) konuşmaz. Ancak vahiyle (kulunun kalbine dilediği düşünceyi doğurarak), yahut perde arkasından konuşur; yahut izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir. O, yücedir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
52İşte sana da böyle emrimizden bir ruh (gönüllere can veren bir söz) vahyettik. Sen Kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz sen, doğru yola götürüyorsun:
53Göklerde ve yerde bulunan herşeyin sâhibi Allâh´ın yoluna. İyi bilin ki bütün işler sonunda Allah´a varır.
Chapter 43 (Sura 43)
1Hâ mim.
2Apaçık Kitaba andolsun ki
3Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur´ân yaptık.
4O, katımızda bulunan ana Kitaptadır.Yücedir, hikmetlidir.
5Siz, aşırı giden bir kavim oldunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim?
6Biz önce gelenlere nice peygamber gönderdik.
7Onlara hiçbir peygamber gelmezdi ki mutlaka onunla alay etmesinler.
8Biz de bunlardan daha güçlü olan (o kavimler)i helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti.
9Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette diyecekler ki: "Onları, çok üstün, çok bilen (Allâh) yarattı."
10O yeri sizin için beşik kıldı ve varacağınız yere gitmeniz için yeryüzünde size yollar yaptı.
11Gökten bir ölçü ile su indirdi de, onunla ölü bir ülkeyi canlandırdık. İşte siz de öyle (canlandırılıp) çıkarılacaksınız.
12O bütün çiftleri yarattı ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti,
13Ki onların sırtlarına binesiniz, sonra onlara bindiğiniz zaman Rabbinizin ni´metini anasınız ve (şöyle) diyesiniz: "Bunu bizim hizmetimize veren (Allâh)ın şânı yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize) yanaştıramazdık."
14"Biz elbette Rabbimize döneceğiz."
15Tuttular, O´na kullarından bir parça tasarladılar. Gerçekten insan apaçık bir nankördür.
16Yoksa (Allâh), yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğullar için sizi mi yeğledi?
17Onlardan birine Rahmân´a benzer olarak anlattığı (kız çocuğu) müjdelense yüzü kapkara kesilir, öfkesinden yutkunup durur.
18Süs içinde yetiştirilip, mücâdelede açık olmayanı (tartışmayı ve kavgayı beceremeyeni) mi (Allâh´ın çocuğu yaptılar)?
19Rahmân´ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına mı şâhid oldular ki (böyle hüküm veriyorlar)? Şâhidlikleri yazılacak ve (bundan) sorulacaklardır.
20Ve dediler ki: "Rahmân dileseydi, biz onlara tapmazdık." Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece saçmalıyorlar.
21Yoksa bundan önce onlara bir Kitap vermişiz de ona mı sarılıyorlar?
22Hayır, (ne bilgileri var, ne de Kitâpları). Sadece: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinde gidiyoruz" dediler.
23İşte böyle, senden önce de hangi kente uyarıcı gönderdiysek mutlaka oranın varlıklıları: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.
24"Ben size, babalarınızı, üzerinde bulduğunuz(din)den daha doğrusunu getirmiş olsam da (yine babalarınızın yolunu)mu (tutacaksınız)?" dedi. "Doğrusu biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz." dediler.
25Biz de onlardan öç aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?
26Bir zaman İbrâhim babasına ve kavmine demişti ki: "Ben sizin taptıklarınızdan uzağım."
27"Ben yalnız beni yaratana (taparım). Çünkü O, bana doğru yolu gösterecektir."
28Ve bu sözü ardında kalıcı bir söz yaptı ki (insanlar Allah´a kulluğa) dönsünler.
29Doğrusu bunları da, babalarını da kendilerine gerçek söz ve (onu) açıklayan elçi gelinceye dek yaşattım.
30Fakat kendilerine gerçek gelince: "Bu, büyüdür, biz onu tanımayız" dediler.
31Ve dediler ki: "Bu Kur´ân iki kentten, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?"
32Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünyâ hayâtında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki biri, diğerine iş gördürebilsin. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.
33İnsanlar (küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasaydı. Rahmân´ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine binip çıkacakları merdivenler yapardık.
34Ve evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar, divânlar.
35Ve (nice) süs(ler verirdik). Bütün bunlar, sâdece dünyâ hayâtının geçiminden ibarettir. Rabbinin katında âhiret ise, (günâhlardan) korunanlar içindir.
36Kim Rahmân´ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytânı sardırırız; artık o, onun (yanından ayrılmaz, ona sürekli olarak kötülükleri telkin eden) arkadaşı olur.
37O (şeyta)nlar onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.
38Nihâyet (Zikr´imize karşı körlük edip yoldan çıkan o adam) bize geldiği zaman (kötü arkadaşına) der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) arası kadar uzaklık olsaydı (seni hiç görmeseydim); meğer ne kötü arkadaş(mışsın sen)!"
39(Böyle söylemeniz) Bugün size bir yarar sağlamaz; çünkü zulmettiniz. Siz, azâb (çekme)de ortaksınız.
40(Ey Muhammed), sen mi sağıra işittireceksin, yâhut körü ve apaçık sapıklıkta olanı yola ileteceksin?
41Ya biz seni alıp götürdükten sonra onlardan öc alırız.
42Yahut onları uyardığımız şeyi sana gösteririz (senin gözlerinin önünde onları azâba uğratırız); bizim onlara gücümüz yeter.
43Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru yoldasın.
44O (Kur´ân) sana ve kavmine bir Zikir (uyarı, şan ve şeref)dir ve yakında (ona uyup uymadığınızdan) sorulacaksınız.
45Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Rahmân´dan başka tapılacak tanrılar yapmış mıyız?
46Andolsun biz Mûsâ´yı da âyetlerimizle Fir´avn´a ve ileri gelen adamlarına gönderdik: "Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim" dedi.
47Onlara âyetlerimizi getirince onlar o âyetlerle alay edip gülmeğe başladılar.
48Onlara gösterdiğimiz her mu´cize, mutlaka kızkardeşinden (ötekinden) büyüktü. Belki dönerler diye onları (kıtlık, tûfân, çekirge gibi türlü) azâb(lar) ile cezâlandırdık.
49Bunun üzerine dediler ki: "Ey büyücü, bizim için Rabbine du´â et, sana verdiği söz hakkı için (bizi bağışlasın) artık biz yola geleceğiz!"
50Fakat biz onlardan azâbı kaldırınca sözlerinden dönmeğe başladılar.
51Fir´avn kavminin içinde bağırıp dedi: "Ey kavmim, Mısır mülkü ve şu altımdan akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"
52"Yahut ben, şu aşağılık, nerdeyse söz anlatamayacak durumda olan adamdan daha iyi değil miyim?"
53(Eğer o, doğru söylüyorsa) Üzerine altın bilezikler atılmalı, yâhut yanında (kendisine yardım eden, onu doğrulayan) melekler de gelmeli değil miydi?"
54Kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim idiler.
55Onlar bizi kızdırınca biz de onlardan öç aldık, hepsini boğduk.
56Onları sonradan gelen (inkârcı)ların geçmiş ataları ve örneği yaptık (bunlar da onların izinden gittiler).
57Meryem oğlu, bir misâl olarak anlatılınca hemen kavmin, ondan ötürü yaygarayı bastılar:
58"Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sâdece tartışma için sana misâl verdiler. Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.
59O, sadece kendisine ni´met verdiğimiz ve İsrâil oğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
60Eğer dileseydik, sizden şu dünyâda yerinize geçen melekler yapardık.
61O, kıyâmetin kopacağını gösterir bir ilimdir. O sâ´atin geleceğinden hiç şüphe etmeyin, bana uyun, doğru yol budur.
62Şeytân sizi (bundan) alıkoymasın. Çünkü o, sizin için açık bir düşmandır.
63Îsâ açık kanıtlar getirince dedi ki: "Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için (geldim), Allah´tan korkun ve bana itâ´at edin."
64"Allâh, işte benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz O´dur. O´na tapın, doğru yol budur."
65Aralarından çıkan partiler, birbirleriyle ihtilâfa düşmüşlerdir. Acı bir günün azâbından vay o zulmedenlerin haline!
66Onlar ille o sâ´atin, kendilerinin hiç farkında olmadıkları bir sırada, ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?
67O gün, korunanlar dışında, dostlar birbirine düşmandır. (Onlara âlemlerin Rabbi şöyle hitabeder):
68"Ey kullarım, bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz."
69Onlar, âyetlerimize inanmış ve müslüman olmuş (kullarım) idiler.
70"Haydi, siz cennete girin. Siz ve eşleriniz ağırlanıp sevindirileceksiniz!"
71Onların önünde altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canların çektiği, gözlerin hoşlandığı her şey var! Ve siz orada ebedi kalacaksınız.
72"İşte yaptıklarınıza karşılık size mirâs verilen cennet budur."
73Orada sizin için çok meyva var. Onlardan yersiniz.
74Suçlular, cehennem azâbında sürekli kalacaklardır.
75(Azâb) Kendilerinden hiç hafifletilmeyecektir. Onlar azâb içinde umutsuzdurlar!
76Biz onlara zulmetmedik; fakat onlar kendileri zâlim idiler.
77(Cehennemin muhafızına): "Ey Mâlik, Rabbin bizim işimizi bitirsin, (bizi yok etsin, böyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir)!" diye seslendiler. (Mâlik) "Siz kalacaksınız (hiçbir sûretle buradan kurtuluş yok)." dedi.
78Andolsun biz size hakkı getirdik; fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
79Yoksa (hakka engel olma hususunda) bir iş mi kararlaştırdılar? Biz de (onları cezâlandırmağa ve hakkı yerleştirmeğe) kararlıyız.
80Yoksa biz, onların sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmez miyiz sanıyorlar? Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçilerimiz de (her yaptıklarını) yazarlar.
81De ki: "Eğer Rahmân´ın çocuğu olsaydı (O´na) tapanların ilki ben olurdum."
82Göklerin ve yerin Rabbi, Arş´ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.
83Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.
84O´dur ki gökte de Tanrı´dır, yerde de Tanrı´dır. O, hakimdir, bilendir.
85Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine âidolan (Allâh) ne yücedir! (Kıyâmetin kopacağı) Sâ´ati bilmek de O´nun yanındadır ve siz O´na döndürülüp götürüleceksiniz.
86O´ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefâ´at (yetkisin)e sâhip değillerdir. Ancak bilerek hakka şâhidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.
87Andolsun onlara, "Kendilerini kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allâh," derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?
88Ve Elçinin: "Ya Rab, bunlar inanmayan bir kavimdir," demesini de (Allâh biliyor).
89Şimdi sen onlardan geç ve : "Size esenlik (dilerim)" de. Yakında bileceklerdir.
Chapter 44 (Sura 44)
1Hâ mim.
2Apaçık Kitaba andolsun ki,
3Biz onu mübârek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız.
4Her hikmetli emir, o gecede ayırdedilir;
5Katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz.
6Senin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir.
7Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allâh), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
8O´ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
9Ama onlar, şüphe içinde oynuyorlar.
10Göğün, açık bir duman getireceği günü gözetle.
11(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azâbdır.
12"Rabbimiz, bizden azâbı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
13Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
14Ondan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler.
15Biz sizden azâbı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkârınıza) dönersiniz.
16O gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öç alıcıyız!
17Andolsun, onlardan önce Fir´avn toplumunu da (imkânlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek):
18"Allâh´ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
19"Allah´a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum."
20"Ben, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allâh)´a sığındım."
21"Eğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin."
22Sonra (Mûsâ): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du´â etti.
23(Allâh): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi).
24"Denizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
25Onlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler.
26Ekinler, güzel makamlar!
27Ve zevkü sefa sürdükleri nice ni´metler!
28İşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma mirâs verdik.
29Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.
30Andolsun biz, İsrâil oğullarını o küçültücü azâbdan kurtardık:
31Fir´avn´dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi.
32Andolsun biz, onları bir bilgiye göre âlemlere üstün kıldık.
33Onlara, içinde açık bir sınav bulunan âyetler verdik.
34Şunlar (Kureyş kâfirleri) de diyorlar ki:
35"İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
36"Doğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin."
37Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba´ kavmi ve onlardan önce gelen (kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helâk ettik.
38Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık!
39Onları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gâye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
40(Hakkın bâtıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür.
41O gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez.
42Ancak Allâh´ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir.
43Zakkum ağacı,
44Günâhkârların yemeğidir.
45Pota gibi karınlarda kaynar.
46Sıcak suyun kaynaması gibi.
47(Allâh, zebânilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin."
48"Sonra başının üstüne kaynar su azâbından dökün!"
49"Tad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin."
50İşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur!"
51Korunanlar ise güvenli bir makamdadır.
52Bahçelerde ve çeşme başlarında.
53İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar.
54Ayrıca onları, iri gözlü hûrilerle de evlendirmişizdir.
55Orada, güven içinde, her meyveyi isterler.
56Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allâh) onları cehennem azâbından korumuştur.
57Rabbinden bir lutuf olarak (bu ni´metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur.
58Biz o (Kur´â)n´ı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
59Biraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir).
Chapter 45 (Sura 45)
1Hâ mim.
2Kitabın indirilmesi, o üstün, hüküm ve hikmet sâhibi Allâh tarafındandır.
3Şüphesiz göklerde ve yerde, inananlar için ibretler vardır.
4Sizin yaratılışınızda ve (yeryüzünde) yaymakta olduğu canlılarda, kesin olarak inananlar için ibretler vardır.
5Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allâh´ın gökten rızık (sebebi) indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesinde, rüzgârları estirmesinde düşünen bir toplum için ibretler vardır.
6İşte şunlar, Allâh´ın âyetleridir, onları sana gerçek ile okuyoruz. Allah´tan ve O´nun âyetlerinden sonra hangi hadise (söze) inanacaklar?
7Her yalancı, günâh yüklü kimseye yuh olsun!
8O, Allâh´ın âyetlerinin kendisine okunduğunu işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları işitmemiş gibi (küfründe) direnir. Onu, acı bir azâb ile müjdele.
9O, bizim âyetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onunla alay eder. İşte öyleleri için alçaltıcı bir azâb vardır.
10Ötelerinden de cehennem (onları beklemektedir). Ne kazandıkları ve ne de Allah´tan başka edindikleri veliler kendilerine bir yarar sağlayabilir. Onlar için büyük bir azâb vardır.
11İşte yol gösterici, bu (Kur´ân)dır. Rablerinin âyetlerini tanımayanlar için çok çetin bir azâb vardır!
12Allah´tır ki denizi size boyun eğdirdi, tâ ki gemiler buyruğuyla denizin içinde akıp gitsin de, siz bu sayede O´nun lutfundan payınızı arayasınız ve şükredesiniz.
13Göklerde ve yerde bulunan şeyleri kendisinden (bir lutuf olarak) size boyun eğdirdi. Elbette bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.
14İnananlara söyle: Allâh´ın (cezâ) günlerinin geleceğini ummayanları affetsinler ki (Allâh), bir toplumu, yaptıklarıyle cezâlandırsın.
15Kim iyi bir iş yaparsa yararı kendisinedir, kim de kötülük yaparsa zararı kendisinedir. Sonunda Rabbinize döndürüleceksiniz.
16Andolsun biz, İsrâil oğullarına Kitap, hüküm (hikmet, hükümranlık) ve peygamberlik verdik, onları güzel rızıklarla besledik ve onları âlemlere üstün kıldık.
17Ve onlara bu (din) iş(in)de açık deliller verdik. Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz, Rabbin kıyâmet günü, ayrılığa düştükleri şeylerde onlar arasında hüküm verecektir.
18Sonra seni de buyruk(umuz)dan bir şeriate (bir hukuk düzenine) koyduk. Sen ona uy, bilmeyenlerin keyiflerine uyma.
19Çünkü onlar, Allah´tan (gelecek) hiçbir şeyi senden savamazlar. Zâlimler birbirlerinin velisidirler. Allâh ise korunanların velisidir.
20Bu (Kur´ân), insanlara kanıtlar (sunmakta)dır; kesin olarak inananlara yol gösterici ve rahmettir.
21Yoksa kötülükleri işleyen kimseler, kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler gibi yapacağımızı mı sandılar? Yaşamaları ve ölümleri onlarla bir olacak öyle mi? Ne kötü hüküm veriyorlar!
22Allâh, gökleri ve yeri gerçek olarak yaratmıştır ki her can, kazandığıyle cezâlandırılsın, kimseye haksızlık edilmez.
23Keyfini tanrı edinen ve Allâh´ın bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi ona Allah´tan sonra kim doğru yolu gösterecek? Düşünmüyor musunuz?
24Dediler ki: "Ne varsa dünyâ hayâtımızdır, başka bir şey yoktur. Ölürüz, yaşarız. Bizi zamandan başkası helâk etmiyor." Fakat onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zannediyorlar.
25Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman: "Doğru iseniz, babalarımızı getirin" demelerinden başka bir delilleri olmamıştır.
26De ki: "Allâh sizi yaşatıyor, sonra sizi öldürüyor. Sonra sizi, toplayıp duruşma gününe getirecektir. Bunda asla şüphe yoktur, ama insanların çoğu bilmezler."
27Göklerin ve yerin mülkü Allâh´ındır. O sâ´at başladığı gün, işte o gün (Allâh´ın âyetlerini etkisiz bırakmağa çalışan) iptalciler hüsrana uğrayacaktır.
28(O gün) Her ümmeti (Allâh´ın huzûrunda) toplanmış görürsün. Her ümmet, kendi Kitabına (yaptığı işlerin tutanağı olan amel defterine) çağırılır: "Bugün yaptıklarınızla cezâlandırılacaksınız!"
29"İşte Kitabımız, aleyhinize gerçeği söylüyor. Çünkü biz, yaptıklarınızı yazıyorduk."
30İnanıp iyi işler yapanlar; Rableri onları rahmetine sokar. İşte apaçık başarı budur.
31Ama inkâr edenlere gelince (onlara da şöyle denir): "Âyetlerim size okunurdu, fakat siz büyüklük tasladınız ve suçlu bir toplum oldunuz değil mi?"
32"Allâh´ın va´di gerçektir, (Duruşma) sâ´at(inin geleceğin)de şüphe yoktur" dendiği zaman: "Sâ´at nedir, bilmiyoruz, (onu) sadece (bir kuruntu) sanıyoruz biz ona inanmıyoruz" demiştiniz ha?!"
33Yaptıklarının kötülükleri onlara göründü ve alay edip durdukları şey onları kuşattı.
34Ve (kendilerine şöyle) denildi: "Siz, bu gününüzle karşılaşmayı nasıl unuttunuzsa biz de bugün sizi unuttuk. Yeriniz ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur!"
35Böyledir, çünkü siz Allâh´ın âyetlerini eğlence yaptınız; dünyâ hayâtı sizi aldattı. Artık bugün onlar ne ateşten çıkarılırlar ve ne de kendilerinden Allâh´ı memnun etmeğe çalışmaları istenir.
36Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve bütün âlemlerin Rabbi olan Allah´a mahsustur.
37Göklerde ve yerde ululuk, yalnız O´na aittir. O, azizdir, hakimdir.
Chapter 46 (Sura 46)
1Hâ mim.
2Kitabın indirilişi aziz, hakim olan Allâh tarafındandır.
3Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları (boş yere değil), ancak gerçek ile ve belli bir süreye göre yarattık. İnkâr edenler, uyarıldıkları şeyden yüz çevirmektedirler.
4De ki: "Allah´tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yerden neyi yarattılar? Yoksa gökler(in yaratılışın)da onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru iseniz bundan önce (inmiş olan) bir Kitâp, yahut bir bilgi kalıntısı getirin."
5Allâh´ı bırakıp da kıyâmet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvardıklarından habersizdirler.
6İnsanlar (Yüce Divâna) toplandıkları gün, (taptıkları tanrılar) onlara düşman olurlar ve onların, kendilerine tapmalarını tanımazlar.
7Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman kendilerine gelen hakkı inkâr edenler: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
8Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah´tan gelecek cezâya karşı sizin bana hiçbir yararınız olmaz. O, sizin yaptığınız taşkınlığı daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda O´nun şâhid olması yeter. O, bağışlayan, esirgeyendir.
9De ki: "Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."
10De ki: "Hiç düşündünüz mü: Eğer bu (Kur´ân) Allâh katından olduğu halde siz onu tanımamışsanız; İsrâil oğullarından bir şâhid de bunun benzerini (Tevrât´ta) görüp inandığı halde siz (inanmağa) tenezzül etmemişseniz (durumunuz nice olur)? Allâh, zâlim bir toplumu doğru yola iletmez.
11İnkâr edenler, inananlar için "(Muhammed´in getirdiği) iyi bir şey olsaydı (şu zavallı kişiler) ona inanmada bizi geçemezlerdi, (biz onlardan önce inanırdık)" dediler. Onlar, onun gösterdiği doğru yola eremediklerinden: "Bu eski bir yalandır," diyeceklerdir.
12Ondan önce de önder ve rahmet olarak Mûsâ´nın Kitabı vardır. Bu da (şirk ile) kendilerine yazık edenleri uyarmak, güzel davrananları müjdelemek için Arap diliyle indirilmiş (kendinden önceki Kitabı) doğrulayan Kitaptır.
13"Rabbimiz Allah´tır" deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
14Onlar cennet halkıdır, yaptıklarına karşılık orada ebedi kalacaklardır.
15Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. (Ana karnında) Taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürdü. Nihâyet (insan) güçlü çağına erip kırk yaşına varınca: "Ya Rabbi dedi, beni, bana ve anama, babama verdiğin ni´mete şükretmeğe, râzı olacağın yararlı işler yapmağa sevk eyle. Benim için zürriyetim içinde de salâhı devam ettir (benden gelecek olanları da iyi insanlar yap). Ben sana yüz tuttum ve ben (sana) teslim olanlardanım."
16Onlar öyle kişilerdir ki, yaptıklarının en iyisini onlardan kabul ederiz ve onların kötülüklerinden geçeriz, cennet halkı arasındadırlar. Bu, (dünyâda) kendilerine söylenen doğru söz(ün gerçekleşmesi)dir.
17Fakat o kimse ki anasına, babasına: "Öf size, benden önce nice nesiller gelip geçmiş, (kimse geri gelmemiş) iken siz benim (diriltilip) çıkarılacağımı mı bana va´dediyor (beni bununla mı tehdidediyor)sunuz?" dedi. Onlarsa Allah´a sığınarak: "Yazık sana, (etme, gel) inan; Allâh´ın sözü gerçektir" derken o: "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir." der.
18İşte onlar da kendilerine (azâb) söz(ü) gerekli olmuş kimselerdir. Kendilerinden önce geçen cin ve insan toplulukları arasında (azâbın içinde) bulunacaklardır. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.
19Her birinin (inananların ve inanmayanların) yaptıkları işlerden dereceleri vardır. Allâh, onlara yaptıklarının karşılığını tam verir; kendilerine hiç haksızlık edilmez.
20İnkâr edenler ateşe sunulacakları gün, (kendilerine denir ki): "Dünyâ hayâtınızda bütün güzel şeylerinizi zayi ettiniz; (orada) bunlarla sefâ sürüp bunları tükettiniz (burası için hiçbir şey bırakmadınız). Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan ötürü bugün, alçaltıcı bir azâb ile cezâlandırılacaksınız."
21Âd´ın kardeşini (Hûd´u) an: Ahkâf´taki kavmini uyarmıştı. Onun önünden ve ardından nice uyarıcılar da gelip geçti (demişti ki): "Allah´tan başkasına kulluk etmeyin; ben sizin, büyük bir günün azâbına uğramanızdan korkuyorum."
22Dediler: "Sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin? Doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin şeyi bize getir."
23Dedi: "(Azâbın ne zaman geleceğine dair) Bilgi, ancak Allâh katındadır. Ben, (tebliğ) görevlendirildiğim mesajı size duyuruyorum; fakat sizi câhillik eden bir kavim görüyorum."
24Nihâyet azâbın (ufukta) geniş bir bulut halinde vâdilerine doğru geldiğini görünce: "Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şey, içinde acı azâb bulunan bir rüzgârdır.
25Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Derken onlar o hale geldiler ki konutlarından başka bir şey görülmez oldu. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezâlandırırız.
26Onlara size vermediğimiz servet ve kuvveti vermiştik, onlara kulaklar, gözler ve gönüller yaratmıştık. Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de gönülleri kendilerine bir yarar sağladı. Zira (düşünüp ibret almıyorlar, tersine) bile bile Allâh´ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.
27Andolsun, biz çevrenizdeki kentleri de yok ettik ve belki (küfürlerinden) dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
28Allah´tan başka, kendilerine (Allâh yanında) yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, (tanrıları), onlardan kaybolup gittiler. İşte onların yalanları ve uydurmaları budur.
29Bir zaman, cinlerden bir topluluğu Kur´an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde (birbirlerine): "Susun, (dinleyin)" dediler. (Okuma) Bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler:
30"Ey kavmimiz, dediler, biz Mûsâ´dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola götüren bir Kitap dinledik."
31"Ey kavmimiz, Allâh´ın da´vetçisine uyun ve O´na inanın ki (Allâh) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi, acı azâbdan korusun."
32Kim Allâh´ın da´vetçisine uymazsa, yeryüzünde (başına inecek belâya) engel olamaz. Kendisinin O´ndan başka velileri de olmaz. Onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
33Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allâh´ın, ölüleri diriltmeğe de kâdir olduğunu görmediler mi? Evet O, her şeye kâdirdir.
34İnkâr edenler ateşe sunulacakları gün (Allâh onlara): "(Nasıl), Bu gerçek değil miymiş?" (der); "Evet Rabbimiz hakkı için (gerçekmiş)" derler. "Öyleyse inkâr etmenizden dolayı azâbı tadın" der.
35O halde sen de, azim (ve irâde) sâhibi elçilerin sabrettikleri gibi sabret. O (nankör)ler için acele etme. Onlar, tehdidedildikleri azâbı gördükleri gün, sanki gündüzün sadece bir sâ´ati kadar yaşamış gibi olurlar. (Bu) Bir duyurudur. Yoldan çıkmış topluluktan başkası mı helâk edilecektir?
Chapter 47 (Sura 47)
1Allâh, inkâr edip kendisinin yoluna engel olanların işlerini boşa çıkarmıştır.
2İnanıp iyi işler yapanların, Rableri tarafından Muhammed´e indirilen gerçeğe inananların da günâhlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.
3Bu, böyledir: Çünkü inkâr edenler bâtıla uymuşlar; inananlar ise Rablerinden gelen hakka uymuşlardır. İşte Allâh, onların durumlarını, insanlara böyle anlatır.
4(Savaşta) İnkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihâyet onları iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Ondan sonra artık ya lutfen bırakır veya karşılığında fidye alırsınız. Harb, ağırlıklarını bırakıncaya (savaş sona erinceye) kadar (böyle yaparsınız). Allâh dileseydi (kendisi) onlardan öç alırdı, fakat sizi birbirinizle denemek için (size savaşı emrediyor). Allâh, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıkları işleri zayi etmeyecektir.
5Onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.
6Onları, kendilerine tanımladığı cennete sokacaktır.
7Ey inananlar, eğer siz Allâh(ın dinin)e yardım ederseniz (Allâh da) size yardım eder; ayaklarınızı (hakkı koruma yolunda) sağlam tutar.
8İnkâr edenler(e gelince): Yıkım onlara! (Allâh) Onların işlerini boşa çıkarmıştır.
9Böyledir, çünkü onlar, Allâh´ın indirdiğinden hoşlanmamışlar, Allâh da onların amellerini heder etmiştir.
10(Onlar) Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Allâh onları(n evlerini, barklarını) yıkıp başlarına geçirmiştir. Bu kâfirlere de, onun benzeri sonuçlar vardır.
11Bu böyledir, çünkü Allâh inananların koruyucusudur. Kâfirlerin ise koruyucuları yoktur.
12Allâh, inanıp iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkâr edenler ise dünyâda biraz yaşarlar, hayvanların yediği gibi yerler, (sonunda) yerleri ateştir.
13Seni (içinden) çıkarmış olan kentten daha kuvvetli nice kent var ki biz onları yok ettik de onlara yardım eden çıkmadı.
14Rabbinden bir delil üzerinde bulunan insan, kötü işi kendilerine süslendirilen ve keyiflerine uyan kimseler gibi olur mu? (Olmaz elbet).
15(Şirkten, günâhlardan) korunanlara söz verilen cennetin durumu şudur: İçinde bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır ve onlar için orada her çeşit meyva, Rablerinden de bağışlama vardır. (Şimdi bu ni´metler içinde yaşayanlar) ateşte ebedi kalan ve barsaklarını parça parça kesen sıcak suyun içirildiği kimseler gibi olur mu?
16Onlardan kimi de gelip seni dinler. Fakat senin yanından çıktıkları zaman kendilerine bilgi verilmiş olanlara: "Demin ne söyledi?" derler. Onlar Allâh´ın kalblerini mühürlediği, keyiflerinin ardına düşmüş kimselerdir.
17Hidâyet bulanlara gelince, Allâh onların hidâyetlerini artırmış ve onlara korunmalarını (kendilerini kötü sonuçtan koruma çareleri) vermiştir.
18(İnanmayanlar) İlle (helâk edilecekleri) sâ´atin ansızın kendilerine gelmesini mi bekliyorlar? İşte onun belirtileri geldi. O uyarıldıkları sâ´at kendilerine geldikten sonra artık öğüt almaları nereden mümkün olsun?
19Allah´tan başka tanrı olmadığını bil ve kendi günâhın, inanan erkeklerin ve inanan kadınların günâhı için (Allah´tan) mağfiret dile. Allâh, dönüp dolaşacağınız yeri ve varıp duracağınız yeri bilir.
20İnananlar: "(Savaş hakkında) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" derler. Fakat hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalblerinde hastalık bulunanların sana ölümden bayılıp düşen kimsenin bakışı gibi baktıklarını görürsün. Onlara ölüm gerektir.
21Onlara düşen, itâ´at etmek ve güzel söz söylemektir. İş ciddiye bindiği zaman Allah´a verdikleri söze sadık kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu.
22Demek işbaşına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, rahimleri (akrabâlık bağlarını) koparacaksınız öyle mi?"
23Onlar, Allâh´ın la´netleyip sağır yaptığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.
24Kur´ân´ı(n anlamını) düşünmüyorlar mı? Yoksa kalbler(inin) üzerinde kilitleri mi var (ki hiçbir hakikat, gönüllerine girmiyor)?
25Kendilerine doğru yol belli olduktan sonra arkalarına (yine eski küfürlerine) dönenlere, şeytân hatâlarını süslemiş ve (günâh işlemelerini) kolaylaştırmış ve onları uzun emellere, umutlara düşürmüştür.
26Bu böyledir. Çünkü onlar, Allâh´ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: "Bazı hususlarda size itâ´at edeceğiz" dediler. Oysa Allâh, onların gizlediklerini biliyor.
27Ya melekler, canlarını alırken yüzlerine ve kıçlarına vurarak dövünecekleri zaman durumları nice olur?
28Bu böyledir. Çünkü onlar, Allâh´ı kızdıran şeylerin ardınca gittiler. O´nu râzı edecek şeylerden hoşlanmadılar. Allâh da onların amellerini boşa çıkardı.
29Yoksa kalblerinde hastalık bulunanlar, Allâh´ın, kendilerinin kinlerini ortaya çıkarmayacak mı sandılar?
30Biz dileseydik onları sana gösterirdik, sen onları simâlarından tanırdın ve onları sözlerinin üslûbundan tanırdın. Allâh yaptığınız işleri bilir.
31Andolsun biz sizi deneyeceğiz ki içinizden cihâd edenleri (güçlüklere) sabredenleri bilelim ve söylediğiniz sözlerin (doğru olup olmadığını) sınayalım.
32Nankörlük edip Allâh yoluna engel olanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Elçiyi incitenler Allah´a hiçbir zarar veremezler. Allâh onların işlerini boşa çıkaracaktır.
33Ey inananlar, Allah´a itâ´at edin, Elçi´ye itâ´at edin, işlerinizi boşa çıkarmayın.
34Nankörlük edip Allâh yoluna engel olan, sonra kâfir olarak ölenleri Allâh affetmeyecektir.
35Siz gâlip durumda iken gevşeyip barış istemeyin. Allâh sizinle beraberdir, O sizin amellerinizi zayi etmeyecektir.
36Dünyâ hayâtı, bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer inanır, (günâhlardan) korunursanız (Allâh) size mükâfâtlarınızı verir ve sizden (bütün) mallarınızı istemez.
37Eğer onları isteseydi de sizi sıkıştırsaydı, cimrilik ederdiniz ve kinlerinizi ortaya çıkarırdı (Allâh´ın Elçisine kin beslemeğe başlardınız).
38İşte sizler, Allâh yolunda harcamağa çağrılıyorsunuz; ama içinizden kimisi cimrilik ediyor. Cimrilik eden, kendi nefsine karşı cimrilik etmiş olur. Allâh zengindir, sizler fakirsiniz. Eğer yüz çevirecek olursanız, Allah, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.
Chapter 48 (Sura 48)
1Biz sana apaçık bir fetih verdik.
2Ki Allâh, senin geçmiş ve gelecek günâhını bağışlasın (bütün tasalarını gidersin) ve sana olan ni´metini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin.
3Ve Allâh sana şanlı bir zafer versin.
4O, imanlarına iman katsınlar diye mü´minlerin kalblerine huzûr indirdi. Göklerin ve yerin askerleri Allâh´ındır. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
5(Allâh işini böyle hikmetle çevirir, mü´minlerin gönüllerine huzûr verir, onlara görünmez askerleriyle yardım eder) Ki inanan erkekleri ve inanan kadınları, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere soksun, onların kötülüklerini de örtsün. Gerçekten bu, Allâh katında büyük bir başarıdır.
6Allâh hakkında kötü zanda bulunan münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara; (Allah´a) ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara da azâbetsin. (Onların, müslümanlar için istedikleri) Kötü olaylar, kendi başlarına gelsin. Allâh, onlara gazabetmiş, onları la´netlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Orası da ne kötü bir yerdir!
7Göklerin ve yerin askerleri Allâh´ındır. Allâh azizdir, hakimdir.
8Biz seni, şâhid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
9Ki Allah´a ve Resulüne inanasınız, O´nu(n dinini) destekleyesiniz. Ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam O´nu tesbih ed(ip şânını yücelt)esiniz...
10Sana bi´at edenler (İslâm uğrunda ölünceye kadar savaşmak üzere sana söz verenler), gerçekte Allah´a bi´at etmektedirler. Allâh´ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah´a verdiği sözü tutarsa Allâh ona büyük bir mükâfât verecektir.
11Göçebe Araplardan geri bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Mallarımız ve çocuklarımız bizi, (seninle beraber gelmekten) alıkoydu. Bizim için mağfiret dile." Onlar, dilleriyle kalblerinde olmayan bir şeyi söylüyorlar. De ki: "Allâh size bir zarar vermek istemiş, yahut size bir yarar vermek istemiş olsa Allâh´ın, sizin için dilediğine kim engel olabilir? Hayır, Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır."
12Herhalde siz sandınız ki Elçi ve mü´minler, bir daha âilelerine dönmeyecekler. Bu (düşünce) gönüllerinizde süslendirildi, (size güzel gösterildi,) kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.
13Kim Allah´a ve Elçisine inanmazsa bilsin ki, biz, kâfirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.
14Göklerin ve yerin mülkü Allâh´ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azâb eder. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
15O geri bırakılanlar, ganimetleri almak için gittiğiniz zaman: "Bizi bırakın, sizinle beraber gelelim," diyecekler. Onlar, Allâh´ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz, bizimle gelemezsiniz. Allâh, önceden böyle buyurdu." Onlar: "Bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar, pek az anlarlar.
16O geride kalan göçebe Araplara de ki: "Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya davet edileceksiniz, onlarla (ya) dövüşürsünüz, yahut (onlar) müslüman olurlar. Eğer itâat ederseniz, Allâh size güzel bir mükâfât verir; (yok) eğer önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, size acı bir şekilde azâb eder.
17Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah´a ve Elçisine itâ´at ederse (Allâh) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu da acı bir azâba uğratır.
18Allâh şu mü´minlerden râzı olmuştur ki onlar, ağacın altında sana bi´at ediyorlardı, Allâh onların gönüllerinden geçeni bildiği için onların üzerine huzûr ve güven indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi.
19Yine onlara alacakları birçok ganimetler bahş eyledi. Allâh üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
20Allâh size elde edeceğiniz birçok ganimetler va´detti. Şimdilik size bu (Hudeybiye Barışı)nı verdi. İnsanların ellerini sizden çekti ki bu, inananlara bir ibret olsun ve (Allah) sizi dosdoğru yola iletsin.
21(Size) başka (ganimetler) de söz vermiştir ki henüz onları ele geçiremediniz fakat Allâh onları kuşatmış (sizin için ayırmış)tır. Allâh her şeyi yapabilir.
22Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dön(üp kaç)arlardı, sonra ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.
23Bu, Allâh´ın öteden beri süregelen yasasadır. Allâh´ın yasasında bir değişme bulamazsın.
24Mekke´nin göbeğinde, sizi onlara gâlip getirdikten sonra onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çeken O´dur. Allâh, yaptıklarınızı görmektedir.
25Onlar öyle kimselerdir ki inkâr ettiler, sizin Mescid-i Harâm´ı ziyaret etmenize ve bekletilen kurbanların yerlerine varmasına engel oldular. Eğer orada, kendilerini bilmediğiniz için tepeleyeceğiniz ve bilmeyerek tepelemenizden ötürü, kınanacağınız inanmış erkekler ve inanmış kadınlar olmasaydı (Allâh sizin savaşmanıza engel olmazdı. Böyle yaptı) ki Allâh, dilediğini rahmetine soksun. Şâyet (inananlar ve inanmayanlar) birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri, acı bir azâba çarptırırdık.
26O zaman inkâr edenler, kalblerine öfke ve gayreti, o câhiliyye (çağının) öfke ve gayretini koymuşlardı, Allâh da Elçisine ve mü´minlere huzûr ve güvenini indirdi; onları takvâ kelimesine (sebâta ve ahde vefâya) bağladı. Zeten onlar, buna lâyık ve ehil idiler. Allâh, her şeyi bilendir.
27Andolsun, Allâh, Elçisinin rüyâsını doğru çıkardı. Allâh dilerse, başlarınızı (kökten) traş ederek ve(ya) saçlarınızı kısaltarak, korkmadan, güven içinde Mescid-i Harâm´a gireceksiniz. Allâh sizin bilmediğinizi bildi, bundan önce size yakın bir fetih verdi.
28O, Elçisini hidâyet ve hak dinle gönderdi ki, o (hak di)ni, bütün dinlere üstün kılsın. Şâhid olarak Allah yeter.
29Muhammed Allâh´ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû´ ve secde ederek Allâh´ın lutuf ve rızâsını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrât´taki vasıfları ve İncildeki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı, derken gövdesinin üstüne dikildi, ekincilerin hoşuna gider, onlara karşı kâfirleri de öfkelendirir bir duruma geldi. Allâh onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfât va´detmiştir.
Chapter 49 (Sura 49)
1Ey inananlar, Allâh´ın ve Elçisinin önüne geçmeyin. Allah´tan korkun. Şüphesiz Allâh, işitendir, bilendir.
2Ey inananlar, seslerinizi, Peygamberin sesinin üstüne çıkarmayın, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi, onunla da öyle yüksek sesle konuşmayın; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider.
3Allâh´ın Elçisinin huzûrunda seslerini kısanlar, öyle kimselerdir ki Allâh, onların kalblerini, takvâ için imtihan etmiş (onların takvâya ehil olduklarını anlamış)tır. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfât vardır.
4Odaların arkasından sana bağıranların çoğu, düşüncesiz kimselerdir.
5Onlar, sen kendilerinin yanına çıkıncaya kadar bekleselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
6Ey inananlar, size fâsık (yoldan çıkmış) bir adam bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
7Bilin ki, Allâh´ın Elçisi içinizdedir. Şâyet o, birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allâh size imanı sevdirdi ve onu sizin kalblerinizde süsledi ve size küfrü, fıskı ve isyânı çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.
8(Bu) Allâh´ın bir lutuf ve ni´metidir. Allâh bilendir, hakimdir.
9Eğer inananlardan iki grup vuruşurlarsa onların arasını düzeltin; şâyet biri ötekine saldırırsa Allâh´ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla vuruşun. (Allâh´ın buyruğuna) Dönerse artık adâletle onların arasını düzeltin ve dâimâ âdil olun. Çünkü Allâh, adâlet yapanları sever.
10Muhakkak mü´minler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah´tan korkun ki size rahmet edilsin.
11Ey inananlar, bir topluluk, başka bir toplulukla alay etmesin. Belki (alay ettikleri kimseler), kendilerinden iyidirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki onlar, kendilerinden iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra fısk adı, ne kötü bir şeydir! Kim tevbe etmezse, işte onlar, zâlimdirler.
12Ey inananlar, zandan çok sakının. Zira zannın bir kısmı günâhtır. Birbirinizin gizli şeylerini araştırmayın; biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemeği sever mi? İşte bundan iğrendiniz. O halde Allah´tan korkun, şüphesiz Allâh, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
13Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allâh yanında en üstün olanınız, (günâhlardan) en çok korunanınızdır. Allâh bilendir, haber alandır.
14Göçebe Araplar: "İnandık" dediler. De ki: "İnanmadınız, fakat ´İslâm olduk´ deyin. Henüz iman kalblerinize girmedi. Eğer Allah´a ve Elçisine itâ´at ederseniz (Allâh), yaptığınız güzel işlerden hiçbirinin sevâbını size eksik vermez. Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
15Mü´minler onlardır ki Allâh´a ve Elçisine inandılar, sonra şüphe etmediler; Allâh yolunda mallarıyle, canlarıyle cihâd ettiler. İşte (iman sözlerinde) doğru olanlar onlardır.
16De ki: "Siz mi Allah´a din(darlığ)ınızı öğreteceksiniz? Allâh, göklerde ve yerde olanları bilir. Allâh, her şeyi bilendir."
17İslâm olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Tersine, eğer gerçekten inanmışsanız, sizi imâna ilettiği için Allah, sizin başınıza kaksa yeridir."
18Şüphesiz Allâh, göklerin ve yerin gizlisini bilir. Allâh yaptıklarınızı görmektedir.
Chapter 50 (Sura 50)
1Kâf. Zikir´li (uyarıcı, şerefli) Kur´ân´a andolsun,
2İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kâfirler: "Bu tuhaf bir şeydir" dediler.
3"Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar bedene döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür."
4Biz yerin, onlar(ın cesetlerin)den ne eksilttiğini bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir Kitâp vardır.
5Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.
6Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur?
7Arzı nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik!
8(Bütün bunları) Allah´a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve (ona) ibret vermek için (yaptık).
9Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dâne(li ekin)ler bitirdik.
10Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik;
11Kullara rızık olması için. Ve o su ile, ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir.
12Onlardan önce Nûh kavmi, Resliler ve Semûd (kavmi) de yalanlamıştı.
13´Âd, Fir´avn ve Lût´un kardeşleri (durumundaki kavmi),
14Eyke halkı ve Tubba´ kavmi. Bunların hepsi elçileri yalanlayıp, uyardığım (azâb)ı hak ettiler.
15İlk yaratmadan âciz mi kaldık ki (yeniden yaratamayalım)? Doğrusu onlar yeni bir yaratmadan kuşku içindedirler.
16Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.
17Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek, onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedir.
18(İnsan,) Hiçbir söz söylemez ki yanında kendisini gözetleyen, dediklerini zapteden (bir melek) hazır bulunmasın.
19Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir.
20Sûr´a üflendi. İşte bu, kendisine karşı uyarılan gündür.
21Her can, yanında bir sürücü ve şâhidle geldi.
22(Allâh ona): "Andolsun, sen bundan gaflet içinde idin. Biz sen(in gözün)den perdeni açtık; bugün artık gözün keskindir" (dedi).
23Yanındaki arkadaşı: "İşte yanımdaki hazır" dedi.
24(Allâh sürücü ve şâhide buyurdu ki): "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü!"
25"Hayra engel olan, saldırgan, şüpheciyi."
26"O ki Allâh ile beraber başka tanrılar edindi, bundan dolayı onu çetin bir azâba atın."
27Yanındaki arkadaşı dedi ki: "Rabbimiz, ben onu azdırmadım, zaten o kendisi derin bir sapıklık içinde idi."
28(Allâh) Buyurdu ki: "Huzûrumda çekişmeyin. Ben size daha önce uyarı göndermiştim."
29"Benim huzûrumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim."
30O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz. "Daha yok mu" der.
31Cennet de korunanlara yaklaştırılmıştır, uzak değildir.
32"İşte size va´dedilen budur. Dâimâ Allah´a yüz tutan (O´nun buyruklarını) koruyan,
33Görmeden Rahmân´a saygı gösteren ve (Hakka) dönük bir yürek getiren herkesin (mükâfâtı budur)!"
34"Ona selâm (esenlik) ile girin. Bu, süreklilik günüdür!"
35Orada onlara istedikleri herşey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
36Bunlardan önce nice kuşakları helâk etmiştik ki onların tutuşu, bunlardan daha kuvvetli idi, yakalaması daha güçlü idi. Ülkelerde gezip dolaşmışlardı, ama bir kurtuluş buldular mı?
37Muhakkak ki bunda, kalbi olan, yahut şâhid olarak (zihnini toplayarak dikkatle) kulak veren kimse için bir öğüt vardır.
38Andolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.
39Onların dediklerine sabret ve Rabbini övgü ile an! Güneş doğmadan önce, batmadan önce,
40Gecenin bir kısmında ve secde arkalarında O´nu tesbih et.
41Dinle, o gün o ünleyici, yakın bir yerden çağırır.
42O gün o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bu, (dirilip) çıkış günüdür.
43Yaşatan ve öldüren ancak biziz, biz. Dönüş de bizedir.
44O gün yer onlar(ın üstün)den yarıl(ıp açıl)ır, (çağırana doğru) sür´atle koşarlar. İşte bu, toplamadır; bize göre kolaydır.
45Biz onların ne dediklerini biliyoruz. Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, sadece tehdidimden korkanlara Kur´ân ile öğüt ver.
Chapter 51 (Sura 51)
1Savurup kaldıranlara,
2(Yağmur) Yüklü (bulut)lara,
3Kolayca akıp gidenlere,
4İş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki,
5Size va´dedilen, mutlaka doğrudur.
6Cezâ muhakkak olacaktır.
7(Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki,
8Siz, çeşitli söz(ler) içindesiniz.
9Çevrilen, ondan çevriliyor.
10O (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun!
11Onlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar.
12"Cezâ günü ne zaman?" diye sorarlar.
13O gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır.
14(Kendilerine): "Fitnenizi (fesâdınızın cezâsını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek).
15Korunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar;
16Rablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı.
17Geceleri pek az uyurlardı,
18Seherlerde onlar istiğfar ederlerdi,
19Mallarında dilenci ve yoksul için hak vardı.
20Kesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır.
21Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz?
22Gökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azâb)da var!
23Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir.
24İbrâhim´in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi?
25Bir zaman onun yanına girmişler: "Selâm" demişlerdi. "Selâm, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)."
26(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice âilesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi.
27Onu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi.
28(Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
29Karısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir kocakarı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi.
30Dediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir."
31(İbrâhim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi.
32Dediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik."
33"Ki onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım."
34"Rabbinin katında, haddi aşanlar için işâretlenmiş (taşlar)."
35Orada bulunan mü´minleri çıkardık.
36Zaten orada bir ev (halkın)dan başka müslüman da bulmadık.
37Acı azâbdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık.
38Mûsâ´da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir´avn´e göndermiştik.
39(Fir´avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi.
40Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu.
41´Âd (kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgâr gönderdik.
42Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu.
43Semûd (kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefâ sürün" denmişti.
44Rablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı.
45(Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler.
46Daha önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler.
47Göğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz).
48Yeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz.
49Her şeyden iki çift (erkek dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız.
50"O halde Allâh´a kaçın, ben size O´nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
51"Allâh ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O´nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
52İşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler.
53Bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur.
54Onlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin.
55Ama yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır.
56Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
57Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum.
58Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sâhibi olan ancak Allah´tır.
59Muhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azâb payı vardır, (ötekilerin başına gelen azâb gibi bir azâb bunların da başına gelecektir), acele etmesinler.
60Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!
Chapter 52 (Sura 52)
1Andolsun Tûr´a (Mûsâ´nın vahiy aldığı Sinâ Dağı´na).
2Satır satır yazılmış Kitaba;
3Yayılmış ince deri üzerine,
4Ma´mur (bakımlı, şen) Ev (Ka´be´y)e,
5Yükseltilmiş tavana (göğe),
6Kaynatılmış denize (bunlara andolsun ki),
7Rabbinin azâbı mutlaka vuku bulacaktır;
8Ona engel olacak bir şey yoktur.
9O gün gök, bir çalkalanış çalkanır,
10Dağlar bir yürüyüş yürür ki!..
11Yalanlayanların vay haline o gün!
12O daldıkları bâtıl içinde oynayıp duranlar,
13O gün (şöyle denilerek) cehennem ateşine kakılırlar:
14"İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!"
15"(Nasıl) Şimdi bu, büyümüymüş, yoksa siz mi görmüyor muşsunuz?"
16"Girin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezâlandırılacaksınız."
17Korunanlar da cennetlerde, ni´met içindedirler.
18Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azâbından korumuştur.
19"Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin, için;"
20"Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak." Onları, iri gözlü hûrilerle evlendirmişizdir.
21Kendileri inanmış, zürriyetleri de imânda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır; kendi ameller(inin sevâb)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
22Ve onlara canlarının istediği meyvadan ve etten bol bol vermişizdir.
23Orada bir kadeh kapışırlar ki içinde ne saçmalama var, ne de günâha sokma.
24Çevrelerinde de kendilerine mahsus, sedef içinde saklı inci gibi civanlar dolaşır (hizmet eder).
25Birbirlerine dönmüş soruyorlar:
26"Daha önce biz âilemiz içinde (iken sonumuzdan) korkardık." dediler.
27"Allâh bize lutfetti de bizi o delikçiklere işleyen azâbdan korudu."
28"Biz bundan önce yalnız O´na yalvarır (bizi korumasını O´ndan niyaz eder)dik. Çünkü iyilik eden, esirgeyen O´dur, O."
29(Ey Muhammed), Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin ni´meti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnun.
30Yoksa onlar (senin hakkında): "Bir şâ´irdir, zamanın felâketlerine çarpılmasını gözetliyoruz" mu diyorlar?
31De ki: "Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim. (Bakalım hangimiz felâketlere çarpılacağız?)"
32Akılları mı bunu kendilerine emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
33Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar.
34Doğru iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler.
35Yoksa kendileri, hiçbir şey olmadan (raslantı sonucu olarak) mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri midir?
36Yoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, onlar düşünüp de inanmazlar.
37Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim olan (her şeyi istedikleri gibi yöneten) kendileri midir?
38Yoksa onların, (göğe çıkıp meleklerin sözlerini ve onlara vahyedileni) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, (meleklerin sözlerini dinlediklerine) açık bir delil getirsin.
39Yoksa kızlar O´na, oğullar size mi?
40Yoksa sen onlardan (vahiyleri duyurmana karşı) bir ücret istiyorsun da onlar, ağır bir borç yükü altında mı kalmışlardır?
41Yoksa gayb (görülmeyen bilgi) kendilerinin yanındadır da kendileri mi (oradan istediklerini) yazıyorlar?
42Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkâr edenlerin kendileridir.
43Yoksa onların Allah´tan başka bir tanrısı mı var? Allâh´ın şânı onların ortak koştuklarından yücedir.
44Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, (yine inatlarından): "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler.
45Korkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları.
46O gün, tuzakları kendilerine hiçbir yarar sağlamaz ve onlara yardım da edilmez.
47Zulmedenlere, bundan başka bir azâb da vardır. Fakat çokları bilmezler.
48Rabbinin hükmüne sabret, çünkü sen, gözlerimizin önündesin (korumamız altındasın), Kalktığın zaman Rabbini övgü ile an.
49Gecenin bir kısmında ve yıldızların ardından da O´nu tesbih et.
Chapter 53 (Sura 53)
1Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:
2Arkadaşınız sapmadı, azmadı.
3O hevâ´dan konuşmaz.
4O(nun okuduğu Kur´ân) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.
5Onu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti;
6Üstün akıl sâhibi (melek). Doğruldu;
7Kendisi yüksek ufukta iken.
8Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı.
9(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.
10Kuluna, vahyettiğini vahyetti.
11Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).
12Onun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz?
13Andolsun, onu bir inişinde daha görmüştü;
14Sidretü´l-Müntehâ (uzak ağaç)ın yanında,
15Ki onun yanında oturulacak bahçe vardır.
16Sidre´yi kaplayan kaplıyordu.
17(Muhammed´in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı.
18Andolsun, Rabbinin büyük âyetlerinden bazılarını gördü.
19Gördünüz mü o Lât ve ´Uzzâ´yı?
20Ve üçüncü(leri olan) öteki (put) Menat´ı?
21Demek erkek size, kadın Allah´a mı?
22O halde bu insafsızca bir taksim!
23Onlar, sizin ve babalarınızın, (tanrı) diye isimlendirdiğiniz (boş, kavramsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allâh, onlara hiçbir güç (tanrı oldukları hakkında hiçbir delil) indirmemiştir. O(putlara tapa)nlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
24Yoksa insan, her arzu ettiğine sâhip mi olacaktır?
25Son da ilk de (âhiret de, dünyâ da) Allâh´ındır.
26Göklerde nice melek var ki onların şefâ´ati hiçbir işe yaramaz. Meğer Allâh´ın dilediği ve râzı olduğu kimseye izin verdikten sonra olsun (ancak o zaman şefâ´atin faydası olur).
27Âhirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
28Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. (Zan ile gerçeğe ulaşılmaz.)
29Bizi anmaktan yüz çeviren ve dünyâ hayâtından başka bir şey istemeyen kimseden yüz çevir.
30İşte onların erişebilecekleri bilgi (sınırı) budur. (Bundan ötesine akılları ermez). Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir ve O, yola geleni de iyi bilir.
31Göklerde ve yerde bulunan herşey Allâh´ındır. (Bunları yaratmıştır) Ki kötülük edenleri, yaptıklarıyle cezâlandırsın, güzel davrananları da güzellikle mükâfâtlandırsın.
32Onlar, günâhın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük hatâlar işleyebilirler. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir (O kendisine yönelen kulunu affeder). O sizi daha iyi bilir: Gerek sizi topraktan inşâ ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada (sizin her hâlinizi bilmiştir), artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir.
33Gördün mü şu adamı ki arkasını döndü?
34Azıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu?
35Gayb´ın bilgisi kendi yanında da o mu (âlemin esrarını) görüyor?
36Yoksa kendisine haber mi verilmedi: Mûsâ´nın sahifelerinde bulunan,
37Ve çok vefâlı İbrâhim´in (sahifelerinde bulunan şu gerçekler):
38Ki hiçbir günâhkâr, başkasının günâh yükünü yüklenmez.
39İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.
40Ve çalışması da yakında görülecektir.
41Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir.
42Ve sonunda senin Rabbine varılacaktır.
43Güldüren de O´dur, ağlatan da O´dur.
44Öldüren de O´dur, yaşatan da O´dur.
45O yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi,
46Atıldığı zaman nutfe (sperm)den.
47Şüphesiz tekrar yaratmak da O´nun işidir.
48Zengin eden O´dur, bol verip memnun eden O.
49(Taptıkları) Şi´râ (yıldızı)nın Rabbi O´dur.
50O helâk etti, önce gelen ´Âd´ı,
51Semûd´u, komadı (onları).
52Önceden de Nûh kavmini (helâk etmişti). Çünkü onlar daha zâlim ve azgın idiler.
53Altı üstüne getirilen kentleri (Lût kavminin oturduğu bölgeleri) devirip yıktı.
54Onların üstüne neler çöktü, neler!
55O halde Rabbinin hangi ni´metinden kuşku duyuyorsun?
56Bu (Kur´ân veya peygamber) de ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
57O yaklaşıcı, yaklaştı.
58Onu Allah´tan başka açacak (geldiği zaman kaldıracak, vaktini erteleyecek veya onun ne zaman geleceğini belirleyecek) kimse yoktur.
59Şimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz?
60Ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
61Ve siz baş kaldırıyorsunuz?
62Haydi Allah´a secde edin ve kulluk edin!
Chapter 54 (Sura 54)
1O sâ´at yaklaştı, ay yarıldı.
2Bir mu´cize görecek olsalar yüz çevirirler ve "Süregelen bir büyüdür" derler.
3Yalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allâh´ın kararına kimse engel olamaz).
4Andolsun, onlara, (bâtılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi.
5Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.
6Öyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
7Gözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler.
8Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kâfirler: "Bu çetin bir gündür!" derler.
9Onlardan önce Nûh´un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi.
10Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı.
11Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
12Yeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti.
13Nûh´u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık.
14(Kendisine karşı) Nankörlük edilen (kulumuz)a (bizden) bir mükâfât olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
15Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
16Benim azâbım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye).
17Andolsun biz, Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
18´Âd da yalanladı, ama azâbım ve uyarılarım nasıl oldu?
19Biz onların üstüne uğursuz mu uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık.
20İnsanları sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imişler gibi koparıp deviriyordu.
21Benim azâbım ve uyarılarım nasıl oldu?
22Andolsun biz Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
23Semûd da uyarıları yalandı:
24"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz" dediler.
25"Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı küstahın biridir!"
26(Sâlih´e dedik ki): Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
27Biz onlara, kendilerini sınamak için dişi deveyi göndereceğiz. Hele sen onları gözetle, sabret.
28Onlara, suyun aralarında paylaştırılacağını, (bir gün devenin, bir gün de kendilerinin su içme nöbeti olacağını) haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın.
29Bir arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağı çekip (deveyi) kesti.
30Ama azâbım ve uyarılarım nasıl oldu?
31Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp döküldüler.
32Andolsun Biz Kur´ân´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
33Lût´un kavmi de uyarıları yalanladı.
34Biz de üstlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik, yalnız Lût âilesini seher vakti kurtardık;
35Katımızdan bir ni´met olarak. Biz şükredeni böyle mükâfâtlandırırız.
36Lût, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı, fakat uyarılara karşı kuşku duydular.
37Onun (güzel delikanlılar şeklinde görünen melek) konuklarından murâd almağa kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik: "Haydi azâbımı ve uyarılarımı tadın!"
38Sabah erken, onları kararlı bir azâb yakaladı.
39"Azâbımı ve uyarılarımı(n âkıbetini) tadın!"
40Andolsun biz Kur´an´ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
41Fir´avn´ın kavmine de uyarılar gelmiştir.
42Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları, gâlib ve güçlü (pâdişah)ın yakalaması gibi yakaladık.
43Şimdi sizin kâfirleriniz, ötekilerinizden hayırlı mı? Yoksa Kitaplarda sizin için bir berâet (inkârınızdan dolayı size sorumsuzluk) mu var?
44Yoksa "Biz muzaffer (yenilmez) bir topluluğuz" mu diyorlar?
45O topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
46Hayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) sâ´attir. O sâ´at cidden çok feci ve acıdır;
47Suçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedir.
48O gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler: "Cehennemin dokunuşunu tadın!" diye.
49Biz her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık.
50Bizim buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir.
51Andolsun biz sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Öğüt alan yok mudur?
52İşledikleri her şey, Kitâplarda mevcuttur.
53Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
54Korunanlar cennetlerde ırmaklar(ın kenarın)dadırlar.
55Güçlü pâdişâhın huzûrunda doğruluk koltuklarında (memnunluk içinde)dirler.
Chapter 55 (Sura 55)
1Çok merhametli (Allâh),
2Kur´ân´ı öğretti.
3İnsanı yarattı.
4Ona beyânı (konuşup, düşüncelerini açıklamayı) öğretti.
5Güneş de, Ay da bir hesap ile (cereyan etmekte)dir.
6Necm (bitkiler, yıldızlar) ve ağaçlar (Allah´a) secde etmektedirler.
7Göğü yükseltti ve mizânı koydu.
8Tartıda taşkınlık edip dengeyi bozmayın.
9Tartıyı adâletle yapın, terazide eksiklik yapmayın.
10(Allâh) Yeri halk için koydu.
11Onda meyva(lar) ve salkımlı hurmalar var.
12Saplı ve yapraklı dâne(ler) ve hoş kokulu bitkiler var.
13(Ey cinler ve insanlar topluluğu) Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
14İnsanı kiremit gibi pişmiş çamurdan yarattı.
15Cin´i de hâlis ateşten yarattı.
16Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
17İki doğunun ve iki batının Rabbidir.
18Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
19İki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar,
20Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
21Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
22İkisinden de inci ve mercan çıkar.
23Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
24Denizde koca dağlar gibi akıp giden kocaman gemiler de O´nundur.
25Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
26(Yer) Üzerinde bulunan her şey yok olacaktır.
27Yalnız Rabbinin celâl ve ikrâm sâhibi yüzü bâki kalacaktır.
28Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
29Göklerde ve yerde bulunanlar (her şeyi) O´ndan isterler. O, her gün (her ân) yeni bir iştedir.
30Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
31Ey iki sekal, sizin için de boş vaktimiz olacak (sizin de hesabınızı göreceğiz).
32Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
33Ey cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeğe gücünüz yeterse geçin gidin. Ancak kudretle geçebilirsiniz.
34Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
35İkinizin de üzerine, ateşten yalın alev ve kıpkızıl bir duman (yahut erimiş bakır) gönderilir, başaramazsınız.
36Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
37Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...
38Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
39O gün ne insana, ne de cin´e günâhından sorulur.
40Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
41Suçlular, simâlarından tanınır, alınlar(ın)dan ve ayaklar(ın)dan tutulur.
42Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
43"İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir!"
44Onunla kaynar su arasında dolaşırlar.
45Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
46Rabbinin divânında dur(up hesap ver)mekten korkan kimseye iki cennet var.
47Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
48İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları var.
49Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
50İkisinde de akıp giden iki kaynak var.
51Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
52İkisinde de her meyvadan iki çift var.
53Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
54(Orada) Astarları kalın atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.
55Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
56Onlarda bakışları kısa (yalnız kocalarına bakan) öyle dilberler de var ki, bunlardan önce onları ne insan, ne de cin kanatmamıştır.
57Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
58Sanki onlar yâkut ve mercandırlar.
59Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
60İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?
61Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
62Bu ikisinin ötesinde iki cennet daha var.
63Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
64Yemyeşildirler.
65Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
66İkisinde de fışkıran iki kaynak var.
67Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
68İkisinde de meyva, hurma ve nar var.
69Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
70Onlarda da iyi huylu, güzel kadınlar var.
71Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
72Çadırlara kapanmış hûriler.
73Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
74Bunlardan önce onları ne insan, ne de cin kanatmamıştır.
75Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
76(Cennettekiler) Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar.
77Şimdi Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz?
78Büyüklük ve ikrâm sâhibi Rabbinin adı ne yücedir!
Chapter 56 (Sura 56)
1Olacak vak´a olduğu (kıyâmet koptuğu) zaman,
2Onun oluşunu yalanlayacak yoktur.
3O alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder),
4Yer şiddetlice sarsıldığı,
5Dağlar serpildikçe serpildiği,
6Dağılan toz duman haline geldiği
7Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman;
8Sağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar!
9Solun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar!
10Ve o sâbıklar, sâbıklar!
11İşte , onlardır (Allâh´a) yaklaştırılanlar,
12Ni´met cennetlerinde.
13Çoğu öncekilerden,
14Birâzı da sonrakilerden (olan bu insanlar),
15Altın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
16Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
17Çevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır;
18Akıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
19(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
20Beğendikleri meyva(lar),
21Canlarının çektiği kuş et(ler)i,
22İri gözlü hûriler,
23Saklı inciler gibi;
24Yaptıklarına karşılık olarak.
25Orada ne boş bir söz ve ne de günâha sokan bir laf işitirler.
26Duydukları söz, yalnız "Selâm, selâm" dır.
27Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
28(Onlar) Dikensiz kirazlar,
29(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar,
30Uzamış gölge(ler),
31Fışkıran sular,
32Pek çok mevya arasında;
33Tükenmeyen ve yasaklanmayan!
34Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
35Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşâ´ etmişiz,
36Onları bâkireler yapmışızdır.
37Hep yaşıt sevgililer;
38Sağın adamları için.
39(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir,
40Bir bölümü de sonrakilerdendir.
41Solun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular!
42(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
43Kara dumandan bir gölge altında,
44Ki ne serindir, ne faydalı.
45Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı.
46Büyük günâhı işlemekte ısrar ediyorlardı.
47Ve diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
48"Önceki atalarımız da mı?"
49De ki: "Öncekiler de sonrakiler de."
50"Belli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır."
51Sonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız).
52(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler,
53Onunla karınları(nı) dolduracaklar,
54Üzerine de kaynar su içeceklerdir.
55Susuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir!
56İşte cezâ gününde onların ağırlanışı böyledir.
57Biz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi?
58Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
59Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz?
60Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz).
61(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşâ´ edelim.
62Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
63Ektiğinizi gördünüz mü?
64Siz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz?
65Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz:
66"Biz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)!"
67"Doğrusu, biz yoksun bırakıldık!" (derdiniz).
68İçtiğiniz suya baktınız mı?
69Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz?
70Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi?
71(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü?
72Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz?
73Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
74Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
75Yoo, yıldızların yerlerine yemin ederim,
76Bilirseniz, bu büyük bir yemindir.
77O, elbette değerli bir Kur´ân´dır,
78Saklı bir Kitâptadır.
79Ki ona temizlerden başkası dokunmaz.
80(O), Âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
81Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
82(Kur´ân´dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)?
83Ya can boğaza dayandığı zaman?
84Ki siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz.
85Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
86Eğer (öldükten sonra) cezâlandırılmayacaksanız
87(Bu sözünüzde doğru iseniz) o (çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize!
88(O can, Allah´a) Yaklaştırılanlardan ise,
89O´na rahatlık, güzel rızık ve ni´met cenneti var.
90Eğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise,
91"(Ey sağcı) Sana sağcılardan selâm var!"
92Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
93Kaynar sudan bir ziyafet,
94Ve cehenneme atılma var.
95Kesin gerçek budur işte.
96Öyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O´nu, kendisine lâyık olmayan sıfatlardan tenzih eyle).
Chapter 57 (Sura 57)
1Göklerde ve yerde bulunan her şey Allâh´ı tesbih etmiştir. O, azizdir, hakimdir.
2Göklerin ve yerin mülkü O´nundur. Yaşatır, öldürür, O her şeyi yapabilir.
3O, ilktir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur,) sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur. Her şey yok olurken O kalacaktır,) zâhirdir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır,) bâtındır (zâtının hakikati gizlidir, akıllar O´nun özünü idrak edemez,) O, her şeyi bilendir.
4O´dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş´a oturdu. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir, Allâh yaptıklarınızı görmektedir.
5Göklerin ve yerin mülkü O´nundur. Bütün işler Allâh´a döndürülecektir.
6Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilir.
7Allah´a ve Elçisine inanın ve (O´nun) sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden (Allâh için) harcayın. Sizden, inanan ve (hak rızâsına) harcayanlar için büyük mükâfât vardır.
8Elçi sizi Rabbinize inanmağa (güvenmeğe) çağırdığı ve (bu konuda) sizden sağlam söz almış olduğu halde inananlar iseniz neden Allah´a güvenmiyorsunuz?
9Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna açık açık âyetler indiren O´dur. Şüphesiz Allâh, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
10Neden siz Allâh yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirâsı zaten Allâh´ındır. Elbette içinizden (Mekke´nin) feth(in)den önce (Hak yolunda) harcayan ve savaşan(lar, ötekilerle) bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infâk eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allâh hepsine de (gerek fetihten önce, gerek fetihten sonra infâk eden ve savaşan müslümanlara) en güzel sonucu va´detmiştir. Allâh, yaptıklarınızı haber almaktadır.
11Kimdir o, Allah´a güzel bir borç verecek olan ki, Allâh da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için değerli bir mükâfât da versin?
12O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları; ışıkları, önlerinde ve sağlarında koşar durumda görürsün. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir). İşte büyük başarı budur!
13O gün münâfık erkekler ve münâfık kadınlar (cennete gitmekte olan) mü´minlere derler ki: "Bize bakın da sizin nurunuzdan yararlanalım." Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet vardır, dış yönünde de azâb.
14(Münâfıklar) onlara seslenirler: "Biz de sizinle beraber değil miydik?" (Mü´minler) derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, beklediniz (hemen tevbe etmediniz) kuşkulandınız, kuruntular sizi aldattı. Allâh´ın emri (ölüm) gelinceye kadar (böyle hareket ettiniz,) o çok aldatıcı (şeytân,) sizi Allâh(ın affı) ile aldattı."
15Bugün artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden fidye alınmaz, varacağınız yer ateştir. Sizin layığınız odur. Ne kötü gidilecek yerdir orası!
16İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki kalbleri Allâh´ın Zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine Kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar?
17Biliniz ki Allâh yeri, ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size âyetleri açıkladık.
18Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah´a güzel borç verenler, işte onlara, (verdikleri), kat kat yapılır ve onlar için değerli bir mükâfât da vardır.
19Allah´a ve elçilerine inananlar (yok mu) işte Rableri yanında, sıddikler (çok doğru olanlar) ve şehidler onlardır. Onların mükâfâtları ve nurları vardır. İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar(a gelince), onlar da cehennem halkıdır.
20Bilin ki dünyâ hayâtı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme mal ve evlâd çoğaltma yarışıdır. Tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Âhirette ise çetin bir azâb; Allah´tan mağfiret ve rızâ vardır. Dünyâ hayâtı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
21(O halde siz), Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği, gökle yerin genişliği gibi olup Allah´a ve elçilerine inananlar için hazırlanmış bulunan bir cennete koşun. İşte bu, Allâh´ın dilediğine vereceği lutfudur. Allâh, büyük lutuf sâhibidir.
22Ne yerde ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musibet (âfet, hastalık) yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir Kitâpta (yazılmış ezeli bilgimizde tesbit edilmiş) olmasın. Doğrusu bu, Allâh´a kolaydır.
23(Başınıza gelecek olayları, önceden bir Kitaba yazdık) Ki elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allâh´ın) size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız. Çünkü Allâh, kendini beğenip övünen kimseleri sevmez.
24Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim (Allâh yolunda harcamaktan) yüz çevirirse (bilsin ki) Allâh, zengindir, övgüye lâyıktır.
25Andolsun biz elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla beraber Kitabı ve (adâlet) ölçü(sün)ü indirdik ki insanlar adâleti yerine getirsinler. Ve kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok yararlar bulunan demiri indirdik ki Allâh, kimin (ondan yararlanarak) gaybda (görmediği halde) kendisine ve elçilerine yardım edeceğini bilsin, (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allâh kuvvetlidir, dâimâ üstündür.
26Andolsun, Nûh´u ve İbrâhim´i elçi gönderdik, peygamberliği ve Kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan doğru yolda olanlar da vardır, ama onlardan çoğu yoldan çıkmıştır.
27Sonra bunların peşinden ardarda elçilerimizi gönderdik. Meryem oğlu Îsâ´yı da onların ardına kattık; ona İncil´i verdik ve ona uyanların kalblerine şefkat ve merhamet koyduk. İcâdettikleri ruhbanlığı, biz onlara yazmamıştık, yalnız Allâh´ın rızâsını kazanmak için kendiliklerinden uyguladılar ama ona gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan imân edenlere mükâfâtlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da yoldan çıkmıştır.
28Ey inananlar, Allâh´tan korkun, O´nun Elçisine inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
29Böylece Kitap ehli, kendilerinin, Allâh´ın lutfundan hiçbir şeye mâlik olmadıklarını, bütün lutfun, Allâh´ın elinde olduğunu, onu dilediğine vereceğini bilmezlik etmesinler. Allâh, büyük lutuf sâhibidir.
Chapter 58 (Sura 58)
1Allâh, kocası hakkında seninle tartışan ve Allâh´a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allâh, ikinizin birbirinizle konuşmanızı işitir. Çünkü Allâh işitendir, görendir.
2Sizden kadınlara zıhar edenler (sen bana, anamın sırtı gibisin diyenler), bilmelidirler ki o kadınlar, onların anaları değillerdir. Onların anaları, ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Onlar, çirkin ve yalan olan bir söz söylüyorlar. Bununla beraber Allâh, affedicidir bağışlayıcıdır.
3Kadınlarına zıhar edip sonra söylediklerinden dönenler, karılarıyle temaslarından önce bir köleyi hürriyete kavuşturmalıdırlar. Size öğütlenen budur. Allâh, yaptıklarınızı haber almaktadır.
4Buna imkân bulamayan, temaslarından önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurmalıdır. Allah´a ve Elçisine inanmanız (onların sözlerini doğrulamanız) için bu hükümler konmuştur. Bunlar, Allâh´ın sınırlarıdır (bu sınırları tanımayan) kâfirler için acı bir azâb vardır.
5Allah´a ve Elçisine karşı gelen (onların koyduğu sınırlardan başka sınırlar koymağa kalkan)lar kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir! Biz açık açık âyetler indirdik. kâfirler için küçük düşürücü bir azâb vardır.
6Allâh onların hepsini tekrar dirilteceği gün ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir! Allâh on(ların yaptıkları işler)i hep saymış (zaptetmiş)tir. Onlar ise onu unutmuşlardır. Allâh her şeye şâhiddir.
7Göklerde ve yerde olanları, Allâh´ın bildiğini görmedin mi? Üç kişi gizli konuşsa mutlaka dördüncüleri O´dur. Beş kişi gizli konuşsa mutlaka altıncıları O´dur. Bundan az da, bundan çok da olsalar, nerede bulunsalar mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyâmet günü, onlara yaptıklarını haber verir. Çünkü Allâh, her şeyi bilendir.
8Görmedin mi şu adamları ki gizli gizli konuşmaktan menedildikleri halde yine o menedildikleri işe dönüyorlar; günâh, düşmanlık, Elçiye isyân hususunda gizli gizli konuşuyorlar. Sana geldikleri zaman seni, Allâh´ın selâmlamadığı bir tarzda selâmlıyorlar ve kendi içlerinde de: "Bu dediğimizden ötürü Allâh bize azâb etse ya" diyorlar. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir, ne kötü gidilecek yerdir orası!
9Ey inananlar, aranızda gizli konuştuğunuz zaman günâh, düşmanlık ve Elçiye karşı gelme üzerinde konuşmayın; iyilik ve takvâ üzerinde konuşun ve huzûruna toplanacağınız Allah´tan korkun.
10Gizli konuşma (fiskos) şeytândandır. (Şeytân insanları bu yola iletir ki) inananlar üzülsünler. Oysa o, Allâh´ın izni olmadıkça mü´minlere hiçbir zarar veremez. Mü´minler Allâh´a dayansınlar.
11Ey inananlar, size: "Meclislerde yer açın" dendiği zaman yer açın ki Allâh da size genişlik versin. Size: "Kalkın" dendiği zaman da, kalkın ki Allâh sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.
12Ey inananlar, siz Elçi ile gizli konuşacağınız zaman bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsınız, Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
13Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden korktunuz mu? Çünkü yapmadınız. Allâh da sizi (bundan) affetti. Artık namazı kılın, zekâtı verin, Allah´a ve Elçisine itâ´at edin. Allâh yaptıklarınızı bilmektedir.
14Allâh´ın kendilerine gazab ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.
15Allâh onlar için çetin bir azâb hazırlamıştır. Onlar ne kötü işler yapıyorlar.
16Yeminlerini kalkan yapıp Allâh´ın yoluna engel oldular. Onlar için küçük düşürücü bir azâb vardır.
17Onların ne malları, ne de çocukları kendilerini Allah´a karşı koruyabilir. Onlar ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır.
18Allâh onların hepsini tekrar dirilttiği gün, dünyâda size yemin ettikleri gibi O´na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını, (doğru yolda olduklarını) sanacaklardır. İyi bilin ki onlar yalancılardır.
19Şeytân onları kuşatmış (ruhlarına hâkim olmuş) onlara Allâh´ı anmayı unutturmuştur. Onlar şeytânın hizbi (partisi)dir. Muhakkak ki şeytânın hizbi kaybedecektir.
20Allah´a ve Elçisine düşman olanlar, onlar en alçaklar arasındadırlar.
21Allâh: "Elbette ben ve elçilerim gâlib geleceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz Allâh güçlüdür, gâliptir.
22Allah´a ve âhiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabâları da olsa Allah´a ve Elçisine düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin. Allâh onların kalblerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile (kalb nuru veya Kur´ân ile) desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allâh onlardan râzı olmuş, onlar da O´ndan râzı olmuşlardır. İşte onlar Allâh´ın hizbi (partisi)dir. Muhakkak ki başarıya ulaşacak olanlar, Allâh´ın hizbidir.
Chapter 59 (Sura 59)
1Göklerde ve yerde bulunan herşey Allâh´ı tesbih etmiş (O´nun şânının eksikliklerden uzak, zâtının yüce olduğunu anmışlar)dır. O, üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
2Kitap sâhiplerinden inkâr edenleri, hemen ilk haşirde (müslümanların, kaleleri önünde toplanmalarında) yurtlarından O çıkardı. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah´tan koruyacağını sanmışlardı. Allâh onlara ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü´minlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sâhipleri ibret alın.
3Eğer Allâh onlara sürgünü yazmamış olsaydı, mutlaka onlara dünyâda azâb ederdi. Âhirette de onlar için ateş azâbı vardır.
4Bunun sebebi şudur: Onlar Allah´a ve Elçisine karşı geldiler; kim Allah´a karşı gelirse (bilsin ki) Allâh´ın azâbı çetindir.
5Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz yahut onu kökleri üzerinde bırakmanız hep Allâh´ın izniyle ve (O´nun) yoldan çıkanları cezâlandırması için olmuştur.
6Allâh´ın, onlardan Elçisine verdiği ganimetlere gelince, siz (onu elde etmek için) onun üzerine ne at ne de deve sürdünüz. Fakat Allâh, elçilerini, dilediği kimselerin üzerine salar (onlara üstün getirir). Allâh her şeyi yapabilir.
7Allâh´ın, o kent halkından, Elçisine verdiği ganimetler, Allah´a, Elçiye, (ona) akrabâ olanlara, yetimlere, yoksullara (yolda kalan) yolcuya âittir. Tâ ki (o mallar), içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Elçi size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah´tan korkun. Çünkü Allâh´ın azâbı şiddetlidir.
8(O mallar) Şu göçmen fakirlere âittir ki (onlar) yurtlarından ve mallarından (sürülüp) çıkarılmışlardır; Allâh´ın lutuf ve rızâsını ararlar; Allah´a ve Elçisine yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır.
9Ve onlardan önce o yurda (Medine´ye) yerleşen, imânâ sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilen (ganimet)lerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç (eğilimi) duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, (göç eden yoksul kardeşlerini) öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir.
10Onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, Sen çok şefkatli çok merhametlisin!"
11İki yüzlülük edenleri görmedin mi? Kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine: "Eğer siz (yurdunuzdan) çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız, sizin aleyhinize hiç kimseye itâ´at etmeyiz. Şâyet sizinle savaşılırsa mutlaka size yardım ederiz." derler. Allâh, onların yalancı olduklarına şâhidlik eder.
12Andolsun eğer onlar, çıkarılsalar, (bunlar) onlarla beraber çıkmazlar; eğer onlarla savaşılsa onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalar(ın)a dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.
13Onların kalblerinde sizin korkunuz, Allâh´ınkinden fazladır. (Allah´tan çok sizden korkarlar). Böyledir, çünkü onlar anlamaz bir topluluktur.
14Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar, ancak müstahkem kaleler içinde, yahut duvarların ardından (savaşırlar). Kendi aralarında şiddetli ayrılık vardır. Sen onları toplu sanırsın, ama kalbleri dağınıktır. Öyledir, çünkü onlar düşünmez bir topluluktur.
15(Onların durumu), kendilerinden az önce, yaptıklarının vebâlini tatmış olan, âhirette de kendileri için acı bir azâb bulunan kimselerin durumu gibidir.
16(Onların durumu) tıpkı şeytânın durumuna benzer ki insana "İnkâr et" dedi. (İnsan) inkâr edince de: "Ben seden uzağım, ben âlemlerin Rabbi Allah´tan korkarım!" dedi.
17Nihâyet ikisinin de sonu, ebedi olarak ateşte kalmaları oldu. Zâlimlerin cezâsı budur.
18Ey inananlar, Allah´tan korkun ve kişi yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah´tan korkun; çünkü Allâh, yaptıklarınızı bilmektedir.
19Şu, Allâh´ı unuttuklarından dolayı (Allâh´ın da) onlara kendi canlarını unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, yoldan çıkan insanlardır.
20Ateş halkıyle cennet halkı bir olmaz. Kurtulanlar, ancak cennet halkıdır.
21Biz bu Kur´ân´ı bir dağa indirseydik, Allâh korkusundan onu, baş eğmiş, çatlamış, yarılmış görürdün. Bu misâlleri, düşünmeleri için insanlara anlatıyoruz.
22O, öyle Allah´tır ki O´ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilir. O çok esirgeyen, çok acıyandır.
23O, öyle Allah´tır ki O´ndan başka tanrı yoktur. Pâdişâhtır, mukaddestir, selâm (esenlik veren) mü´min (güvenlik veren), müheymin (kollayıp koruyan), aziz (üstün, gâlib), cebbâr (istediğini zorla yaptıran), mütekebbir (çok ulu)dur! Allâh (puta tapanların) ortak koşmalarından yücedir.
24O, yaratan, var eden, (varlığa getirdiklerine) biçim veren Allah´tır. En güzel isimler O´nundur. Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O´nun ululuğunu anarlar. O, aziz (mutlak gâlip), hakim (hükümdar, herşeyi hikmetle yapan)dır.
Chapter 60 (Sura 60)
1Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah´a inandığınızdan dolayı Elçiyi ve sizi (yurdunuzdan) çıkardıkları halde siz onlara sevgi iletiyorsunuz. Benim yolumda cihâd etmek ve benim rızâmı kazanmak için (yurdunuzdan) çıktığınız halde içinizde onlara sevgi (mi) gizliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.
2Onlar sizi ele geçirseler, size düşman olurlar, size ellerini, dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi isterler.
3Kıyâmet günü akrabânız ve çocuklarınız size fayda vermez. (Allâh) Aranızı ayırır. Allâh yaptıklarınızı görmektedir.
4İbrâhim´de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; onlar kavimlerine "Biz sizden ve sizin Allah´tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi(n taptıklarınızı) tanımıyoruz. Siz, bir tek Allah´a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir" demişlerdi. Yalnız İbrâhim´in babasına: "Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat Allah´tan gelecek bir şeyi senden savamam" demesi hariç. "Rabbimiz, sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş(ümüz) sanadır!"
5"Rabbimiz, bizi inkâr edenler için bir sınav yapma (bizi onların baskı ve işkencesi altına düşürme), bizi bağışla. Rabbimiz, yegâne gâlib, hüküm ve hikmet sâhibi, ancak Sensin, Sen!"
6Andolsun, onlarda sizin için, Allâh´ı ve "Son Günü" arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) Allâh işte zengin, övgüye lâyık olan O´dur.
7Belki de Allâh sizinle, onlardan düşman olduklarınız arasına bir sevgi koyar. Allâh kâdirdir. Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
8Allâh sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adâletli davranmaktan men´etmez. Çünkü Allâh, adâlet yapanları sever.
9Allâh sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa, işte zâlimler onlardır.
10Ey inananlar! Mü´min kadınlar göç ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allâh onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların (gerçekten) inanmış olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri döndürmeyin. Ne bu(kadı)nlar onlara helâldir ne de onlar bunlara helâl olurlar. Onların (bu kadınlara) harcadıkları (mehirleri)ni onlara verin. Ücretlerini kendilerine verdiğiniz takdirde bu(kadı)nlarla evlenmenizde sizin için bir günâh yoktur. Kâfir kadınların ismetlerini (nikâh bağlarını) tutmayın (onları salıverin ve kâfirlere katılan kadınlara) harcadığınız (mehri) isteyin. Onlar da (size katılan kadınlarına) harcadıklarını istesinler. Bu size Allâh´ın hükmüdür. Aranızda (böyle) hükmediyor. Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
11Eğer eşleriniz(e sarfettiğiniz mehirler)den herhangi bir şey kâfirlere gider de, sonra (onlardan da size kaçan kadınlar çıkar ve bu kez mehir ödeme) sıra(sı) size gelirse eşleri giden (mü´minlere) harcadıklarının mislini verin. İnandığınız Allah´a karşı gelmekten sakının.
12Ey peygamber, inanmış kadınlar sana gelip Allah´a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zinâ etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftirâ uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bi´at ederlerse onların bi´atlerini ve onlar için Allah´tan mağfiret dile! Şüphesiz Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
13Ey inananlar, Allâh´ın kendilerine gazabettiği; kâfirlerin mezarlık halkından umudu kestiği gibi âhiretten umudu kesmiş olan bir topluluk ile dostluk etmeyin!
Chapter 61 (Sura 61)
1Göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allâh´ı tesbih etmiştir. O üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
2Ey inananlar niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz?
3Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allâh katında en sevilmeyen bir şeydir.
4Allâh, kendi yolunda kenetlenmiş binâlar gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.
5Bir zaman Mûsâ, kavmine: "Ey kavmim, benim, Allâh´ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz?" demişti. Onlar eğrilince Allâh da kalblerini eğriltti. Allâh, yoldan çıkanları doğru yola iletmez.
6Meryem oğlu Îsâ da: "Ey İsrâil oğulları, ben size Allâh´ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrât´ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim" demişti. Fakat (Îsâ´nın müjdelediği elçi) onlara apaçık deliller getirince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
7İslâma çağırıldığı halde, Allâh´ın üstüne yalan atandan daha zâlim kim olabilir? Allâh zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.
8Ağızlarıyle Allâh´ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allâh, nurunu tamamlayacaktır.
9O, Elçisini, hidâyet ve hak din ile gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da onu, bütün dinlere üstün getirsin.
10Ey inananlar, size, sizi acı azâbdan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi?
11Allah´a ve Elçisine inanırsınız, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihâd edersiniz. İşte bilirseniz, sizin için en iyisi budur.
12(Böyle yapınız ki Allâh) sizin günâhlarınızı bağışlasın ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve durulmağa değer bahçeler içinde güzel konutlara koysun. İşte büyük başarı budur.
13Seveceğiniz bir şey daha var: Allah´tan bir zafer ve yakın bir fetih... Mü´minleri müjdele.
14Ey inananlar, Allâh´ın yardımcıları olun! Nitekim Meryem oğlu Îsâ da havârilere: "Allâh yolunda benim yardımcılarım kimdir?" demişti. Havâriler: "Allâh (yolun)un yardımcıları biziz" dediler. İsrâil oğullarından bir zümre inandı, bir zümre inkâr etti. Biz de inananları, düşmanlarına karşı destekledik, onlar üstün geldiler.
Chapter 62 (Sura 62)
1Göklerde ve yerde bulunanların hepsi pâdişâh, mukaddes, aziz, hakim olan Allâh´ı tesbih etmektedir.
2O´dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allâh´ın âyetlerini okuyan, onları yücelten, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi. Oysa onlar, önceden, açık bir sapıklık içinde idiler.
3(O Elçiyi) yine onlardan olup henüz kendilerine katılmamış bulunan başka kimselere de (gönderdi). O azizdir, hakimdir.
4Bu, Allâh´ın, dilediğine vereceği lutfudur. Allâh, büyük lutuf sâhibidir.
5Kendilerine Tevrât yükletilip de sonra onu taşımayan(onun buyruklarını tutmayan)ların durumu, Kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allâh´ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allâh zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.
6De ki: "Ey yahûdi olanlar, eğer insanlar arasında yalnız sizin, Allâh´ın dostları olduğunuzu sanıyorsanız, (bu inancınızda) samimi iseniz ölümü temenni edin."
7Ama onlar, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü (işler) yüzünden asla ölümü temenni etmezler. Allâh zâlimleri bilir.
8De ki: "Sizin, kendisinden kaçtığınız ölüm, sizi mutlaka bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni Bilen´e döndürüleceksiniz, O size yaptıklarınızı haber verecektir.
9Ey inananlar, Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allâh´ı anmağa koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
10Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allâh´ın lutfundan (nasibinizi) arayın. Allâh´ı çok anın ki başarıya eresiniz.
11Bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hep dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: "Allâh´ın yanında bulunan, eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır. Allâh, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Chapter 63 (Sura 63)
1Münâfıklar sana geldikleri zaman: "Senin muhakkak Allâh´ın elçisi olduğuna tanıklık ederiz" derler. Senin muhakkak kendisinin elçisi olduğunu Allâh bilir ve Allâh münafıkların yalancı olduklarına tanıklık eder.
2Yeminlerini kalkan yapıp Allâh´ın yoluna engel oldular. Onların yaptıkları ne kötüdür!
3(Bu davranışlarının) Sebebi şudur: İnandılar, sonra inkâr ettiler, bu yüzden kalblerinin üzeri mühürlendi, artık onlar anlamazlar.
4Onları gördüğün zaman cisimleri hoşuna gider (çünkü gösterişli adamlardır,) konuşsalar sözlerini dinlersin, onlar dayatılmış odunlar gibidirler. Her bağırtıyı kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allâh onları kahretsin, nasıl da (haktan) döndürülüyorlar?
5Onlara: "Gelin, Allâh´ın Elçisi sizin için mağfiret dilesin" dendiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.
6Onlar için mağfiret dilesen de, mağfiret dilemesen de onlar için birdir. Allâh onları bağışlamayacaktır. Çünkü Allâh, yoldan çıkan topluluğu yola iletmez.
7Onlar öyle kimselerdir ki: "Allâh´ın Elçisinin yanında bulunanları beslemeyin ki dağılıp gitsinler" diyorlar. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allâh´ındır, fakat münâfıklar anlamazlar.
8Diyorlar ki: "Andolsun, eğer Medine´ye dönersek üstün olan, alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır." Üstünlük, ancak Allâh´a, Elçisine ve mü´minlere mahsustur. Fakat münâfıklar bilmezler.
9Ey inananlar, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh´ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
10Biriniz kendisine ölüm gelip de: "Rabbim beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!" demeden önce, size verdiğimiz rızıktan sadaka verin.
11Allâh, süresi dolan hiçbir canı ertelemez. Allâh, yaptıklarınızı haber alandır.
Chapter 64 (Sura 64)
1Göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allâh´ın şânının yüceliğini anmaktadır. Mülk O´nundur, hamd O´nundur. O, herşeye kâdirdir.
2Sizi yaratan O´dur. Kiminiz kâfirdir, kiminiz mü´min. Allâh yaptıklarınızı görmektedir.
3Gökleri ve yeri hak (hikmet) ile yarattı, sizi biçimlendirdi, biçimlerinizi güzel yaptı. Dönüş O´nadır.
4Göklerde ve yerde bulunanları bilir, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri de bilir. Allâh, göğüslerin özünü bilendir.
5Daha önce inkâr etmiş olanların haberi size gelmedi mi? (Onlar), işlerinin vebâlini taddılar ve onlar için acı bir azâb da vardır.
6Çünkü onlara elçileri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar, "Bir insan mı bize yol gösterecek" deyip inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allâh da (hiçbir şeye) muhtaç olmadığını gösterdi. Allâh zengindir, övülmüştür.
7İnkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: "Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah´a göre kolaydır."
8Artık Allah´a, Elçisine ve indirdiğimiz ışığa inanın. Allâh, yaptıklarınızı haber almaktadır.
9Toplantı günü için sizi topladığı gün, işte o aldanma günüdür. Kim Allah´a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allâh) onun kötülüklerini örter ve onu, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada ebedi kalırlar. İşte büyük başarı budur.
10Nankörlük eden ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır. Ne kötü gidilecek yerdir orası!
11Başa gelen her musibet Allâh´ın izniyledir. Kim Allah´a inanırsa (Allâh) onun kalbini doğru (düşünce)ye iletir. Allâh, herşeyi bilendir.
12Allah´a itâ´at edin, Elçiye itâ´at edin. Eğer dönerseniz (bilin ki) Elçimize düşen, açıkça duyurmaktır.
13Allâh ki O´ndan başka tanrı yoktur. Mü´minler Allah´a dayansınlar.
14Ey inananlar, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörür, bağışlarsanız muhakkak ki Allâh da bağışlayandır, esirgeyendir (O da sizi bağışlar).
15Mallarınız ve evlâdlarınız bir fitne (sınav)dır, (Allâh, onlarla sizi imtihan etmektedir). Allâh ise, işte büyük ödül O´nun yanındadır.
16Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allâh´tan korkun, (O´nun öğütlerini) dinleyin, (O´na) itâ´at edin ve kendi iyiliğinize olarak (mallarınızı Allâh uğrunda) harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, başarıya erenlerdir.
17Eğer Allâh´a güzel borç verirseniz, Allâh onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allâh karşılık verendir, halimdir (hoşgörülüdür).
18Görünmeyeni ve görüneni bilendir. (O´na hiçbir şey gizli kalmaz, O,) Azizdir, hakimdir (üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir).
Chapter 65 (Sura 65)
1Ey peygamber! Kadınları boşa(mak iste)diğiniz zaman onları iddetleri içinde (âdetten temiz oldukları sırada) boşayın ve iddeti sayın (üç defa âdet görüp temizlenmelerini hesabedin). Rabbiniz Allah´tan korkun (bekleme süresi içinde) onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edepsizlik yapmaları durumu, bu hükmün dışındadır (o zaman evden çıkarabilirsiniz). Bunlar Allâh´ın sınırlarıdır. Kim Allâh´ın sınırlarını geçerse, kendisine yazık etmiş olur. Bilmezsin belki Allâh, bundan sonra (iddet süresi içinde) yeni bir iş ortaya çıkarır (gönülleri uzlaştırıp birleşme ortamı yaratır).
2Sürelerinin sonuna vardıklarında ya onları güzelce (yanınızda) tutun, yahut, güzellikle onlardan ayrılın. (Eşinizi yanınızda tutmak veya ondan ayrılmak için) içinizden adâletli iki kişiyi de şâhid tutun. Şâhidliği Allâh için yapın. İşte içinizden Allah´a ve Son Güne inanan kimseye öğütlenen budur. Kim Allah(ın yasakların)dan sakınırsa (Allâh) ona bir çıkış (yolu) yaratır.
3Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah´a dayanırsa O, ona yeter. Allâh, buyruğunu yerine getirendir. Allâh herşey için bir ölçü koymuştur.
4(Yaşlılıklarından ötürü) Âdetten kesilen kadınlarınızın (bekleme süresinden) şüphe ederseniz, (bilin ki) onların bekleme süresi üç aydır. Henüz âdet görmeyenler de böyledir. Gebe olanların bekleme süresi, yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah´tan korkarsa (Allâh) ona işinde bir kolaylık yaratır.
5Bu, Allah´ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah´tan korkarsa (Allâh) onun kötülüklerini örter ve onun mükâfâtını büyütür.
6(Boşadığınız) O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştır(ıp evden çıkmağa zorla)mak için kendilerine zarar vermeğe kalkışmayın. Şâyet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onların geçimini sağlayın. Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup anlaşın. Eğer (anlaşmakta) güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.
7Eli geniş olan, genişliğine göre nafaka versin. Rızkı kısılmış bulunan da Allâh´ın kendisine verdiğinden versin. Allâh, bir kişiye ne vermişse ancak onu yükler, (kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez). Allâh, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
8Nice kent var ki Rabbinin ve elçilerinin buyruğuna baş kaldırdı, biz de onu çetin bir hesaba çektik ve ona görülmemiş biçimde azâbettik.
9İşinin vebâlini taddı. İşinin sonucu da tüm bir ziyan idi.
10Allâh o(insa)nlara şiddetli bir azâb da hazırlamıştır. Ey inanmış olan, sağduyu sâhipleri, Allah´tan korkun, Allâh size bir uyarı indirdi.
11Yani size Allâh´ın açık açık âyetlerini okuyan bir elçi (gönderdi) ki, inanıp yararlı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah´a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allâh) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allâh ona gerçekten güzel rızık vermiştir.
12Allâh O´dur ki yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. (Allâh´ın) Buyruğu, bunlar arasında iner ki Allâh´ın herşeye kâdir olduğunu ve Allâh´ın bilgice her şeyi kuşatmış bulunduğunu bilesiniz.
Chapter 66 (Sura 66)
1Ey peygamber! Niçin, Allâh´ın sana helâl kıldığı şeyi, eşlerinin, hatırı için harâm kılıyorsun? Allâh bağışlayandır, esirgeyendir.
2Allâh size, yeminlerinizi (keffâretle) çözmeyi meşrû´ kılmıştır. Allâh sizin sâhibinizdir. O bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
3Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü (başkasına) haber verip, Allâh da peygamberi, eşinin bu davranışına muttali kılınca (Peygamber, eşine) o(söylediği)nin bir kısmını bildirmiş (şunları şunları filana söyledin demiş), bir kısmından da vazgeçmişti. (Peygamber) Bunu eşine haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi (Peygamber): "(Herşeyi) Bilen, haber alan (Allâh) bana söyledi" dedi.
4Eğer ikiniz, kalblerinizin sapmış olmasından dolayı Allah´a tevbe ederseniz (ne a´lâ). Ve eğer peygambere karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun koruyucusu ve yardımcısı Allâh, Cibril ve mü´minlerin iyileridir. Ayrıca melekler de ona arkadır.
5O sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah´a teslim eden, inanan, gönülden itâ´at eden, tevbe eden, ibâdet eden seyâhat eden dul ve bâkire eşler verir.
6Ey inananlar, kendinizi ve âilenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gâyet katı, şiddetli, Allâh´ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.
7(Oraya girenlere derler ki:) "Ey nankörlük edenler, bugün özür dilemeyin. Çünkü siz, ancak yaptığınız şeylerle cezâlandırılıyorsunuz.!"
8Ey inananlar, Allah´a yürekten tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter; Allâh´ın, peygamberi ve onunla beraber inanmış olanları utandırmayacağı günde, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. (O gün) onların nuru, önlerinden ve sağ yanlarından koşar. Derler ki: "Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Doğrusu, senin herşeye gücün yeter!"
9Ey Peygamber! kâfirlerle ve iki yüzlülerle uğraş, onlara karşı katı davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir o!
10Allâh inkâr edenler hakkında Nûh´un karısı ile Lût´un karısını misâl verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki Sâlih kulun (nikâhı) altında idiler, onlara hiyânet ettiler. Kocaları Allah´tan (gelen) hiçbir şeyi onlardan savamadı. (Onlara): "Haydi, girenlerle beraber siz de ateşe girin" denildi.
11Allâh inananlar hakkında da Fir´avn´ın karısını misâl verdi. O şöyle demişti: "Rabbim, bana katında, cennetin içinde bir ev yap, beni Fir´avn´dan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zâlimler topluluğundan kurtar!"
12(Yine Allâh) İmran´ın kızı Meryem´i de (misâl verdi). O ırzını korumuştu, biz de on(un rahmin)e ruhumuzdan üflemiştik. O, Rabbinin kelimelerini ve Kitaplarını doğrulamış ve gönülden itâ´at edenlerden olmuştu.
Chapter 67 (Sura 67)
1Mülk (mutlak hükümranlık ve yönetim), elinde bulunan yüce Allâh, kutludur. O´nun herşeye gücü yeter.
2O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayâtı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.
3O, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı, Rahmân´ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?
4Sonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) umudu keserek hor ve bitkin bir halde sana döner.
5Andolsun biz, en yakın göğü lambalarla donattık ve onları, şeytânlar için taşlamalar yaptık. Ve o(şeytâ)nlara da çılgın ateş azâbını hazırladık.
6Rablerine nânkörlük edenler için cehennem azâbı vardır. Ne kötü gidilecek sonuçtur o!
7Oraya atıldıkları zaman onun öfkeli homurtusunu işitirler, kaynıyor:
8Neredeyse öfkeden çatlayacak. Her topluluk onun içine atıldıkça onun bekçileri, onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordu(lar).
9Dediler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve: ´Allâh hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz´ dedik."
10Ve dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
11Günâhlarını itirâf ettiler. O çılgın ateş halkına (Allâh´ın acımasından) uzak olup ezilmek yaraşır!
12Fakat gizlide Rablerine saygılı olanlara gelince, onlar için bağış(lama) ve büyük mükâfât vardır.
13Sözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun (farketmez) çünkü O, göğüslerin özünü bilir.
14Yaratan bilmez mi? O latiftir (bilgisi herşeyin içine geçen, her şeyi) haber alandır.
15O size yeri boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allâh´ın rızkından yeyin. (Sonunda) Dönüş O´nadır (size verdiği ni´metlere karşı şükredip etmediğinizi sizden soracak, sizi hesaba çekecektir).
16Gökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer, birden sallanmağa başlar (ve siz yerin dibine geçersiniz).
17Yoksa siz, gökte olanın, üzerine taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? (O zaman) tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz.
18Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama benim (onların yaptıklarını) inkârım nasıl oldu?
19Üstlerinde (kanatlarını) açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Rahmân´dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, herşeyi görmektedir.
20Yahut Rahmân´dan başka size yardım ed(ip sizi O´nun azâbından kurtar)acak askeriniz kimdir? Kâfirler derin bir gaflet ve aldanma içindedirler.
21Yahut Allâh, rızkını tutacak olursa size rızık verecek kimdir? Doğrusu onlar, azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler.
22Şimdi, yüzüstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa yolda düzgün yürüyen mi?
23De ki: "Sizi yaratan, size işitme (duyusu), gözler ve gönüller veren O´dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?
24De ki: "Sizi yerde üreten O´dur ve toplanıp O´na götürüleceksiniz."
25"Doğru (söylüyor) iseniz bu tehdid (ettiğiniz azâb) ne zaman gelecek?" diyorlar.
26De ki: (Ona âit) Bilgi, Allâh´ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
27Onu yakın görünce inkâr edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.
28De ki: "Baksanıza, eğer Allâh beni ve benimle beraber olanları öldürse de yahut bize acısa da (fark etmez,) kâfirleri acı azâbdan kim kurtarabilir?"
29De ki: "O, çok merhametlidir. O´na inanmış, O´na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."
30De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akar su getirebilir?"
Chapter 68 (Sura 68)
1Nûn. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun.
2Sen, Rabbinin ni´metiyle cinlenmiş (deli) değilsin.
3Senin için kesintisiz bir mükâfât vardır.
4Ve sen, büyük bir ahlâk üzerindesin.
5(Sen de) Göreceksin, onlar da görecekler;
6Hanginizin fitnelenmiş (cin çarpmış delirmiş) olduğunu.
7Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O´dur.
8Öyleyse yalanlayanlara itâ´at etme.
9İstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar (sana yumuşak davransınlar).
10Şunların hiçbirine itâ´at etme: Yemin edip duran aşağılık,
11Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,
12Hayra engel olan, saldırgan, günâhkâr,
13Kaba, sonra da kötülükle damgalı,
14Mal ve oğullar sâhibi olmuş diye (yolunu şaşırmış).
15Kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" der.
16Biz onu burnunun üzerine damga vurup işâretleyeceğiz.
17Biz bunlara da belâ verdik, şu bahçe sâhiplerine belâ verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18İstisnâ da etmiyorlar (Allâh dilerse biçeriz demiyorlar)dı.
19Fakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir belâ, onu sardı da,
20Bahçe simsiyah kesiliverdi.
21Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
22"Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
23Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:
24"Sakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diye.
25Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.
26Fakat bahçeyi görünce: "Herhalde biz yolu şaşırdık." dediler.
27"Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!"
28Orta (yolda giden iyi)leri: "Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?" dedi.
29"Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz!" dediler.
30Dönüp birbirlerini kınamağa başladılar:
31"Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!"
32"Belki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O´ndan umarız."
33İşte azâb böyledir. Âhiret azâbı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.
34Korunanlar için de Rableri katında ni´met bahçeleri vardır.
35Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç?
36Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
37Yoksa sizin bir Kitabınız var da onda mı (bu hükümleri) okuyorsunuz?
38Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz?
39Yoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyâmete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde?
40Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak?
41Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.
42Bacaktan açılacağı (paçanın sıvanacağı, işlerin güçleşeceği) ve secdeye da´vet edilecekleri gün (secde) edemezler.
43Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da´vet edilirler (fakat secde etmezler)di.
44Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azâba) yaklaştıracağız.
45Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz).
46Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?
47Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?
48Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sâhibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah´a) seslenmişti.
49Eğer Rabbinden ona bir ni´met yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı.
50Fakat Rabbi onun du´âsını kabul etti de onu Sâlih (iyi insan)lardan yaptı.
51O inkâr edenler Zikr (Kur´ân)´ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. "O mecnundur" diyorlardı.
52Halbuki o, âlemler için uyarıdan başka bir şey değildir!
Chapter 69 (Sura 69)
1Gerçekleşen,
2Nedir o gerçekleşen?
3Gerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin?
4Semûd ve ´Âd (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar.
5Bu yüzden Semûd (kavmi) azgın bir vak´a ile helâk edildiler.
6´Âd (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helâk edildiler.
7(Allâh) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün.
8Onlardan hiç geri kalan görüyor musun?
9Fir´avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lût kavmi) de hatâlı iş yaptılar.
10Rablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
11Su(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden (gemi)de taşıdık.
12Ki onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin.
13Sûr´a bir tek üfleme üflendiği,
14Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
15İşte o gün, olan olmuştur.
16Gök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır.
17Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır.
18O gün (Allah´a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah´a) gizli kalmaz.
19Kitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der.
20"Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten."
21Artık o, memmun eden bir yaşam içindedir.
22Yüksek bir bahçede.
23Ki devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir).
24"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü âfiyetle yeyin, için!"
25Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi!"
26"Şu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım!"
27"Keşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı!"
28"Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."
29"Gücüm (saltanatım) benden yok olup gitti"
30(Allâh, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu."
31"Sonra cehenneme sallayın onu!"
32"Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu!"
33"Çünkü o büyük Allah´a inanmıyordu."
34"Yoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu!"
35Bugün burada onun için candan bir dost yoktur.
36İrinden başka yiyecek de yoktur.
37Onu, (bile bile) hatâ işleyenlerden başkası yemez.
38Yoo, yemin ederim; gördüklerinize,
39Ve görmediklerinize,
40Ki, o (Kur´ân) elbette değerli bir elçinin sözüdür.
41O, bir şâ´irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
42Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
43Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
44Eğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftirâ etseydi,
45Elbette onun sağ (elini veya kuvvet)ini alırdık.
46Sonra onun can damarını keserdik.
47Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.
48O (Kur´ân), korunanlar için bir öğüttür.
49Biz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz.
50Doğrusu o, kâfirler için hasrettir.
51O, kesin gerçektir.
52Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O´nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an).
Chapter 70 (Sura 70)
1Bir soran, inecek azâbı sordu:
2Kâfirler için, ki onu savacak yoktur,
3Yükselme derecelerinin sâhibi Allah´tan.
4Melekler ve Rûh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O´na çıkar.
5Şimdi sen güzelce sabret.
6Onlar onu uzak görüyor(lar).
7Biz ise onu yakın görüyoruz.
8O gün gök, erimiş maden gibi olur.
9Dağlar, renkli yün gibi olur.
10Dost dostun halini sormaz.
11Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdine düştüğünden, başkasıyle ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azâbından (kurtulmak için) fidye versin: Oğullarını,
12Eşini ve kardeşini,
13Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm âilesini,
14Ve yeryüzünde bulunanların hepsini (versin) de tek kendisini kurtarsın.
15Hayır! O (ateş), alevlenen bir ateştir.
16Derileri kavurur, soyar.
17(Kendine) Çağırır; sırtını dönüp gideni,
18(Mal) Toplayıp kasada yığanı!
19Doğrusu insan hırslı (ve huysuz) yaratılmıştır.
20Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır,
21Kendisine hayır dokundu mu yardım etmez (sıkı sıkı tutar).
22Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
23Onlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar (aksatmazlar).
24Onların mallarında belli bir hisse vardır:
25Sâile ve mahruma (isteyene ve utancından dolayı istemeyip mahrum kalana).
26Cezâ gününü tasdik ederler,
27Rablerinin azâbından korkarlar.
28Çünkü Rablerinin azâbına güven olmaz.
29Irzlarını korurlar.
30Yalnız eşlerine ya da ellerinin altında bulunan (câriyelerin)e karşı (korumazlar. Bundan ötürü de) onlar kınanmazlar.
31Ama kim bundan ötesini ararsa, onlar (sınırı) aşanlardır.
32Emânetlerini ve ahidlerini gözetirler.
33Şâhidliklerini yaparlar.
34Namazlarını korurlar.
35İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.
36Nânkörlere ne oluyur ki sana doğru koşuyorlar?
37Sağdan, soldan, ayrı ayrı gruplar halinde (gelip etrafını sarıyorlar)?
38Onlardan her biri, ni´met cennetine sokulacağını mı umuyor?
39Hayır! Öyle şey yok! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
40Yoo, doğuların ve bâtıların Rabbine yemin ederim ki bizim gücümüz yeter:
41Onları, kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirmeğe. Bizim önümüze geçilmez (bize engel olunamaz).
42Bırak onları kendilerine va´dedilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.
43O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Onlar dikilen (putlara yahut hedef)lere doğru koşar gibi (koşarlar).
44Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va´dedilen gün, bugündür.
Chapter 71 (Sura 71)
1Biz Nûh´u kavmine gönderdik: "Onlara acı bir azâb gelmezden önce kavmini uyar," diye.
2"Ey kavmim, dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım."
3"Allah´a kulluk edin, O´ndan korkun, bana da itâ´at edin."
4"Ki (Allâh) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Zira Allâh´ın süresi geldiği zaman ertelenmez. Bilir (kişiler) olsaydınız (bunu anlardınız)."
5(Nûh:) "Rabbim, dedi, ben kavmimi gece gündüz da´vet ettim."
6"Benim da´vetim, onlara kaçışlarını artırmaktan başka bir katkıda bulunmadı."
7"Günâhlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da´vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler."
8"Sonra ben onları açıkça da´vet ettim."
9"Sonra onlara açıktan söyledim, gizli gizli söyledim:
10´Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır´ dedim."
11´(O´ndan mağfiret dileyin) Ki üzerinize gökten bol yağmur göndersin´
12´Ve size mallarla, oğullarla yardım etsin, size bahçeler versin, ırmaklar versin´
13´Size ne oluyor ki, Allâh için saygı ummuyorsunuz?´
14´Oysa O, sizi aşama, aşama yarattı.´
15´Görmediniz mi Allâh nasıl yedi göğü birbiri üstünde tabaka tabaka yarattı?´
16´Ve Ayı bunların içinde nur yaptı. Güneşi de bir lamba yaptı.´
17´Allâh sizi yerden bir bitki olarak bitirdi.´
18´Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.´
19´Allâh, yeri sizin için bir sergi yaptı.´
20´Ki onda açılan geniş geniş yollarda gidesiniz´."
21(Bu öğütlerin hiçbirinin fayda vermediğini gören) Nûh, (Rabbine dönerek): "Rabbim, dedi, onlar bana karşı geldiler de malı ve çocuğu kendisinin ziyanını artırmaktan başka işe yaramayan (şımarık, gururlu) bir adama uydular."
22"Büyük büyük tuzaklar kurdular."
23Dediler ki: "Tanrılarınızı bırakmayın: Vedd´i, Suva´ı, Yeğûs´u, Ye´ûk´u ve Nesr´i bırakmayın!"
24"(Böylece) Onlar, çok kimseyi yoldan çıkardılar. Sen de o zâlimlere şaşkınlıktan başka bir şey artırma."
25Hatâlarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah´tan başka yardımcılar da bulamadılar.
26Nûh dedi ki: "Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma."
27"Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını şaşırtırlar ve sadece ahlâksız, nânkör (insanlar) doğururlar."
28Rabbim beni, babamı, anamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zâlimlerin de sadece helâkini artır (onların köklerini kurut)!"
Chapter 72 (Sura 72)
1De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur´ân dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz harikulâde güzel bir Kur´ân dinledik.
2Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
3Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.
4Meğer bizim beyinsiz (İblis veya cinlerin kâfirleri) Allâh hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
5Biz insanların ve cinlerin, Allah´a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık (onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk),
6Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.
7Onlar da sizin sandığınız gibi Allâh´ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.
8Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk.
9Ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur (gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bulur.
10Bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rabbleri onları doğruya mı iletmek diledi.
11Bize gelince, bizden iyiler de var ve bizden başka türlü olan da var. Biz çeşitli yollara ayrıldık.
12Biz yeryüzünde Allâh´ı âciz bırakamayacağımızı (yerden) kaçmakla da O´nu âciz bırak(ıp O´ndan kurtul)amayacağımızı anladık.
13Biz, yol gösteren (Kur´ân)ı işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa (ne hakkının) eksik verilmesinden, ne de kendisine kötülük edilmesinden korkar.
14Ve biz, bizden müslümanlar da var ve bizden doğru yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa işte onlar doğru yolu aramışlardır.
15Hak yoldan sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır."
16Şâyet yolda doğru gitselerdi onlara bol su verirdik (rızıklarını bollaştırırdık).
17Ki onları, onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse (Rabbi) onu, alt eden bir azâba sokar.
18Mescidler, Allâh´a mahsustur. Allâh ile beraber hiç kimseye yalvarmayın.
19Allâh´ın kulu kalkıp O´na yalvarınca (hayretten, hepsi) onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
20De ki: "Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O´na ortak koşmam."
21De ki: "Ben size ne zarar, ne de akıl verme gücüne sâhip değilim."
22De ki: "Beni Allâh´(ın azâbın)dan hiç kimse kurtaramaz ve ondan başka sığınacak kimse bulamam."
23Benim yapabileceğim sadece Allah´tan (bana vahyedilenleri) size duyurmak ve O´nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Artık kim Allah´a ve Elçisine baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.
24Kendilerine va´dedilen şeyi (ya azâbı veya kıyâmet sâ´atini) gördükleri zaman, kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu bileceklerdir.
25De ki: "Size söylenen şey yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyacaktır, bilmem."
26Gaybı bilen O´dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez.
27Ancak râzı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar.
28(Böyle yapar) Ki onların, Rablerinin kendilerine verdiği mesajları duyurduklarını bilsin. Allâh, onlarda bulunan herşeyi (bilgisiyle) kuşatmıştır ve herşeyi bir bir saymış (hesab etmiş)tir.
Chapter 73 (Sura 73)
1Ey örtüsüne bürünen,
2Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu).
3Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt.
4Veya bunu artır ve ağır ağır Kur´ân oku.
5Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.
6Gerçekten gece kalk(ıp ibâdet et)mek daha oturaklı ve (geceleyin) söz (du´â) daha etkilidir.
7Çünkü gündüz, senin uzun süre uğraşacağın şeyler vardır.
8Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O´na yönel.
9(O) Doğunun ve batının Rabbidir. O´ndan başka tanrı yoktur. Yalnız O´nu vekil tut.
10Onların dediklerine sabret ve güzelce onlardan ayrıl.
11Beni ve o ni´met sâhibi yalanlayıcıları yalnız bırak ve onlara biraz mühlet ver.
12Doğrusu, bizim yanımızda bukağılar ve cehennem var.
13(Dikenli) Boğazı tırmalayan bir yiyecek ve acı veren bir azâb var.
14O gün yer ve dağlar sarsılır ve dağlar, dağılan kum yığınları olur.
15(Ey insanlar,) Doğrusu biz size, aleyhinize tanıklık edecek bir elçi gönderdik; nasıl ki Fir´avn´a da bir elçi göndermiştik.
16Fir´avn, elçiye karşı geldi. Biz de onu ağır bir yakalayışla yakaladık.
17Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatan o günden kendinizi nasıl kurtaracaksınız?
18Gök (bile) onun dehşetinden yarılır. Allâh´ın va´di mutlaka yapılmıştır.
19Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.
20Rabbin senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını; Seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Geceyi ve gündüzü takdir eden Allâh, sizin onu sayamayacağınızı (zamanı hesab edip gecenin belli sâ´atlerinde kalkamayacağınızı) bildiği için sizi affetti. Artık (belli bir sâ´at gözetmeden) Kur´ân´dan kolayınıza geleni okuyun (ne miktar kolayınıza gelirse o kadar gece namazı kılın, kendinizi zorlamayın.) Allâh, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allâh´ın lutfunu arayan başka kimseler ve Allâh yolunda savaşan daha başka insanlar bulunacağını bilmiştir. Onun için Kur´ân´dan kolayınıza geldiği kadar okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah´a güzel bir borç verin. Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allâh katında verdiğinizden daha hayırlı ve mükâfâtça daha büyük bulacaksınız. Allah´tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allâh, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Chapter 74 (Sura 74)
1Ey örtüsüne bürünen,
2Kalk, uyar.
3Rabbini tekbir et (O´nun büyüklüğünü an),
4Elbiseni temizle,
5Pislikten kaçın.
6Verdiğini çok bularak başa kakma.
7Rabbin için sabret.
8Sûr´a üflendiği zaman
9İşte o gün, çetin bir gündür!
10Kâfirler için kolay değildir.
11Benimle şu adamı yalnız bırak ki ben onu tek olarak yarattım.
12Ona uzun boylu mal verdim.
13Göz önünde oğullar (verdim).
14Kendisine bir döşeyiş döşedim.
15Hâlâ daha da artırmama göz dikiyor.
16Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.
17Onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
18Zirâ o düşündü, ölçtü, biçti.
19Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.
20Yine kahrolası nasıl ölçtü, biçti.
21Sonra baktı,
22Sonra surat astı, kaşlarını çattı,
23Sonra arkasını döndü, böbürlendi:
24"Bu dedi, rivâyet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir."
25"Bu, sadece, bir insan sözüdür."
26Onu Sekar´a sokacağım.
27Sekar´ın ne olduğunu sen nereden bileceksin?
28(Geride bir şey) Komaz, bırakmaz (her şeyi yakıp yok eder).
29Durmadan deriler kavurur.
30Üzerinde ondokuz (muhafız) vardır.
31Biz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkâr edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar kuşkulanmasınlar. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: "Allâh bu misâlle ne demek istedi?" desinler. Böylece Allâh, dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır.
32Hayır, andolsun Aya,
33Dönüp gitmekte olan geceye,
34Ağaran sabaha,
35Ki o (Sekar), büyük (belâ)lardan biridir.
36İnsanlar için uyarıcıdır;
37Sizden (iman yolunda) ileri gitmek veya geri kalmak dileyen kimseler için (uyarıcıdır).
38Her can, kazandığıyle (Allâh katında) rehin alınmıştır.
39Yalnız sağın adamları (Kitapları sağdan verilenler) hariç.
40Onlar cennetler içinde soruyorlar;
41Suçluların durumunu:
42"Sizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi?"
43(Onlar da) Dediler ki: "Biz namaz kılanlardan olmadık."
44"Yoksula da yedirmezdik."
45Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık."
46"Cezâ gününü yalanlardık."
47"İşte böyle iken ölüm bize gelip çattı."
48Artık onlara şefâ´atçilerin şefâ´ati fayda vermez.
49Böyle iken onlara ne oluyur ki öğütten yüz çeviriyorlar?
50Yaban eşekleri gibi;
51Aslandan ürkmüş.
52Hayır, onlardan her kişi kendisine açılan sahifeler verilmesini istiyor.
53Yok yok onlar âhiretten korkmuyorlar.
54Hayır (iyi bilsinler ki) o (Kur´ân) bir ikazdır.
55Dileyen onu düşünür, öğüt alır.
56Allâh dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Takvâ ve mağfiret ehli O´dur (kendisinden korunmağa, cezâsından kaçınmağa lâyık olan ve günâhları bağışlayan yalnız O´dur).
Chapter 75 (Sura 75)
1Yoo, kıyâmet gününe and içerim,
2Yoo, dâimâ, kendini kınayan nefse and içerim.
3İnsan kendisinin kemiklerini bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor?
4Evet, toplarız, onun parmak uçlarını düzenlemeğe gücümüz yeter.
5Fakat insan, devamlı suç işleyerek ilerisini berbâd etmek ister.
6"Kıyâmet günü nerede?" diye sorup durur.
7Ama göz (güneş gibi ortaya çıkan gerçeğin karşısında) kamaştığı,
8Ay tutulduğu,
9Güneş ve Ay bir araya toplandığı zaman!
10(Evet) O gün insan: "Kaçacak yer neresi?" der.
11Hayır, sığınacak yer yoktur.
12O gün varıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzûrudur (ey insan).
13(O zaman) İnsanın yapıp öne sürdüğü, (yapmayıp) geri bıraktığı herşey kendisine haber verilir.
14Doğrusu insan kendi nefsini görür,
15Birtakım özürler ortaya atsa da.
16(Ey Muhammed,) Onu hemen okumak için diline depretme.
17Onu (senin kalbinde) toplamak ve (sana) okumak bize düşer.
18O halde sana Kur´ân´ı okuduğumuz zaman onun okunuşunu izle.
19Sonra onu açıklamak da bize düşer.
20Hayır, siz çabuk (geçen şu dünyây)ı seviyorsunuz da,
21Âhireti bırakıyorsunuz.
22Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar,
23Rabbine bakar.
24Yüzler de var ki o gün asıktır.
25Kendisine bel kemiklerini kıran (belâ)nın yapılacağını anlar.
26Hayır, ne zaman ki can, köprücük kemiklerine dayanır,
27Ve (başında bulunanlar tarafından): "Kim afsun yapar acaba? denir,
28Ve kendisi artık bunun, ayrılık zamanı olduğunu anlar,
29Ve bacak bacağa dolaşır.
30İşte o gün, sevk Rabbinedir (can, Allâh´ın huzûruna sevk edilir).
31Ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı.
32Fakat yalanladı, döndü.
33Sonra çalım satarak âilesine gitti.
34Yazık sana yazık!
35Yine yazık sana yazık!
36İnsan, başı boş bırakılacağını mı sanır?
37Kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperm) değil miydi?
38Sonra alaka (rahme asılan embriyo) oldu da (Rabbi onu) yarattı, düzenledi.
39O (meni)den iki çifti: Erkeği ve dişiyi var etti.
40Şimdi bun(ları yapan Allâh)ın ölüleri diriltmeğe gücü yetmez mi?
Chapter 76 (Sura 76)
1İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?
2Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici, görücü yaptık.
3Biz ona yolu gösterdik: Ya şükredici veya nânkör olur.
4Biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
5İyiler de, karışımı kâfûr olan bir kadehten içerler.
6Bir kaynak ki Allâh´ın kulları ondan içerler, (istedikleri yere de) fışkırtarak akıtırlar.
7Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar.
8Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler:
9"Biz size sırf Allâh rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz."
10"Çünkü biz suratsız, çok katı bir gün(ün azâbın)dan ötürü Rabbimizden korkarız." (derler).
11Allâh da onları, o günün şerrinden korumuş, onlar(ın yüzlerin)e parlaklık ve (gönüllerine) sevinç vermiştir.
12Sabrettiklerinden dolayı onları cennet ve ipekle ödüllendirmiştir!
13Orada divanlar üzerinde yastıklara dayanırlar. Orada ne (yakıcı) güneş görürler, ne de dondurucu soğuk.
14Cennetin gölgeleri, üzerlerine yaklaşmış, meyvaları da aşağı eğdirildikçe eğdirilmiştir.
15Yanlarında gümüş kablar, billûr kupalar dolaştırılır.
16Öyle gümüş kadehler ki onları istedikleri ölçüde takdir etmişlerdir (istedikleri kadar içki alırlar).
17Onlara orada, karışımı zencefil olan kadehten içirilir.
18Bir çeşme ki adına Selsebil denir.
19Çevrelerinde de (öyle) ölümsüz gençler dolaşır ki, onları görsen, kendilerini saçılmış inci sanırsın.
20Orada nereye baksan, bir ni´met ve büyük bir mülk görürsün.
21(Cennet ehlinin) Üstlerinde yeşil ipekten ince ve kalın giysiler var. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirmiş (ve şöyle demiş)tir:
22"Bu, sizin ödülünüzdür. Çalışmanızın karşılığı verilmiştir!"
23Muhakkak Biziz, Biz ki sana Kur´ân´ı parça parça indirdik.
24O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günâhkâra, yahut nânköre itâ´at etme.
25Sabah akşam Rabbinin adını an.
26Gecenin bir bölümünde O´na secde et ve geceleyin uzun zaman O´nu tesbih eyle (şânının yüceliğini an)!
27Bunlar, şu çabuk (geçen dünyây)ı seviyorlar da ötelerindeki ağır bir günü bırakıyorlar.
28Biz onları yarattık, yapılarını sıkıca bağladık. Dilediğimiz zaman onları benzerleriyle değiştiririz.
29Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan yolu tutar.
30Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allâh bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
31Dilediğini rahmetine sokar. Zâlimlere gelince, onlar için acı bir azâb hazırlamıştır.
Chapter 77 (Sura 77)
1Andolsun; birbiri ardınca gönderilenlere,
2Esip savuranlara,
3Yaydıkça yayanlara,
4Ayırdıkça ayıranlara,
5Öğüt bırakanlara:
6Özür yahut uyarmak için.
7(Bunlara andolsun) Ki size va´dedilen, mutlaka olacaktır.
8Yıldızlar(ın ışığı) silindiği zaman,
9Gök yarıldığı zaman,
10Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
11Elçilere vakit belirlendiği zaman:
12Ertelenmiş oldukları gün için,
13Yani hüküm günü için.
14Hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?
15Yalanlayanların vay haline o gün!
16Öncekileri helâk etmedik mi?
17Sonra geridekileri de onların ardına takarız.
18Suçlulara böyle yaparız.
19(Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün!
20Sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
21Onu sağlam bir karar yerine koyduk.
22Belli bir süreye kadar.
23Biçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz.
24Yalanlayanların vay haline o gün!
25Arz´ı toplanma yeri yapmadık mı?
26Diriler ve ölüler için.
27Orada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı su(lar) içirmedik mi?
28Yalanlayanların vay haline o gün!
29"Haydi yalanladığınız (azâb)a gidin!
30Üç dallı bir gölgeye gidin."
31Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
32O, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar.
33(Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır.
34Yalanlayanların vay haline o gün!
35Bu, konuşamayacakları gündür.
36Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler.
37Yalanlayanların vay haline o gün!
38İşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
39Eğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın).
40Yalanlayanların vay haline o gün!
41Korunanlar ise gölgeler altında, çeşme başındadırlar.
42Gönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler.
43"Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin, için!"
44"Biz, güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız."
45Yalanlayanların vay haline o gün!
46"Yeyin, azıcık sefâ sürün, siz suçlularsınız!"
47Yalanlayanların vay haline o gün!
48Onlara: "Rükû´ edin" dendiği zaman rükû´ etmezler.
49Yalanlayanların vay haline o gün!
50Onlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi hadise (söze) inanacaklar?
Chapter 78 (Sura 78)
1Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?
2O büyük haberden mi?
3Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
4Hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler.
5Sonra hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler.
6Yapmadık mı biz, Arzı bir beşik,
7Dağları birer kazık?
8Ve sizi çift çift yarattık.
9Uykunuzu dinlenme yaptık.
10Geceyi (sizi sarıp örten) bir giysi yaptık.
11Gündüzü de geçim zamanı yaptık.
12Üstünüzde yedi sağlam (gök) binâ ettik.
13Ve (orada) parıl parıl parlayan bir lamba yarattık.
14Sıkışan (bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik,
15Ki onunla çıkaralım: Dâne(ler), bitki(ler),
16Ve (ağaçları) birbirine sarmaş dolaş bahçeler.
17Muhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir.
18O gün Sûr´a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
19Gök açılmış, kapı kapı olmuştur.
20Dağlar yürütülmüş, bir serab olmuştur.
21Cehennem de gözetleme yeri olmuş (suçluları gözetleyip durmakta)dır.
22Azgınların varacağı yerdir.
23Orada çağlar boyu kalacalardır.
24Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar,
25Yalnız kaynar su ve irin (içerler);
26Yaptıklarına uygun bir cezâ olarak.
27Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı.
28Âyetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı.
29Biz de her şeyi sayıp yazmıştık.
30"Şimdi tadın (yaptıklarınızın tadını), artık size azâbdan başka bir şey artırmayacağız!
31Korunanlar için de başarı ödülü vardır.
32Bahçeler, bağlar,
33Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar.
34Ve dolu kadeh(ler).
35Orada ne boş söz ne de yalan işitirler;
36Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.
37Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab). O´nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.
38O gün Rûh ve melekler, sıra sıra dururlar. Ancak Rahmân´ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.
39İşte bu, hak günüdür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.
40Biz sizi yakın bir azâb ile uyardık. O gün kişi, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlere bakar ve kâfir: "Keşke ben, toprak olsaydım!" der.
Chapter 79 (Sura 79)
1Andolsun söküp çıkaranlara,
2Hemen çekip alanlara,
3Yüzüp gidenlere,
4Yarışıp, geçenlere,
5Derken işi düzenleyenlere!
6O gün o gürültü sarsar.
7Ardından başka bir gürültü gelir.
8O gün bazı yürekler çarpar.
9Gözleri (korkudan) aşağı kayar.
10Diyorlar ki: "Biz yine eski halimize döndürülecek miyiz?"
11"Biz çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"
12"Öyle ise bu, ziyanlı bir dönüştür!" dediler.
13O (olay zor değil) bir tek haykırış(a bakmakta)dır.
14Hemen onlar uyanıklık alanındadırlar.
15Mûsâ´nın haberi sana geldi mi?
16Hani Rabbi ona Kutsal Vâdi´de, "Tuvâ"´da ünlemişti:
17"Fir´avn´a git, çünkü o azdı."
18"De ki: Arınmağa gönlün var mı?"
19"Seni Rabbin(in yolun)a ileteyim de O´ndan korkasın."
20Ona büyük mu´cizeyi gösterdi.
21Fakat o yalanladı, karşı geldi.
22Sonra sırtını döndü; (Mûsâ´nın getirdiklerini iptal etmek için) çalışmağa koyuldu.
23(Adamlarını) Topladı, (onlara) bağırdı:
24"Ben sizin en yüce Rabbinizim!" dedi.
25Allâh da onu, sonun ve ilkin (âhiretin ve dünyânın) azâbıyle cezâlandırdı.
26Şüphesiz bunda (Allah´tan) korkacak kimse için ibret vardır.
27Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? (Allâh) onu yaptı.
28Kalınlığını (tavanını) yükseltti, onu düzenledi.
29Gecesini örtüp kararttı, kuşluğunu (güneşinin ışığını) açığa çıkardı.
30Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlattı.
31Ondan suyunu ve otlağını çıkardı,
32Dağları oturttu,
33Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
34Herşeyi bastıran o büyük felâket geldiği zaman,
35O gün insan, neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar.
36Gören kimseler için cehennem ortaya çıkarılmıştır.
37Artık kim azmışsa,
38Ve şu yakın hayâtı yeğlemişse,
39Onun barınağı cehennemdir.
40Ama kim Rabbinin divânında dur(up hesap ver)mekten korkmuş ve nefsi(ni) kötü heves(ler)den men etmişse
41Onun barınağı da cennettir.
42Sana sâ´atden soruyorlar: Demir atması (gelip çatması) ne zaman diye.
43Sen nerede, onun vaktini söylemek nerede?!
44Onun bilgisi Rabbine âittir.
45Sen ancak, ondan korkacak olanları uyarıcısın.
46Onlar onu gördükleri zaman sanki (dünyâda) bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar.
Chapter 80 (Sura 80)
1Surat astı ve döndü;
2Kör geldi diye.
3Ne bilirsin belki o arınacak?
4Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.
5Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince;
6Sen ona yöneliyorsun.
7Onun arınmamasından sana ne?
8Fakat koşarak sana gelen,
9Saygılı olarak gelmişken,
10Sen onunla ilgilenmiyorsun.
11Hayır (olmaz böyle şey); o (âyetler), bir hatırlatmadır.
12Dileyen onu düşünüp öğüt alır.
13(O öğüt) Sahifeler içindedir: Değer verilen,
14Saygı ile yükseltilen, tertemiz (sayfalar)
15Yazıcıların ellerinde:
16Değerli, iyi (yazıcıların).
17Kahrolası insan, ne kadar da nânkördür!
18(Allâh) Onu hangi şeyden yarattı?
19Nutfe (sperm)den. Onu yarattı, ona biçim verdi.
20Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
21Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu.
22Sonra dilediği zaman onu diriltip kaldırdı.
23Hayır, insan, O´nun kendisine emrettiğini yapmadı.
24İnsan şu yiyeceğine baksın.
25Biz suyu iyice döktük.
26Sonra toprağı güzelce yardık da,
27Orada bitirdik: Dâne,
28Üzüm, yonca,
29Zeytin, hurma,
30İri ve gür bahçeler,
31Meyva ve çayır;
32Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
33Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman,
34İşte o gün kişi kaçar: kardeşinden,
35Anasından, babasından,
36Eşinden ve oğullarından.
37O gün, onlardan her kişinin, kendisine yeter derecede işi vardır.
38Yüzler var ki o gün parıl parıl,
39Güleç, sevinçli.
40Yüzler de var ki o gün tozlanmış.
41Onları karanlık bürümüş (öylesine üzgün, öylesine dertli).
42İşte onlar kâfirler, Hak´tan sapanlardır.
Chapter 81 (Sura 81)
1Güneş büzüldüğü zaman,
2Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman,
3Dağlar yürütüldüğü zaman,
4On aylık gebe develer başı boş bırakıldığı zaman,
5Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman,
6Denizler kaynatıldığı zaman,
7Nefisler çiftleştirildiği zaman.
8Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza:
9"Hangi günâh(ı) yüzünden öldürüldü?" diye.
10(Amel) defterler(i) açılıp yayıldığı zaman,
11Gök sıyrılıp açıldığı zaman,
12Cehennem alevlendirildiği zaman,
13Cennet yaklaştırıldığı zaman,
14Her can, ne yapıp getirdiğini bilir.
15Yoo, yemin ederim o geri kalıp gizlenenlere;
16Akıp gidenlere, dönüp saklananlara,
17Sırtını dönen geceye,
18Soluk almağa başlayan sabaha,
19(Andolsun bunlara) Ki o, değerli bir elçinin (Cebrâil´in) sözüdür.
20(O elçi,) Güçlüdür, Arşın sâhibi (Allâh) katında yücedir.
21Orada (kendisine) itâ´at edilen, güvenilendir.
22Arkadaşınız cinli değildir.
23Andolsun (Muhammed) onu apaçık ufukta görmüştür.
24O, gayb hakkında (verdiği haberlerden dolayı) suçlanamaz.
25O (Kur´ân) kovulmuş şeytânın sözü değildir.
26O halde nereye gidiyorsunuz?
27O, âlemlere öğüttür.
28Aranızdan doğru hareket etmek isteyen için;
29Âlemlerin Rabbi Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
Chapter 82 (Sura 82)
1Gök yarıldığı zaman,
2Yıldızlar saçıldığı zaman,
3Denizler fışkırtıldığı zaman,
4Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman,
5Her can, ne (yapıp) öne sürdüğünü ve ne (yapmayıp) geride bıraktığını bilir.
6Ey insan, seni engin kerem sâhibi Rabbine karşı ne aldatıp isyâna sürükledi?
7O (Rab) ki seni yarattı, seni düzenledi, sana ölçülü bir biçim verdi.
8Seni(n organlarını) dilediği şekilde birbirine ekledi.
9Hayır, (bu gururunuzun sebebi şudur) siz cezâ (görme)yi yalanlıyorsunuz.
10Oysa üzerinizde koruyucu (yaptıklarınızı zabtedici melek)ler vardır;
11Değerli yazıcılar,
12Yaptığınız herşeyi bilirler.
13İyiler ni´met içindedirler.
14Kötüler de yakıcı ateş içindedirler.
15Cezâ günü oraya girerler.
16Onlar ondan (hiçbir yere kaçıp) kaybolacak değillerdir.
17Cezâ gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?
18Ve yine cezâ gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?
19O, kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür! O gün buyruk, yalnız Allah´ındır.
Chapter 83 (Sura 83)
1Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline!
2Onlar insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman ölçüyü tam yaparlar.
3Kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman (ölçü ve tartıyı) eksik yaparlar.
4Onlar, tekrar diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
5Büyük bir gün için,
6Ki o gün insanlar, âlemlerin Rabbinin divânında dururlar.
7Hayır, (ölçü ve tartıda hile yapılamaz), doğrusu sapanların yazıcısı Siccin (aşağı zindan)dadır.
8Siccin´in ne olduğunu sen nereden bileceksin?
9Yazılmış bir Kitâptır.
10Yalanlayanların vay haline o gün!
11Onlar cezâ gününü yalanlamaktadırlar.
12Onu, saldırgan, günâhkârdan başkası yalanlamaz.
13Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" der.
14Hayır, doğrusu, onların işleyip kazandıkları şeyler, kalblerinin üzerine pas olmuştur.
15Hayır, doğrusu onlar, o gün Rablerinden perdelenmişlerdir.
16Sonra onlar, elbette cehenneme gireceklerdir.
17Sonra da: "İşte yalanlamakta olduğunuz şey budur!" denilecektir.
18Hayır, iyilerin yazısı İlliyyin (yüceler)dedir.
19İlliyyin (yüceler)in ne olduğunu sen nereden bileceksin?
20Yazılmış bir Kitâptır.
21(Allah´a) Yaklaştırılmış olanlar, ona tanık olurlar.
22İyiler elbette ni´met içindedirler.
23Divânlar üzerinde oturup bakarlar.
24Yüzlerinde ni´metin sevinç ve parıltısını sezersin.
25Onlara, mühürlü, hâlis bir şaraptan içirilir,
26Ki sonu misktir (içildikten sonra misk gibi kokar). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
27Karışımı tesnimdendir.
28Bir çeşme ki (Allah´a) yaklaştırılanlar ondan içerler.
29Suç işleyenler, inananların üstüne gülerlerdi.
30Onların yanından geçtikleri zaman birbirlerine kaş göz eder(ek onları küçümser)lerdi.
31Âilelerine döndükleri zaman da (yaptıklarıyle övünüp) eğlenmeye başlarlardı.
32İnananları gördüklerinde: "Şunlar sapık insanlar" derlerdi.
33Oysa kendileri, onların üzerine bekçi gönderilmemişlerdi.
34İşte bugün de inananlar kâfirlerin üstüne gülerler.
35Divânlar üzerinde (oturup) bakarlar:
36"Kâfirler, yaptıklarıyle cezâlandılar mı?" diye.
Chapter 84 (Sura 84)
1Gök yarıldığı,
2Kendisine yaraştığı üzere Rabbini(n buyruğunu) dinlediği zaman!
3Yer uzatıl(ıp dümdüz yapıl)dığı,
4İçindekileri dışarı atıp boşaldığı,
5Ve kendisine yaraştığı üzere Rabbini(n buyruğunu) dinlediği zaman!
6Ey insan, sen, Rabbine varan yolda çabalayıp durmaktasın, nihâyet O´na varacaksın.
7(O zaman) Kimin Kitabı sağından verilirse:
8O, kolay bir hesaba çekilecek,
9Ve sevinçli olarak âilesine dönecektir.
10Kimin Kitabı arka tarafından verilirse.
11O, ölümü çağıracak,
12Ve alevli ateşe girecektir.
13Çünkü o, (dünyâda) âilesi arasında (şımarık ve) sevinçli idi.
14O, hiç (Rabbine) dönmeyeceğini sanmıştı.
15Hayır, Rabbi O´nu görmekte idi.
16Yoo, and içerim; akşamın alaca karanlığına,
17Geceye ve (gecenin bağrında) topladığı şeylere,
18Değirmileşen aya,
19Ki, siz, mutlaka tabakadan tabakaya bineceksiniz!
20Onların nesi var ki inanmıyorlar?
21Kendilerine Kur´ân okunduğu zaman secde etmiyorlar?
22Tersine o nânkörler yalanlıyorlar.
23Allâh onların, içlerinde gizledikleri (düşünceleri) biliyor.
24Onlara acı bir azâbı müjdele.
25Ancak inanıp yararlı işler yapan kimseler için kesintisiz bir mükâfât vardır.
Chapter 85 (Sura 85)
1Burçlar sâhibi göğe andolsun,
2Va´dedilen güne andolsun,
3(O gün) Şâhide ve şâhidlik edilene andolsun,
4Ki kahroldu o hendeğin adamları
5O yakıt doldurulup tutuşturulmuş ateş (hendeğinin adamları)!
6Onlar, o (ateş hendeği)nin başında oturmuşlardı.
7Ve onlar, mü´minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
8Mü´minler sırf aziz, övgüye lâyık Allah´a inandıkları için o (zâlim)ler onlardan öç aldılar.
9O (Allah) ki göklerin ve yerin hükümranlığı O´nundur. Allâh, her şeye tanıktır.
10İnanmış erkek ve kadınlara işkence edip sonra (yaptıklarına) tevbe etmeyenler (yok mu), onlar için cehennem azâbı vardır ve onlar için yangın azâbı vardır.
11İnanan ve iyi işler yapan kimseler için de altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük başarı budur.
12Şüphesiz Rabbinin tutuşu şiddetlidir.
13İlkin var eden, sonra geri çevirip yeniden yaratan O´dur.
14O bağışlayandır, sevendir.
15Arş´ın sâhibidir, yücedir.
16İstediğini yapandır.
17O orduların haberi sana geldi mi?
18(Yani) Fir´avn ve Semûd (kavimlerin)in?
19Doğrusu, nânkörler bir yalanlama içindedirler.
20Allâh ise onları arkalarından kuşatmıştır.
21Hayır, (Kur´ân, onların dedikleri gibi bir söz değil), o şerefli bir Kur´ân´dır.
22Korunan bir levhada (yazılı)dır.
Chapter 86 (Sura 86)
1Göğe ve târık´a andolsun.
2Târık´ın ne olduğunu sen nereden bileceksin?
3Parlayan yıldızdır.
4Hiçbir can yoktur ki başında bir koruyucu (bekçi) olmasın.
5İnsan neden yaratıldığına bir baksın:
6Atılan bir sudan yaratıldı.
7Bel ile kaburga kemikleri arasından çıkan (bir sudan).
8O (Allâh), onu tekrar döndür(üp yarat)mağa kâdirdir.
9Gizlilerin (ortaya dökülüp) yoklanacağı gün,
10İnsanın ne bir gücü, ne de bir yardımcısı vardır.
11Dönüşlü göğe andolsun,
12(Bitkilerin çıkması için) Çatlayan yere andolsun ki,
13O (Kur´ân), elbette (hak ile bâtılı) ayırdedici bir sözdür.
14O, şaka değildir.
15Onlar (onu iptal etmek için) bir tuzak kuruyorlar.
16Ben de (onları yakalamak için) bir tuzak kuruyorum.
17Hele sen o kâfirlere mühlet ver, biraz bırak onları (bildiklerine gitsinler).
Chapter 87 (Sura 87)
1Rabbinin yüce adını tesbih et (O´nun eksikliklerden uzak olduğunu an).
2O ki (her şeyi) yarattı, düzenledi.
3Ve O ki herşeyin miktarını, biçimini belirleyip hedefini gösterdi.
4Ve O ki otlağı çıkardı,
5Sonra da onu kupkuru, siyah bir çöpe çevirdi.
6Sana (Kur´ân´ı), okutacağız, unutmayacaksın.
7Yalnız Allâh´ın dilediğini unutursun. O, açığı da bilir, gizli olanı da.
8Seni en kolay yola muvaffak edeceğiz.
9O halde eğer hatırlatmak yarar verirse hatırlat, öğüt ver.
10(Allah´a) Saygılı olan hatırlar (öğüt alır).
11Bahtsız olan da ondan kaçınır.
12O da en büyük ateşe girer.
13Sonra orada ne ölür, ne de yaşar.
14Doğrusu, mutluluğa ermiştir zekât veren;
15Rabbinin adını anıp namaz kılan.
16Ama siz, şu yakın hayâtı yeğliyorsunuz.
17Oysa âhiret daha iyi ve daha kalıcıdır.
18Bu (hükümler), elbette ilk sahifelerde de vardı:
19İbrâhim´in ve Mûsâ´nn sayfalarında.
Chapter 88 (Sura 88)
1(Şiddet ve dehşetiyle her şeyi) Sarıp kaplayacak olan(o felâket)in haberi sana geldi mi?
2Yüzler var ki o gün öne düşüktür,
3Çalışır, yorulur.
4Kızgın ateşe girerler.
5Kendilerine kaynamış bir gözeden (su) içirilir.
6Onlar için kuru dikenden başka yiyecek de yoktur.
7O da ne semirtir, ne de açlığı giderir.
8Yüzler de var ki o gün ni´met içinde mutlu,
9İşinden memnun,
10Yüksek bir bahçededir.
11Orada boş söz işitmezler.
12Orada akan bir kaynak vardır.
13Orada yükseltilmiş tahtlar,
14Konulmuş kadehler,
15Dizilmiş yastıklar,
16Serilmiş halılar vardır.
17Bakmıyorlar mı develere, nasıl yaratılmış?
18Göğe, nasıl yükseltilmiş?
19Dağlara, nasıl dikilmiş?
20Yere, nasıl yayılıp döşenmiş?
21Öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin.
22Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.
23Ancak kim yüz çevirir ve inanmazsa,
24Allâh ona en büyük azâbı eder,
25Dönüşleri Bizedir.
26Sonra onların hesabını görmek Bize düşer.
Chapter 89 (Sura 89)
1Andolsun fecre (tan yeri ağarmasına),
2On geceye,
3Çift´e ve tek´e,
4Gitmekte olan geceye.
5Bu (anıla)n (şeyler)de akıl sâhibi için bir yemin var, değil mi? (İşte bunlara andolsun ki kâfirler mutlaka azâba uğrayacaklardır!)
6Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd (kavmin)e?
7Sütunlu İrem´e?
8Ki ülkeler arasında onun eşi yaratılmamıştı.
9Vâdi(´l-Kurâ)da kayaları oya(rak evler yapa)n Semûd (kavmin)e?
10Ve kazıklar sâhibi Fir´avn´a?
11Bunlar ülkelerde azmışlardı.
12Oralarda çok kötülük etmişlerdi.
13Bu yüzden Rabbin onların üzerine azâb kırbacını çarptı.
14Elbette Rabbin gözetleme yerindedir (her an kullarının fiillerini gözetlemektedir).
15Fakat insan öyledir; Rabbi ne zaman kendisini sınayıp ona ikrâmda bulunur, ona ni´met verirse: "Rabbim bana ikrâm etti" der.
16Ama Rabbi onu sınayıp rızkını daraltırsa: "Rabbim beni alçalttı (perişan etti)" der.
17Hayır, doğrusu siz (Allah´tan ikrâm bekliyorsunuz ama kendiniz) yetime ikrâm etmiyorsunuz.
18Yoksula yedirmeğe teşvik etmiyorsunuz.
19Mirâsı hırsla yutuyorsunuz.
20Malı pek çok seviyorsunuz.
21Hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz edildiği zaman,
22Melekler sıra sıra dizili durumda Rabbin geldiği zaman.
23Ve cehennem de getirildiği zaman. İşte o gün insan anlar, ama artık anlamanın kendisine ne yararı var?
24(O zaman insan): "Âh, keşke ben bu hayâtım için (iyi işler yapıp) gönderseydim!" der.
25O gün O´nun yapacağı azâbı kimse yapamaz.
26Ve O´nun vuracağı bağı kimse vuramaz!
27Ey huzûra eren nefis!
28Râzı edici ve râzı edilmiş olarak Rabbine dön!
29(İyi) Kullarım arasına gir!
30Cennetime gir!
Chapter 90 (Sura 90)
1Yoo, and içerim bu kente,
2Ki sen bu şehire girmekte (burada yaşamakta)sın.
3Ve (and içerim) doğurucuya ve doğurduğuna ki,
4Biz insanı zorluk arasında yarattık.
5İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
6(Gösteriş ve övünme için) "Ben birçok mal telef ettim" diyor.
7Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
8Biz ona vermedik mi: İki göz
9Bir dil, iki dudak?
10Ona iki tepeyi (anasının iki memesini emmenin veya hayır ve şerrin yolunu) gösterdik.
11Fakat o, sarp yokuşa atılamadı.
12Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
13Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek,
14Yahut açlık gününde doyurmaktır:
15Akrabâ olan yetimi,
16Yahut hiçbir şeyi olmayan yoksulu.
17Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmak.
18İşte onlar sağın adamlarıdır (Kitabı sağından verilen uğurlu kişilerdir).
19Âyetlerimizi tanımayanlar ise solun adamlarıdır (Kitabı solundan verilen uğursuz kişilerdir).
20Onlara (kapıları) üzerlerine kilitlenecek bir ateş vardır!
Chapter 91 (Sura 91)
1Güneşe ve onun aydın sabahına andolsun,
2Onu izleyen aya andolsun,
3Güneşi ortaya çıkaran gündüze andolsun.
4Onu örten geceye andolsun.
5Göğe ve onu yapana andolsun.
6Yere ve onu yuvarlayıp döşeyene andolsun.
7Nefse ve onu biçimlendirene,
8Ona bozukluğunu ve korunmasını (isyânını ve itâ´atini) ilhâm edene andolsun ki:
9(Allâh´tan başkasına tapmayarak) Nefsini yücelten kazanmış,
10(Yaratıklara taparak) Onu alçaltan da ziyana uğramıştır.
11Semûd (kavmi), azgınlığı yüzünden (Hakk´ı) yalanladı.
12En haydutları ayaklandığı zaman,
13Allâh´ın elçisi onlara: "Allâh´ın devesine ve onun su içme hakkına dokunmayın!" demişti.
14Onu yalanladılar, deveyi kestiler. Rableri de, günâhları yüzünden azâbı başlarına geçirip, orayı dümdüz etti.
15(Rab) Bu işin sonundan korkmaz.
Chapter 92 (Sura 92)
1Örttüğü zaman geceye andolsun,
2Göründüğü zaman gündüze andolsun,
3Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,
4Sizin işiniz çeşit çeşittir:
5Kim (hayır için) verir, korunursa,
6Ve en güzel (söz)ü doğrularsa,
7Ona en kolay (yolda gitmey)i kolaylaştırırız.
8Kim de cimrilik eder, kendini zengin (ve kendine yeterli) görürse,
9Ve en güzel (söz)ü de yalanlarsa,
10Ona da en güç (yolda gitmey)i kolaylaştırırız.
11Çukura düştüğü zaman malı ona hiçbir fayda sağlamaz.
12Doğru yola iletmek bize âittir.
13Son da ilk de (âhiret de dünyâ da) bizimdir.
14Ben sizi alev saçan bir ateşe karşı uyardım.
15Ona ancak haydut olan girer.
16O ki, yalanlandı ve sırtını döndü.
17En çok korunan da ondan uzak tutulur.
18O ki malını hayra vererek arınır, yücelir.
19Ve onun yanında, hiç kimsenin karşılık verilecek bir ni´meti yoktur (o, verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak değil),
20Yalnız yüce Rabbinin rızâsı için verir.
21Yakında kendisi de (Allâh´ın verceği ni´metle) râzı olacaktır.
Chapter 93 (Sura 93)
1Kuşluk vaktine andolsun,
2Sâkinleşen geceye andolsun ki,
3Rabbin, seni bırakmadı ve sana darılmadı.
4Senin sonun, ilkinden iyi olacaktır.
5Rabbin, sana verecek ve sen râzı olacaksın.
6O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
7Seni şaşırmış bulup yola iletmedi mi?
8Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
9Öyleyse sakın öksüzü ezme,
10Dilenciyi azarlama.
11Ve Rabbinin ni´metini anlat.
Chapter 94 (Sura 94)
1Biz senin (bunalan) göğsünü açmadık mı (ondaki bunalımları, sıkıntıları giderip, onu ilim, hikmet ve huzur ile genişletmedik mi)?
2Ve atmadık mı senin üzerinden yükünü?
3Ki (o, ağırlığından) sırtını çatırdatmıştı!
4Senin şânını yükseltmedik mi?
5Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
6Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
7O halde (işlerinden) boşaldığın zaman (ibâdete) dur.
8Rabb´ine niyaz et, yalvar.
Chapter 95 (Sura 95)
1Tin´e ve Zeytûn´a andolsun.
2Sinâ Dağına andolsun.
3Ve bu güvenli Şehre andolsun ki,
4Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
5Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.
6Yalnız inanıp iyi işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir mükâfât vardır.
7Böyle iken sana âhiret cezâsını yalanlatan nedir?
8Allâh, hüküm verenlerin en iyisi değil midir?
Chapter 96 (Sura 96)
1Yaratan Rabbinin adıyle oku.
2O, insanı alaktan (embriyodan) yarattı.
3Oku, Rabbin en büyük kerem sâhibidir.
4O ki kalemle (yazmayı) öğretti.
5İnsana bilmediğini öğretti.
6Hayır, (Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen yine) insan azar;
7Kendini zengin (kendine yeterli) gördüğü için,
8Ama dönüş Rabbinedir (O´nun huzurunda bu azgınlığının hesabını verecektir).
9Gördün mü şu men edeni?
10Namaz kılarken bir kulu (namazdan)?
11Gördün mü, ya o (kul) doğru yolda olur,
12Yahut kötülüklerden korunmayı emrederse?
13Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar yüz çevirirse? (O zaman bu yaptığı kendisi için iyi mi olur?)
14Allâh´ın (dâimâ kendisini) gördüğünü bilmedi mi (o)?
15Hayır, (olmaz böyle şey), eğer bundan vazgeçmezse (onu) perçem(in)den yakalar (ateşe sürükler)iz,
16O yalancı, günâhkâr perçem(den)!
17O zaman (o gitsin) de meclisini (adamlarını) çağırsın.
18Biz de zebânileri çağıracağız.
19Hayır, ona boyun eğme; (Rabbine) secde et ve yaklaş!
Chapter 97 (Sura 97)
1Biz o(Kur´â)n´ı Kadir gecesinde indirdik.
2Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?
3Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.
4Melekler ve Rûh, o gece Rab´lerinin izniyle her iş için iner de iner.
5Esenliktir o, tâ tan yeri ağarıncaya kadar!
Chapter 98 (Sura 98)
1Kitap ehlinden ve müşriklerden (hakk´ı) tanımayanlar, kendilerine açık kanıt gelinceye dek (halleri üzere) bırakılacak değillerdi (mutlaka kendilerine açıklama gelecekti).
2(Yani) Allâh tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeler okuyan bir elçi.
3O sahifelerde doğru, değerli Kitaplar vardır.
4Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.
5Oysa kendilerine, dini yalnız Allah´a hâlis kılıp O´nu birleyerek Allah´a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din oydu.
6Kitap ehlinden ve (Allah´a) ortak koşanlardan olan nânkörler, sürekli olarak cehennem ateşindedirler. Onlar, halkın en şerlisidir.
7İnanıp iyi işler yapanlar da halkın en hayırlısıdır.
8Rableri katında onların mükâfâtı altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları, Adn cennetleridir. Allâh onlardan râzı olmuş, onlar da O´ndan râzı olmuşlardır. Bu, Rabbine saygı gösterene mahsustur.
Chapter 99 (Sura 99)
1Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
2Yer (bağrındaki) ağırlıklarını çıkardığı,
3Ve insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman!
4İşte o gün (yer), haberlerini söyler.
5Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir (onun için başından geçenleri anlatır).
6O gün insanlar, ayrı ayrı gruplar halinde (Yüce Divâna) çıkarlar ki, yaptıkları işler kendilerine gösterilsin.
7Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür.
8Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.
Chapter 100 (Sura 100)
1Andolsun nefesleriyle (güp güp) ses çıkararak koşan (at)lara,
2(Tırnaklariyle yerden) Ateş çıkaranlara,
3Sabahleyin akın edenlere,
4(Koşarak) Toz koparanlara,
5Derken bir topluluğun ortasına dalanlara.
6(Bunlara andolsun) Ki insan, Rabbine karşı çok nânkördür.
7Ve o da buna şâhiddir.
8Doğrusu o, malı çok sever.
9Bilmez mi o, kabirlerde olanlar dışarı atıldığı,
10Göğüslerde bulunanlar devşirildiği zaman,
11O gün Rabbleri onların her halini haber almış (gizli ve açık bütün yaptıklarını bilmiş)tir.
Chapter 101 (Sura 101)
1Çarpan olay!
2Nedir o çarpan olay?
3O çarpan olayın ne olduğunu sen nereden bileceksin?
4O gün insanlar, yayılmış pervâneler gibi olur(lar).
5Dağlar atılmış renkli yün gibi olur.
6Kimin tartıları ağır gelirse,
7O, memmun edici bir hayât içindedir.
8Kimin tartıları hafif gelirse,
9Onun anası (bağrına atılacağı) hâviye (uçurum)dur.
10Onun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
11Kızgın bir ateştir!
Chapter 102 (Sura 102)
1Çokluk yarışı, sizi oyaladı,
2Nihâyet kabirleri ziyaret ettiniz (kabre girinceye kadar mal artırmağa çalıştınız).
3Hayır (olmaz bu), yakında bileceksiniz (hatânızı)!
4Yine hayır, yakında bileceksiniz (hatânızı)!
5Hayır, (gerçeği) kesin bilgi ile bilseydiniz;
6Mutlaka cehennemi görür (onun varlığını gözle görmüş gibi kabul eder)diniz.
7Sonra onu kesin olarak gözle göreceksiniz.
8Sonra o gün, (size verilen) ni´metten sorulacaksınız.
Chapter 103 (Sura 103)
1Asr´a andolsun ki,
2İnsan ziyandadır.
3Ancak inanıp iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler ziyânda değillerdir.
Chapter 104 (Sura 104)
1(İnsanları) Diliyle çekiştiren, kaş ve gözüyle işâretler yapıp alay eden her fesâd kişinin vay haline!
2O ki mal yığdı, onu saydı durdu.
3Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanıyor.
4Hayır, andolsun ki o, Hutame´ye atılacaktır.
5Hutame´nin ne olduğunu sen nereden bileceksin?
6Allâh´ın tutuşturulmuş ateşidir.
7(Bir ateş) Ki gönüllere işler.
8O, onların üzerine kapatılıp kilitlenecektir.
9(Kendileri,) Uzatılmış direkler arasında (bağlı) olarak (kalacaklardır).
Chapter 105 (Sura 105)
1Rabbinin, Fil sâhiplerine ne yaptığını görmedin m?
2Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
3Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi,
4Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan (kuşlar).
5Nihâyet onları, kurt yeniği ekin yaprağı gibi yaptı.
Chapter 106 (Sura 106)
1Kureyşi alıştırdığı için,
2Onları kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı için,
3Bu Ev (Ka´be´n)in Rabbine kulluk etsinler.
4O ki onları yedirip açlıktan kurtardı ve onları korkudan güvene kavuşturdu.
Chapter 107 (Sura 107)
1Din (âhiret cezâsın)ı yalanlayan(adam)ı gördün mü?
2İşte o, öksüzü iter, kakar;
3Yoksulu doyurmağa önayak olmaz.
4Şu namaz kılanların vay haline,
5Ki, onlar namazlarından gaflet ederler (kıldıkları namazın değerini bilmez, ona önem vermezler).
6Onlar gösteriş (için ibâdet) yaparlar.
7En ufak bir yardımı esirgerler.
Chapter 108 (Sura 108)
1Biz sana Kevser´i (bol ni´met, ilim ve büyük şeref) verdik.
2Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve nahret (kurban kes veya ellerini boğazına kadar kaldırıp tekbir al).
3Asıl sonu kesik olan, sana buğzedendir.
Chapter 109 (Sura 109)
1De ki: Ey nânkörler,
2Ben sizin yaptığınız ibâdeti yapmam;
3Siz de benim yaptığım ibâdeti yapmazsınız.
4Ben asla sizin yapmakta olduğunuz ibâdeti yapıcı değilim.
5Siz de benim yapmakta olduğum ibâdeti yapıcı değilsiniz.
6Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
Chapter 110 (Sura 110)
1Allâh´ın yardımı ve fetih geldiği,
2Ve insanların dalga dalga Allâh´ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,
3Rabbini överek tesbih et, O´ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeyi kabul edendir.
Chapter 111 (Sura 111)
1Ebu Leheb´in iki eli kurusun (yok olsun o); zaten yok oldu ya.
2Ne malı, ne de kazandığı onu (Allâh´ın kahrından) kurtaramadı.
3Alevli bir ateşe girecektir (o).
4Karısı da, odun hamalı olarak.
5Boynunda hurma lifinden bir ip olacaktır.
Chapter 112 (Sura 112)
1De ki: O Allâh birdir.
2Allâh Samed´dir.
3Kendisi doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
4Hiçbir şey O´nun dengi olmamıştır.
Chapter 113 (Sura 113)
1De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe;
2Yarattığı şeylerin şerrinden,
3Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
4Düğümlere üfleyip tüküren büyücü kadınların şerrinden,
5Ve hased ettiği zaman hasedcinin şerrinden.
Chapter 114 (Sura 114)
1De ki: "Sığınırım ben, insanların Rabbine.
2İnsanların pâdişâhına,
3İnsanların Tanrısına:
4O sinsi vesvesecinin şerrinden.
5O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar.
6Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah´a sığınırım).